Batı Sahra sorunu... Cezayir İspanya’nın Fas’a destek vermesine tepkili

Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun: İspanya’nın Batı Sahra’ya ilişkin tutumunu değiştirmesi ahlaki ve tarihsel açıdan kabul edilemez

Tebbun, Cezayir’in İspanya ile iyi ilişkilere sahip olduğunu, ancak İspanya Başbakanı’nın Batı Sahra meselesindeki son tutumunun her şeyi değiştirdiğini söyledi (AFP)
Tebbun, Cezayir’in İspanya ile iyi ilişkilere sahip olduğunu, ancak İspanya Başbakanı’nın Batı Sahra meselesindeki son tutumunun her şeyi değiştirdiğini söyledi (AFP)
TT

Batı Sahra sorunu... Cezayir İspanya’nın Fas’a destek vermesine tepkili

Tebbun, Cezayir’in İspanya ile iyi ilişkilere sahip olduğunu, ancak İspanya Başbakanı’nın Batı Sahra meselesindeki son tutumunun her şeyi değiştirdiğini söyledi (AFP)
Tebbun, Cezayir’in İspanya ile iyi ilişkilere sahip olduğunu, ancak İspanya Başbakanı’nın Batı Sahra meselesindeki son tutumunun her şeyi değiştirdiğini söyledi (AFP)

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, İspanya’nın Batı Sahra  sorunundaki tutum değişikliğinin “ahlaki ve tarihsel açıdan kabul edilemez” olduğunu açıkladı.
İspanya, eski sömürgesinin kaderi konusunda 1975’ten bu yana benimsediği tarafsızlık politikasını 18 Mart’ta kökten değiştirdi.  Madrid yönetimi, Fas’ın Batı Sahra’ya kendi egemenliği altında özerklik verme önerisini açıkça destekledi.
Cezayir bu gelişme üzerine İspanya’ya tepki göstererek 19 Mart’ta Madrid’teki büyükelçisini geri çağırdı.

Özerklik
Tebbun, Cezayir Haber Ajansı APS’ye verdiği demeçte, İspanya hükümetinin 18 Mart’ta Fas’ın özerklik planına verdiği desteği açıklamasını kınayarak, ülkesinin İspanya ile iyi ilişkileri olduğunu, ancak İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in Batı Sahra konusundaki son tutumunun ‘her şeyi değiştirdiğini’ söyledi. Cumhurbaşkanı “İspanya’nın iç işlerine karışmayacağız. Ancak Batı Sahra sorununda gözlemci bir ülke olarak Cezayir ve Birleşmiş Milletler, bu ihtilafı çözüme ulaştırıncaya kadar İspanya’yı bölgenin yönetici gücü olarak görüyor” açıklamasında bulundu.

Uluslararası hukuk ne diyor?
Tebbun, “Tarihi sorumluluklarından vazgeçmemesi gereken ve tutumunu gözden geçirmesi istenen İspanya ile ilişkilerin normale dönmesi için uluslararası hukukun uygulanmasını talep ediyoruz” ifadelerini kullandı. Cezayir Cumhurbaşkanı, ülkesinin şartlar ne olursa olsun İspanya’ya gaz sağlama taahhüdünde bağlı kalmaktan vazgeçmeyeceğini vurguladı. İspanya, gaz tedariki konusunda büyük ölçüde Cezayir’e bağımlı.
Cezayir’in Fas’a karşı desteklediği Polisario Cephesi, İspanya’nın Batı Sahra’dan 1975’te çekilmesinden bu yana Birleşmiş Milletler'in “kendi kendini yönetemeyen bölgeler” olarak sınıflandırdığı Batı Sahra sebebiyle anlaşmazlık yaşıyor.
Fiyatların gözden geçirilmesi
Cezayir’in devlete ait petrol ve gaz grubu Sonatrach, Nisan ayının başında, Cezayir ile Madrid arasındaki diplomatik gerilim bağlamında İspanya’ya ihraç edilen gazın fiyatının ‘gözden geçirilmesinin’ mümkün olduğunu belirtti.

Sonatrach
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Sonatrach Genel Müdürü Tevfik Hakkar “Ukrayna’daki krizin başlangıcından bu yana gaz ve petrol fiyatları patladı. Cezayir, tüm müşterileri için nispeten uygun olan sözleşme fiyatlarını sürdürmeye karar verdi. Ancak, İspanyol müşterimiz ile fiyatların gözden geçirilmesi mümkün” açıklamasında bulundu.

Fas İspanya’nın tavrından memnun
Fas, İspanya'nın Batı Sahra bölgesindeki ihtilafla ilgili "olumlu tutumu ve yapıcı taahhütlerini" takdir ettiğini açıkladı.
İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares'in Ramazan ayı öncesi Rabat'a düzenleyeceği ziyarete de değinilen açıklamada, İspanya Başbakanı Sanchez'in daha sonra Fas'a bir ziyaret gerçekleştireceği belirtildi.
Rabat, egemenliği altındaki Batı Sahra bölgesinde genişletilmiş özerklik önerirken, buna karşın Batı Sahra'nın bağımsızlığı talebinde bulunan ayrılıkçı Polisario Cephesi ise, bölgeden mültecilere ev sahipliği yapan Cezayir tarafından desteklenen bir öneri olan kendi kaderini tayin için referandum çağrısında bulunuyor.

İspanya ile Fas arasındaki diplomatik kriz
Batı Sahra meselesinden dolayı son dönemlerde ciddi gerginliklere sahne olan İspanya-Fas ilişkileri, İspanya'daki sol koalisyon hükümetinin 22 Nisan 2021'de ayrılıkçı Polisario Cephesi Genel Sekreteri İbrahim Gali'yi, yakalandığı Kovid-19 hastalığından dolayı tedavi görmesi için gizlice ülkeye getirip Logrono kentindeki bir hastaneye kaldırması diplomatik krize yol açmıştı.
İki ülke arasındaki siyasi gerginlik, Polisario Cephesi lideri Gali'nin İspanya'ya gelişi ve ardından Fas'tan İspanya'ya doğru düzensiz göçmen akınıyla daha da derinleşmişti.
Fas yönetiminin sınır kontrolünü bırakması sonucu 17-19 Mayıs tarihleri arasında 8 binden fazla düzensiz göçmen, Kuzey Afrika'daki İspanyol kentlerinden Ceuta'nın kuzey (Benzu) ve güney (Tarajal sahili) sınırlarından yüzerek ya da yürüyerek İspanya'ya geçmişti.
Düzensiz göçmen akını Fas'ın sınır kontrolüne yeniden başlaması ve İspanya'nın bölgeye asker göndermesiyle sonlandırılmış, 7 bin 500 kadar düzensiz göçmen Fas'a geri gönderilmişti.
Madrid'deki Büyükelçisini istişare amaçlı geri çeken Fas yönetimi yaptığı yazılı açıklamalarda, Batı Sahra ile Katalonya sorunları arasında bağlantılar kurarak, Batı Sahra ile ilgili İspanya'nın net tavrının belli olmadığı sürece mevcut krizin bitmeyeceğini ileri sürüyor.
Avrupa Birliği'nden (AB) destek alarak Fas ile arasındaki sorunu, daha fazla büyümeden diplomatik yollarla çözmeye çalışan İspanya'daki sol hükümet ise Fas'a "sınır ihlali ve tehditkar açıklama yapmaktan kaçınma" çağrısında bulunuyor.

Cezayir’in sorundaki rolü
Polisario Cezayir’de Sahrâ Arap Demokratik Cumhuriyeti (Sahara Arab Democratic Républic) adıyla 1976’da sürgünde bir hükümet kurdu  ve bu sırada bölgeden Cezayir’e bazı ilticalar oldu.
Batı Sahra sorunu, Fas ile Cezayir arasındaki ilişkilerde eskiden bu yana gerginliğe neden oluyor. Fas, Cezayir'i Batı Sahra bölgesindeki ayrılıkçı Polisario Cephesi'ni desteklemekle suçluyor.

Yuvarlak masa toplantıları
Batı Sahra sorununun görüşülmesi için BM gözetiminde Fas ile Batı Sahra bölgesindeki ayrılıkçı Polisario Cephesi arasında, komşu ülkeler Cezayir ve Moritanya'nın da katılımıyla yuvarlak masa toplantıları yapılmıştı. Cezayir geçen ay bu toplantılardan çekildi.
İsviçre'nin Cenevre kentinde birincisi Aralık 2018, ikincisi Mart 2019'da yapılan toplantının üçüncüsünün Mayıs 2019'da yapılması kararlaştırılmış ancak dönemin BM Batı Sahra Temsilcisi Horst Köhler'in sağlık sorunları gerekçeli istifası nedeniyle üçüncüsü henüz gerçekleştirilemedi.
Köhler'in istifasından 2 yıl sonra 6 Ekim'de Staffan de Mistura BM Genel Sekreteri'nin Batı Sahra Özel Temsilcisi oldu.



Irak, Suriye'den getirilen bin 387 DEAŞ üyesi hakkında soruşturma başlattı

 Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)
Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)
TT

Irak, Suriye'den getirilen bin 387 DEAŞ üyesi hakkında soruşturma başlattı

 Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)
Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)

Irak Yüksek Yargı Konseyi Suriye topraklarındaki tutuklulardan Irak'a teslim edilen "DEAŞ" örgütüne mensup bin 387 kişi hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Irak Yüksek Yargı Konseyi'nden dün yapılan açıklamada, "Birinci Kerh Soruşturma Mahkemesi, terörle mücadele konusunda uzmanlaşmış hakimlerin gözetiminde, Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Hakim Faık Zeydan'ın doğrudan gözetimi altında, Suriye topraklarındaki tutuklulardan yakın zamanda teslim alınan bin 387 DEAŞ terör örgütü üyesi hakkında soruşturma işlemlerine başlamıştır" denildi.

DEAŞ militanları, Suriye hükümetinin onları yeniden yakalamasından sonra nakledildikleri 200 numaralı hücreden Eş Şeddadi cezaevinden kaçtı (DPA)DEAŞ militanları, Suriye hükümetinin onları yeniden yakalamasından sonra nakledildikleri 200 numaralı hücreden Eş Şeddadi cezaevinden kaçtı (DPA)

Açıklamada, “tutuklularla ilgili işlemlerin, yerleşik yasal ve insani çerçeveler dahilinde ve ulusal yasalar ile uluslararası standartlara uygun olarak yürütüleceği” belirtildi.

Açıklamada ayrıca, “bu işlemlerin, Irak'ın DEAŞ terör örgütünün suçlarına karışanları soruşturmak ve hesap sormak için yürüttüğü çabalar bağlamında, yürürlükteki yasalara uygun olarak ve DEAŞ terör unsurları ile soykırım ve insanlığa karşı suç teşkil eden suçların ele alınmasına yönelik uluslararası koordinasyonla paralel olarak gerçekleştirildiği” ifade edildi.

Açıklamada, “Irak'a gelmesi beklenen DEAŞ terör örgütü üyesinin sayısının 7 bini aştığı ve Uluslararası Adli İşbirliği Ulusal Merkezi'nin, soruşturma organlarına ve mahkemelere daha önce arşivlenmiş belgeleri ve kanıtları derleyip sunmak için çalışacağı” belirtildi.

Yaklaşık iki hafta önce, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), yaklaşık 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a transferinin başlatıldığını duyurmuştu; bu hamlenin amacının “teröristlerin güvenli gözaltı tesislerinde kalmasını sağlamak” olduğu belirtilmişti.

Irak güvenlik kaynaklarına göre Irak'a transfer edilenler arasında Suriyeliler, Iraklılar, Avrupalılar ve diğer uyruklardan kişiler bulunuyor.

Aşırılıkçı grup, 2014'ten 2017'ye kadar Irak'ın kuzey ve batısındaki geniş alanları kontrol etti ve ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun desteğiyle Irak güçleri tarafından bölgeden çıkarıldı.

Irak, terörist grubun yol açtığı yıkıcı etkilerden hala kurtulmaya çalışıyor.

Örgütün 2019'da yenilgiye uğratıldığı Suriye'de, aralarında yabancıların da bulunduğu binlerce aşırılıkçı grup üyesi olduğundan şüphelenilen kişi ve aileleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından işletilen hapishanelerde ve kamplarda gözaltına alındı.

 Suriye ordusunun geçen ay kampın kontrolünü ele geçirmesinin ardından tutuklular Haseke'deki el-Hol kampında toplandı (Reuters)Suriye ordusunun geçen ay kampın kontrolünü ele geçirmesinin ardından tutuklular Haseke'deki el-Hol kampında toplandı (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre örgüt üyelerinin Irak'a transferine ilişkin planın duyurulması, ABD'nin Şam Büyükelçisi Tom Barrack'ın "Suriye Demokratik Güçleri"nin aşırılıkçı örgütle mücadeledeki rolünün sona erdiğini açıklamasının ardından geçen ay gerçekleşti.

Son yıllarda Irak mahkemeleri, terörizm ve aralarında Fransız vatandaşlarının da bulunduğu yüzlerce insanın öldürülmesiyle ilgili davalarda "terör örgütüne" üye olmaktan suçlu bulunan kişilere ölüm ve ömür boyu hapis cezaları verdi.

Örgüte üye olmaktan suçlu bulunan binlerce Iraklı ve yabancı uyruklu şu anda Irak hapishanelerinde bulunuyor.


İsrail'in güney Lübnan'a yönelik baskınları ve tahliye emirleri

Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)
Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)
TT

İsrail'in güney Lübnan'a yönelik baskınları ve tahliye emirleri

Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)
Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, İsrail'e ait bir insansız hava aracı (İHA) bugün Sur'un (Tyre) güneyinde bir aracı hedef aldı.

Bu sabah erken saatlerde, İsrail'e ait bir İHA Lübnan'ın güneyindeki Zahrani kasabası yakınlarındaki otoyolda bir aracı hedef aldı. Yine bu sabah, İsrail güçleri Lübnan'ın güneyindeki Aita al-Shaab kasabasında bir evi yıktı. İsrail'e ait bir İHA Aita al-Shaab’ı bu sabah üç adet şok bombasıyla hedef aldı.

Tahliye emirleri

AFP bugün ilerleyen saatlerde, İsrail ordusunun hava saldırılarına hazırlık olarak Lübnan'ın güneyindeki iki köyde bulunan iki binanın tahliyesi konusunda uyarıda bulunduğunu bildirdi.

Askeri sözcü Avichai Adraee, X platformundaki hesabından şu açıklamayı yaptı: "Güney Lübnan sakinlerine, özellikle de şu iki köye acil uyarı: Kfar Tibnit ve Ain Qana. İsrail Savunma Kuvvetleri yakın gelecekte Hizbullah'ın askeri altyapısına saldıracak."

İsrail uzun zamandır İran destekli Hizbullah'ın yeteneklerini yeniden inşa etmeye çalıştığını söylüyor; bu nokta Adraee'nin açıklamasında da dile getirildi.

Şunu belirtmek gerekir ki, İsrail, 27 Kasım 2014'te yürürlüğe giren Lübnan ile yapılan ateşkes anlaşmasının şartlarına uymamış ve uymamaktadır. İsrail güçleri, Lübnan'ın güneyinde buldozerlerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam etmekte ve neredeyse her gün baskınlar düzenlemektedir. Ayrıca, İsrail güçleri Lübnan'ın güneyindeki çeşitli noktalarda konuşlanmış durumdadır.


İran müzakereleri: Perde arkasında neler oluyor?

Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
TT

İran müzakereleri: Perde arkasında neler oluyor?

Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)

Ortadoğu'nun güvenlik yapısı, eşi benzeri görülmemiş bir uçurumun eşiğinde duruyor. Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD, kapsamlı bir anlaşma dayatmak veya Haziran 2025 savaşındakilerden bile daha yıkıcı saldırılar düzenlemek için USS Abraham Lincoln uçak gemisinin önderliğinde Körfez'e devasa bir yığınak yaparken, İran rejimi ikili bir varoluşsal krizle karşı karşıya; birincisi karşı koyamayacağı bir askeri tehdit, ikincisi ekonomik şikayetlerden kaynaklanan iç ayaklanmanın şiddetle bastırılması. Bu denklemde, Katar'ın katılımıyla İsviçre'den başlayarak çeşitli arabuluculuk çabaları ortaya çıkarken, Umman, en azından geçici olarak patlamayı kontrol altına alabilecek müzakereler ve görüşmeler için hazır bir arka kanal olmayı sürdürüyor.

Görüşmeler hakkında bilgili bir İranlı kaynağa göre, tehditlerin en yoğun olduğu dönemde bile birkaç müzakere kanalı sessizce işliyordu. Kaynak, işler açık bir çatışmaya doğru gidiyor gibi görünürken bile, Washington ile müzakerelerin asla durmadığını ifade etti.

İsrail açısından durum biraz farklı. Son iki yıl içinde İsrail, gelecekte tehdit oluşturabilecek herhangi tarafın peşine düşmeye dayalı bir “silahlı bekleme” stratejisi benimsedi. Haziran 2025'te İran'ın kapasitesinin önemli bir bölümünü yok ettikten sonra, Kudüs'teki bir Arap kaynağa göre Tel Aviv, “Tahran'ın müzakereleri siyasi bir manevra olarak kullandığına” inanıyor. İsrail’e göre İran rejiminin ekonomik çöküşü ve protesto hareketleri, İsrail'in mevcut kabiliyetleri içinde en tehlikeli olarak gördüğü balistik füze programının imhasını hızlandırmayı gerektiriyor. Bu görüş, Donald Trump ve ekibinin görüşüyle ​​çelişiyor; onlar, yaptırımların etkinliğinin, protestolar ve diyalog yoluyla azami siyasi baskıyla birleştiğinde, bu aşamada askeri saldırıdan daha tercih edilebilir olduğuna inanıyorlar.

İranlı kaynak, müzakerelerin siyasi manevra değil, birçok kişinin İran'a yakın bir saldırı beklediği dönemde başlayan gerçek bir süreç olduğunu ifade ediyor. ABD’nin askeri saldırı imasının sadece bir baskı taktiği olduğunu, Donald Trump'ın Tahran'ı açıkça tehdit etmesinin ardından geri adım atmasının da bunun kanıtı olduğunu belirtiyor.

Bu müzakere sürecindeki en önemli kanal, Tahran'da ABD’nin diplomatik temsilciliğini yürüten İsviçre Büyükelçiliği gibi görünüyor. İki taraf arasında tavsiyelerin iletilmesinin yanı sıra, teklif ve acil mesajlar alışverişi de bu büyükelçilik aracılığıyla gerçekleşiyor. Bunun yanı sıra, Birleşmiş Milletler ve karşılıklı çıkarları temsil eden ofisler aracılığıyla daha az etkili kanallar da mevcut.

Halihazırda yaşananlar, temelde İsviçre’nin, ayrıntılarda Katar’ın ve stratejik arka planda Umman’ın da dahil olduğu birden fazla kanalı içeren karşılıklı bir niyet testidir

Ancak İranlı kaynağa göre, şu anda en belirgin arabuluculuk rolünü, sorunlar karmaşıklaştığında veya bazı hassas noktaların hızlı bir şekilde çözülmesi gerektiğinde müdahale eden Katar yürütüyor. Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman'ın Tahran ziyaretinin de bu bağlamda, belirli karmaşıklıkları çözmek için gerçekleştiğini belirtiyor.

Buna karşılık, Umman'ın da rolü yok değil, ancak farklı bir karakter taşıyor. Mevcut aşamada ayrıntılı, günlük bir kanal olmaktan ziyade, yükselmesi halinde tansiyonu yönetmeye yönelik uzun vadeli stratejik bir çerçeve oluşturuyor. Bu rol, geçmişte hassas nükleer müzakerelere sponsorluk etme mirasına dayanıyor.

Körfez arabuluculukları

Sahada birden fazla tarafın aktivizmi, bölgede savaşın patlak vermesini önlemeyi amaçlıyor. Birçok Körfez ülkesi, doğrudan arabuluculuk yoluyla değil, savaşın sonuçları konusunda uyarılarda bulunma yoluyla buna katılıyor. Başlıca endişe, küresel ekonomi etrafında dönüyor; çünkü savaşın patlak vermesi petrol fiyatlarının rekor seviyelere yükselmesine, deniz üzerinden arzların durmasına, ulaşım ve enerjinin felç olmasına yol açacaktır. Bunlar, ABD, Çin, Avrupa ve İran'ın kendisi de dahil olmak üzere herkesi etkileyecek sonuçlardır.

Trump'ın savaşı kapsamlı anlamda kazançlı bir seçenek olarak görmediği aşikar. Elinde daha az maliyetli ve daha uzun süreli olduğunu düşündüğü yaptırımlar politikası var. Buna karşılık, askeri çatışma, büyük kayıplara ve uluslararası politikada sarsıntılara yol açacaktır, çünkü herhangi bir yanlış adım, kontrol altına alınması zor olacak geniş çaplı bir savaşı tetikleyebilir.

İranlı kaynak, Washington'un İran'da hızlı bir iç çöküşe bahis oynamanın zorluğunu anladığına işaret ediyor. Tahran, sahadaki güvenlik ve siber kontrolünü sıkılaştırdı ve daha önce protestoları iletmek veya ülkenin farklı şehirlerindeki protestocuları birbirine bağlamak için kullanılan uydu iletişim ekipmanlarının çoğunu ele geçirdi.

Peki, aslında ne görüşülüyor?

Görüşmelerin hâlâ genel çerçeveyi belirleme aşamasında olduğu açık. Bir kaynağa göre, Katar Dışişleri Bakanı'nın ziyareti, İran'ı nükleer ve zenginleştirilmiş uranyumdan vekil güçler ile balistik füzelere kadar tüm tartışmalı konularda birden fazla ekip aracılığıyla müzakereleri kabul etmeye teşvik etmeyi amaçlıyordu. Edinilen bilgiler, halihazırda yaşananların, temelde İsviçre’nin, ayrıntılarda Katar’ın ve stratejik arka planda Umman'ın da dahil olduğu, birden fazla kanalı içeren karşılıklı bir niyet testi olduğunu ortaya koyuyor.

Trump tarafından önerilen anlaşma, İran rejimine varlığını tehdit eden iki seçenek sunuyor: savaş veya rejimin milisler aracılığıyla “devrim ihracatını” durdurarak, zenginleştirilmiş uranyumu teslim ederek, balistik füze ve insansız hava aracı üretimini sona erdirerek kendini “açıkta bırakması”

İranlı kaynağa göre, Tahran'a sunulan seçenekler arasında, güven inşa etme konusunda belirli bir süre için geçici dondurma duyurusuyla birlikte, İran'ın zenginleştirme hakkının ABD tarafından tanınması da yer alıyor. Füze dosyasına gelince, Amerikalıların imkansız olduğunu bildiği tam bir söküm değil, kontrol ve güvence çerçevesinde görüşülüyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Tahran'da yaptıkları görüşmede, 10 Ocak (İran Cumhurbaşkanlığı web sitesi)İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Tahran'da yaptıkları görüşmede, 10 Ocak (İran Cumhurbaşkanlığı web sitesi)

Ancak Kudüs'teki Arap kaynak, İran'ın tüm nükleer tesislerini hedef alan saldırılardan sonra zenginleştirme meselesinin çözüldüğünü ve artık İsrail'in birincil talebi olmadığını düşünüyor. Kaynak, Washington'un Tahran'ın elinde bulunan ve 400 kilograma eşdeğer zenginleştirilmiş uranyumu satın almayı teklif ettiğini de teyit ediyor.

Devasa filolar ve boyun eğme

Trump, İran'ın iç zayıflığından yararlanarak, elektronik savaş yetenekleri ve Tomahawk füzeleriyle donatılmış bir saldırı filosunu Hint Okyanusu, Arap Denizi, Akdeniz ve Kızıldeniz'e konuşlandırarak bir uyarıda bulundu. Bu güç gösterisini Trump, “Venezuela'ya gönderilenden daha büyük” olarak nitelendirdi. İran rejimini devirecek “daha şiddetli” bir askeri saldırı yerine, balistik füzelerden, bölgesel vekil güçlerden (Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler ve Irak'taki milis gruplar) vazgeçmeyi içeren kapsamlı bir nükleer anlaşma imzalamayı teklif etti. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu gerilimin doruk noktasında, Umman diplomasisi felaket senaryosunu önlemek için harekete geçti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, 10 Ocak 2026'da “kurtarma misyonu” olarak nitelendirilen bir ziyaretle Tahran'a gitti. Washington'dan İran liderliğine açık uyarıda bulunan, doğrudan sözlü bir mesaj iletti: “Protestoculara yönelik infazları derhal durdurun ve bizim şartlarımızla müzakere masasına geri dönün, aksi takdirde ölümcül darbeyle karşı karşıya kalacaksınız.”

Busaidi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve diğer bazı İranlı yetkililerle görüştü ve mesajın etkili olduğu görülüyor. Trump, aldığı “güvencelere” atıfta bulunarak, İran'ın 800 protestocunun infazını durdurduğunu açıkladı. Bu, protestocuları korumak için doğrudan askeri müdahale tehdidini yumuşattı ve odağı kapsamlı bir anlaşma için baskıya kaydırdı.

Krizin bir yönü de Amerikan baskısı ile İsrail'in pozisyonu arasındaki etkileşimdir. Bilgiler, Trump'ın İsrail saldırısını “ertelemeyi” Tahran ile pazarlık kozu olarak kullandığını ve net bir mesaj verdiğini gösteriyor: “Gerekli adımların atılması karşılığında İsrail'in size saldırmasını şimdilik engelleyeceğim.”

İran sınavı karşısında arabuluculuk

Trump'ın önerdiği anlaşma, İran rejimine mevcut haliyle varlığını tehdit eden iki seçenek sunuyor; savaş veya milisler aracılığıyla “devrim ihracatını” durdurarak, zenginleştirilmiş uranyumu teslim ederek, balistik füze ve insansız hava aracı üretimini sona erdirerek rejimin kendisini “açıkta bırakması”.

İran'da, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi tarafından temsil edilen reformist kamp, ​​yaptırımların kaldırılması, ekonominin kurtarılması ve sokağın yatıştırılması karşılığında, rejimin yeni haliyle de olsa korunması için tavizlerin gerekli bir bedel olduğuna inanıyor.

Sertlik yanlısı kamp, ​​yani Devrim Muhafızları ve Dini Lider Ali Hamaney'e yakın olanlar, bu talepleri “stratejik intihar” ve rejimin en önemli caydırıcı kozlarından mahrum bırakılması olarak görüyor. Bu görüş, arabuluculuğu hedef alan ve Amerikan vaatlerini “aldatma” olarak değerlendiren Keyhan gazetesinde de vurgulandı. Gazete, İran'ın vekil güçlerinden vazgeçmeyi kabul etmesinin “ileri savunma” doktrininin çöküşü anlamına geleceğini, bunun da İran topraklarını gelecekteki herhangi bir savaşa açık hale getireceğini ve rejimin prestijinin aşınmasına ve içeriden çöküşüne yol açacağını savundu.