İspanya Başbakanı Sanchez ve Danimarka Başbakanı Frederiksen Kiev’de temaslarda bulundu

İspanya Başbakanı ve Danimarkalı mevkidaşı Kiev'de (AP)
İspanya Başbakanı ve Danimarkalı mevkidaşı Kiev'de (AP)
TT

İspanya Başbakanı Sanchez ve Danimarka Başbakanı Frederiksen Kiev’de temaslarda bulundu

İspanya Başbakanı ve Danimarkalı mevkidaşı Kiev'de (AP)
İspanya Başbakanı ve Danimarkalı mevkidaşı Kiev'de (AP)

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ve Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen dün Ukrayna'nın başkenti Kiev'e gitti. İki lider başkentte Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile bir araya geldi.
Kiev ziyaretinde açıklamalarda bulunan İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in başlattığı savaşın neden olduğu dehşet ve vahşet karşısında derinden etkilendiğini söyledi. İspanya Başbakanı ayrıca, Ukrayna halkının kendini savunmasında ‘Avrupa’nın sağlam dayanışmasına’ vurgu yaptı.
Sanchez ve Frederiksen, Kiev'e yaptıkları ziyaret kapsamında, başkent yakınlarındaki Borodyanka kasabasına da gittiler.
İspanya Başbakanı, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, ‘Ukraynalıların Rus işgaline karşı koyma ve topraklarını savunmadaki cesaretine’ olan hayranlığını dile getirdi. Sanchez ayrıca, İspanya'nın Ukrayna'ya en büyük askeri teçhizat ve silah sevkiyatını gönderdiğini duyururken, 200 tondan fazla silah, mühimmat ve zırhlı araç taşıyan lojistik destek gemisi ‘Isabel’in Polonya limanına doğru yola çıktığı belirtildi.
Danimarka Başbakanı, ise ülkesinin Ukrayna'ya askeri ve insani yardım sağlamaya devam edeceğini açıkladı.
Avrupa'nın ülkesine verdiği desteğe teşekkür eden Zelenskiy, gerekli yardımın bir an önce sağlanması halinde Rus saldırganlığına karşı zaferin yakın olduğunu vurguladı.

Almanya’ya Ukrayna tepkisi
Öte yandan Rusya-Ukrayna savaşında Almanya'nın tutumu eleştiri konusu olmaya devam ediyor. Berlin, Rusya'ya uygulanan Batı yaptırımlarına petrol ve doğalgazı dahil etmeyi reddetmekte ısrar ediyor. Almanya hükümeti ayrıca Ukrayna silahlı kuvvetlerine ağır silah tedarikinde de yavaş adım atıyor. Tüm bunlar Avrupalı ve Batılı müttefiklerinin Berlin'e karşı giderek artan bir hoşnutsuzluk duygusuna neden oldu. Bu bağlamda Ukraynalı yetkililer Alman Şansölyesi Olaf Scholz'un konumundan duydukları hayal kırıklığını dile getirdiler.
Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel, dün akşam Ukrayna Devlet Başkanı ile Kiev'de düzenlediği ortak basın toplantısında Almanya’nın tutumu konusunda yorum yapmaktan kaçındı. Michel, "Avrupa yaptırımlarının er ya da geç Rusya'dan petrol ve gaz tedarikini içereceğine yönelik tam bir kanaate sahibim" dedi.
Avrupa Konseyi Başkanı, “Kremlin'in Avrupalı ortakları ayırma çabalarına rağmen, üye devletler, Rusya'ya karşı şimdiye kadar 5 yaptırım paketi ve birliğin kuruluşundan bu yana ilk kez üçüncü bir ülkeye silah gönderilmesi konusunda oybirliğiyle anlaştılar. Rusya, Ukrayna'nın egemenliğini ortadan kaldıramayacak ve Avrupalılar arasında anlaşmazlık çıkaramayacak” dedi.
Almanya ve Macaristan'ın, Avrupa Birliği'nin Rusya'ya karşı hazırladığı altıncı yaptırım paketine hidrokarbonları dahil etmeyi reddetmesi üzerine Michel, "Yaptırımların amacı, üye ülkelerin aleyhine olmaksızın Rusya'ya zarar vermektir” dedi.
Avrupa Birliği, ABD ve İngiltere'nin Almanya’ya yönelik baskılarının arttığını söyleyen Zelenskiy, bu durumun Alman şansölyesinin pozisyonunu değiştirmesine neden olacağını ifade etti. Ukrayna lideri, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Rus petrolünü yaptırımlara dahil etmeye hazır olduklarını sözlerine ekledi.
Ukrayna'nın Avrupa Birliği'ne katılımıyla ilgili olarak Zelenskiy, geçtiğimiz günlerde görüştüğü Avrupa Birliği liderlerinin çoğundan güçlü destek gördüğünü söyledi. Ancak üye ülkeler arasında konuyla ilgili hâlâ farklı görüşlerin olduğu sır değil.
Ukrayna silahlı kuvvetlerinin Rus işgalini püskürtmek ve Kremlin'in hedeflerine ulaşmasını engellemek için ihtiyaç duyduğu silahlar konusunda Avrupa ülkelerinin net bir çizgide olduğunu söyleyen Zelenskiy, bu silahların zamanında gelmesinin önemini vurguladı.

Putin’e insani kriz suçlaması
İrlanda Başbakanı Michael Martin, Perşembe günü Dublin'de yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Putin'in Afrika'dan Avrupa'ya yoğun göç yoluyla küresel bir insani kriz yaratmayı planladığını ileri sürdü. Söz konusu insani krizin birçok yoksul ülkede ekmek gibi temel gıdaların fiyatlarını artırarak gıda krizine yol açacağı tahmin ediliyor.
Martin, Rus kuvvetlerinin Ukrayna'daki bir dizi büyük tahıl deposunu imha ettiğini ve bu depoları stratejik bir hedef olarak gördüğünü belirtti. Martin, “Bu, Ukrayna'nın tahıl kaynaklarına bağımlı ülkelerde gıda konusunda bir acil durum zincirine yol açacaktır. Bu durum ayrıca, demokratik hükümetler üzerinde baskı oluşturmak üzere Afrika'dan Avrupa'ya doğru büyük bir göç dalgasına sebebiyet verecektir” dedi.
Avrupa Komisyonu, Moskova'yı, Sovyet rejiminin Stalin döneminin başında Rusya'nın komşusu olan ülkeleri boyunduruk altına almak için yaptığına benzer şekilde, Ukrayna'ya karşı savaşında ‘gıdayı silah olarak kullanmak ve tarımsal altyapıyı vurmakla’ suçluyor.
Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) bu haftanın başlarında, gıda fiyat endeksinin geçen ay bir önceki aya göre yüzde 12,6 artış ile rekor kaydettiğini bildirmişti. Bu 30 yılda ulaşılan en yüksek seviye.
BM, Dünya Gıda Programı ve FAO tarafından yayınlanan bir raporda, Ortadoğu ve Sahra Altı Afrika'daki 26 ülkenin Ukrayna ve Rusya'dan ithal edilen gıda maddelerine yüzde 50 bağımlı olduğu hatırlatıldı. Yeterli gıda satın alamayan 16 milyon nüfusa ek olarak 6 milyon çocuk da yetersiz beslenmeden mustarip.
Öte yandan, Ukrayna Senfoni Orkestrası, yarın Polonya'nın başkenti Varşova'da başlayacak ve önümüzdeki ayın ortasında Brüksel'de sona erecek olan Avrupa turnesinde konserlerine devam edeceğini duyurdu.



Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.


Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.


Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
TT

Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)

Güney Kore ordusu, bugün Kuzey Gapyeong eyaletinde rutin bir eğitim görevi sırasında bir AH-1S Cobra askeri helikopterinin düştüğünü ve iki kişilik mürettebatının hayatını kaybettiğini açıkladı.

Ordu yaptığı açıklamada, helikopterin saat 11:00 civarında, nedeni henüz netleşmeyen bir şekilde düştüğünü belirtti. İki mürettebat yakındaki bir hastaneye kaldırıldı ancak yaralanmaları nedeniyle hayatlarını kaybetti.

Kaza sonrasında, ordu bu modeldeki tüm helikopterlerin uçuşlarını durdurdu ve kaza nedenini araştırmak üzere bir acil müdahale ekibi oluşturdu. Ordu, eğitim görevinin motor çalışır haldeyken acil iniş prosedürlerinin uygulanmasını içerdiğini belirtti.