Rusya ve AB için olası gaz ambargosu senaryoları

AB ülkeleri, Rus enerjisine bağımlılıklarını azaltmakta başarı gösteremedikleri için ülkeyi ekonomik olarak daha çok zarara uğratacak doğal gaz ve petrol alanlarında somut adım atacak cesareti bulamıyor.

AA
AA
TT

Rusya ve AB için olası gaz ambargosu senaryoları

AA
AA

Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa Birliği (AB) ve dünya genelinde ekonomik büyümede düşüşe neden olup enflasyonu yükseltirken, Ukrayna'dan gelen talepler ve ABD'nin artan baskısıyla AB'nin Rusya'dan gaz ve petrol ithalatını yasaklaması ihtimali gündemdeki yerini koruyor.
Rusya'nın Ukrayna'ya saldırmasıyla Batılı ülkeler, Rusya'ya "ağır ekonomik bedel ödetmek" için özellikle finans, enerji ve ulaşımla birlikte ticaret ve bireysel kısıtlamaları da içeren çok sayıda yaptırımı yürürlüğe koydu.
Buna karşın doğal gaz boru hatlarıyla Rusya'ya adeta kelepçelenmiş olan AB, Rusya'dan ithal ettiği enerji ürünlerine yasak getirecek katı yaptırımları uygulamayı, yani Rus enerjisinin fişini çekmeyi, başaramıyor. Bu durum, "AB'nin Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşını finanse ettiğine dair" yıkıcı bir algıya da yol açıyor.
AB, Rusya’ya her gün petrol için 450 milyon dolar, doğal gaz için 400 milyon dolar ödeme yapıyor. Savaşının başlangıcından bu yana enerji tedariki için Moskova'ya 47 milyar avrodan fazla para aktardı.
AB tarafından Rus gaz arzının durdurulmasının her iki tarafı da sert şekilde vuracağı belirtilirken, mevcut durumun gaz piyasasının geleceğine yönelik şüpheler nedeniyle fiyatları yapay olarak yüksek tutmak için Rusya açısından elverişli olduğuna vurgu yapılıyor.
Şubat ayı sonlarında Rusya'nın Ukrayna'ya saldırmasının ardından birçok ülke Rus banka, kuruluş ve şahıslarına 6 bin 918 (2014 yılından beri toplamda 10 bine dayandı) yeni yaptırım uyguladı. Her geçen gün genişletilerek artan yaptırımlar; finans, enerji, ulaşım, medya, teknoloji, otomobil, spor ve ticaret alanlarını kapsıyor.

AB ülkeleri de köşeye sıkıştı
Rusya-Ukrayna savaşı enerjide zor durumda olan AB ülkelerini de köşeye sıkıştırdı.
Avrupa'nın yılda ortalama 155 milyar metreküp tükettiği Rus gazına yönelik bir yaptırım hamlesi ile Rusya'nın Avrupa'ya yönelik gaz akışını durdurma ihtimali, tüm bölgede enerji krizinin devam ettiği bir süreçte endişeleri körükledi.
Rusya'nın gaz arzını daha da düşürmesi ya da tamamen durdurmasına karşı acil durum planlaması yapmaya çalışan AB, Rus gazına alternatif kaynak arayışına girişti.
Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tedarik anlaşmaları için gözünü ABD, Norveç, Katar, Mısır, Cezayir'e çeviren AB, yaşanabilecek kesintinin yerini tutacak bir seçenek bulmakta zorlanıyor.
AB'nin yıllık LNG ithal etme kapasitesi 160 milyar metreküp seviyesinde bulunuyor. Rusya'dan akışın sürdüğü durumda bile AB toplam LNG kapasitesinin büyük kısmını kullanıyor. Bu nedenle Avrupa'nın, Rus gazındaki bir kesintide tüm ihtiyacının LNG ile sağlanması mümkün görünmüyor.
Doğal gaz konusunda AB'nin Rusya'ya olduğu kadar Rusya'nın da AB'ye ihtiyacı var. Enerji ihracatının en önemli gelir kalemi olduğu Rusya'da, Avrupa ülkelerine 155 milyar metreküp doğal gaz tedarik ediliyor. Rus ekonomisinin doğal gaz gibi çeşitli enerji ürünleri ihracatı, dış gelirlerinin üçte birinden fazlasını oluşturuyor.
AB ülkeleri Rus kömürüne ambargo kararı alırken Rusya'dan gaz ve petrol ithalatına yönelik bir ambargo tartışılmaya devam ediyor.
Boru hattıyla sağlanan doğal gazın aksine, petrol ve kömür küresel pazarlarda hemen hemen her yerden satın alınabiliyor ve her ikisinin de ülkelerin stratejik rezervleri mevcut. Gaz ise yalnızca mevcut boru hatlarından iletilebildiği için ambargo için daha büyük bir zorluk teşkil ediyor.
Rus petrol ve gazına muhtemel AB ambargosunun fiyatları önemli ölçüde artırarak AB’ye zarar vereceği, aynı zamanda yüksek fiyatlarla dünyanın geri kalanına petrol ve gaz satabilecek olan Rusya'ya yardımcı olacağı belirtiliyor.
Buna karşılık, Rusya'nın petrol ve gaz ithalatına yönelik AB ambargosu Rusya'nın bu kaynaklardan elde ettiği geliri etkileyici bir şekilde düşüreceği ifade ediliyor.

Putin, yönünü Asya'ya çevirdi
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, geçen yıl AB, Rusya'dan 155 milyar metreküp doğal gaz ithal etti. Bu, AB'nin toplam gaz ithalatının yüzde 45'ini, toplam gaz tüketiminin ise yüzde 40'ını karşıladı.
Rusya'nın petrol ve gaz ihracatından elde ettiği gelir geçen yıl bütçenin yüzde 45'ini oluşturdu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, savaştan dolayı uygulanan yaptırımlar ve AB ülkelerinin enerji ithalatını azaltmaya dönük girişimleri nedeniyle doğal gaz ve petrol ihracatı için yüzünü Asya'ya döndürmesi dikkati çekiyor.
Putin, 15 Nisan'da, AB'nin Rus gaz ve petrolünden vazgeçmeye yönelik planlarına ilişkin, "Böyle bir adımın sonuçları çok acı verici olabilir." ifadesini kullanmıştı. Putin, enerji sektörünün ve fosil enerji ithalatının genişletilmesi için yeni önceliklerin belirlenmesini talep etti.
Rus gazından vazgeçmeyi isteyen Batılı ülkeleri "pazarı istikrarsız kılmaya çalışmakla" suçlayan Putin, enerji ihracatının Avrupa'dan Asya'ya kayması çağrısında bulundu.
Uzmanlara göre, Putin'in yeni düşüncesi; yeni petrol ve gaz boru hatları ile Kuzey Kutbu ve Uzak Doğu’da yeni ithalat terminalleri kurmak, Afrika, Latin Amerika ve Güneydoğu Asya'da yeni müşteriler bulmak.
Rusya’dan gaz ithalatı kesilirse, Avrupa’da gaz kıtlığı olacağı, enerjide yüksek fiyatlar oluşacağı, acil durum planlarının devreye gireceği ve sanayide imalatın durdurulacağı ve ekonomik kriz olacağı uyarıları yapıldı.
Rusya; Batı Sibirya'dan Baltık Denizi'ne (Kuzey Akımı 1 yılda 55 milyar metreküp), Belarus'tan (Yamal-Avrupa boru hattı 32 milyar metreküp) ve Ukrayna üzerinden (Transgaz 120 milyar metreküp) Batı'ya giden 3 büyük boru hattını besliyor.

AB'nin 2 seçeneği bulunuyor
Uzmanlar, Rusların rezervlerini savaş öncesi doldurduğunu belirterek, Rus piyasasında bu ham maddelerle pek fazla gelir elde edilemeyeceğine, özellikle Gazprom için Avrupa'ya gönderilen gazın para akışı için büyük önem taşıdığına dikkati çekiyor.
Rusya'nın gazı Çin'e satması durumunda buradaki arz oranının Batı ile kıyaslanamayacağı belirtiliyor.
Rusya'nın diğer bir seçeneğinin gazın sıvılaştırılması olabileceği ancak Batı Sibirya'daki tek LNG terminalinin tam kapasite çalıştığı ve genişletilemediği ifade ediliyor.
Uzmanlara göre, baskı altında olan AB'nin "Ya ambargo ilan etmek ya da tüm sözleşmelerin sorumluluklarını yerine getirmek" gibi 2 seçeneği bulunuyor.
Almanya Merkez Bankası (Bundesbank), Rus enerjisine ambargo uygulanması durumunda dış talebin zayıflaması ve daha fazla belirsizliğe yol açmasıyla Avrupa’nın en büyüğü olan Alman ekonomisinin bu yıl yaklaşık yüzde 2 küçüleceğini bildirdi.
Bundesbank’ın ekonomi için hazırladığı aylık raporunda Ukrayna-Rusya savaşının, Avro Bölgesi'nin Kovid-19 salgını sonrası ekonomik toparlanmasını zayıflattığına, savaşın Avrupa Birliği'nin (AB ) Rus ham petrol ve doğalgazına ambargo kararı almasına sebep olması halinde toparlanmanın AB için daha da kötüleşeceğine dikkat çekildi.
Bundesbank raporunda, Rusya’nın petrol, kömür ve gazın yanı sıra endüstriyel metaller ve buğday gibi gıda maddelerinin de en önemli ihracatçılarından biri olduğu için Moskova’ya karşı tam bir ambargonun emtia fiyatlarının önemli ölçüde yükselmesine yol açacağının altı çizildi.
Raporda, “Önemli enerji alıcısı ülkeler tarafından Rusya'ya enerji ambargosu uygulanması durumunda ham petrol, doğalgaz ve kömür fiyatlarının önemli ölçüde artacağı beklenebilir. Brent petrolün varil fiyatı 170 doların üzerine çıkabilir.” denildi.
"Rusya, doğal gazı Çin gibi Batı yaptırımlarına uymayan diğer ülkelere satabilir"
GasBuddy'nin Petrol Analizi Bölümü Başkanı Patrick De Haan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Moskova’ya karşı AB'nin gaz ambargosunun sonuçlarının Rusya ve AB ülkeleri için Rusya'dan gelen yüksek gaz akışlarını dengelemek için başka pazarlar bulunması gerekeceğinden, muhtemelen önemli olacağını vurguladı.
Rusya için Haan, "Rusya, potansiyel olarak doğal gazı Çin gibi Batı yaptırımlarına uymayan diğer ülkelere satabilir." dedi.
Yakın gelecekte AB ülkelerinin gaz konusunda başka ülkelerle iş ve başka yerlerde altyapıya yatırım yapmasının daha olası hale geldiğini belirten Haan, "Ancak bu yatırımların arzı karşılaması zaman alacak. Isıtma taleplerinin devam etmesi Avrupa için sancılı birkaç yıl olabilir. Bence AB'nin Rusya'ya daha fazla yaptırım uygulama olasılığı yüzde 60 ancak bu Fransa seçimlerinden sonra olacak gibi görünüyor." ifadelerini kullandı.

AB, Rusya'ya petrol ambargosu konusunda ikilemde
Ekonomi Araştırma Enstitüsü (Ifo) Enerji, İklim ve Kaynaklar Merkezi Direktörü Prof. Dr. Karen Pittel de Avrupa’nın Rusya'dan petrol ithalatını durdurup durdurmama konusunda ikilem yaşadığını belirtti.
Pittel, "Ambargo kararı konusunda beklemek, AB'ye alternatif enerji kaynaklarını organize ederek, talebi azaltarak ve ayrıca AB içinde ve ülkeler arasında enerji akışlarının lojistiğini optimize ederek daha iyi hazırlanmak için daha fazla zaman veriyor.” dedi.
Pittel, AB’nin petrol konusunda ambargo kararını ertelemesinin Rusya'nın AB'den gelir sağlamaya devam etmesine ve başka alıcılar bulmasına izin vereceğini vurgulayarak, "Erteleme, AB ülkelerindeki Rus enerji arzında kesintiye hazırlanmaya yönelik teşvikleri de azaltacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Rus petrol arzında bir azalmanın diğer kaynaklardan dengelenebileceğini öngördüklerini vurgulayan Pitttel, “Ancak bunu kömür ve petrol için aynı anda yapmak, Rusya'da doğalgaz sıkıntısı olduğu zaman yapmak zor olacak” dedi.
Pittel. AB’nin Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı nedeniyle yaz için kömür ambargosu uygulamaya çoktan karar verdiğini belirterek, “Ancak bir petrol veya gaz ambargosu Rusya'yı kömür ambargosundan çok daha fazla vurabilir.” diye konuştu.
Söz konusu ambargonun kömür ve petrol fiyatları üzerindeki etkisinin, ambargonun küresel arzda bir azalmaya yol açıp açmadığına bağlı olduğunu vurgulayan Pittel, Rusya petrolünü ve kömürünü nispeten hızlı bir şekilde başka pazarlarda satmayı başarırsa, piyasalardaki şok çok daha küçük olacak ve bu aynı zamanda Rusya üzerindeki etkiyi de en azından bir dereceye kadar yumuşatacağına işaret etti.
Pittel, "Prensip olarak, mevcut durumda yüksek enerji fiyatları önemlidir, çünkü bunlar hane halkına ve şirketlere daha az enerji tüketmeleri gerektiğinin sinyalini veriyor. Ancak düşük gelirli hanelerin, enerji maliyetlerinde özellikle güçlü bir artışla başa çıkmak için yardıma ihtiyacı var.” değerlendirmesinde bulundu.



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
TT

Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih bugün yaptığı açıklamada, krallığın Suriye'nin Halep kentindeki iki havaalanının geliştirilmesi için çeşitli aşamalarda 7,5 milyar riyal (2 milyar dolar) yatırım yapacağını söyledi.

Yatırım Bakanı Halid bin Abdulaziz el-Falih başkanlığındaki üst düzey Suudi heyeti, Suudi Arabistan Krallığı ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki ekonomik ve yatırım iş birliğini güçlendirmeyi ve ortak projelerin pratik uygulamasına yönelik ikili ortaklıkları ilerletmeyi amaçlayan resmi bir ziyaretin başlangıcı olarak bu sabah Suriye'nin başkenti Şam'a geldi.

El-Falih, "Nas" şirketinin ülke dışındaki ilk yatırımı olan "Nas Syria" adlı bir havayolu şirketinin kurulduğunu duyurdu.

El-Falih ayrıca, Suriye'deki büyük projelere yatırım yapmaya adanacak olan Elaf Yatırım Fonu'nu da başlattı.

Suriye Yatırım Otoritesi Başkanı Talal el-Hilali ise ülkesinin telekomünikasyon altyapısını geliştirmek, iletişim ağlarını ve internet kalitesini modernize etmek için Suudi Arabistan ile bir anlaşma imzalayacağını duyurdu.

Açıklamada, Suudi Arabistan ile vatandaşların yaşamlarını doğrudan etkileyen hayati sektörleri hedefleyen bir dizi stratejik anlaşmanın imzalanacağı da belirtildi.

Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından yayınlanan basın açıklamasında, Suudi heyetinin ziyaretinin "iki kardeş ülke arasındaki stratejik ortaklığı destekleme, kalkınma projelerini desteklemede özel sektörün rolünü güçlendirme ve ortak çıkarlara hizmet eden ve gelecek dönemdeki kalkınma eğilimlerine ayak uyduran sürdürülebilir bir ekonomik entegrasyon yolu oluşturma çerçevesinde gerçekleştiği" ifade edildi.

Açıklamada, bu ziyaretin "Krallık ile Suriye arasındaki ekonomik ortaklıkta ileri bir aşamayı temsil ettiği, geçen yıl düzenlenen bir dizi toplantı ve forumun devamı niteliğinde olduğu ve bu toplantılar ve forumlar sonucunda karşılıklı yatırımı teşvik etmek ve bir dizi hayati sektörde ortak çalışma mekanizmalarını etkinleştirmek amacıyla bir dizi anlaşmanın imzalandığı" belirtildi. Açıklamada ayrıca, "Bu sürekli çabalar, iki ülke arasındaki stratejik uyumu teyit ederek hem Suudi hem de Suriye özel sektörleri için ekonomik kalkınmayı destekleme ve yatırım fırsatlarını genişletme konusunda büyük bir hedef çerçevesinde ortak ekonomik entegrasyonu derinleştirme amacını ortaya koymaktadır." ifadelerine yer verildi.


Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
TT

Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)

Altın ve gümüşte üst üste kırılan rekorların ardından gelen düşüş mercek altına alındı. 

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanlığı'na Kevin Warsh'u aday göstermesinin ardından değerli metallerde sert düşüş yaşandığına dikkat çekiliyor. 

Analize göre yatırımcılar, Warsh'un enflasyona karşı "şahin bir politika" izleyeceğini ve Fed'in başına atanmasının doların güçlenmesini sağlayacağını düşünüyor. Financial Times'ın analizinde de benzer bir noktaya işaret ediliyor. 

Fed'in bağımsızlığıyla ilgili endişeler, mayıstan bu yana doların değerinin düşmesinde önemli rol oynadı. 

Trump ise doların seyrinde olumsuz bir durum olmadığını savunarak "Bence harika gidiyor" demişti. 

Analizde, Warsh'un adaylığının duyurulmasıyla altın ve gümüşte hızlı satışlar başladığı vurgulanıyor. Diğer yandan değerli metallerdeki düşüşün, "piyasa temellerinin öngördüğünün çok ötesine çıkan çılgın alımların sonucu olduğuna" da dikkat çekiliyor. 

Trump'ın cuma günkü açıklamasında "çok zeki, çok iyi ve güçlü" diye nitelediği Warsh'un adaylığını duyurmasıyla dolarda da toparlanma görüldü. 

Değerli metallerin değişken seyrinde spekülasyonların da önemli rol oynadığına işaret ediliyor. 

En uç spekülasyonların, "vatandaşların külçe gümüş almak için sıraya girdiği" Çin'den geldiği belirtiliyor. Çin sınır polisinin, Hong Kong'dan ülkeye yaklaşık 227 kilogram gümüş kaçırmaya çalışan iki kişiyi geçen hafta yakalaması da gündem olmuştu. 

Çin yönetimi, yatırım çılgınlığının risklerini azaltmak için UBS gümüş vadeli işlem fonu da dahil 5 emtia fonunun ticaretini cuma günü askıya almıştı. 

Öte yandan sert satışlara rağmen WSJ analistleri, özellikle altın ve bakırda yükselişin sürebileceği tahminini paylaşıyor. 

Fed-Beyaz Saray çekişmesi

Fed Başkanı Jerome Powell'la Trump arasındaki çekişme, ABD Merkez Bankası'nın bağımsızlığıyla ilgili endişeleri artırıyor. 

Tartışma Fed ofis binalarının yenilenmesini kapsayan çok yıllı projeyle ilgili. Beyaz Saray'ın proje için öngördüğü bütçe 1,9 milyar dolardı. Ancak işçilik ve malzeme fiyatlarındaki artış, tasarım değişiklikleri ve asbestle kurşun kirliliği gibi öngörülemeyen sorunlar nedeniyle maliyet 2,5 milyar dolara çıkmıştı.

ABD Başkanı, Powell'ın dolandırıcılık yaptığını ima ederek süreci kötü yönettiğini öne sürmüştü. Fed başkanı ise hakkındaki iddiaları reddederek, binaların renovasyon masraflarının uzun vadede kendini amorti edeceğini belirtmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Financial Times