Din vatan değildir: Çağdaş devletin dine davranışı nasıldır?

Cezayir'de yaşanan üç rahatsız edici hadise sorgulanmayı ve tehlike çanlarını çalmayı gerektiriyor

Çağdaş devlet, her şeyden önce vatandaşın güvenliğinden sorumludur (Reuters)
Çağdaş devlet, her şeyden önce vatandaşın güvenliğinden sorumludur (Reuters)
TT

Din vatan değildir: Çağdaş devletin dine davranışı nasıldır?

Çağdaş devlet, her şeyden önce vatandaşın güvenliğinden sorumludur (Reuters)
Çağdaş devlet, her şeyden önce vatandaşın güvenliğinden sorumludur (Reuters)

Emin Zavi
Son zamanlarda Cezayir'de iki haftadan kısa bir süre içinde üç hadise yaşandı. Benzer hadiseler başka herhangi bir Mağrip veya Arap ülkesinde yaşanabilir, ama Cezayir’de bu üç hadise endişe uyandırıyor, sorgulanmayı ve tehlike çanlarının tekrar tekrar çalınmasını gerektiriyor ki ülke kasırgalar ve artçı sarsıntılar alanına girmesin.
Ey insanlar, fitne uykuda, bırakın uyusun. Ölüm ve yıkım yılları hala hafızalarda ve kurbanlarının yaraları henüz kapanmadı.
Fitne uykuda, bırakın uyusun, küllenmiş ateşe üflemeyin.
Bu hadiselerin ilki, özel “en-Nahar” kanalında yayınlanan "Hub el-Muluk" (Kralların Aşkı) dizinin yasaklanması, “Babur el-Loh” dizisindeki “bazı sahneler” nedeniyle ‘el-Şuruk’ kanalına uyarıda bulunulmasıdır. Cezayir'de yayınları denetleyen otorite olan Görsel-İşitsel Denetim Kurulu’nun bu yasak ve uyarısının nedeni, devletin temellerini ve kurumlarını ihlal eden, onlara saygısızlık eden tehlikeli bir siyasi veya güvenlik meselesi değil. Hayır, neden bu değil,  “birilerinin”  erkek oyuncunun kadın oyuncunun bedenine “bakışını” beğenmemesidir. Bu bakış bir dizi sahnesinde geçiyor, bu sadece bir kurmaca beyler!
Bu birileri "cinsel takıntılı" olduğu için – ki maalesef bu hastalık toplumumuzda çok yaygın- tepesi attı ve işler ilgili bakana "meclisi utandıran”, Cezayir'in ve Cezayirlilerin ahlakını "tehdit eden" bu "sahne"den dolayı mecliste gen soru verilmesi noktasına vardı. Bunun sonucunda ve bu tartışmadan siyasi ve ideolojik olarak yararlanmak adına "elektronik sinek" (trol) orduları harekete geçti. Sosyal medya, koparılan yaygaralar, bu "bakış" veya "öpücük" yüzünden Cezayir'de artık tehdit altında olan İslam dininin kaderi ve Yüce Allah'ın varlığı için ağlamalarla dolup taştı. Sanki iyiliği ve kötülüğü, zayıflığı ve güçlülüğü, doğruluğu ve kötülüğü ile bir insan toplumunda değil de “tanrılar” ve “peygamberler” toplumunda yaşıyoruz.
Bazılarını tanıdığım ve saygı duyduğum Görsel-İşitsel Denetim Kurulu üyelerinin, bu tarihi geçmiş ve mantıksız sesler karşısında böyle bir tavizde bulunmaları, ülkeyi başka tehlikeli tavizlere, kültür ve sanatı genel olarak bir sıradanlığa sürükleyecek, ifade özgürlüğünün çemberini gittikçe daraltacak. Güzellik, sanat ve edebiyat düşmanlarının amaçları da bu.
Bu üç hadiseden ikincisi; başkent Cezayir’in yaklaşık 150 km güneydoğusunda bulunan Buveyra Eyaleti'nin kentlerinden biri olan Meşdala'da yaşanan hadisedir. Hadise şöyle gelişti; bir grup genç, sanatsal gösterilerin ve diğer popüler kitle toplantılarının genellikle düzenlendiği kent merkezindeki meydanda bir konser organize etme girişiminde bulundular. Yerel otoritelerden izin alan bu sanatsal faaliyet, sömürge döneminde kilise olarak inşa edilen, daha sonra camiye dönüştürülen ve genişletilen, konserin verileceği meydanın karşısında yer alan Hidaya Camii'nde kılınan teravih namazının ardından başladı. Ancak konser başladığında, caminin imamı camideki hoparlör aracılığıyla ahlak dışı ibareler kullanarak katılımcılara hakaret ve lanetler etmeye başladı.
İmamın bu davranışı, Buveyra ve Cezayir’in tamamında toplumu destekleyenler ve kınayanlar şeklinde ikiye böldü. Bir kez daha sosyal medya nefret söylemleri seline boğuldu. Bazı akil tarafların müdahalesi ve yatıştırması olmasaydı bu söylemler, bölge ve ülkede fitne ve kargaşaya yol açacaktı.
Bu konseri eleştirip, organizatörlere ve katılımcılara öfke püskürtenler, İslam’a ya da Müslümanlara saygısızlık edildiğini düşünenler, konser nedeniyle etrafında kıyametin koparıldığı bu meydandan yaklaşık 80 kilometre uzakta, bir haftadan kısa bir süre önce meydana gelen bir suç eylemini dikkate almadılar ve kınamadılar. Bu meydandan 80 km uzakta 30 yaşındaki bir kadın ile 8 yaşındaki kızı, sözde insan bir canavarın tecavüzüne uğradı. Hiç kimse bir caminin hoparlörünü kullanarak müminlere güvenlik güçleri tarafından tutuklanan bu canavarı kınayan bir konuşma yapmadı. Bu kadın ve kızına yönelik bu suç eylemini kınamak için hiç kimse trollerini harekete geçirmedi.
Cezayirlilerin bildiği mübarek Ramazan hiçbir zaman sevinç ve kutlamaya, çeşitliliğe ve farklılığa hiçbir zaman karşı olmadı. Bilakis her zaman rahmet, kültür, maneviyat ve yüksek ahlak, gösteriş ve ikiyüzlülük yapmadan veya siyasi ve ideolojik fayda ummadan müminin Rabbi ile derin ve sıcak ilişkisini gözden geçirdiği bir ay oldu. Eski çağlardan beri babalarımız ve dedelerimizin adeti buydu.
Beyler, devlet cennet veya cehennemin kapısının değil, vatanın sınırlarının muhafızıdır.
Üçüncü hadise, sanki şehirde bir de şerefsiz (!) bir sivil toplum varmış gibi, Vahran şehrindeki "şerefli" sivil topluma ait olduğunu iddia eden bir takım "dernekler" tarafından imzalanan tuhaf ve provokatif bildiridir. Bildiri, dünyaca meşhur büyük sanatçı Lounis Ait Menguellet'in bu akşam Vahran’daki Mağrip Salonu'nda vereceği konserin yasaklanması çağrısı yapıyordu.
Önümüzdeki Haziran ayının sonunda Akdeniz Oyunları'na ev sahipliği yaparak Akdeniz'in başkenti olacak Vahran gibi bir şehirde bu kadar nefret dolu ve ırkçı bir bildirinin yayınlanması çok üzücü ve kızgınlık uyandıran bir durum.
Bu misafirperver, açık, çoğulcu ve hoşgörülü şehir herkesin şehridir. Vahranlı Reynat, Rimitti, Ahmed Vehbi, Blavi el-Hovari, Abdulkadir Alula, Veled Kaki, Sirat Bumedyen, Belaha Buzyen, el-Siyam el-Hac,  Yves Saint Laurent, el-Mekki Nuna, Şeyh el-Mehaci, Şeyh el-Zubeyr, Ahmed Saber, Bellemo, Şeb Halid, Ammar Bilhasan, Abdulkadir Cağlul, Medin kardeşler, Melyani el-Hac ve Muhammed Adar’ın şehridir. Yıllar boyunca her türlü ırkçılıktan ya da bölgesel kültür taraftarlığından uzakta bir arada yaşama, sevgi, farklılık, saygı ve çalışkanlık alanı olarak yaşamış bir şehirdir. Hatta Vahran, yabancı birinin kendisini hiçbir şekilde yabancı hissetmeyeceği Cezayir ve Akdeniz şehirlerinden biri.  
Bu ayrıkçı grubun, ailesinin bir bölümü yıllardır bu şehirde yaşayan dünyaca ünlü ve Berberi dilinde şarkı söyleyen Cezayirli sanatçı Lounis Ait Menguellet'in MAC örgütü mensubu olduğu gerekçesiyle, katılacağı sanat akşamını yasaklama çağrısında bulunduğu bu tür çok tehlikeli ırkçı bir açıklama, bu grubun istediği fitneye açık bir davettir. Böylece şehri ve ülkeyi yeniden “Kara 10 yıl” (Cezayir İç Savaşı) dönemine sürüklemek istiyorlar. Bu grup, bu renkli ve medeniyet sahibi şehrin teröre en iyi evlatlarını kurban verdiğini ya unuttular ya da unutmuş gibi yapıyorlar. Bu dönemde, büyük tiyatrocu Abdulkadir Alula, profesör Abdurrahman Far el-Zahab, Şeb Hüsnü, Reşid Baba Ahmed, Bahti bin Avde, Cemaleddin Zuayter suikasta kurban giderken, yüzlerce aydın şehirden kovulmuştu.
Çağdaş devlet, Allah’ın güvenliğinden değil, her şeyden önce vatandaşın güvenliğinden sorumludur. Yüce Allah bize değil, biz ona muhtacız.
Çağdaş devlet Allah'ın evlerinin güvenliğinden sorumluysa, bundan önce özgür ve onurlu bir şekilde yaşayabilmeleri için yurttaşların evlerindeki güvenliklerinden sorumludur.
Merkezi çağdaş devlet, bir yasa ve hukuk kurumları devleti olmalı. Siyasi veya ticari bir meta olmayan hak dinin ticaretini yapanlar hakkında gerekeni yapacak güçte olmalı. Bu turda onlara bir kez taviz verirse, arkasından başka turlar ve tavizler gelecek. Bu tavizler dizisiyle birlikte ülkeyi yavaş yavaş bir uçuruma, kimsenin bu güzel ülke için istemediği kanlı bir iç savaşa doğru bir kez daha sürüklenirken bulacağız.
Merkezi çağdaş devlet, ifade özgürlüğünün ve sanat özgürlüğünün koruyucusudur. Kendilerinde dünya çapında bir sanatçıyı yasaklama hakkını görenler, ülkeyi Orta Çağ'a döndürmek isteyenlerdir. Bu, sadece her tarafta Cezayir'e karşı pusu kurmuş bekleyenlerin ekmeğine yağ sürer. Berberi dilini ulusal ve resmi bir dil olarak tanıyan bir ülkedeyiz, bu yüzden Cezayir gibi büyük ve birleşik bir ülkede çoğulculuğu ve farklı olma hakkını sorgulamaya gerek yok.
Mezarında çürümekte olan fitneyi diriltmeyin!



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.