Rusya'nın Mariupol'daki ilerleyişine idari icraatlar eşlik ediyor

Yeni idari yönetimler Ukrayna bayrağını kaldırıyor, para birimi olarak rubleyi benimsiyor. Bir halk referandumundan bahsediliyor ve Moskova Belarus'un da uzlaşı müzakerelerine katılmasını istiyor

Rus kuvvetleri stratejik kıyı kentini ele geçirmek için harekâtlarını yoğunlaştırırken, Rus askerleri Mariupol'da bir caddede yürüyor (AFP)
Rus kuvvetleri stratejik kıyı kentini ele geçirmek için harekâtlarını yoğunlaştırırken, Rus askerleri Mariupol'da bir caddede yürüyor (AFP)
TT

Rusya'nın Mariupol'daki ilerleyişine idari icraatlar eşlik ediyor

Rus kuvvetleri stratejik kıyı kentini ele geçirmek için harekâtlarını yoğunlaştırırken, Rus askerleri Mariupol'da bir caddede yürüyor (AFP)
Rus kuvvetleri stratejik kıyı kentini ele geçirmek için harekâtlarını yoğunlaştırırken, Rus askerleri Mariupol'da bir caddede yürüyor (AFP)

Sami Amara
Siyasi, askeri ve sosyal çevreler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Mariupol'daki "Azovstal Sanayi Bölgesi"ne yönelik saldırının iptal edilmesi için verdiği emir ve talimatları bir umut ve memnuniyet içinde karşıladı.
Mariupol şehrinin son birkaç gün içinde düşmesinin ardından, “Donetsk" ve "Luhansk" cumhuriyetlerinden gruplar tarafından desteklenen Rus kuvvetleri bu bölgenin etrafını kuşattı. Ancak, binalarının içinde çok sayıda sivilin bulunması, bu bölgenin eski Sovyetler Birliği yıllarından beri sahip olduğu, bazıları İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar uzanan devasa savunma tahkimatları gibi nedenlerle bölgeye saldıramadı.
Devlet Başkanı Putin, Savunma Bakanı Sergey Şoygu'nun o bölgedeki savaş ve operasyonlarının seyrine ilişkin raporu hakkında “saldırı gereksiz” yorumunda bulundu. Bölgenin kendi ifadesiyle “tek bir sinek bile geçemeyecek” kadar sıkı bir şekilde bloke edilmesi gerektiğine işaret etti. Rusya Cumhurbaşkanı bu adımı Rus kuvvetlerinin hayatlarını ve sağlıklarını koruma ihtiyacına bağladı. Rus askeri liderliğinden madalya ve nişan almaya hak kazananların listesini sunmasını istedi ama aynı zamanda “Rusya'nın gözünde kahraman oldukları için herkes bunu hak ediyor " dedi.
Rus kaynakları, Rus liderliğinin daha önce "Azovstal" kalesinde bulunanlara güvenli bir şekilde çıkış fırsatı sağladığını, ancak bu birliklerin liderlerinin teklifi reddettiğini açıkladı. Liderler, aralarındaki yaralılar, ölenlerin cesetleri ve silahlarıyla birlikte ayrılmalarına izin verilmesini, Rus askeri liderliğinin kabul etmediği üçüncü bir ülkeye nakledilmeleri için gerekli ulaşım araçlarının sağlanmasını şart koştular.
Rusya Savunma Bakanı'nın, "Nazi" olarak nitelendirdiği "Azov" ve "Sağcı" güçler ile birlikte çeşitli güçlerden yaklaşık 2 bin kişiye liderlerinin çıkıp teslim olma izni vermediğine dair raporuna Putin’in yorumu, can güvenliği garantisi altında bu bölgeden çıkmaları için gerekli sürenin tanınması çağrısı yapmak oldu. Putin, bu kişilerin daha sonra Rus yasaları ve uluslararası sözleşmelere göre yargılanmaları ve kuşatmanın devam etmesi gerektiğini de ekledi.
Batılı kaynaklar Mariupol'un düşüşünü, 24 Şubat’ta askerî harekâtın başlamasından bu yana Rus kuvvetlerinin elde ettiği ilk büyük askeri zafer olarak nitelediler. Buna karşılık Rus kaynakları, elde edilen zaferleri açıklayarak, bugün Rus kuvvetlerinin kontrol ve gözetimi altındaki tüm bölgeleri gösteren bir harita yayınladı. Bu bölgeler, Azak Denizi'nin tüm kıyıları ile Kırım'a komşu karasal bölgelerden, aynı adı taşıyan başkenti dahil olmak üzere Herson eyaletine kadar uzanıyor. Haritaya göre Rus kuvvetleri Karadeniz kıyısındaki Odessa Limanına çok yakın.
Rus kaynakları, bu bölge ve eyaletlerin toplam yüzölçümünün Fransa'nın yüzölçümüne yakın olduğunu belirtti. Öte yandan Moskova, Mart 2014'te Ukrayna'dan tek taraflı olarak ayrıldıklarını deklare eden ve 23 Şubat'ta Moskova tarafından tanınan “Luhansk” ve “Donetsk” bölgelerinin tüm tarihi topraklarını geri alma yolunda olduğunu da duyurdu.
Resmi Rus kaynakları, "Rus özel askeri operasyonunun" tamamlanacağı olası tarih hakkındaki yorumlarında, bu tarihin, Devlet Başkanı Putin'in bu süreci başlatan açıklamasında belirttiği belirli misyonların tamamlanmasına bağlı olduğunu vurguladılar. Misyonların başında, Ukrayna güçlerinin silahsızlandırılması, altyapılarının yok edilmesi, Ukrayna'daki Nazi güçlerinin ve aşırı milliyetçi grupların kökünün kazınması geldiğinin altını çizdiler.
Rusya Devlet Başkanı Putin, misyonun, Moskova tarafından tanınan "Luhansk" ve "Donetsk" cumhuriyetlerinin Ukrayna hükümet güçlerine karşı koymalarına ve tarihi idari sınırlarını geri almalarına yardımcı olma taleplerine karşılık vermeyi içerdiğini de belirtmişti. Bu, Rus kuvvetlerinin Ukrayna'nın güneydoğusunda, Kırım ile kara ve deniz sınırı olan tüm topraklarda kontrolü sağladıktan, Kiev'in son 8 yıldır her zaman kontrol ettiği ve Kırımlıları mahrum bıraktığı su kaynaklarını güvence altına aldıktan sonra, bu iki cumhuriyete bağlı kuvvetlerle kuzeye doğru ilerlemeye devam edeceği anlamına geliyor.
Putin söz veriyor, Belarus katılım konusunda ısrar ediyor
Kremlin kaynakları, Moskova ile Kiev arasındaki temaslara ilişkin olarak, Rusya'nın, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski'ye gönderdiği taslak belge çerçevesinde görüşmeleri sürdürmeye hazır olduğunu vurguladı. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, Zelenski’nin herhangi bir belge teslim almadığına veya görmediğine dair açıklamasını, "Ukrayna Cumhurbaşkanı'nın açıklaması soru işaretleri yaratıyor" diye yorumladı ve "Neden Zelenski'ye metin ile ilgili Rus tekliflerini bildirmediler?" diye ekledi. "Metnin son versiyonunda önerilen Rusça ifadeler Ukrayna müzakere heyetine teslim edildi. Bir yanıt beklemeye devam edeceğiz" diye vurguladı.
Moskova resmi olarak daha önce Belarus'un, Ukrayna'daki mevcut durumun nihai çözümüne ilişkin tüm görüşmelere katılması gerektiğini açıklamıştı. Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko, bu ayın başlarında füze ve uzay aracı fırlatmak için inşa edilen "Vostochny" (Doğu) uzay üssüne yaptıkları ziyaret sırasında Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmede bunu talep etmişti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı BDT Ülkeleri İkinci Daire Başkanı Aleksey Polişçhuk TASS haber ajansına verdiği röportajda şunları söyledi; “Moskova, Minsk'in anlaşmaya katılımını kabul etmekle kalmıyor aynı zamanda Belarus'un gelecekteki anlaşmalara katılımı ve garantör ülkelerden biri olması konusunda doğrudan ısrar ediyor. Belarus’un garantör olması, garantör ülkeler kulübünde dengeyi sağlayacak"
Polişçhuk; "Elbette, bu konuyu (Rus-Ukrayna) müzakerelerine yardımcı olan ve onlar için bir platform sağlayan Belarus'tan arkadaşlarımızla görüştük" diye sözlerini sürdürdü. Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko, Minsk'in katılımı olmadan veya arkasından ayrı anlaşmalar imzalanarak Ukrayna konusunda müzakere yapılamayacağını ve Rusya'nın ülkesinin bu pozisyonunu anlayışla karşıladığını vurgulamıştı.
RIA Novosti ajansı Lukaşenko’nun şu sözlerini nakletti; “Minsk, Belarus'un Rusya ile aynı sepete konmasından yola çıkarak böyle bir talepte bulunmuyor. Hayır, bu savaşın sınırlarımızın ötesinde yaşandığı, ülkemizdeki durumu ciddi anlamda etkilediği gerçeğinden hareket ediyoruz. Dolayısıyla arkamızda ayrı anlaşmalar imzalanamaz. Rusya'nın Belarus’un bu pozisyonunu anlayışla karşıladığını biliyorum ve bundan tamamen eminim. Belarus’un katılımında bir sakınca yok, sadece Batı'nın planı ile çelişecek ki bu, onların istediği gibi hareket etmemiz gerektiği anlamına gelmez".
Avrupa Birliği ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer "Batı kampı" ülkeleri tarafından Rusya ve Belarus’a karşı uygulanan baskı ve yaptırımlar hakkında, Rusya Dışişleri Bakanlığı BDT Ülkeleri İkinci Daire Başkanı Aleksey Polişçhuk, TASS haber ajansına verdiği röportajda; “Yaptırım baskısının Birlik Devleti çerçevesinde entegrasyonun gelişmesi yönünde çalışan ters bir etkisi olduğuna” işaret etti. “Rusya ve Belarus üzerindeki benzeri görülmemiş baskının birliğimizi etkilediğini düşünmek yanlış olur. Bu baskı daha çok bizim entegrasyonumuz lehine çalışıyor, bölmüyor, aksine birliği daha da güçlendiriyor" dedi.
Son birkaç gün içinde meydana gelen gelişme ve olayların ardından Devlet Başkanı Putin, Rusya'nın "Donbass bölgesinde barışı ve normal yaşamın yeniden başlamasını" sağlama taahhüdüne ilişkin bağlılığını açıkladı. Kırım sakinlerinin ve Sivastopol şehrinde yaşamın Donbass'takinden tamamen farklı olduğunu kaydetti ama ardından "Donbass ve özellikle de Luhansk Halk Cumhuriyeti’ndeki trajedi, Rusya'yı bu askeri operasyonu başlatmaya zorladı" diye de ekledi. Putin son olarak, ülkesinin "kademeli olarak hareket edeceğini, orada yaşamın normalleşmesini sağlayacağını ve Sivastopol'da olduğu gibi daha iyiye doğru değiştireceğini" söyledi.
Son gelişmeler, Rusya içinde Batı ülkelerinden Ukrayna'ya devam eden silah akışını protesto eden seslerin yükseldiği bir dönemde, pek çok tartışmaya yol açan yeni Rus "Sarmat" füzesinin test edilmesinin ardından geldi. Rusya'nın bu silahları hedef alma ve imha etme ihtimalini ima ettiği bir dönemde, Rus Uzay Ajansı "Roskosmos" Başkanı Dmitry Rogozin, ajansın sonbaharda Rus Stratejik Füze Kuvvetlerine Sarmat füzeleri teslim etmeye başlayacağını söyledi. Rogozin telegram hesabından şu paylaşımda bulundu: “Bu yılın sonbaharında Sarmat füzesinin uçuş testlerinin tamamlanmasının ardından, bu çığır açan kıtalararası ağır balistik füze silahını Stratejik Füze Kuvvetlerine teslim etmeye başlamayı planlıyoruz."
Askeri kaynaklar, kıtalararası ağır bir balistik füze olan "Sarmat"ın sesten daha hızlı olduğunu, dünyada türünün en güçlüsü olarak kabul edilen "Voyevoda" füzesinin yerini alacağını belirtiyor. Rus kaynakları, 13 bin km'ye varan geniş menzili, füze savunma sistemleri tarafından engellenememesi ve nükleer başlık taşıyabilme yeteneği nedeniyle Amerikalıların ona "Şeytan" adını verdiğini söylüyorlar.
Ukrayna bayrağının indirilmesi ve rublenin geri dönüşü
Herson Eyaleti’nin Karadeniz kıyısındaki güney bölgelerinde, koşulların ve hayatın normale döndürülmesi için çalışmalar sürüyor. Ancak resmî kurumlardaki Ukrayna bayrağının kaldırılmasına ve 8 yıldan uzun süredir kullanılmayan kırmızı bayrakla değiştirilmesine izin veren yeni ve farklı bir yönetim altında.
Rus RIA Novosti ajansı, Geçici Sivil Yönetimin Başkanı Vitaliy Gançev'in yeni değişikliklerden sonra bir halk referandumu düzenleme olasığı hakkındaki şu sözlerini aktardı: “Bildiğiniz gibi demokratik bir toplumda karar verme hakkı herkesten önce halka aittir. Bu nedenle tüm bölge özgürleştirildiğinde ve Nazilerin kökü kazındığında, büyük olasılıkla halk arasında bir anket mi yoksa referandum mu yapılacağına karar verileceğine inanıyorum."
Bu konuyla ilgili olarak, Rusya Kırım Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Georgiy Muradov, Ukrayna'nın Kırım’a komşu güney bölgelerinde Rus rublesinin kullanılmaya başlandığını duyurdu.
Herson eyaleti ile Melitopol şehri dahil olmak üzere Azak Denizi kıyısındaki Zaporijya bölgelerini de kapsayan Rus kuvvetlerinin kontrolü altındaki bölgelerde yaşayanların, kademeli olarak ruble kullanımına geçtiklerine ve Ukrayna para birimi grivna ile ödeme yapmayı reddettiklerine dikkat çekti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre Muradov, “Vatandaşların bunu memnuniyetle karşıladığı ve kendilerini yeniden tarihi anavatanları olan Rusya'da hissettiklerini” belirtti.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.