Beyin ile ilgili hastalıklara müdahalenin kafatasındaki hücreleri kontrol ederek yapılabileceği keşfedildi!

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Beyin ile ilgili hastalıklara müdahalenin kafatasındaki hücreleri kontrol ederek yapılabileceği keşfedildi!

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Yeni yapılan bir çalışmada beyinle alakalı müdahalelerin belki bir kısmının kafatası üzerinden hücrelerin kontrolü ve görüntülemesinin yapabileceği keşfedildi.
Kafatası ilik hücreleri başka ilik hücrelerinden farklı mı? 
Beyin patolojisi sırasında özel bir tepki veriyor mu? 
Beyin ile kafatası arasındaki iletişim tek veya çift yönlü mu? 
Bu durumun insanlar için önemi ne?
Beyine ilaç göndermek kan beyin bariyeri nedeniyle çok zor bir durum. 
Yeni araştırma sayesinde belki de beyine ilaç göndermek gerekmeyecek. 
İnsanlar için bu çalışmanın önemine dikkati çeken Almanya Helmholtz Enstitüsü'nden Dr. Ali Ertürk, "Belki sadece beynin dışındaki hücreleri kontrol ederek, beyine müdahale edeceğiz. Artık beyinle alakalı hastalıkları kontrol etmek için belki beynine müdahale etmek yerine çevresindeki kafatasına müdahale etmemiz yeterli olacak" dedi.

"Beyine giden tümörleri engellemek için kapıları kapatmamız yeterli olacak"
Ertürk, araştırmanın bir diğer sonucunun konusunda, "Sadece alzaymır ve demans hastalıkları değil beyinle alakalı birçok hastalığın kafatası ile alakası olduğunu düşünüyoruz. Mesela beyine giden tümör hücrelerinin, kafatası ve bu kanalları kullanıyor olma ihtimalleri çok yüksek. Böylece beyine giden tümörleri engellememiz için bu kapıları kapatmamız belki yeterli olacak. Bu zamana kadar bununla ilgili pek bir bilgi yok. Bunlar üzerindeki araştırmalarımız devam ediyor" diye konuştu.
 
"Araştırmamızın yeni kapılar açılabileceğini düşünüyoruz"
"Menejite neden olan bakteriler, beyindeki hastalıklarda bu kapıları kullanıyor olabilir" diyen Ertürk, "Beyine giden herhangi bir kötü madde, patojen, kanser hücresi ya da kimyasallar olabilir. Bunları anlamanız gerçekten çok önemli. Araştırmamızın, beyin hastalıklarını engellemek adına hem tanı hem de tedavi anlamında yeni kapılar açılabileceğini düşünüyoruz" ifadelerini kullandı. 
Çalışmanın başka bir çözüm de getirebileceğini savunan Ertürk, "Beyinle ilgili hastalıkların görüntülemesinin MR (Manyetik rezonans), PET(Pozitron emisyon tomografisi)  gibi görüntüleme yöntemleri yerine, küçük elle kullanılan cihazlarla kafatası üzerinden yapılabilecek" şeklinde konuştu. 

"Kafatasının beyinin yaşayan bir parçası olduğunu anladık"
Kafatasının sağlıklı ya da hastalıkların olduğu durumlarda beyinle bir iletişimi olup olmadığını inceleme kararı aldıklarını aktaran Ertürk, Independent Türkçe'den Esra Öz'e şunları dile getirdi: 
"Sonuçta, kafatasının beyinin aslında yaşayan bir parçası olduğunu anladık. Kafatasındaki hücreler, kafatasıyla beyin arasındaki kanalları kullanarak beyine geçiş yapabiliyor. Bu çok ilginç ve beyinde değişik hücrelerle iletişime geçebiliyorlar. Bu daha çok aslında hastalığın olduğu durumlarda ortaya çıkıyor. Yani eğer bir iltihaplanma (inflamasyon) ile alakalı bir durum varsa, bu kafatasındaki hücreler genellikle inflamasyon hücreleri, kafatasından beyine doğru hareket ediyor. Belki bir göreve çağrılmış gibi oradaki hücrelere yardım etmek amacıyla olabilir, öyle olduğunu düşünüyoruz. Ama tabii ki bu inflamasyonla alakalı durumun hem iyi hem de kötü yanları var. Eğer çok hücre gelirse, beyine zarar verme ihtimali de çok yüksek olur. O anlamda bir denge sağlanması gerekiyor ve bunu da yine kafatasındaki bu hücrelere bakarak, bunların hareketlerine ve sayılarına bakarak anlayabiliyoruz."

Almanya Helmholtz Enstitüsü'nden Dr. Ali Ertürk

"Beyni görüntülemek için beyine gitmeye gerek"
Çalışmanın çoğunun fareler üzerinde yaptıktan sonra insanların kafatasını da incelediklerini kaydeden Ertürk, "İnsanların kafatasındaki inflamasyonla alakalı hücrelerin mesela beyin hastalıklarında artışa sebep olduğunu gördük. PET, genelde Alzheimer hastalığı ve diğer beyinle alakalı hastalıklarda, beynin inflamasyon durumuna bakmak için kullanılan bir görüntüleme metodu. İnsanlar genellikle klinikte bunu kullanırken, beyine bakıyor. Biz şöyle bir soru sorduk: ‘Acaba beyindeki artan inflamasyonu biz kafatasında da görebilir miyiz?’ Böyle bir çalışma yaptığımızda, beyindeki inflamasyonun arttığı bölgelerin hemen üstündeki kafatası kısımlarında da sinyalin arttığını yani inflamasyon hücrelerinin arttığını gördük. Aslında bu durum çok ilginç çünkü, beyni görüntülemek için beyine gitmeye gerek yok belki, ayna gibi görev yapan kafatasını görüntülememiz yeterli olacak" değerlendirmesinde bulundu.

"Tedavi masraflarını düşürebilecek, yeni yollar bulunabilecek"
PET, MR gibi görüntüleme cihazlarının hem masraflı hem de bu cihazların içine girmenin ve beklemenin çok kolay olmadığını hatırlatan Ertürk, şu bilgileri verdi: 
"Ama kafatasımız yüzeye çok yakın olduğu için böyle çok güçlü makineler kullanmaya gerek yok. Kafatasına bakmak için böyle büyük makinelere ihtiyacımız yok. Mesela çalıştığımız yeni projelerde, telefon gibi veya küçük cihazlarla oradaki küçük kameralarla kafatasındaki savunma hücrelerinin miktarlarını anlayabileceğiz. Onları farklı metotlarla kontrol edebileceğiz.  Bu birçok anlamda gerçekten çok heyecan verici bir durum, hem beyinle alakalı tedavilerin masraflarını düşürebilecek hem de daha hızlı yapabilecek yeni yollar bulunabilecek."

 "Beyinle dışarısı arasında kan-beyin bariyeri var"
Beyine ilaç yollamanın çok zor olduğunu vurgulayan Ertürk, şunları söyledi: 
"Maalesef beyinle alakalı çok ilacımız yok. Bunun en büyük sebeplerinden birinin, test etme imkanımızın olmayışı.  Beyinle dışarısı arasında kan-beyin bariyeri var. Bu bariyerden ilaçlar genellikle geçmiyor. Beyin gelişme döneminde kendini çok güzel koruma altına almış. Koruma altına aldığı için birçok molekülün beyine gitmesine izin vermiyor. İlaç gelişimi ve geliştirilen ilacı beyine yollamak çok zor. Mesela Alzheimer, MS ve şizofreni gibi birçok hastalığın inflamasyonla bağlantısı olduğunu biliyoruz. Bu bağlantı birebir hepsinde çok net değil. İnflamasyonu kontrol etmek, bu hastalıkların bir kolunu kontrol etmek anlamına gelebilir. Beyindeki inflamasyonu durdurmak için bir yönteme ihtiyacımız var. Kafatasındaki bu inflamasyonun beyinle alakalı olduğunu anladığımız için, belki kafatasındaki inflamasyonu kontrol etmemiz beyini kontrol etmemizi sağlayabilir."

"Zedelenme veya inme olduğunda kafatasındaki hücrelerin beyine girdiğini tespit ettik"
Ertürk’ün verdiği bilgilere göre ekip, kafatasındaki kemik iliğindeki savunma hücrelerinin diğer kemik iliği hücrelerinden farklı olup olmadığını araştırdı. Bu soruyu yanıtlamak için büyük data analizleri yapıldı. 
Gerisini "Analizlerin sonucunda kafatasının gerçekten diğer kemiklere göre farklı olduğunu anladık" diyerek açıklayan Ertürk, şunları anlattı: 
"Her kemik farklı ama kafatası daha da farklı ve kafatasındaki bu özelliklerin daha çok beyinle alakalı olduğunu anladık. Yani beyindeki hücrelerle iletişime geçebilecek proteinler olduğunu gördük.  Kafatasındaki hücrelerde değişik modeller kullandık. Bunlardan beyin zedelenmesi veya inme olduğunda kafatasındaki hücrelerin beyine girdiğini gördük. Hemen beyindeki hücrelerin oradaki savunma hücrelerine benzer hale dönüştüklerini gördük."

"Kafatasında beyinle ilgili hücreler gördük"
Beyinle kafatası arasındaki iletişimin tek mi yoksa çift yönlü mü olduğuna dair yaptıkları araştırmayı Ali Ertürk, şunları ifade ederek sözlerini tamamladı: 
"Sadece bir hasar olduğunda değil, sağlıklı durumda bile bir iletişim var. Çalışmalar bunun gerçekten olduğunu gördük. Kafatasındaki hücreleri ve oradaki bütün dokuları izole edip, bütün proteinlerin analizini yaptık. Kafatasında beyinle ilgili hücreler gördük. Özellikle sağlıklı durumda görmemiz şaşırtıcı oldu. Beyin demek ki belli sinyaller veriyor ve kafatasıyla haberleşiyor. Mesela, uyurken beynimizdeki çöp gibi de düşünebileceğiniz artıkları uzaklaştıran lenfatik sistem var. Bunu kanalizasyon sistemi gibi düşünebilirsiniz, borulardan akan atık sular gibi içerde biriken çöpleri dışarı taşıyor. Tabii ki bu kanalların kafatasından geçtiğini de gördük. Belki uyurken denge sağlamak için kafatasındaki kanallardan boşalan kısımlarla iletişime geçiyor olabilir. Bunlar üzerindeki çalışmalarımız devam ediyor."
 



Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)
TT

Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)

Andrew Griffin 

Araştırmacılar, insanların uzayda nasıl üreyebileceğini araştırmacıların acilen düşünmesi gerektiğini söylüyor.

İnsanlık Dünya'nın ötesinde yaşamayı hedeflerken, insan üremesinin gerçekte nasıl işleyeceğini anlamamız gerektiğini belirtiyorlar.

Ancak bu soru "soyut bir olasılıktan pratik bir meseleye" dönüşmesine rağmen uzayda insan doğurganlığı ve üreme sağlığını yönetmek için net standartlar hâlâ yok.

Bunlar, üreme sağlığından uzay tıbbına kadar farklı alanlardan 9 uzmanın bir araya gelerek insanların uzayda nasıl üreyebileceğini anlamak için yeni bir çerçeve önerdiği yeni bir çalışmanın sonuçları.

Uzayın insan yaşamı için "düşmanca bir ortam" sunduğu gerçeğine dayanan araştırmacılar, halihazırda bilinen bir dizi zorluk olduğunu belirtiyor. Bunlar arasında yerçekimindeki değişiklikler, artan radyasyon ve uyku döngülerindeki bozulmalar yer alıyor, ki bunların hepsi üreme sağlığını etkileyebilir.

Bu soruları incelemeden uzay araştırmalarına devam etmenin tehlikeli olabileceği uyarısı yapan uzmanlar, gerçek anlamda pratik sorunlara dönüşmeden önce bu meseleleri ele almamız gerektiğini belirtiyor. Üreme teknolojileri genellikle adım adım tanıtılır ve biz çoğunlukla sonradan bunları kavrarız ama uzay araştırmalarında bundan kaçınmak gerekiyor.

NASA'nın araştırmacı bilim insanı ve çalışmanın kıdemli yazarı Fathi Karouia "İnsan uzayda daha geniş bir alana yayıldıkça üreme sağlığı artık politikanın kör noktası olmaya devam edemez" diyor. 

Kritik bilgi boşluklarını kapatmak, hem profesyonel hem de özel astronotları koruyan etik yönergeler belirlemek ve nihayetinde Dünya'nın ötesinde sürdürülebilir bir yaşantıya doğru ilerlerken insanlığı korumak için acilen uluslararası işbirliğine ihtiyaç var.

"Reproductive biomedicine in space: implications for gametogenesis, fertility and ethical considerations in the era of commercial spaceflight" (Uzayda üremenin biyotıbbı: Ticari uzay uçuşları çağında gametogenez, doğurganlık ve etik değerlendirmelerin etkileri) başlıklı rapor, hakemli dergi Reproductive BioMedicine Online'da yayımlandı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/space


Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
TT

Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)

Paris Savcılığı dün X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, bu sosyal medya platformunu terk ettiğini duyurdu. Açıklamada, Fransa’daki X ofislerinde çeşitli ihlaller şüphesiyle gerçekleştirilen bir aramaya atıfta bulunuldu.

Savcılık, ilave ayrıntı vermeden, “Bizi LinkedIn ve Instagram’dan takip edin” ifadelerini kullandı. Mesajda ayrıca, Ocak 2025’te başlatılan bir soruşturma kapsamında, Fransa’daki X ofislerinde Ulusal Siber Suçlarla Mücadele Birimi’nin, Avrupa polis teşkilatı Europol ile  iş birliği içinde bir arama gerçekleştirdiği belirtildi.

Paris Savcılığı daha önce, X platformunun sahibi Elon Musk’ın 20 Nisan’da ifade vermek üzere çağrıldığını açıklamıştı. Fransa Başsavcısı Laure Beccuau, Musk ile X’in eski CEO’su Linda Yaccarino’nun, “iddia edilen ihlallerin gerçekleştiği dönemde X platformunun fiili ve hukuki yöneticileri sıfatıyla” 20 Nisan’da ifade vermeye çağrıldıklarını bildirdi.

2025 yılının başlarında milletvekillerinin yaptığı şikâyetler üzerine başlatılan bir soruşturma kapsamında bu gelişmeler yaşandı. Şikâyetlerde, Musk’a ait X platformunun algoritmalarının taraflı olduğu ve bunun platformun işleyişini olumsuz etkilediği öne sürüldü.

Soruşturma daha sonra genişletilerek, çocuk pornografisi görüntülerinin bulundurulması ve yayılması ya da sistematik biçimde erişime sunulmasına iştirak, cinsel içerikli deepfake üretimi ve Holokost inkârı gibi başka iddialarla da genişleyerek kapsamlı hale geldi. X platformu ise dün yayımladığı bir açıklamada, Fransız makamlarını, siyasi adımlar atmakla nitelendirdi.

Platformun “uluslararası hükümet ilişkileri” ekibi, “Paris Savcılığı, bugünkü baskını geniş biçimde duyurarak, bunun siyasi amaçlar doğrultusunda tasarlanmış, istismarcı ve gösterişli bir kolluk kuvveti eylemi olduğunu açıkça ortaya koymuştur” ifadelerini kullandı. Açıklamada ayrıca, “Bugünkü baskına dayanak oluşturan iddiaların hiçbir temeli yoktur ve X platformu herhangi bir ihlal gerçekleştirdiği iddiasını kesin bir dille reddetmektedir” ifadeleri yer aldı.

Beccuau’nun açıklamasına göre Musk ve Yaccarino’nun yanı sıra X’te çalışan bazı personel de 20-24 Nisan 2026 tarihleri arasında ifade vermeye çağrıldı. Başsavcı, “Yöneticilerle yapılacak bu gönüllü ifadeler, kendilerine olaylara ilişkin görüşlerini sunma ve gerekirse kurallara uyum için önerilen tedbirleri açıklama imkânı tanıyacaktır” dedi.

Öte yandan, Birleşik Krallık Veri Koruma Düzenleme Kurumu da dün, Elon Musk’ın platformu ve yapay zekâ şirketi xAI hakkında, sohbet botu Grok tarafından oluşturulan cinsel içerikli açık görüntüler nedeniyle soruşturma başlatıldığını duyurdu. Söz konusu görüntüler dünya genelinde tepkilere yol açmıştı.


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.