Rusya'nın Mariupol'daki ilerleyişine idari icraatlar eşlik ediyor

Yeni idari yönetimler Ukrayna bayrağını kaldırıyor, para birimi olarak rubleyi benimsiyor. Bir halk referandumundan bahsediliyor ve Moskova Belarus'un da uzlaşı müzakerelerine katılmasını istiyor

Rus kuvvetleri stratejik kıyı kentini ele geçirmek için harekâtlarını yoğunlaştırırken, Rus askerleri Mariupol'da bir caddede yürüyor (AFP)
Rus kuvvetleri stratejik kıyı kentini ele geçirmek için harekâtlarını yoğunlaştırırken, Rus askerleri Mariupol'da bir caddede yürüyor (AFP)
TT

Rusya'nın Mariupol'daki ilerleyişine idari icraatlar eşlik ediyor

Rus kuvvetleri stratejik kıyı kentini ele geçirmek için harekâtlarını yoğunlaştırırken, Rus askerleri Mariupol'da bir caddede yürüyor (AFP)
Rus kuvvetleri stratejik kıyı kentini ele geçirmek için harekâtlarını yoğunlaştırırken, Rus askerleri Mariupol'da bir caddede yürüyor (AFP)

Sami Amara
Siyasi, askeri ve sosyal çevreler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Mariupol'daki "Azovstal Sanayi Bölgesi"ne yönelik saldırının iptal edilmesi için verdiği emir ve talimatları bir umut ve memnuniyet içinde karşıladı.
Mariupol şehrinin son birkaç gün içinde düşmesinin ardından, “Donetsk" ve "Luhansk" cumhuriyetlerinden gruplar tarafından desteklenen Rus kuvvetleri bu bölgenin etrafını kuşattı. Ancak, binalarının içinde çok sayıda sivilin bulunması, bu bölgenin eski Sovyetler Birliği yıllarından beri sahip olduğu, bazıları İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar uzanan devasa savunma tahkimatları gibi nedenlerle bölgeye saldıramadı.
Devlet Başkanı Putin, Savunma Bakanı Sergey Şoygu'nun o bölgedeki savaş ve operasyonlarının seyrine ilişkin raporu hakkında “saldırı gereksiz” yorumunda bulundu. Bölgenin kendi ifadesiyle “tek bir sinek bile geçemeyecek” kadar sıkı bir şekilde bloke edilmesi gerektiğine işaret etti. Rusya Cumhurbaşkanı bu adımı Rus kuvvetlerinin hayatlarını ve sağlıklarını koruma ihtiyacına bağladı. Rus askeri liderliğinden madalya ve nişan almaya hak kazananların listesini sunmasını istedi ama aynı zamanda “Rusya'nın gözünde kahraman oldukları için herkes bunu hak ediyor " dedi.
Rus kaynakları, Rus liderliğinin daha önce "Azovstal" kalesinde bulunanlara güvenli bir şekilde çıkış fırsatı sağladığını, ancak bu birliklerin liderlerinin teklifi reddettiğini açıkladı. Liderler, aralarındaki yaralılar, ölenlerin cesetleri ve silahlarıyla birlikte ayrılmalarına izin verilmesini, Rus askeri liderliğinin kabul etmediği üçüncü bir ülkeye nakledilmeleri için gerekli ulaşım araçlarının sağlanmasını şart koştular.
Rusya Savunma Bakanı'nın, "Nazi" olarak nitelendirdiği "Azov" ve "Sağcı" güçler ile birlikte çeşitli güçlerden yaklaşık 2 bin kişiye liderlerinin çıkıp teslim olma izni vermediğine dair raporuna Putin’in yorumu, can güvenliği garantisi altında bu bölgeden çıkmaları için gerekli sürenin tanınması çağrısı yapmak oldu. Putin, bu kişilerin daha sonra Rus yasaları ve uluslararası sözleşmelere göre yargılanmaları ve kuşatmanın devam etmesi gerektiğini de ekledi.
Batılı kaynaklar Mariupol'un düşüşünü, 24 Şubat’ta askerî harekâtın başlamasından bu yana Rus kuvvetlerinin elde ettiği ilk büyük askeri zafer olarak nitelediler. Buna karşılık Rus kaynakları, elde edilen zaferleri açıklayarak, bugün Rus kuvvetlerinin kontrol ve gözetimi altındaki tüm bölgeleri gösteren bir harita yayınladı. Bu bölgeler, Azak Denizi'nin tüm kıyıları ile Kırım'a komşu karasal bölgelerden, aynı adı taşıyan başkenti dahil olmak üzere Herson eyaletine kadar uzanıyor. Haritaya göre Rus kuvvetleri Karadeniz kıyısındaki Odessa Limanına çok yakın.
Rus kaynakları, bu bölge ve eyaletlerin toplam yüzölçümünün Fransa'nın yüzölçümüne yakın olduğunu belirtti. Öte yandan Moskova, Mart 2014'te Ukrayna'dan tek taraflı olarak ayrıldıklarını deklare eden ve 23 Şubat'ta Moskova tarafından tanınan “Luhansk” ve “Donetsk” bölgelerinin tüm tarihi topraklarını geri alma yolunda olduğunu da duyurdu.
Resmi Rus kaynakları, "Rus özel askeri operasyonunun" tamamlanacağı olası tarih hakkındaki yorumlarında, bu tarihin, Devlet Başkanı Putin'in bu süreci başlatan açıklamasında belirttiği belirli misyonların tamamlanmasına bağlı olduğunu vurguladılar. Misyonların başında, Ukrayna güçlerinin silahsızlandırılması, altyapılarının yok edilmesi, Ukrayna'daki Nazi güçlerinin ve aşırı milliyetçi grupların kökünün kazınması geldiğinin altını çizdiler.
Rusya Devlet Başkanı Putin, misyonun, Moskova tarafından tanınan "Luhansk" ve "Donetsk" cumhuriyetlerinin Ukrayna hükümet güçlerine karşı koymalarına ve tarihi idari sınırlarını geri almalarına yardımcı olma taleplerine karşılık vermeyi içerdiğini de belirtmişti. Bu, Rus kuvvetlerinin Ukrayna'nın güneydoğusunda, Kırım ile kara ve deniz sınırı olan tüm topraklarda kontrolü sağladıktan, Kiev'in son 8 yıldır her zaman kontrol ettiği ve Kırımlıları mahrum bıraktığı su kaynaklarını güvence altına aldıktan sonra, bu iki cumhuriyete bağlı kuvvetlerle kuzeye doğru ilerlemeye devam edeceği anlamına geliyor.
Putin söz veriyor, Belarus katılım konusunda ısrar ediyor
Kremlin kaynakları, Moskova ile Kiev arasındaki temaslara ilişkin olarak, Rusya'nın, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski'ye gönderdiği taslak belge çerçevesinde görüşmeleri sürdürmeye hazır olduğunu vurguladı. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, Zelenski’nin herhangi bir belge teslim almadığına veya görmediğine dair açıklamasını, "Ukrayna Cumhurbaşkanı'nın açıklaması soru işaretleri yaratıyor" diye yorumladı ve "Neden Zelenski'ye metin ile ilgili Rus tekliflerini bildirmediler?" diye ekledi. "Metnin son versiyonunda önerilen Rusça ifadeler Ukrayna müzakere heyetine teslim edildi. Bir yanıt beklemeye devam edeceğiz" diye vurguladı.
Moskova resmi olarak daha önce Belarus'un, Ukrayna'daki mevcut durumun nihai çözümüne ilişkin tüm görüşmelere katılması gerektiğini açıklamıştı. Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko, bu ayın başlarında füze ve uzay aracı fırlatmak için inşa edilen "Vostochny" (Doğu) uzay üssüne yaptıkları ziyaret sırasında Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmede bunu talep etmişti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı BDT Ülkeleri İkinci Daire Başkanı Aleksey Polişçhuk TASS haber ajansına verdiği röportajda şunları söyledi; “Moskova, Minsk'in anlaşmaya katılımını kabul etmekle kalmıyor aynı zamanda Belarus'un gelecekteki anlaşmalara katılımı ve garantör ülkelerden biri olması konusunda doğrudan ısrar ediyor. Belarus’un garantör olması, garantör ülkeler kulübünde dengeyi sağlayacak"
Polişçhuk; "Elbette, bu konuyu (Rus-Ukrayna) müzakerelerine yardımcı olan ve onlar için bir platform sağlayan Belarus'tan arkadaşlarımızla görüştük" diye sözlerini sürdürdü. Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko, Minsk'in katılımı olmadan veya arkasından ayrı anlaşmalar imzalanarak Ukrayna konusunda müzakere yapılamayacağını ve Rusya'nın ülkesinin bu pozisyonunu anlayışla karşıladığını vurgulamıştı.
RIA Novosti ajansı Lukaşenko’nun şu sözlerini nakletti; “Minsk, Belarus'un Rusya ile aynı sepete konmasından yola çıkarak böyle bir talepte bulunmuyor. Hayır, bu savaşın sınırlarımızın ötesinde yaşandığı, ülkemizdeki durumu ciddi anlamda etkilediği gerçeğinden hareket ediyoruz. Dolayısıyla arkamızda ayrı anlaşmalar imzalanamaz. Rusya'nın Belarus’un bu pozisyonunu anlayışla karşıladığını biliyorum ve bundan tamamen eminim. Belarus’un katılımında bir sakınca yok, sadece Batı'nın planı ile çelişecek ki bu, onların istediği gibi hareket etmemiz gerektiği anlamına gelmez".
Avrupa Birliği ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer "Batı kampı" ülkeleri tarafından Rusya ve Belarus’a karşı uygulanan baskı ve yaptırımlar hakkında, Rusya Dışişleri Bakanlığı BDT Ülkeleri İkinci Daire Başkanı Aleksey Polişçhuk, TASS haber ajansına verdiği röportajda; “Yaptırım baskısının Birlik Devleti çerçevesinde entegrasyonun gelişmesi yönünde çalışan ters bir etkisi olduğuna” işaret etti. “Rusya ve Belarus üzerindeki benzeri görülmemiş baskının birliğimizi etkilediğini düşünmek yanlış olur. Bu baskı daha çok bizim entegrasyonumuz lehine çalışıyor, bölmüyor, aksine birliği daha da güçlendiriyor" dedi.
Son birkaç gün içinde meydana gelen gelişme ve olayların ardından Devlet Başkanı Putin, Rusya'nın "Donbass bölgesinde barışı ve normal yaşamın yeniden başlamasını" sağlama taahhüdüne ilişkin bağlılığını açıkladı. Kırım sakinlerinin ve Sivastopol şehrinde yaşamın Donbass'takinden tamamen farklı olduğunu kaydetti ama ardından "Donbass ve özellikle de Luhansk Halk Cumhuriyeti’ndeki trajedi, Rusya'yı bu askeri operasyonu başlatmaya zorladı" diye de ekledi. Putin son olarak, ülkesinin "kademeli olarak hareket edeceğini, orada yaşamın normalleşmesini sağlayacağını ve Sivastopol'da olduğu gibi daha iyiye doğru değiştireceğini" söyledi.
Son gelişmeler, Rusya içinde Batı ülkelerinden Ukrayna'ya devam eden silah akışını protesto eden seslerin yükseldiği bir dönemde, pek çok tartışmaya yol açan yeni Rus "Sarmat" füzesinin test edilmesinin ardından geldi. Rusya'nın bu silahları hedef alma ve imha etme ihtimalini ima ettiği bir dönemde, Rus Uzay Ajansı "Roskosmos" Başkanı Dmitry Rogozin, ajansın sonbaharda Rus Stratejik Füze Kuvvetlerine Sarmat füzeleri teslim etmeye başlayacağını söyledi. Rogozin telegram hesabından şu paylaşımda bulundu: “Bu yılın sonbaharında Sarmat füzesinin uçuş testlerinin tamamlanmasının ardından, bu çığır açan kıtalararası ağır balistik füze silahını Stratejik Füze Kuvvetlerine teslim etmeye başlamayı planlıyoruz."
Askeri kaynaklar, kıtalararası ağır bir balistik füze olan "Sarmat"ın sesten daha hızlı olduğunu, dünyada türünün en güçlüsü olarak kabul edilen "Voyevoda" füzesinin yerini alacağını belirtiyor. Rus kaynakları, 13 bin km'ye varan geniş menzili, füze savunma sistemleri tarafından engellenememesi ve nükleer başlık taşıyabilme yeteneği nedeniyle Amerikalıların ona "Şeytan" adını verdiğini söylüyorlar.
Ukrayna bayrağının indirilmesi ve rublenin geri dönüşü
Herson Eyaleti’nin Karadeniz kıyısındaki güney bölgelerinde, koşulların ve hayatın normale döndürülmesi için çalışmalar sürüyor. Ancak resmî kurumlardaki Ukrayna bayrağının kaldırılmasına ve 8 yıldan uzun süredir kullanılmayan kırmızı bayrakla değiştirilmesine izin veren yeni ve farklı bir yönetim altında.
Rus RIA Novosti ajansı, Geçici Sivil Yönetimin Başkanı Vitaliy Gançev'in yeni değişikliklerden sonra bir halk referandumu düzenleme olasığı hakkındaki şu sözlerini aktardı: “Bildiğiniz gibi demokratik bir toplumda karar verme hakkı herkesten önce halka aittir. Bu nedenle tüm bölge özgürleştirildiğinde ve Nazilerin kökü kazındığında, büyük olasılıkla halk arasında bir anket mi yoksa referandum mu yapılacağına karar verileceğine inanıyorum."
Bu konuyla ilgili olarak, Rusya Kırım Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Georgiy Muradov, Ukrayna'nın Kırım’a komşu güney bölgelerinde Rus rublesinin kullanılmaya başlandığını duyurdu.
Herson eyaleti ile Melitopol şehri dahil olmak üzere Azak Denizi kıyısındaki Zaporijya bölgelerini de kapsayan Rus kuvvetlerinin kontrolü altındaki bölgelerde yaşayanların, kademeli olarak ruble kullanımına geçtiklerine ve Ukrayna para birimi grivna ile ödeme yapmayı reddettiklerine dikkat çekti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre Muradov, “Vatandaşların bunu memnuniyetle karşıladığı ve kendilerini yeniden tarihi anavatanları olan Rusya'da hissettiklerini” belirtti.



Türkiye, ABD yaptırımları kapsamında İranlı Bank Mellat'ın lisansını iptal etti

İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
TT

Türkiye, ABD yaptırımları kapsamında İranlı Bank Mellat'ın lisansını iptal etti

İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)

Türkiye, yıllardır Batı yaptırımlarına tabi olan İran’ın Mellat Bankasının faaliyet lisansını iptal etti. Kararın, İran bankacılık sistemine yönelik baskıyı artırmayı amaçladığı ve Washington’ın Tahran’a karşı ekonomik baskısını artırdığı bir dönemde ABD’nin artan baskılarına yanıt niteliği taşıdığı belirtildi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), lisansın iptaline ilişkin kararını, Washington’ın Devrim Muhafızları ile bağlantıları olduğu şüphesiyle Türk Golden Global Bank’a yaptırım uygulamasından iki hafta sonra aldı. Banka ise söz konusu suçlamaları reddetti.

Karar ayrıca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump’ın New York’ta salı günü başlayacak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında gerçekleştirmesi beklenen görüşmenin hemen öncesinde alındı.

Merkezi Tahran’da bulunan Mellat Bank, OpenSanctions adlı ve yaptırım uygulanan kuruluşların izlenmesine olanak sağlayan açık veri tabanına göre, “İran hükümetine mali destek sağladığı” gerekçesiyle ABD, Avrupa Birliği ve İngiltere’nin yaptırımlarına tabi. Aynı kaynağa göre İran hükümeti, bankanın en büyük hissedarları arasında yer alıyor.

Mellat Bank, İran’ın en büyük ve en eski ticari bankalarından biri. 1980 yılında kurulan bankanın ülke genelinde 1.000’den fazla şubesi bulunuyor.

BDDK, kararını Bankacılık Kanunu’nun “B-71” maddesine dayandırdı. Söz konusu madde, bankanın faaliyetlerini sürdürmesinin “mevduat sahiplerinin ve hissedarların haklarını, finansal sistemin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğinin” tespit edilmesi halinde lisansın iptal edilmesine olanak tanıyor.

Görsel kaldırıldı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 24 Ağustos’ta İran’a yönelik yaptırımların sıkılaştırıldığını duyurduğu basın toplantısında. (Reuters)

Batılı ülkeler, İran’ın nükleer silah elde etmeye çalıştığı yönündeki suçlamalar kapsamında daha önce Mellat Bank’a yaptırım uygulamıştı. Tahran ise bu suçlamaları reddediyor. Söz konusu yaptırımlar, İran’ın nükleer programına ilişkin 2015 tarihli uluslararası anlaşma kapsamında daha sonra kaldırılmış, ancak ABD Mayıs 2018’de anlaşmadan tek taraflı olarak çekilerek Tahran’a yönelik ağır yaptırımları yeniden yürürlüğe koymuştu.

Türkiye’nin son adımının, onlarca yıldır uygulanan uluslararası yaptırımların İran bankacılık sistemini küresel finans sisteminden büyük ölçüde izole ettiği bir dönemde, ülkenin bankacılık sektörüne yönelik baskıyı daha da artırması bekleniyor.

Karar, Washington’ın Tahran’a karşı yürüttüğü “ekonomik savaş” kapsamında Ankara üzerindeki finansal ve bankacılık akışlarını denetleme yönündeki baskısının arttığı bir döneme denk geldi.

ABD Hazine Bakanlığının Golden Global Bank’a yaptırım uygulamasının ardından Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ankara’nın “terörün finansmanı ve her türlü yasa dışı finansmanla mücadele” konusunda kararlı olduğunu belirtti. Şimşek ayrıca Türk şirketlerine yaptırımlardan kaçınmak için gerekli tedbirleri almaları çağrısında bulundu.

Washington kısa süre önce, aralarında İran merkezli sivil havayolu şirketi Mahan Air ile iş birliği yapmakla suçlanan üç Türk şirketinin de bulunduğu 36 kuruluşu yaptırım listesine aldı. Mahan Air ayrıca İran Devrim Muhafızları’na destek sağlamakla suçlanıyor.

Şarku’l Avsat’ın İran’ın yarı resmi Öğrenciler Haber Ajansı’ndan (ISNA) aktardığına göre Mahan Air, bu hafta Türk makamlarının talebi üzerine 21 Eylül’den itibaren Türkiye’ye uçuşlarını askıya alacağını açıkladı.

İran, şubat ayının sonlarında başlayan ve ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan bir savaşın içinde bulunuyor. Çatışmalar daha sonra Ortadoğu’nun diğer bölgelerine de yayıldı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Financial Times gazetesinde yayımlanan bir makalesinde Washington’ın İran’a karşı “şimdiye kadarki en büyük ekonomik saldırıyı” başlatacağını yazmıştı. Bessent, bu girişimi Normandiya Çıkarması’na, İngilizcede “D-Day” olarak bilinen operasyona benzetirken, bu çabalara katılmayan ülkelere ikincil yaptırımlar uygulanacağı uyarısında bulunmuştu.


Polonya Başbakanı, Rusya'ya meydan okudu: "Tek karış toprak vermeyeceğiz"

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
TT

Polonya Başbakanı, Rusya'ya meydan okudu: "Tek karış toprak vermeyeceğiz"

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)

Maira Butt 

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Rusya'yla gelecekte yaşanabilecek herhangi bir çatışmada ülkesinin hiçbir şekilde toprak vermeyeceğini vurguladı.

Bu açıklama, Tusk'un perşembe günü Kremlin'in Ukrayna'yı destekleyen Avrupa ülkelerine drone ve roketlerle hibrit saldırılar düzenlemeyi planladığı uyarısında bulunmasından kısa süre sonra geldi.

Tusk, perşembe günü X'te "Biz toprak kaybedebilecek bir milletiz ancak ruhumuzu asla kaybetmeyeceğiz; topraklarımızdan vazgeçebiliriz ama vatanımızdan asla vazgeçmeyeceğiz" diyen Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'ye yanıt veriyordu.

Başbakan, "Sayın Cumhurbaşkanım, bu paylaşımı silmenizi öneririm. Topraklarımızın en küçük parçasından bile vazgeçmeye niyetimiz yok" diye cevap verdi.

Daha sonra X'te paylaştığı bir videoyla bu tutumunu pekiştiren Tusk, "Müttefiklerimize olan sadakatimiz ve kararlılığımız; işte ortak gücümüz budur. Tek bir karış toprak bile vermeyeceğiz" dedi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'yle görüşmek üzere perşembe günü Ukrayna'ya giden Polonya lideri, "onları zorlu haftalar ve ayların beklediği" uyarısında bulunmuştu.

Rusya'ya atfedilen bir dizi hava sahası ihlalinin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in hibrit saldırılarını NATO ülkelerine de taşıyabileceği endişesiyle Avrupa genelinde gerginlik tırmanıyor.

NATO'nun doğu kanadındaki savunmanın güçlendirilmesi çağrıları yapan Tusk, geçen yıl eylülde uçuşa yasak bölge ilan edilmesini de istemişti.

Tusk perşembe günü yaptığı açıklamada, "Drone veya diğer türdeki mermilerin doğu kanadındaki bir veya birkaç ülkenin topraklarına girme, hatta yıkıma yol açma riski gerçekten var" uyarısında bulunmuştu.

Resmi açıklamada bunun bir kaza olduğu ve NATO'nun karşılık vermeyi düşünmesi için hiçbir neden bulunmadığı söylenecek.

Polonya Savunma Bakan Yardımcısı Magdalena Sobkowiak-Czarnecka, ABD Başkanı Donald Trump'ın bu çalışmalarda ilerleme kaydedildiğini belirtmesinin ardından, ülkenin batısına olası bir kalıcı ABD askeri üssünün kurulacağını cuma günü söylemişti.

Görsel kaldırıldı.
Donald Tusk, X’te "Hepimizi zorlu haftalar ve aylar var bekliyor" diye yazdı. "Bugün, Ukrayna’da dayanışmamızı gösteriyoruz." (X/DonaldTusk)


Diğer yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Ukrayna'daki savaşın ve Ortadoğu krizinin ülkesindeki yakıt fiyatları üzerindeki etkisini görüşmek üzere acil bir toplantı düzenlemişti.

Rusya, Avrupa'yla savaşmak istemediğini vurgulasa da Putin daha önce Moskova'nın "savaşmaya hazır" olduğunu iddia etmişti. Önceki günlerde deneyimli Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya'yla Avrupa arasında çıkacak herhangi bir çatışmanın "çok kısa" süreceği uyarısını paylaşmıştı.

CIA Direktörü John Ratcliffe, geçen ay Moskova'ya nadir bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bu, 2022'de ülkenin Ukrayna'yı istila etmesinden birkaç hafta önce selefinin yaptığı ziyaretten sonra gerçekleşen ilk ziyaretti.

Konu hakkında bilgi sahibi kaynaklar, CBS News ve Wall Street Journal'a yaptıkları açıklamada Ratcliffe'in bu geziyi Rusya'yı NATO'ya saldırmaması yönünde uyarmak amacıyla gerçekleştirdiğini söylemişti.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, "korkutma senaryoları" diye nitelediği bu iddiaların "gerçeklikle hiçbir ilgisi olmadığını" belirtmiş ve Moskova'nın, "Avrupa ülkelerinden kendisine yönelik çok agresif bir politikayla karşı karşıya olduğunu" eklemişti.

 Independent Türkçe,independent.co.uk/news


Savaşlar neden çıkar ve nasıl bitmek bilmeyen kâbuslara dönüşür?

İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
TT

Savaşlar neden çıkar ve nasıl bitmek bilmeyen kâbuslara dönüşür?

İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)

Antoine el-Hac

Bir devlet savaşa nadiren yenileceğini düşünerek girer ya da başlattığı çatışmanın uzun sürecek bir kâbusa ve sonu gelmeyen bir tünele dönüşeceğini öngörür. Buna rağmen görünen o ki hiç kimse ders çıkarmıyor; tarih, daha doğrusu insan kendini tekrarlıyor. O an için hesaplı ve üzerinde düşünülmüş görünen kararlar, zamanla yıpratma savaşlarına, değişen hedeflere ve siyasi ve stratejik açıdan ağır bedeller ödemeden geri adım atamaz hale gelen liderlere yol açabiliyor.

Uluslararası ilişkiler alanında önde gelen gerçekçilik teorisyenlerinden Amerikalı Profesör Stephen M. Walt, yıkıcı savaşların genellikle bir anda ortaya çıkmadığını ve tam anlamıyla sürpriz olmadığını belirtiyor. Walt’a göre bu savaşlar çoğunlukla stratejik hesap hatalarının art arda gelmesinin sonucu. Süreç, rakibin ve sahip olduğu kapasitenin yanlış değerlendirilmesiyle başlıyor; ardından taraflı tavsiyeler, gizli hedefler ve geri adım atmayı devam etmekten daha zor hale getiren siyasi baskılarla durum daha da ağırlaşıyor.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’e düşen bir Rus füzesinin açtığı çukur (AP)
Ukrayna’nın başkenti Kiev’e düşen bir Rus füzesinin açtığı çukur (AP)

Tehlike işaretleri

İlk tehlike işareti cehalet. Zira askerî güç, müdahale edilen toplumu anlamak anlamına gelmeyebilir. Askerî açıdan üstün bir devlet, rakibinin ordusu hakkında ayrıntılı ve doğru bilgilere sahip olabilir ancak rakibinin tarihini, siyasi ve toplumsal yapısını, direnme kapasitesini ya da coğrafi olarak çevresindeki güçlerin vereceği tepkilerin niteliğini bilmeyebilir. Çelişki de burada başlar: Muharebeyi kazanmak mümkün olabilir ancak bunun sonuçlarını öngörmek ve süreci kontrol altında tutmak imkânsız hale gelebilir...

Savaşa giden yolda, karar alıcıya danışmanlık yapan tüm taraflar aynı konumdan hareket etmez. Bazılarının, başarı ihtimalini olduğundan büyük göstermesine ve riskleri küçümsemesine yol açan ideolojik, ekonomik veya jeopolitik çıkarları bulunabilir. Çoğu zaman liderler, duymak istediklerini teyit eden iyimser değerlendirmelere, sağduyulu uyarılardan daha fazla itibar etme eğiliminde olur.

ABD’nin USS George Washington uçak gemisindeki uçaklar (AFP)
ABD’nin USS George Washington uçak gemisindeki uçaklar (AFP)

Ardından kırılgan ve değişken hedefler sorunu ortaya çıkar. Savaş, sınırlı bir hedefle ya da bu hedefe hızlı ve düşük bir maliyetle ulaşılabileceği düşüncesiyle başlayabilir. Ancak süreç tıkandığında görev de değişir. Başlangıçta rejimi devirmek olarak belirlenen hedef, zamanla yeni bir düzen kurma çabasına dönüşür; kısa süreli olması planlanan askerî operasyon ise uzun soluklu bir siyasi projeye evrilir. Böylece savaş, başlangıçtaki hedefin anlamını ve netliğini yitirmesinin ardından dahi devam eder.

Tırmanma sarmalı

En tehlikeli aşama, savaşın tırmanma sarmalına girmesiyle başlar. Kayıplar arttıkça başarısızlığı kabul etmenin siyasi maliyeti de yükselir. Liderler, bir önceki turun başaramadığını bir sonraki turun başaracağı umuduyla geri adım atmak yerine riski artırmaya başlar. İç siyasi baskılar ile dış gerilim birbirine eklenir ve sonunda geri çekilmek, çatışmayı sürdürmekten daha ağır bir seçenek haline gelir.

Ancak bu dinamik tek başına dünyanın neden daha fazla çatışmaya sürüklendiğini açıklamıyor. Bunun altında daha derin etkenler de bulunuyor: korku ve belirsizlik, rakibin niyetlerinin ve karşılık verme kapasitesinin yanlış değerlendirilmesi, uluslararası sistemin hâkim bir güçten yükselen başka bir güce geçişine eşlik eden güç mücadeleleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan Tukidides Tuzağı. Ayrıca yeterli siyasi kısıtlamayla karşılaşmayan liderler de bulunuyor. Bu durumda kişisel ihtişam arayışı, ideoloji veya intikam arzusu savaş hesaplarının bir parçası haline gelebiliyor.

Tehlike, uluslararası sistemin kurallarının kendisi aşınmaya başladığında daha da büyüyor. Büyük güçlerin anlaşmazlıklarını yönetmelerine yardımcı olması beklenen kurallar ve kurumlar, güçlü devletlerin bunları görmezden gelmesi ya da seçici biçimde uygulaması halinde etkisini yitiriyor. Kurallara ve kurumlara duyulan güven azaldıkça yanlış hesap yapma ihtimali artıyor ve bir krizden diğerine geçiş daha da hızlanıyor.

Savaşların sonu

Büyük savaşların sonu, zaferin çatışmaların her zaman sona erdiği yol olmadığını gösteriyor. Savaş, İkinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi taraflardan birinin tamamen askerî yenilgiye uğraması ve çökmesiyle sonuçlanabilir. Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi yıpranma ve askerî-siyasi çöküşle de sona erebilir. 1953’te Kore Yarımadası’nda olduğu gibi çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmayan müzakere edilmiş bir anlaşmayla da durabilir. Büyük güçler arasındaki uzun süreli çatışmalar ise 1991’de Sovyetler Birliği örneğinde olduğu gibi taraflardan birinin kendi içinde yaşadığı çöküşle sona erebilir.

Polonya ordusunun eğitim tatbikatı sırasında bir helikopter ve tanklar (AFP)
Polonya ordusunun eğitim tatbikatı sırasında bir helikopter ve tanklar (AFP)

Gerçekte savaşın nasıl sona erdiği, kimi zaman sona ermesinin kendisinden daha önemli olabilir. Zira ağır veya dengesiz anlaşmalar, bir sonraki çatışmanın tohumlarını ekebilir. Bu nedenle savaşın sona ermesi, savaşın nedenlerinin de ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Acil soru

Bugün en acil soru şu: Dünya üçüncü bir dünya savaşına doğru mu ilerliyor?

Bunun kesin bir yanıtı yok ancak bu sorunun gündeme gelmesini haklı kılan göstergeler giderek daha belirgin hale geliyor. Zira çatışmalar arasındaki sınırlar hiç olmadığı kadar bulanıklaştı. Bu nedenle Ukrayna’daki savaş, ABD-Çin rekabeti, Ortadoğu’daki gerilim ile nüfuz, enerji ve teknoloji üzerindeki mücadelelerin tümü aynı uluslararası ortam içerisinde hareket ediyor ve aralarındaki temas noktaları giderek artıyor.

Bununla birlikte üzerinde durulması gereken bir paradoks bulunuyor. Çin, son on yıllarda ABD ve Rusya ile karşılaştırıldığında geniş çaplı kara savaşlarına doğrudan müdahil olma konusunda daha temkinli bir tutum sergiledi. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu durum, Çin’in çatışmalardan uzak durduğu veya güç kullanmayı reddettiği anlamına gelmiyor. Aksine Çin’in ekonomi, ticaret, teknoloji, siyasi nüfuz ve uzun vadeli stratejik baskı gibi diğer araçlara daha fazla başvurduğuna işaret ediyor.

Krizlerin arttığı ve çıkarların birbiriyle kesiştiği bir dünyada en büyük tehlike, bir liderin bilinçli olarak dünya savaşı başlatmaya karar vermesi olmayabilir. Asıl tehlike, eksik bilgilere, yanlış değerlendirmelere ve siyasi baskılara dayanan bir dizi küçük kararın alınması ve her aşamada geri adım atmanın bir önceki aşamaya kıyasla daha zor hale gelmesi olabilir.

Zira büyük savaşlar her zaman büyük bir kararla başlamaz. Bazen küçük bir hatayla başlar; hatta kimi zaman bir hata yaşanmış izlenimi verecek şekilde planlanmış bir olayla. Ve olayın gerçekleştiği anda bunun nereye varacağını hiç kimse bilmiyor olabilir.

İki Çin savaş uçağı (Arşiv – Reuters)
İki Çin savaş uçağı (Arşiv – Reuters)

Savaş hakkında söylenenler

- Prusya’dan Carl von Clausewitz (1780-1831) savaşı felsefi açıdan devlet politikasının rasyonel bir aracı olarak tanımladı ve savaşı basitçe ‘politikanın başka araçlarla devamı’ olarak nitelendirdi.

- Alman filozof Immanuel Kant (1724-1804), “Kalıcı barış, uluslararası ticaretin geliştirilmesi, anayasal cumhuriyetler ve liderleri savaşın maliyetleri konusunda temkinli olmaya zorlayan özgür devletler federasyonları aracılığıyla sağlanabilir” dedi. Kant, ‘Ebedi Barış Üzerine Felsefi Bir Tasarı’ adlı eserinde savaşın, hak yerine güce dayandığı için sonuçsuz ve anlamsız bir kısır döngü olduğunu savundu.

- Hollandalı filozof Erasmus (1466-1536), “Adaletsiz bir barış, en adil savaştan daha iyidir” dedi.

- Taoist felsefede, ‘Tao Te Ching’ adlı eserde askerî zaferlerin başarı değil, trajedi olduğu ifade edilir ve “Zaferden sevinç duyan, insanların katledilmesinden sevinç duyar” denir. Taoizm, savaşı doğal düzende meydana gelen ve yalnızca daha fazla şiddete yol açan bir bozulma olarak görür.

- Fransız Aydınlanma düşünürü Voltaire, ‘Felsefe Sözlüğü’ adlı eserinde savaşı alaya alarak onu yalnızca sefalete yol açan ‘kahramanca bir katliam’ olarak nitelendirdi. Voltaire ayrıca, iktidarın emirleri doğrultusunda binlerce masum komşunun öldürülmesinin herhangi bir zamanda faydalı veya şanlı bir eylem olarak görülebileceği düşüncesiyle de alay etti.

- Varoluşçu felsefenin öncülerinden Fransız filozof Jean-Paul Sartre, savaşın anlamsızlığını vurgulayarak “Zenginler savaştığında, yoksullar ölür” sözünü kaleme aldı. Sartre, savaşı sıradan insanların manipüle edilerek ölüme sürüklendiği ve sonunda yalnızca iktidara hizmet eden soyut kavramlar uğruna hayatlarını feda etmeye yönlendirildiği faydasız bir uygulama olarak görüyordu.