Pençe-Kilit Operasyonu nedeniyle Bağdat ve Ankara arasında diplomatik kriz çıktı

Kürt medyasında Duhok’un kuzeyindeki bir Türk askeri üssüne saldırı gerçekleştiğini ifade eden haberler yer aldı.

Pençe-Kilit Operasyonu'ndna bir kare (AA)
Pençe-Kilit Operasyonu'ndna bir kare (AA)
TT

Pençe-Kilit Operasyonu nedeniyle Bağdat ve Ankara arasında diplomatik kriz çıktı

Pençe-Kilit Operasyonu'ndna bir kare (AA)
Pençe-Kilit Operasyonu'ndna bir kare (AA)

Türkiye’nin Kuzey Irak’taki PKK mevzilerine karşı başlattığı askeri operasyon Ankara ve Bağdat arasında diplomatik krize yol açtı. İki ülke karşılıklı olarak diplomatik temsilcileri dışişlerine çağırdı. Türkiye, Pazartesi sabaha karşı başlatılan Pençe-Kilit Operasyonu hakkında Bağdat’tan yapılan açıklamalar üzerine Irak’ın Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı ve nota verdi. Kürt medyası ise Duhok kentinin kuzeyinde bulunan bir Türk askeri üssüne roket saldırısı düzenlendiğini bildirdi.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Irak resmi makamlarından Pençe-Kilit Operasyonu’yla ilgili yapılan açıklamalar üzerine Irak’ın Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Nazdar İhsan Şirzad’a protesto notası verdi.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç, Irak'ın Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nın perşembeyi cumaya bağlayan gece bakanlığa çağırıldığını ve Türkiye’nin, Iraklı makamların Pençe-Kilit harekatıyla ilgili ‘Ankara’yı rahatsız eden’ açıklamalarını protesto ettiğini bildirdiğini duyurdu.
Irak Dışişleri Bakanlığı da Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Irak'ın Türkiye'ye ikili düzeyde ve çok taraflı yanıt vermede tüm güç kaynaklarından yardım alma hakkına sahip olduğu belirtilerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın operasyonun Bağdat hükümeti ile koordinasyon içinde gerçekleştirildiği açıklamasını yalanladı.
Irak Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmed el-Sahaf, Bakanlığın Irak topraklarındaki askeri operasyonların güven içindeki Iraklılarda yol açtığı korku ve sıkıntı dolayısıyla Irak'ın egemenliğinin açık ihlali ve toprak bütünlüğüne yönelik tehdit olarak değerlendirdiğini kaydetti. Bakanlığın, Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi’ni çağırdığını ve protesto notası verdiğini söyleyen Sahaf, notada ‘bu tek taraflı başlatılan düşmanca operasyonu sert bir dille reddettiklerini ve Irak egemenliğinin temini için Türk güçlerinin tamamının Irak’tan çekilmesi yönündeki bağlayıcı nitelikteki talebi yinelediklerini’ ifade etti.
Türk tarafı ile PKK arasında ‘PKK savaşçılarının çoğunun Irak topraklarına çekilmesini’ öngören bir anlaşma yapıldığını ve Türkiye’nin PKK gerekçesiyle Irak topraklarındaki operasyonlarını sürdürdüğünü belirten Sahaf, “Türk tarafı, operasyona dayanak olarak Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin meşru müdafaayı kapsayan 51. maddesini gösteriyor. Ancak bu madde dayanak olamaz çünkü bağımsız ülkelerin egemenliğinin ihlal edilmesine izin vermiyor” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çarşamba günü partisinin grup toplantısında, Türkiye’nin ‘Irak'taki terörle mücadelesine destek verdikleri için’ Irak merkezi hükümeti ile IKBY hükümetine teşekkür etti.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç, Irak tarafının dile getirdiği iddiaların ‘temelden yoksun’ olduğunu belirterek, Bakanlığın Irak Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarına görüşlerini içeren bir nota verildiğini söyledi.
Bilgiç, PKK'nın 40 yıldan bu yana Irak'ın kuzeyinde konuşlandığı kamplardan Türkiye'yi hedef alan saldırılar düzenlediğine işaret ederek, bunun üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Kuzey Irak’taki ‘terör hedeflerine’ yönelik Pençe-Kilit Operasyonu başlattığını söyledi.
Bilgiç, ülkesinin, Irak'ın egemenliği ve istikrarı açısından da tehdit oluşturan Irak topraklarındaki PKK’nın varlığına son verilmesi yönündeki ısrarlı taleplerine rağmen Irak makamlarından arzu ettiği karşılığı bulamamasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
PKK’nın birçok ülke ve uluslararası kuruluşun terör örgütü listesinde yer aldığına dikkati çeken Bilgiç, PKK'nın Irak topraklarındaki varlığının yine bu ülke makamlarınca bertaraf edilmesinin Türkiye’nin öncelikli tercihi olduğunu ve bu yolda Irak'la yakın işbirliğine daima hazır olduğunu ifade etti.
Bilgiç, Irak tarafından somut adımlar atılmadığı ve PKK'nın Türkiye'ye yönelik tehdidi sürdüğü müddetçe Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesinden kaynaklanan meşru müdafaa hakkı temelinde gerekli adımları atacağını da vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan dün (Cuma) yaptığı açıklamada, operasyon kapsamında 45 PKK’lı teröristin öldürüldüğüne ve operasyonun başlamasından bu yana 3 askerin hayatını kaybettiğini işaret ederek, “(Pençe-Kilit Operasyonu) Şu anda terör örgütünün can çekişmesi anlamına gelen bir harekat” ifadesini kullandı.
Öte yandan Kürt medyası, Duhok kentinin kuzeyindeki El-İmadiye (Amediye) ilçesinde bulunan Türkiye’ye ait Sire Askeri Üssü’ne güdümlü iki roket fırlatıldığını bildirdi.



İran savaşı: Gerginliğin yatışması ve artması ihtimalleri... Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’ndaki mayınların haritasını yayınladı

İran savaşı: Gerginliğin yatışması ve artması ihtimalleri... Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’ndaki mayınların haritasını yayınladı
TT

İran savaşı: Gerginliğin yatışması ve artması ihtimalleri... Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’ndaki mayınların haritasını yayınladı

İran savaşı: Gerginliğin yatışması ve artması ihtimalleri... Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’ndaki mayınların haritasını yayınladı

İsrail’in Lübnan’a yönelik şiddetli saldırıları ve buna karşılık İran’ın ateşkes anlaşmasından çekilme tehdidiyle yeniden gerilimin artması ihtimali arasında temkinli bir bekleyiş hâkim. Diğer yandan İran ile ABD arasında Pakistan arabuluculuğunda başlaması planlanan müzakerelere yönelik hazırlıklar sürüyor.

ABD ile İran, Pakistan’ın arabuluculuğunda iki haftalık ateşkes konusunda anlaşmaya vardı. Altı haftadır süren ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği, Ortadoğu geneline yayılan ve küresel enerji arzında benzeri görülmemiş aksamalara yol açan çatışmaların bu süreçte durması öngörülüyor.

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı deniz kuvvetleri bugün, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerin İran kıyılarına yakın iki alternatif rotayı kullanması gerektiğini duyurdu. Açıklamada, olağan güzergâhta mayın bulunabileceği ihtimaline işaret edildi.

Deniz trafiğini izleyen MarineTraffic verilerine göre, ateşkes ilanından birkaç saat sonra Yunan şirketlerine ait iki gemi Hürmüz Boğazı’ndan geçti.

Öte yandan İsrail, İran’a yönelik saldırılarını durdurmasına rağmen Lübnan’daki operasyonlarını artırdı. Ülke, şimdiye kadarki en büyük hava saldırılarını düzenlediğini belirtirken, Lübnan Sağlık Bakanı bu saldırılarda yüzlerce kişinin öldüğünü ve yaralandığını açıkladı.


Çarların başkenti yeniden Sibirya’nın derinliklerine mi dönüyor?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 26 Mart 2026 tarihinde Moskova’da düzenlenen Rus Sanayiciler ve İş Adamları Birliği Yıllık Konferansı’nda konuşurken (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 26 Mart 2026 tarihinde Moskova’da düzenlenen Rus Sanayiciler ve İş Adamları Birliği Yıllık Konferansı’nda konuşurken (AP)
TT

Çarların başkenti yeniden Sibirya’nın derinliklerine mi dönüyor?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 26 Mart 2026 tarihinde Moskova’da düzenlenen Rus Sanayiciler ve İş Adamları Birliği Yıllık Konferansı’nda konuşurken (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 26 Mart 2026 tarihinde Moskova’da düzenlenen Rus Sanayiciler ve İş Adamları Birliği Yıllık Konferansı’nda konuşurken (AP)

İran’daki savaş, Rusya’da büyük bir alarm zili çaldı. Bu durum yalnızca dış politika açısından kaygı yaratmıyor. Zira önemli bir ortak, varlığını zayıflatmayı veya mümkün olan en fazla ölçüde azaltmayı hedefleyen ciddi bir darbe ile karşı karşıya kalmış durumda. Bu gelişme, Moskova’nın etki alanı ve Hazar Denizi ile Güney Kafkasya’daki tedarik zincirleri üzerinde gelecekteki olası tehditleri de gündeme getiriyor. Öte yandan, alarm zilleri iç politikada da aynı derecede ciddi bir önem taşıyor. Rusya’da karar alma merkezlerinin ve ekonomik altyapının hızla doğuya taşınmasının gerekliliği tartışması, daha önce yalnızca ‘geniş toprak alanlarının geliştirilmesi’ ve ‘bölgeler arası eşitsiz kalkınmanın giderilmesi’ üzerine yürütülen teorik tartışmalardan çıkmış, ulusal güvenlik ve ülkenin ortaya çıkan tehditlerle başa çıkma kapasitesinin artırılması açısından hayati bir konu haline gelmiş durumda.

Ukrayna ve İran’dan alınan dersler

Şarku’l Avsat’ın Rusya devlet haber ajansı RIA Novosti’den aktardığı habere göre Fransa hükümetinin askeri planlama yasasını güncelleyerek süreci hızlandıracağını duyurdu. Açıklamada, Ukrayna ve Ortadoğu’daki çatışma deneyimlerinin göz önünde bulundurulacağı belirtildi. Raporlara göre Fransa, hava üstünlüğünü sağlamak ve Rusya’nın hava savunma sistemlerini etkisiz hale getirmek amacıyla çok sayıda insansız hava aracı (İHA) geliştirmeye odaklanacak. Bu durum, Fransa Hava Kuvvetleri’ne söz konusu üstünlüğü operasyonlarda kullanma fırsatı sağlayacak.

fbgrt
Bakım işçileri, Rus astronot Yuri Gagarin’in uzaya çıkışının 65. yıldönümü münasebetiyle 8 Nisan 2026’da Moskova’nın merkezinde bulunan heykelini temizliyorlar. (AFP)

Son dönemde Rus medya organlarında sıkça yer alan bu tür raporlar, NATO üyesi ülkelerin askeri doktrinlerinde benzer köklü değişiklikler yapma çabalarını konu alıyor.

Avrupa’da savunma harcamalarının hızla artması ve Ukrayna savaşı ile Kremlin’in gelecekteki niyetlerine dair büyüyen endişeler, Moskova’nın, kısa süre öncesine kadar başlıca ekonomik ortak olarak gördüğü büyük Avrupa komşusuyla ilişkisini yeniden değerlendirmesine yol açtı.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev’in açıklamaları bu durumu açık biçimde ortaya koyuyor. Medvedev, Rusya’nın çevre ülkelerin, özellikle Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne (AB) katılımına ilişkin tutumunu gözden geçirmesi gerektiğini belirtti. Medvedev, “AB artık sadece ekonomik bir birlik değil; hızla Rusya’ya karşı tamamen askeri bir ittifaka dönüşüyor ve bazı yönlerden NATO’dan daha tehlikeli olabiliyor” dedi. Bu ifadeler, Rus siyasi elitlerinin önemli bir kesiminin görüşlerini yansıtıyor ve Moskova’nın, çatışma sona erse bile Ukrayna’yı Avrupa üzerinde etkisini artıracak stratejik bir alan olarak gördüğünü ve kıta ile düşmanlığın mevcut çatışmadan çok daha uzun süreceğini ortaya koyuyor.

Politikacılar ve uzmanların yorumlarına göre, Ukrayna ve İran savaşlarından çıkarılacak derslere hızla yanıt verilmesi gerekiyor. Artan endişeler, dünyanın askeri çözümlere ve güç gösterisine yönelmesi riskine işaret ediyor. Büyük güçler çıkarlarını dayatmak için bu stratejileri kullanabilir.

svf
Moskova’da Rus Silahlı Kuvvetleri’ni destekleyen pankartın önünden geçen bir adam, Nisan 2026 (EPA)

Bu bağlamda RIA Novosti için yazan bir siyasi analist şunları belirtti:

İlk çıkarım, geniş çaplı bir önleyici saldırının hassas silahlarla hava savunmalarını etkisiz hale getirmek, kritik altyapıyı, nükleer cephaneliği yok etmek ve büyük bir ülkede dahi askeri ve siyasi liderliği devre dışı bırakmak için mümkün olduğudur.

İkinci çıkarım, yeterli güç kullanıldığında, özellikle birbirine yakın kara hedeflerinin tamamen yok edilebileceğidir.

Üçüncü çıkarım ise Batı’nın gelişmiş hava savunma sistemlerinin gerçek etkinliği göz önüne alındığında, çok sayıda İHA’yla etkisiz hale getirildikten sonra eski İran füzelerine bile nüfuz edebildiği; benzer şekilde, Rusya’nın aynı özelliklere sahip hava savunma sistemlerini de benzer bir senaryoda bastırmanın ve etkisiz hale getirmenin mümkün olduğudur.

Moskova... Sürekli tehdit

Bu tartışmalar çerçevesinde, önde gelen Rus uzman Kirill Sterlikov, 2008 yılında ABD merkezli araştırma kuruluşu Stratfor’un ‘Rus Jeopolitiği: Sürekli Tehdit’ başlıklı kritik bir rapor yayımladığını hatırlattı. Rapor, Rusya’nın kalbi sayılan Moskova’nın, doğal engellerin ve batıdan gelen yeterli bir ‘tampon bölge’ eksikliği nedeniyle nesnel olarak savunulamaz olduğunu vurguluyor ve bunun, Rusya tarihinin yabancı işgallere karşı kesintisiz bir savunma serisi olmasının temel nedeni olduğunu belirtiyordu. Batılı analizciler, mantıklı tek çözümün ‘Ural Dağları ile korunan bir üs oluşturmak üzere kuzey ve doğuya çekilmek’ olduğunu ve böylece en kötü senaryolarda (Moskova’nın düşmesi gibi) Rusya’nın varlığını sürdürebileceğini ve yeniden doğabileceğini öngörüyordu.

Sterlikov’un belirttiğine göre, bu fikirler Rusya’da da uzun süredir var. Örneğin, büyük bilim insanı Dmitri Mendeleev ve önde gelen askerî coğrafyacı Pyotr Semenov-Tyan-Shansky (her ikisi de Sovyetler Birliği öncesi dönemde yaşamış) ‘Rusya için yeni bir merkez’ kurulması çağrısında bulunmuştu.

fff
Güneşli bir günde Moskova’nın merkezindeki Kızıl Meydan (AP)

Bu tartışma, teknoloji devriminin yarattığı dönüşümlerin (İHA’lar, hassas mühimmat, hipersonik silahlar, robotlar, yapay zekâ vb.) boyutu netleşirken yeniden gündeme geliyor. Bu bağlamda, savaşan bir devlet artık bir iç cepheye sahip değil ve herhangi bir şeyi taşımaya zaman yok.

Forbes dergisinin 2016 yılında yayınladığı bir makalede, Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve NATO’nun doğuya doğru genişlemesi sonucu, “Rusya’nın sınırları uzun bir süredir Moskova’ya bu kadar yakın olmamıştı” değerlendirmesi yapıldı. Makale, Rusya nüfusunun büyük bölümünün Batı sınırları boyunca Avrupa ile Güney sınırları boyunca Kafkasya hattında yoğunlaştığını; bunun aynı şekilde başlıca sanayi kapasiteleri ve lojistik ağları için de geçerli olduğunu vurguluyordu. O tarihten bu yana, NATO’nun Rusya sınırlarına yaklaşması ve İsveç ile Finlandiya’nın katılımıyla Baltık Denizi’nin fiilen ‘Atlantik gölü’ haline gelmesiyle durum daha da tehditkâr hale geldi.

Soğuk Savaş döneminde, kuzey başkenti Saint Petersburg NATO güçlerinden yaklaşık bin 600 km, Moskova ise 2 bin 100 km uzaktayken, bugün bu mesafeler sırasıyla yaklaşık 160 km ve 800 km’ye düşmüş durumda.

 cfcfv
Rus vatandaşlar, St. Petersburg’un caddelerinden birinde yürürken, arkalarında “Rusya'nın gururu” yazan dev bir asker posteri görülüyor. (EPA)

NATO füzelerinin Moskova’ya uçuş süresi artık dakikalarla ölçülüyor; Saint Petersburg’a ise daha kısa.

Tartışmanın vardığı sonuç şu: “Geçmişin acı derslerini tekrar etme hakkımız yok; Rusya’nın şu an karşı karşıya olduğu tehditleri ve zorlukları en azından köklü biçimde azaltmak için elimizden geleni yapmalıyız. Bu bağlamda, daha önce aşırı olarak görülen konular bile, örneğin başkent taşıma gibi fikirler, günümüzün karmaşık ve patlayıcı dünya koşulları göz önünde bulundurulduğunda tamamen ciddi ve nesnel biçimde tartışılmayı hak ediyor.”

Yeniden canlanan bir fikir

Yıllardır çeşitli isimler ve siyasetçiler, başkentin Moskova’dan taşınması fikrini tekrar tekrar gündeme getirdi. 2016 yılında Siyasi Altyapı Analiz Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Yevgeny Tunik, dönemin Başbakanı Dmitriy Medvedev ile birlikte başkentin Sivastopol’a taşınmasını önerdi.

2021 yılında, Savunma Bakanı Sergey Şoygu, başkentin Sibirya’ya taşınmasını ve Ural Dağları’nın ötesinde nüfusu bir milyona ulaşacak beş yeni şehir kurulmasını önerdi.

Ancak, Çarlık mirasına bağlılığıyla bilinen Vladimir Putin, 2022 sonbaharında farklı bir tutum sergiledi. Ülkesinin ‘aşırı idari merkezileşme’ sorununu kabul etmesine rağmen, ‘tarihsel ve fikirsel olarak Rusya’nın merkezi Moskova ile bağlıdır’ görüşünü savundu. Fakat günümüzde tartışmaların farkı, başkenti Sibirya derinliklerine taşıma olasılığının artık yalnızca geniş bölgelerde kalkınmayı teşvik etmek veya adil bir idari dağılım sağlamak amacıyla değerlendirilmemesi; bunun stratejik güvenlik ihtiyaçlarıyla doğrudan bağlantılı hale gelmiş olması.

Stolypin Büyüme Ekonomisi Enstitüsü İcra Direktörü Anton Sviridenko, başkentin kademeli olarak taşınmasını araştıracak politikaların benimsenmesi çağrısına katıldı.

Sviridenko, başkentin Sibirya’ya taşınmasının güvenlik ve diğer gereksinimler nedeniyle uzun yıllar alabileceğini kabul etti, ancak “Bu fikir göz ardı edilmemeli” dedi.

Sviridenko, “Başkent taşıma meselesi her zaman tartışmalı olmuştur. Tam bir taşınmadan söz etmek şu an zor. Konu arzularla ilgili değil; teknik uygulanabilirlik ve gerekli yatırımlar önemli. Sadece iletişim güvenliği bile sürecin onlarca yıl sürmesini gerektirebilir” ifadelerini kullandı.

Aynı zamanda Sviridenko, Moskova’dan başkent taşınması tartışmasının henüz sona ermediğini belirtti ve Sibirya’nın ‘enerjisi ve canlılığı sayesinde sonunda ülkenin merkezi konumunu alabileceğini’, ayrıca doğal engelleri sayesinde daha iyi korunmuş hale geldiğini vurguladı.

Avrasya’nın merkezi

Sviridenko, Sibirya’nın günümüzde ‘canlanma merkezi’ olarak artan önemine işaret ederek, bunun Kremlin’in bu geniş bölgedeki Rusya’nın kapasitesini geliştirme stratejisiyle ve Kuzey Kutbu’na yönelik daha geniş yatırımlar politikasıyla uyumlu olduğunu belirtti.

Bu çerçevede, Rus devlet haber ajansı TASS’ın konuya dair haberine göre, ülke yönetimi şimdiden devlet şirketlerini yalnızca Sibirya’da değil, tüm doğu ve kuzey bölgelerinde kurulan alanlara taşıma planlarına sahip.

vfd
10 Şubat 2026 tarihinde Moskova’daki bir mağazada satışa sunulan geleneksel Rus matruşkaları (AFP)

Demografi, Göç ve Bölgesel Kalkınma Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Yuri Krupnov, Sibirya’nın Rusya ve tüm Avrasya bölgesi için güvenlik ve kalkınmanın ana sahnesi haline geleceğini öngördü. Krupnov, “Başkentin büyük Sibirya şehirlerinden birine taşınmasının gecikmesi, ülke için ciddi sonuçlar doğurur” uyarısında bulundu.

Rusya’nın başkenti nasıl taşındı?

Rusya’nın başkenti en son 12 Mart 1918’de taşındı. Sovyetler hükümeti, Vladimir Lenin liderliğinde, şehrin düşme tehlikesi nedeniyle başkenti Petrograd’dan Moskova’ya taşıma kararı aldı. Moskova, devletin siyasi ve kültürel işlevlerini bir araya getiren merkezi oldu ve 1922’den itibaren Sovyetler Birliği’nin başkenti haline geldi.

Şehre dair ilk tarihi kayıtlar, Prens Yuri Dolgoruki tarafından 1147 yılında kurulduğunu ve Moskova Nehri kıyısında küçük bir yerleşim yeri olarak tahkim edildiğini gösterir. Böylece sınır kasabasından önemli bir şehir haline geldi.

O dönemde Moskova, Vladimir-Suzdal Knezliği’nin batı sınırında küçük bir kasabaydı.

1156’da Prens Yuri Dolgoruki, kasabayı ahşap bir sur ve hendekle güçlendirdi. Moğol istilası sırasında, Altın Orda Hanlığı şehri yakıp halkını yok etti. Moskova, sonrasında pek çok istilaya ve zafer ile yenilgiler dönemine tanık oldu. 1462’de ‘Korkunç İvan’ olarak da bilinen 3. İvan, Moskova’nın büyük prensi oldu. Tatarlarla savaşa girişti, devlet topraklarını genişletti ve başkentini zenginleştirdi. 1500 yılına gelindiğinde nüfusu 100 bin kişiye ulaşmış ve dönemin en büyük şehirlerinden biri haline gelmişti. Ardından 3. İvan, kuzeydeki çok daha büyük Novgorod Knezliği’ni fethederek topraklarını yedi katına çıkardı; Moskova, onun döneminde en parlak çağını yaşadı ve birleşecek bölgelerin yönetim merkezi haline geldi.

sds
Nisan 2026’da Moskova’nın batısında, Büyük Vatan Savaşı Müzesi olarak da bilinen Zafer Müzesi’nde bir kadın (AFP)

1712 ve 1713 yılları arasında Büyük Petro, başkenti Moskova’dan kendi kurduğu yeni şehir Saint Petersburg’a taşıdı.

Buna rağmen, siyasi karar merkezi yaklaşık yirmi yıl sonra 2. Peter döneminde kısa süreliğine tekrar Moskova’ya döndü. 1732’de yeniden Saint Petersburg’a taşınan başkent, Rus İmparatorluğu’nun başkenti olarak birkaç yüzyıl boyunca kaldı. 1914’ten itibaren Petrograd olarak anıldı ve 1918’de Bolşeviklerin iktidarı pekiştirildiğinde başkent tekrar Moskava’ya taşındı.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, Devlet Başkanı Boris Yeltsin döneminde, karar merkezinin tekrar Saint Petersburg’a taşınması yönünde uzun tartışmalar yapıldı. Bu girişim, ‘Sovyet mirasından kurtulma’ adımlarının bir parçası olarak değerlendirildi, ancak çeşitli nedenlerle hiçbir zaman uygulanmadı; en önemli gerekçe, özellikle kuzey başkentinin eşsiz kültürel ve mimari mirası üzerindeki olası etkilerle ilgili endişelerdi.


ABD ve İran arasında kırılgan ateşkes ve müzakere sınavı

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

ABD ve İran arasında kırılgan ateşkes ve müzakere sınavı

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Tarık Raşid

İran ile ABD ve İsrail arasında süren şiddetli savaşın 39. gününde, ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nın açılmaması halinde ‘İran’ı taş devrine geri döndüreceği’ tehdidini savurmasından bu yana dünya 12 saat boyunca nefesini tuttu. Washington ve Tahran, Hürmüz Boğazı'nda güvenli seyrüseferin sağlanmasıyla eş zamanlı olarak iki haftalık ateşkes öngören bir anlaşmaya vardıklarını açıkladı.

Pakistan'ın arabuluculuğunda sağlanan anlaşma, Başkan Trump ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi tarafından karşılıklı açıklamalarla onaylandı. Her ikisi de iki haftalık ateşkes süresince Washington'ın ortaya koyduğu on beş madde ile Tahran'ın sunduğu on şartı temel alan nihai bir anlaşma için müzakerelere başlanacağına dikkat çekti.

Taraflar, İran'ın sivil ve askeri altyapısının büyük bir bölümünü tahrip eden, küresel ekonomiyi olumsuz etkileyen ve Başkan Trump'ın iç politikadaki popülaritesinin azalmasına neden olan savaşı sürdürmekten kaçınmak için Pakistan'ın arabuluculuğunu kabul ettiler. İran'ın tüm bölgelere yağdırdığı füzeler nedeniyle yeraltı sığınaklarında uzun süren günlük sıkıntılar, İsrail'de halkın hoşnutsuzluğunu körükledi.

Beyaz Saray, anlaşmayı askeri bir zaferin doruk noktası olarak nitelendirmekten geri durmazken, İran’da kutlamalar İran ordusunun zaferi olarak başladı ve İsrail, Lübnan cephesindeki taahhütlerini yerine getireceği tehdidiyle birlikte, isteksizce de olsa anlaşmayı onayladığını açıkladı. Anlaşmaya göre Başkan Yardımcısı J.D. Vance liderliğindeki ABD heyeti ile Abbas Arakçi liderliğindeki İran heyeti arasında müzakereler, cuma gününden itibaren altı haftayı geçmeyecek bir süre boyunca İslamabad'da devam edecek. Trump ise iki hafta içinde nihai bir anlaşmaya varılmasını bekliyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump, anlaşmayı ‘dünya barışı için büyük bir gün’ olarak nitelendirdi ve İran'ın yeniden inşa sürecine başlayabileceğini belirtti. Trump, iyimserliğiyle Ortadoğu’nun, ABD’nin şu anda yaşadığı altın çağ gibi bir altın çağa gireceğini müjdeledi. Trump ayrıca bölgede birçok olumlu gelişme yaşanacağını ve ‘büyük paralar kazanılacağını’ sözlerine ilave etti.

İran, bu anlaşmayı, İranlıların Washington’ın ortaya koyduğu on beş maddeyi reddetmesinin ardından Trump’ın müzakere şartı olarak kabul ettiği on talebini karşıladığını öne sürdü.

Trump, anlaşmayı ‘dünya barışı için büyük bir gün’ olarak nitelendirdi ve İran'ın yeniden inşa sürecine başlayabileceğini belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Konseyi'ne göre on maddelik listede, ABD'nin saldırıları durdurma taahhüdünü, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün devam etmesi, İran'ın nükleer programı için gerekli uranyum zenginleştirme çalışmalarının kabul görmesi, tüm önemli yaptırımların kaldırılması, İran devletiyle iş yapan yabancı kuruluşlara yönelik tüm kısıtlamaların sona erdirilmesi, İran aleyhindeki tüm Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının iptal edilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Tahran aleyhindeki tüm kararlarının kaldırılması, savaşın İran'a verdiği zararın tazmin edilmesi, bölgedeki ABD savaş güçlerinin çekilmesi ve İsrail ile Hizbullah arasındaki Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde ateşkes ilan edilmesi maddelerini içeriyor.

Beyaz Saray, ayrıntıları hâlâ belirsizliğini koruyan anlaşmayı, Başkan Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın uluslararası deniz trafiğine yeniden açılmasını sağlama konusundaki başarısını yansıttığını belirtti. Ancak Tahran’ın geçiş yapan gemilere uyguladığı geçiş ücretleri ve geçişin İran Silahlı Kuvvetleri ile koordineli olarak gerçekleştirilmesi şartına değinmedi.

Ancak Netanyahu'nun, İran'a yönelik saldırıları iki hafta süreyle askıya alma yönündeki Trump'ın kararını desteklediğini açıklaması ve anlaşmanın Lübnan cephesini kapsamadığını iddia etmesi, İsrail Başbakanı'nın gözlemcilerin ‘içeride dondurulmuş dosyalarını açılmasını engelleyen bir perde’ olarak kullandığı savaş tozunu ortadan kaldıracak herhangi bir anlaşmayı sabote etmeye çalışmak olarak nitelendirdikleri bir girişim için bir açık kapı oluşturabilir.

Ancak İran'ın, özellikle Tahran'ın çatışmada cephelerin birliğini ısrarla vurguladığı ve bölgedeki müttefiklerini yüzüstü bırakmış gibi görünmeye hazır olmadığı göz önüne alındığında, Lübnan cephesinin ABD ile yapılacak anlaşmadan ayrılmasını kabul etmesi beklenmiyor. Bununla birlikte Netanyahu, sonunda Washington'ın seçtiği yoldan başka bir çıkış yolu bulamaz.

Kırılgan ateşkes

Müzakerelerin, Başkan Trump’ın İran’a savaş açmanın başlıca nedeni olarak her zaman gösterdiği İran’ın nükleer ve füze programlarının geleceği konusunda ciddi engellerle karşılaşması bekleniyor. Bunun yanında Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş düzenlemeleri, bölgedeki ABD müttefiklerine yönelik güvenlik garantileri, İsrail'in askeri maceralarının daha fazla engellenmesi, İran'a uygulanan yaptırımlar ve Washington'da dondurulmuş İran fonlarının serbest bırakılması da gündemde.

Trump, Vietnam, Afganistan ve Irak'taki gibi bir çatışma bataklığına saplanma korkusuyla bu savaşı bir an önce bitirme isteğini dile getirdi ve imajı, kendisini sosyal medya sayfalarında alay konusu haline getiren tekrarlanan tehditler dizisiyle sarsıldıktan sonra, zafer iddiasıyla birlikte gelen şiddetli tepkileri göze almayı tercih etti. Bunların sonuncusu, İran medeniyetini yok edip onu Taş Devri'ne geri döndürme tehdidiydi. Bu tehdit, Cumhuriyetçi Parti'nin kendi saflarında bile büyük öfkeye yol açtı.

Trump, Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ve Genelkurmay Başkanı Asim Munir ile yaptığı görüşme ve İran'a karşı sergilediği yıkıcı güç kullanımından vazgeçme talepleri üzerine, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı güvenli deniz trafiği için tam ve derhal açma taahhüdüne dayanarak, saldırıları iki hafta süreyle durdurmayı kabul ettiğini yazdı.

Trump, ateşkesin karşılıklı olacağını ve bunu kabul etmesinin nedeninin, ABD'nin askeri hedeflerinin tamamını zaten gerçekleştirip aşmış olması ve her iki tarafın da uzun vadeli barış konusunda nihai bir anlaşmaya varmak için büyük bir yol katetmiş olması olduğunu açıkladı. Arakçi ise İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi adına konuşarak, ülkesinin ‘savunma’ operasyonlarını iki hafta süreyle durdurmayı kabul ettiğini ve İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde ve teknik kısıtlamaları dikkate alarak Hürmüz Boğazı'nda güvenli seyrüseferin sağlanabileceğini açıkladı.

Cumhuriyetçi Parti içinden gelen eleştiriler

Trump, partisinin liderinin izlediği politikalar konusunda genellikle sergilediği mutlak sessizliğe rağmen, İran medeniyetini yok etme tehditleri nedeniyle bazı parti üyelerinden eleştirilere maruz kalmıştı. Teksaslı Cumhuriyetçi Temsilci Nathaniel Moran, İran’ın ‘taş devrine geri gönderilmesi’ tehdidini reddettiğini açıkladı. Moran, çünkü bunun ‘ABD'nin tarihi boyunca gözetmiş olduğu ilkelerle’ çeliştiğini belirtti. Alaska Senatörü Lisa Murkowski ise, ‘bu bir müzakere baskı aracı olsa bile bir medeniyeti yok etme’ tehdidinde bulunulmasına karşı olduğunu vurguladı.

Bu söylemin, Amerikan ulusunun kuruluşundan bu yana tüm dünyada savunduğu ve temsil ettiği değerlere bir hakaret olduğunu düşünen Lisa Murkowski, bunun, ABD'nin özgürlük feneri rolünü zayıflattığını ve Amerikalıları hem dış hem de iç tehlikelere maruz bıraktığını belirtti.

Kaliforniya Temcilsi Kevin Kelly ise ABD Kongresi'ni savaş üzerindeki denetim rolünü yerine getirmeye çağırdı ve ABD'nin medeniyetleri yok etmediğini ve bununla tehdit etmemesi gerektiğini vurguladı. Demokratlar da bu tehdidi kınadı ve Trump'ı görevden almak amacıyla yargılanması yönünde çağrılarda bulundular. Özellikle aşırı solcu ilerici kesimden birçok Demokrat milletvekili, Trump’ın ‘yetkilerini ve görevlerini yerine getiremez’ durumda olması halinde başkan yardımcısı ve kabine üyelerinin çoğunluğunun başkanı geçici olarak görevden almasını öngören ABD Anayasası'nın 25. maddesinin uygulanmasını talep etti. Ancak 25. madde uyarınca başkanın görevden alınması için, yönetimindeki üyelerin çoğunluğunun yanı sıra Senato ve Temsilciler Meclisi üyelerinin üçte ikisinin onayı gerekiyor. Bu da, her ne kadar az bir farkla da olsa, Cumhuriyetçilerin her iki mecliste de çoğunluğu elinde bulundurmasından dolayı imkansızlaşıyor.

rgrtg
Tel Aviv'de, ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından Donald Trump'a teşekkür eden bir reklam panosu, 12 Mart 2026 (AFP)

Öyle görünüyor ki bu eleştiriler, Trump’ın bu ateşkesi kabul etmesi için büyük bir baskı unsuru oluşturdu. Bunun yanında enerji ve nakliye fiyatlarındaki artış, tedarik zincirlerinin aksaklığı ve yarı iletken ve gübre endüstrisi için gerekli olan helyum ihracatının etkilenmesi, birçok gıda ürününün fiyatlarının yükselmesine, enflasyon oranlarının artmasına ve hisse senedi piyasalarında dalgalanmaya neden oldu.

Geçici ateşkesin duyurulması genel olarak her iki parti tarafından da memnuniyetle karşılandı. Demokratlar, Trump yönetiminin bu ‘yasadışı’ savaşı başlatmasından dolayı hesap vermesi gerektiği çağrısını yinelerken, bazı Cumhuriyetçiler nihai bir anlaşmaya varılabileceğinden şüphelerini dile getirdi. İran ile savaşın şahinlerinden sayılan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, diplomasiyi tercih ettiğini ancak ateşkes haberlerinden endişe duyduğunu belirterek, olası herhangi bir anlaşmayı titizlikle inceleyeceğine söz verdi.

Graham, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda, ‘Tahran'ın ABD/İsrail-İran savaşının patlak vermesinin ardından Hürmüz Boğazı'na saldırarak deniz seyrüseferini engellediğinin unutulmaması, dünyaya yönelik bu saldırgan eylemi için ödüllendirilmemesi ve uranyum zenginleştirmeye geri dönmesine izin verilmemesi gerektiğinin’ altını çizdi.

edrfvfe
İran'ın başkenti Tahran'ın mahallelerinin bombalanmasının ardından yükselen dumanlar, 1 Mart 2026 (AFP)

Aşırı sağcı Laura Loomer gibi savaşı destekleyen Cumhuriyetçi kanattan bazı aktivistler, ateşkesin başarısız olacağını ve savaşın yeniden başlayacağını öngördü. Loomer, ABD’nin bu durumdan ‘hiçbir kazanç elde edemediğini, buna karşın teröristlerin İran'da kutlama yaptığını’ öne sürdü.

Demokrat Senatör Chris Murphy ise İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmesine izin vermenin ‘Tahran için tarihi bir zafer’ olacağı konusunda uyarıda bulunarak, buna izin verilmesini ‘şaşırtıcı bir başarısızlık’ olarak nitelendirdi.

ABD-İran müzakerelerinin başarısı, Washington'un çok yönlü baskılar arasında hassas bir denge kurabilmesine bağlı olmaya devam ediyor; Bir yandan, yönetim, yaptığı fedakarlıkların boyutunu yansıtan somut diplomatik kazanımlar elde etmek zorunda, diğer yandan ise yaptırım sisteminin gözden geçirilmesi, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve Hürmüz Boğazı'nın yönetimi için yeni düzenlemeler gibi İran'ın talepleriyle karşı karşıya.

Bunun yanı sıra savaş İran'ın füze ve nükleer programlarıyla ilgili ilan edilen hedeflerin gerçekleştirilmesiyle sonuçlanmadı. Bu da ABD Kongresi'ndeki müttefiklerinin itirazlarıyla karşı karşıya kalan yönetimin manevra alanını daraltıyor. Kriz, transatlantik ilişkilere de gölge düşürdü ve Washington’ın sürdürülebilir bir çözümü desteklemek için mümkün olan en geniş uluslararası koalisyona ihtiyaç duyduğu bir dönemde Avrupalı ortaklarla sürtüşmelere yol açtı.

Bu bağlamda, İslamabad'ın karşı karşıya olduğu gerçek sınav, tarafların ateşkesini, imaj endişeleri ve iç baskılardan uzak, anlaşmazlıkların özünü ele alan bir müzakere çerçevesine dönüştürebilme yetenekleri olacak.