Pakistan Orta Asya'da kartları karıştırdığında

İslamabad'daki değişimin doğrudan etkileri, bölgeyi yeni bir Amerikan çatışma arenasına dönüştürmek anlamına geliyor.

Pakistan'da siyasi düzeyde yaşananlar, Orta Asya bölgesinde güvenlik ve askeri düzeylerde güç dengesinin yeniden dağılımının bir parçası (Reuters)
Pakistan'da siyasi düzeyde yaşananlar, Orta Asya bölgesinde güvenlik ve askeri düzeylerde güç dengesinin yeniden dağılımının bir parçası (Reuters)
TT

Pakistan Orta Asya'da kartları karıştırdığında

Pakistan'da siyasi düzeyde yaşananlar, Orta Asya bölgesinde güvenlik ve askeri düzeylerde güç dengesinin yeniden dağılımının bir parçası (Reuters)
Pakistan'da siyasi düzeyde yaşananlar, Orta Asya bölgesinde güvenlik ve askeri düzeylerde güç dengesinin yeniden dağılımının bir parçası (Reuters)

Hasan Fahs
Görünen o ki, İran rejiminin Pakistan'daki gelişmelere ilgisi, Pakistan Parlamentosu'nun Başbakan İmran Han'ı görevden almasıyla sonuçlanan mücadeleye yönelik kaygı düzeyi yükselen bir seyir izlemeye başladı. Zira bu olayın yansımaları, Pakistan içi ile sınırlı kalmayıp, Orta Asya bölgesinin istikrarına, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinden sonra gelişen denklemlere uzanan çok önemli bir role ve etkiye sahip. Bütün bunlar da Ukrayna'daki Rus savaşının olası sonuçlarına bağlanıyor.
İran açısından bakıldığında, Tahran bu konuda başta Rusya ve Çin olmak üzere Orta Asya bölgesinin istikrarı ve güvenliği ile ilgili birçok ülke ile aynı görüşte. Pakistan'da siyasi düzeyde yaşananlar, bu bölgede güvenlik ve askeri düzeylerde taraflar arasında güç dengesinin yeniden dağılımının bir parçasıdır. Afganistan'dan çekilme kararının, Taliban’ın iktidara dönüşü ve Washington'ın 20 yıl boyunca devam eden işgali sırasında Kabil'de kurmaya ve pekiştirmeye çalıştığı yönetimin yıkıntıları üzerinde bu ülkede "İslam Emirliği" ilan edilmesinin sonuçlarını, yansımalarını ele almaya yönelik açık bir Amerikan girişimidir.
Bu bakış açısına dayanarak, İran liderliği, büyük bir dikkatle şuna inanıyor; Pakistan arenasının son haftalarda tanık olduğu, İmran Han ile siyasi güçler arasında ortaya çıkan mücadelenin, İmran Han’ın Pakistan’ın içiyle ilgili Amerikan baskısı, Washington ile iş birliği ve Pakistan topraklarında gelişmiş askeri üsler kurma talebine dair son ifşaatları ile sınırlı değil. Aksine, Afganistan'da yaşananlar ve Taliban’ın iktidara dönüşü, ​​komşu ülkelerin Afganistan’daki bu değişkenle başa çıkmakta benimsedikleri çevreleme politikası ile doğrudan bağlantılı. Ayrıca, Afganistan'da Pakistan-Hindistan nüfuz mücadelesinin de bir parçası. Zira Yeni Delhi hükümeti, eski Afgan cumhurbaşkanı Eşref Gani hükümetinin müttefiklerinden ve üzerinde etkili ülkelerden biri olarak kabul edilirken, Kabil ile İslamabad arasındaki ilişkiler yüksek gerilim yaşıyor, Pakistan yönetimi ile Taliban arasındaki iş birliği zemininde her an patlama tehdidi altında bulunuyordu.
Afganistan’da yaşananlarla ilgili dört ülke, yani Tahran, İslamabad, Moskova ve Pekin tarafından benimsenen çevreleme politikası, ABD’nin Taliban’ın iktidara dönüşü sonucu bu ülkeden geri çekilişinin güvenlikleri ve istikrarlarına yönelik endişe verici yansımaları ile başa çıkma çabaları, Tahran ve derin İran yönetimine göre, Ukrayna savaşıyla kristalleşmeye başlayan Amerikan hedeflerinin başarısız olmasına katkıda bulundu. Amerikan hedefleri ile Washington’ı zor durumda bırakan geri çekilme kararının ardından Orta Asya politikalarındaki gerileme ve müttefiklerinin kendisine yönelik güvenlerinde yol açtığı sarsıntıyı telafi etme çabası kastediliyor.
İran'da rejimin Afgan meselesini ele alırken benimsediği ve Taliban’ın "İslam Emirliği" hükümetini resmi olarak tanıma eşiğine yaklaşan politikalara karşı hem reformist hem de muhafazakâr güçlerin oluşturduğu büyük muhalefet dalgasına rağmen, İran'ın bu süreçteki stratejisi, diğer tüm başkentlerin Afganistan’daki gelişmelere dair perspektiflerini ve reaksiyonlarını yöneten tek bir perspektifle tutarlı ve uyumluydu. Tehdidi fırsata dönüştürme, ABD’nin geri çekilme ya da geri çekilme sırasında benimsediği yöntem hatasından, Orta Asya bölgesinde çıkarlarını, istikrarını ve stratejilerini geliştirmek için kullanmak ilkesine dayanıyordu.
Rusya, Taliban yönetimi ile ilişki kurmayı, Afganistan topraklarını bir güvenlik tehdidi kaynağına ve terör örgütlerinin, özellikle de DEAŞ’ın Rus derinliğine yönelik nüfuz ve saldırılarının bir sahnesine dönüşmemesi konusunda uzlaşıya varmakta yardımcı bir husus olarak görüyor. Afganistan'ın sıcak sulara inme yolu üzerinde bir ulaşım düğümü oluşturması nedeniyle sağladığı ekonomik potansiyel bir diğer husus. Öte yandan Çin de ekonomik çıkarlar, ayrıca aşırılık yanlısı grupların Afgan Türkistan bölgesinin Uygur bölgelerine açık ortak sınırlarda yeniden faaliyete geçme olasılığını dışlama hedefiyle bu yönetimle istikrarlı ilişkiler kurmaya çalıştı.
İmran Han yönetimi altındaki Pakistan ile Taliban arasındaki ilişkiye gelince, iki ülke arasındaki demografik örtüşme nedeniyle sahne daha karmaşık görünüyor. Taliban’ın da mensubu olduğu Peştun ulusu, ortak sınırlarda baskın bileşeni oluşturuyor. En son nüfus istatistiklerine göre 220 milyon olan Pakistan nüfusu içinde Peştunların sayısı yaklaşık 42 milyon ve bunlara ayrıca Afganistan'daki yaklaşık 12 ila 17 milyon Peştun ekleniyor. Peştunların, Taliban’ın vurucu askeri gücünün belkemiğini oluşturmalarına ilave olarak, Ağustos 2021'de Kabil'in kontrolünü ele geçiren ana güç, on binlerce Pakistanlı Peştun savaşçıyı içeriyordu. Bu nedenle, İmran Han hükümetinin düşürülmesinden sonra Pakistan Silahlı Kuvvetleri’nin ilk icraatı, yaklaşık 27 savaş uçağının iki Afgan eyaletindeki Taliban bölgelerini hedef alması oldu. Bu, İslamabad'ın Kabil'le ilgili politikasında meydana gelen değişikliğin açık bir göstergesiydi.
Öte yandan Tahran, Afganistan'da meydana gelen değişimi bir fırsat olarak gördü. Onu bir "Amerikan yenilgisi" olarak tanımlayıp kullanmaya çalıştı, İran içinde Amerikan vaatlerine güven duyulması çağrısı yapan herkese bir cevap olarak gördü. Bu ülkeyi yaptırımları atlatmak için bir çıkış noktasına dönüştürmek, ulaşım alanında stratejik bir düğüm oluşturan Afganistan üzerinden Orta Asya ülkeleri ile ticari ilişkilerini güçlendirmek amacıyla Afganistan’ın yardım ihtiyacını kullanma yoluna gitti.
Ancak, diğer komşu ülkeleri hedef almanın yanı sıra Afgan Hazara etnik kökeni içindeki Şii bileşeni hedef alan, Taliban’ın sorumlu olmadığını iddia ettiği ve DEAŞ gibi aşırılık yanlısı grupları suçladığı terör saldırıları ve bombalamalar geri döndü. Bu gelişmeler yalnızca Tahran'ı bu gelişmeler ve yansımaları karşısında hesaplarını gözden geçirmeye zorlamadı. Pakistan’da meydana gelen değişimin doğrudan etkilerinin Afganistan’ı güvenlik ve istikrarı sarsan yıkıcı saldırıların çıkış noktası haline getirerek, bölgeyi yeni bir Amerikan yüzleşme arenasına dönüştürmek anlamına geldiğini göz önünde bulunduran tüm ülkeleri buna zorladı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre, bu yüzleşme aracılığıyla bölgede Rusya, Çin ve İran arasında herhangi bir ekonomik-politik-askeri sistem kurulmasının önü kesilmeye çalışılıyor. Zira bu, Washington ile bu ülkeler arasında uluslararası sahnede, özellikle de Batı Asya bölgesinde ve Ortadoğu'daki uzantılarında mevcut çatışmanın karmaşıklığını artırabilecek bir sistem.



İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
TT

İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD’nin müzakereleri “aldatma, hile ve zaman kazanma aracı” olarak kullanmayı hedeflemesi halinde bunun bir “yanılsama” olacağını söyledi. Ejei, “Müzakerelere dair hiçbir umut ve güven yoktur” dedi.

Washington ile Tahran arasında ilk tur görüşmeler cuma günü Umman’da yapılmış, taraflar görüşmeleri “olumlu” olarak nitelemiş ve yakın zamanda sürdürme niyetlerini açıklamıştı.

Söz konusu görüşmeler, İran’da rejim karşıtı geniş çaplı protesto dalgasının zirveye ulaşmasından yaklaşık bir ay sonra gerçekleşti. Protestolar sırasında yürütülen ve insan hakları örgütlerinin “benzeri görülmemiş” olarak nitelediği güvenlik operasyonlarında binlerce kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, başlangıçta protestoların bastırılması nedeniyle Tahran’a karşı askeri seçenekleri gündeme getirmiş, hatta göstericilere “yardım yolda” mesajı vermişti. Ancak Trump’ın son günlerdeki söylemi, İran’ın nükleer programını dizginlemeye odaklandı. Bu çerçevede ABD, başını “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin çektiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. İran yönetimi ise Trump’ın İran’a saldırı tehditlerini hayata geçirme ihtimalinden ciddi endişe duyuyor. Tahran, olası bir saldırı halinde bölgedeki ABD üslerini hedef alacağı ve Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, müzakere çağrısı yapan taraflara dair “ne umut ne de güven” olduğunu vurgulayarak, ABD’ye bu yolda güvenilemeyeceğini söyledi. Mevcut diyalog çağrılarının, “şiddeti kışkırtan ve sabotajcıları silahlandıran aynı taraflardan” geldiğini ifade etti.

dfwfde
Gösterici kalabalıkları, geçen 8 Ocak’ta başkent Tahran’ın batısındaki bazı yolları kapattı (AP)

Yargı erkinin resmi ajansı Mizan’ın aktardığına göre Ejei, pazar günü yaptığı konuşmada İran’ın hiçbir zaman savaş isteyen taraf olmadığını, ancak her türlü saldırgana karşı tüm gücüyle duracağını belirtti. Bazı ülkelerin geçmişte İran’ın yanında yer alırken, “İslam Cumhuriyeti’nin sonunun geldiğini düşündüklerini” de sözlerine ekledi.

Ejei, geçen yıl haziran ayında yaşanan ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunarak, müzakereler sürerken savaşı başlatan tarafların, İran’ın “direncini” gördükten sonra ateşkes talep etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

“İsyan eylemlerini kim başlattı? Provokatörleri kim silahlandırdı?” diye soran Ejei, “Onları silahlandıranlar bugün ‘gelin müzakere edelim’ diyenlerin ta kendileridir” ifadelerini kullandı.

Orta İran’daki Arak kentinde yargı yetkililerine hitap eden Ejei, “aldatılmış bireyler” ile “asıl unsurların” hesabının ayrı olduğunu belirterek, davaların “yargı usullerine uygun ve her vakanın niteliğine göre” ele alınacağını söyledi.

Son protestolardaki şiddetin benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığını savunan Ejei, “sokaklarda ve geçiş noktalarında en vahşi suçları işleyenlerin sıradan vatandaşlar değil; ABD ve Siyonist rejim unsurları tarafından eğitilmiş, kalpsiz teröristler olduğunu” ileri sürdü.

Buna karşılık “aldatılmış unsurların” varlığını kabul eden Ejei, bunların “teröristler ve ayaklanmaların ana unsurlarından ayrı değerlendirileceğini” ve suçlamalarının “her birinin koşullarına göre” inceleneceğini söyledi.

ABD merkezli insan hakları örgütü Hrana, protestolar sırasında çoğu gösterici olmak üzere 6 bin 971 kişinin öldüğünü ve 51 binden fazla kişinin gözaltına alındığını belgelediğini açıkladı.

Ejei ayrıca, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve baskıların araştırılması için ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen bazı iç aktörleri ve kişileri de eleştirdi.

Velayet-i Fakih’in yanında durmamanın, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanların ve bugün suçlu Siyonistlere yaslananların akıbetiyle sonuçlanacağını savunan Ejei, “Bir zamanlar devrimle birlikte olan, bugün ise bildiri yayımlayan bu kişiler acınacak ve sefil insanlardır” dedi.


İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe