Azovstal… Nazilere ve Ruslara karşı demir çelikten direnişhttps://turkish.aawsat.com/home/article/3611856/azovstal%E2%80%A6-nazilere-ve-ruslara-kar%C5%9F%C4%B1-demir-%C3%A7elikten-direni%C5%9F
Azovstal… Nazilere ve Ruslara karşı demir çelikten direniş
Mariupol’daki Ukrayna direnişinin son kalesinin kahramanlık hikayesi
Kompleks, birkaç kilometrekarelik bir alana yayılan bir bölgede, sokak savaşı için ideal görünüyor (AFP)
İstanbul/Şarku’l Avsat
TT
TT
Azovstal… Nazilere ve Ruslara karşı demir çelikten direniş
Kompleks, birkaç kilometrekarelik bir alana yayılan bir bölgede, sokak savaşı için ideal görünüyor (AFP)
Azak Denizi kıyısında ve Ukrayna’nın güneydoğusundaki Mariupol şehrinde Azovstal metalurji kompleksi, Ukraynalı savaşçıların Mart ayının başından bu yana şehri bombalayan ve kuşatan Rus ordusuna karşı son direniş cebi oldu.
Kiev, Moskova’nın ‘kurtarıldığını’ söylediği stratejik liman kenti Mariupol’un, hala Rus güçlerine direndiğini belirtirken, devasa Azovstal kompleksinde binlerce Ukraynalı savaşçının varlığına dikkati çekti.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, savaşçıların yanı sıra kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu yaklaşık bin sivilin ve yüzlerce yaralının, bu devasa komplekse sığındığını söyledi.
Perşembe günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bir yeraltı tünelleri ağı içeren sanayi bölgesinin kuşatılması emri verdi.
Putin, Kiev’i Azovstal sanayi bölgesindeki son Ukraynalı askerleri teslim etmeyi reddetmekle suçluyor. Ayrıca Rus ordusu, ‘sivillerin tahliyesine ve savaşçıların teslimine izin vermek için’ bu alanın ‘tamamında veya bir kısmında’ her zaman bir ateşkese uymaya hazır olduğunu söyledi.
Demir, çelik ve Nazi harabesi
Azovstal’da yayınlanan internet sitelerine göre kompleksin tarihi, 1930’lara kadar uzanıyor.
2 Şubat 1930 tarihinde eski Sovyetler Birliği’nin ekonomi politikasından sorumlu olan Ulusal Ekonomi Yüksek Kurulu, Mariupol’da yeni bir demir- çelik fabrikası kurmaya karar verdi.
1933’te tesiste demir üretimi ve iki yıl sonra da çelik üretimi başladı. 7 Ekim 1941’de Alman ordusunun Sovyetler Birliği topraklarına saldırmasından kısa bir süre sonra üretim durduruldu ve son çalışanlar, saldırının ertesi günü sahayı terk etti.
İki yıl sonra 7 Eylül 1943’te Nazi Almanya’sı ordusu, tüm tesisleri havaya uçurdu ve alanı harabeye çevirdi. Ancak Almanlar ülkeden ayrıldıktan sonra çelik fabrikaları hızla yeniden inşa edildi. 2006 yılında kompleks, Ukrayna’nın en zengin iş adamı Rinat Akhmetov’un sahip olduğu Metinvest grubu tarafından satın alındı.
İktidara yakın olan zengin Ukraynalı, bir zamanlar Rus yanlısı olarak görülüyordu. Ama Mart ayında Rusya’nın ‘insanlığa karşı suçlarını’ kınayarak, Ukrayna’dan ayrılmama taahhüdünde bulundu.
24 Şubat’ta Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden önce Azovstal kompleksi, yılda 5,7 milyon ton demir, 6,2 milyon ton çelik ve 4,7 milyon ton cilalı ürün üretti. İnternet sitesinin aktardığına göre bu sayılar, kompleksi Avrupa’nın en büyük çelik üreticilerinden biri haline getirdi. Azovstal’da yayınlanan internet sitelerine göre kompleksin başlangıcı, 1930’lara kadar uzanıyor (AFP)
Şehir içinde bir şehir
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Rus yanlısı ayrılıkçı güçlerin Donetsk’teki temsilcisi Eduard Basurin, Nisan ayı başlarında, “Şehir içinde bir şehir. Sovyet döneminden bu yana birkaç yeraltı düzeyi var. Yukarıdan bombalamak mümkün değil, yeraltından temizlenmesi gerekiyor ve bu da biraz zaman alacak” demişti.
Kompleks, demiryollarının geçtiği, depolar, fırınlar ve bacaların bulunduğu birkaç kilometrekarelik bir alana yayılan bir bölgede, sokak savaşı için ideal görünüyor.
İnsansız hava araçları tarafından çekilen ve birkaç gün önce Rusya devlet ajansı olan ‘Ria Novosti’ tarafından yayınlanan fotoğraflarda bir grup bina, tamamen yıkılmış görünüyor. Fotoğraflara göre bazı binaların üzerinden de hala dumanlar yükseliyor.
Mart ayı ortalarında Azovstal’ın Genel Müdürü Enver Tskitishvili, sosyal medya organları aracılığıyla ‘şehre geri dönmek, kompleksi onarmak ve faaliyetlerinin yeniden canlanmasını sağlamak istediğini’ açıklamıştı. Tskitishvili ayrıca, “Mariopol Ukrayna’dır. Azovstal Ukrayna’dır” ifadelerini kullanmıştı.
Lyschansk’ın tahliyesi
Öte yandan Lugansk bölgesinde Rus mevziilerine 14 km uzaklıkta bulunan ve hala Ukrayna’nın kontrolündeki Lyschansk şehri tahliye edildi. Dükkanlar kilitlendi. Pencereler ve kapılar ahşap panellerle kapatıldı. Yalnızca şehir merkezindeki küçük bir kapalı çarşı, savaş sırasında erzak barındırıyor. Diğer çarşılar ise bombalandı.
Büfesinde ekmek satan 45 yaşındaki Tatiana Ivanenko, “Burada kalan vatandaşlar, sabah bir şeyler kaldı mı diye buraya koşturuyor ve sonra hızla sığınaklarına geri dönüyor” dedi. Ivanenko, şehre sonuna kadar ‘erzak sağlamaya’ kararlı olduğunu dile getirdi.
Tahliye günü tüm gün yağmur yağarken, Ukraynalı ve Rus kuvvetler de karşılıklı topçu ateşi açtıkları operasyonlarını erteledi.
Sabırsızca sebze kuyruğunda bekleyen yaşlı bir kadın, “Onların hepsinin sonu kötü olacak” dedi. Kadın, iki hafta önce komşu Kramatorsk kasabasındaki bir garda yaşananlar gibi olası bir saldırı beklediğini söyledi.
Severodonetsk de Rus mevziilerinden 10 km uzaklıkta bulunuyor. Pencereleri yer yer kırılmış ve bazı katları karanlıkla kaplanmış olan hastanede, şehirdeki tüm gönüllüler, sağlık görevlileri, sivil sağlık personeli ve askeri personel dirençli görünüyor.
Bombardıman yeniden başladı ve Severodonetsk, Ruslar tarafından kuşatılacak bir sonraki şehir konumunda. Hastane müdürü Roman Vodianik, son hastaya kadar hastanede kalacaklarını belirtti. Vodianik, yedinci katta yer alan ameliyathanenin de hala kullanılabilir durumda olduğunu vurguladı.
Vodianik, ayrıca ancak bombardıman altında çalışmanın ideal bir durum olmadığını söyledi. Hastaların hayatını tehdit eden acil durumlar dışında hastane, ‘büyük olasılıkla açık kaldığı son günlerde’ yalnızca gidecek yeri olmayanları tedavi etmek için kullanılıyor.
Hastaneye kaldırılan 81 yaşındaki Yuliana Alekseena, “İki ay geçti. Chastia’dan (şu an Rusların elinde) geldim. Evim bombalandı ve yakıldı” dedi.
Beton sığınak
Severodonetsk’teki son siviller, ‘Ust-K’ nitrojen tesisinin bodrum katında toplanarak saldırıların bitmesini bekliyor. Sovyet döneminden kalma devasa beton sığınak, ailelerin de aralarında bulunduğu 167 kişiyle dolmuş durumda. Bu vatandaşlar, gece ve gündüz sağlıksız koşullarda, makinelerin uğultusu arasında birlikte kalıyor.
Kamp yatağında oturan 66 yaşındaki mülteci Zinaida Dimovsih, “Bize yemek ve çorba sağlanıyor” dedi.
Bombardımana rağmen Ukrayna Kızılhaç ambulansları, tahliyeyi gerçekleştirmeye çalışıyor. Kırmızı takım elbiseli bir gönüllü olan Oleksandr Chernysh, “Durum kötüye gidiyor. Önceliğimiz engellileri veya şehirden ayrılmayı kabul eden yaşlıları tahliye etmek” ifadelerini kullandı.
92 yaşında ölmek üzere olan bir kadın bodrumdan sedyeyle taşınıyor. Sağlık görevlilerinden biri, “Hastaneye canlı ulaşamaz” açıklaması yaptı.
Rubijne şehrinde ön cephede bir el silah sesi ve ardından bir düdük sesi duyulurken Ukraynalı bir topçu, şehirdeki piyade ve topçu mevzilerine bir top mermisi ateşledi. Küçük sanayi kentindeki Sovyet binalarını duman kaplamış durumda.
Gökyüzünde 3 kara bulut var. İnsansız hava araçları, Ukrayna uçaksavar savunması tarafından vuruldu.
Güç ve kafa karışıklığı arasında gidip gelen Trump'ın ekibinin hızlı girişimleri ve ani kararlarıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5238999-g%C3%BC%C3%A7-ve-kafa-kar%C4%B1%C5%9F%C4%B1kl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-aras%C4%B1nda-gidip-gelen-trump%C4%B1n-ekibinin-h%C4%B1zl%C4%B1-giri%C5%9Fimleri-ve
Güç ve kafa karışıklığı arasında gidip gelen Trump'ın ekibinin hızlı girişimleri ve ani kararları
Görsel: Nash
Robert Ford
Washington'un Ukrayna'daki savaşı sona erdirme planı konusunda ABD hükümetinin üst kademelerinde geçtiğimiz yıl 22 Kasım’da yaşanan kafa karışıklığı, 50 yıldır ABD dış politikasını takip ettiğim süre içinde hiç görmediğim nadir bir zirveye ulaştı. Aynı ayın 20'sinde, ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'ye, savaştan çıkmanın bir yolu olarak sunulan 28 maddelik barış planını kabul etmesi için doğrudan baskı uyguladı. Ancak hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi partilerden Kongre üyeleri şartları görür görmez, bunları tamamen Rus taleplerinin listesi olarak değerlendirerek reddettiler.
ABD Başkanı Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff, 21 Ekim'de İsrail'in J.D Vance ve Trump’ın damadı Jared Kushner ile birlikte basın açıklamasında bulunurken (Reuters)
Medya, planın ABD Başkanı Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un Florida'daki evinde düzenlenen toplantılarda, damadı Jared Kushner ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından gönderilen özel bir Rus temsilcinin katılımıyla hazırlandığını kısa süre sonra ortaya çıkardı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 22 Kasım'da gelişmeler karşısında artan öfkeyi yatıştırmak için bazı senatörlerle temasa geçti.
Senato'da yıllarca birlikte çalıştıkları için onları iyi tanıyordu. Ancak, Rubio ile görüşmelerinin hemen ardından, Rubio'nun planın Rusya kaynaklı olduğunu ve Washington’ın bunu sadece Kiev'e ilettiğini doğruladığını medyaya açıkladılar.
Dışişleri Bakanlığı bu iddiayı hemen yalanladı ve senatörlerin bakanı yanlış anladığını, 28 maddenin Amerikan planı olduğunu ve Ukrayna'nın bu temelde hareket etmesi gerektiğini vurguladı.
Washington ve Avrupa'da eleştiriler artarken, Trump o akşam Beyaz Saray basın toplantısında planı değiştirmeye açık olduğunu söyledi.
Arku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre sürecin kırılganlığını ortaya koyan bu karışıklığın ardından Witkoff ve Kushner, Ukrayna yetkilileriyle hızlı bir şekilde harekete geçerek yeni bir 20 maddelik plan hazırladı. Bu plan, daha sonra aralık ve ocak aylarında Moskova ve Kiev ile yapılan müzakerelerin temelini oluşturdu.
Hızlı girişimler ve ani kararlar
Bu senaryo, Amerikan karar alma sürecinin olağan bağlamında tipik bir durum değildir. Trump'ın dış politika yaklaşımını anlamak için, Gazze'deki savaşın kapsamını ve yoğunluğunu azaltmak gibi bazı başarıların, Ukrayna'daki ilk 28 maddelik planı çevreleyenler gibi, aynı derecede yoğun kafa karışıklığının yaşandığı anlarla birlikte gelebileceğini kabul etmek önem arz ediyor. Trump, Ortadoğu ve Ukrayna dosyalarını yönetmek için, Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Marco Rubio, Başkan Yardımcısı Vance ve Genel Sekreteri Susan Wojcicki, eski dostu ve milyarder iş adamı Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner’ı görevlendirdi. Bu kişiler, kararları alıp bunları olağanüstü bir hızla uygulamaya koyma becerisiyle tanınıyor. Başkana olan yakınlıkları, bu kişilere dünyanın dört bir yanındaki üst düzey liderlerle görüşebilecekleri açık pencereler sağlıyor.
Geçtiğimiz ekim ayında Witkoff ve Kushner, Trump'ın nüfuzunu kullanarak İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'ya baskı uyguladı ve sonunda ateşkes ve Gazze'deki savaşı sona erdirmek için ABD'nin planını kabul etmesini sağladı. 2025'in sonunda ekip, Gazze'ye insani yardım akışını üç katına çıkarmayı başardı. Bunlar somut etkiye sahip adımlardı, ancak ateşkesi istikrara kavuşturmak, kalıcı barışı sağlamaktan daha kolaydı. Gazze'deki ateşkes kırılganlığını korudu ve tam olarak uygulanamadı, Ukrayna'da ise halen ateşkese ulaşılamadı.
Hatalar ve yavaş takip
Amerikan başkanlarının dış politikayı yönetirken küçük bir danışmanlar çevresine güvenmeleri alışılmadık bir durum değildir, ancak Trump yönetimi bunun ötesine geçerek, sürpriz bir hamle ile Ulusal Güvenlik Konseyi personelinin yarısından fazlasını görevden aldı. Bu keskin azalma ile Konsey'in rolü, en üst düzey karar alma çevrelerinden izole olacak ve önemli kararların ayrıntılarını takip edemeyecek veya krizlere dönüşmeden önce bunların sonuçları konusunda uyarıda bulunamayacak kadar azaldı. Washington'da her zamanki kurumsal süreç izlenseydi, Ulusal Güvenlik Konseyi, Witkoff, Kushner ve Trump'ı 28 maddelik planın Ukrayna, Avrupa ve Kongre'de tetiklediği muhalefet dalgası konusunda uyarırdı.
Witkoff, Rusya'nın toprak taleplerini defalarca yanlış değerlendirdi ve bazen Moskova'nın aslında esas olarak Kiev'in kontrolü altında olan toprakları terk ettiğini düşündü.
Aynı zamanda, bu kurumsal çerçevenin dışında, Witkoff ve Kushner'in yakın arkadaşları uzmanlık alanlarının ötesinde roller üstleniyorlar. Bunlar arasında Ukrayna savaşı müzakerelerinin yönetiminde yer alan New Yorklu finans yöneticisi Josh Greenbaum ve Gazze'nin yeniden inşasının planlamasından sorumlu Aryeh Lightstone da bulunuyor. Geçtiğimiz yıl Gazze’deki insani krizin kötüleşmesiyle Lightstone ve üstleri, uluslararası yardım sistemini atlayarak alternatif bir mekanizma oluşturmaya karar verdiler.
Gazze İnsani Yardım Fonu'nun faaliyetleri, yardım çalışmalarına ilişkin uluslararası standartlardan saparak Gazzelileri sınırlı miktarda gıda elde etmeye çalışırken ciddi tehlikelere maruz bıraktı ve ardından yaygın eleştirilere maruz kaldı. Bununla birlikte ne Lightstone ne de Greenbaum, kararların anlam ve etkililiğini belirleyen ince ayrıntıların formüle edildiği Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ve istihbarat kurumlarıyla karmaşık koordinasyonu yönetme konusunda yeterli deneyime sahipti.
Bu bağlamda yukarıda bahsi geçen kişilerden oluşan bu küçük çevrenin sahadaki karmaşıklıkları kavramakta ve gelişmeleri öngörmekte zorluk çekmesi şaşırtıcı değil. Rusya'nın bölgesel taleplerini defalarca yanlış değerlendirdi ve bazen Moskova'nın aslında Kiev'in kontrolü altında olan toprakları terk ettiğini düşünen Witkoff, geçtiğimiz yılın mart ayında, Moskova ve Kiev ile yaptığı görüşmelere dayanarak, Beyaz Saray her iki ülkedeki enerji altyapısına yönelik saldırıları sınırlayan kısmi bir ateşkes ilan etti. Ancak anlaşma, herhangi bir yaptırım veya caydırıcı önlem alınmadan kısa sürede çöktü.
ABD Başkanı Donald Trump, Mısır'ın Şarm eş-Şeyh kentinde Gazze’deki savaşı sona erdiren uluslararası zirve sırasında konuşma yaparken, 13 Ekim 2025 (Reuters)
Witkoff, geçtiğimiz ocak ayında gerçekleşen Davos Forumu’nda medyaya Moskova ile Kiev arasındaki farklılıkların tek bir konuşulmayan konuya indirgendiğini söyledi. Muhtemelen toprak kontrolü konusuna atıfta bulunuyordu, ancak bu konu en büyük ve en çözümsüz anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyordu. Kiev de güvenlik garantileri ve yeniden inşa planının henüz kesinleşmediğini kamuoyuna açıklamaya devam etti. Witkoff ve Kushner'in 22 Ocak'ta Putin'i ziyaret etmelerinin ardından, Rusya Dışişleri Bakanlığı toprak taleplerinden geri adım atmayacağını vurgularken, Rus yetkililer mevcut Ukrayna hükümetinde değişiklik yapılması çağrısını yineledi. Böylece, nihai bir anlaşmaya varmanın yolunun ‘tek bir mesele’ ile sınırlı olmadığı, karmaşık bir dizi koşul, denge ve kumar ile engellendiği ortaya çıktı.
ABD’li diplomatlar geçtiğimiz sonbaharda, Amerikan barış planını nasıl uygulanabilir bir mekanizmaya dönüştürebilecekleri konusunda net bir fikir sahibi değillerdi.
Ukrayna ve Gazze dosyalarını yöneten bu departmanın çalışmalarındaki bir ciddi sorun, zaman yetersizliği ve sürekli takip yapmanın zorluğu. Gazze’de ateşkes planıyla ilgili ivme geçen sonbaharın sonlarında yavaşlarken, Witkoff ve Kushner Ukrayna dosyasıyla meşgullerdi. Beyaz Saray içinde uygulamayı takip etmek için küçük bir çalışma grubu oluşturdular, ancak bu grup ilk aşama için temel koşulları yerine getiremedi. İsrail, askeri operasyonlarına devam etti ve 10 Ekim'de ateşkesin başlamasından sonra 400'den fazla Filistinliyi öldürdü. Refah Sınır Kapısı’nı açma çabaları sarf edildi.
Witkoff ve Kushner, bu yılki Davos'ta, Gazze’ye insani yardımların ulaştırılmasının iyileştirilmesi meselesini ele aldılar, ancak ilk aşamadaki başarısızlıkları geride bırakarak ikinci aşamaya geçtiler. İkili, Gazze Uluslararası İstikrar/Görev Gücü ile ilgili fikirlerini sundu. Bunlar arasında, birkaç yıl içinde yarım milyon Gazze sakini için Refah'ı yeniden inşa etmeyi, sahili lüks bir turizm merkezi haline getirmeyi ve yapay zeka ile çalışan bir yüksek hızlı demiryolu ağı ve lojistik sistemi oluşturmayı öneren Project Sunrise (Sunrise Projesi) da vardı. Projenin finansal tahminleri halen belirsiz, ancak proje için on milyarlarca dolar gerekecek.
Kushner, Davos'ta biçim olarak etkileyici ancak Gazze'nin gerçeklerinden çok uzak bir vizyon sundu. Gazzelilerin yeniden inşa yıllarında nerede yaşayacaklarını, tarıma elverişsiz arazilerle nasıl başa çıkılacağını veya devam eden İsrail saldırıları sorununu nasıl çözeceklerini açıklamadı. Projeyi finanse etmek için özel yatırımcıları çekmenin istikrarlı bir güvenlik ortamı olmadan mümkün olmayacağını kabul etti, ancak uluslararası istikrar gücü planının hala belirsiz olduğunu ve taahhütlerin alınması ve fikirlerin gerçeğe dönüştürülmesinin uzun zaman alacağını belirtmedi. Hamas'ı silahsızlandırma planı ise, milisleri silahsızlandırma konusunda diğer deneyimlerden alınan genel ilkelerle sınırlıydı ve net uygulama adımları ya da bir takvim barındırmıyordu. Fikirler üretilebilir ve kavramlar geliştirmesi çok da zor olmaz. Ancak bunları uygulanabilir politikalara dönüştürmek zaman, uzman bir ekip ve titizlikle takip etme becerisi gerektirir. Trump'ın ekibinin bu tür bir çabayı sonuna kadar sürdürebilecek kapasitede olduğu net değil.
Barış Konseyi’nde aceleye getirilen çalışmalar
ABD’li diplomatlar, geçtiğimiz sonbaharda Amerikan barış planını nasıl uygulanabilir bir mekanizmaya dönüştürebilecekleri konusunda net bir düşünceye sahip değillerdi. Ancak halihazırda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) bir alternatif olmadığından 17 Kasım'da 2803 sayılı Karar ile planı kabul etti.
16 Ocak'ta Barış Konseyi’nin kurulacağı duyuruldu, ancak hazırlıklar aceleye getirilmiş ve eksik kalmıştı, sanki cevaplara güvenmek yerine cevapları önceden belirlemişler gibiydi. 23 Ocak'ta yapılması planlanan imza töreninden sadece altı gün önce 60 ülkeye davetiyeler gönderildi. Bu büyüklükteki bir girişimin, tereddüt edecek birçok ülkede soru işaretleri uyandırması doğal olsa da Washington'ın bu soru ve endişelere ikna edici cevaplar verebilecek yeterli zamanı sağlayamaması hiç doğal değil.
Barış Konseyi Genel Direktörü Nikolay Mladenov ve onunla birlikte çalışan Filistinli ekip, sahada gerçek bir ilerleme kaydetmek amacıyla ABD’li ekipten ve Trump’tan kesintisiz erişim ve doğrudan destek almalı.
ABD yetkilileri, fikirlerini kamuoyunun gözü önünde tartışmak yerine, tüzüğü açıklamadan önce eylem planlarını iyice gözden geçirmiş olsalardı, bu sorunların bir kısmı önlenebilirdi. Öyle ki burada Franklin Roosevelt yönetiminin, 1945 yılında BM’yi kurmadan önce iki yıl boyunca dünya ülkeleriyle müzakere ettiğini hatırlatmak faydalı olacaktır. Kuveyt'in Irak işgalinden kurtarılması ve Körfez Savaşı'nı sona erdiren Şubat 1991'deki ateşkesin ardından, Bush yönetimi, Eylül 1991'deki Madrid Barış Konferansı'nın taslağını hazırlamak ve programlarını ve komitelerini düzenlemek için birkaç hükümetle sekiz ay süren yoğun müzakereler yürüttü. Öte yandan Trump’ın ekibi, kısmen medyaya bilgi sızması korkusundan, kısmen de diplomatların anlamlı bir katkı sağlayabileceğine şüpheyle yaklaşmasından dolayı, önemli girişimlerinde geleneksel diplomatik kanalları atlama eğilimindeydi. Yönetimin iç çevresi, önce büyük yankı uyandıran etkinlikler düzenlemeyi, sonra da zaman elverdiğinde ayrıntılara dönmeyi tercih ediyor.
Gazze'deki küçük ekip başarılı olacak mı?
Sonuçta, geniş kapsamlı ABD planı dışında Gazze için gerçekçi bir yol bulunmamakta ve başka ülkeler de Barış Konseyi’ne katılmayı tercih edebilir. Ancak Batı'nın desteğinin olmaması, yeniden inşa yükünü Körfez ülkeleri ve özel yatırım gruplarının omuzlarına daha ağır bir şekilde yükleyecekti. Aynı zamanda, Gazze'yi yönetmekle görevli Filistinli teknik ekibin kesin yetkileri hala belirsizliğini koruyor ve bu da Kudüs ile öngörülebilir sürtüşmelere kapı açarak, hızı belirlemek ve yeniden felce girilmesini önlemek için ABD'nin tekrar tekrar müdahale etmesini gerektirecek.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin’de ABD'li temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner'ı karşılıyor, 22 Ocak 2026 (AFP)
Beyaz Saray, 16 Ocak'ta Witkoff ve Kushner'in yardımcıları Arié Lightstone ve Josh Greenbaum'un Barış Konseyi'ne danışman olarak atandığını duyurdu. Burada Kushner ve Lightstone'un, 2017-2018 yıllarında Filistin Yönetimi'nin talepleri karşısında hayal kırıklığına uğrayarak, 2019 ve 2020 yılları arasında Abraham (İbrahim) Anlaşmaları müzakereleri sırasında bölgesel barış vizyonunda Filistinlileri marjinalize etmeye çalıştıklarını hatırlatılmalı. Greenbaum’un Gazze’deki savaş sırasında Washington'ın İsrail'e verdiği desteği protesto eden öğrenci gösterilerinin düzenlendiği Amerikan üniversitelerini cezalandırmak için Trump yönetiminin çabalarına en aktif katılanlardan biri olduğu da unutulmamalı.
Barış Konseyi Genel Direktörü Nikolay Mladenov ve onunla birlikte çalışan Filistinli ekip, sahada gerçek bir ilerleme kaydetmek amacıyla ABD’li ekipten ve Trump’tan kesintisiz erişim ve doğrudan destek almalı.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy'nin ülkesinin iktidarındayken yaşadığı zorlu deneyimi, Mladenov ve meslektaşları için bir ders niteliğinde. Zira onlar Washington'da Zelenskiy'nin sahip olduğu düzeyde siyasi desteğe ve ABD başkentinde rüzgarın yönü değiştirdiğinde aynı manevra alanına sahip olmayacaklar.
Maskat müzakereleri: Sadece nükleer dosya ile kapsamlı anlaşma arasındahttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5238961-maskat-m%C3%BCzakereleri-sadece-n%C3%BCkleer-dosya-ile-kapsaml%C4%B1-anla%C5%9Fma-aras%C4%B1nda
Maskat müzakereleri: Sadece nükleer dosya ile kapsamlı anlaşma arasında
ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
Ömer Harkus
Umman'ın başkenti Maskat'ta Washington ve Tahran arasındaki müzakerelerin umut verici bir başlangıç yaptığı yönündeki konuşmalar, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin Washington'un İran'a karşı askeri operasyon düzenlemesi durumunda, bölgedeki ABD üslerinin hedef alınacağı tehdidinde bulunmasını engellemedi.
İlk müzakere turunun sona ermesinden saatler sonra, İran ve ABD arasındaki gergin ilişki, askeri ve ekonomik hazırlıklar, bölgeyi açık çatışmanın eşiğine iten karşılıklı baskılar arasında bir kez daha sınanıyor. Tahran turu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirirken, Washington bunu angajman kurallarını yeniden tanımlama fırsatı olarak gördü.
Asgari güven düzeyinin testi olarak nitelendirilen bir turdan sonra Arakçi, müzakere gündeminin Tahran'ın caydırıcılık sisteminin kalbinde yer aldığını düşündüğü konuları da kapsamasını engelleyecek dar bir çerçeve belirlemek için gerçek bir ilerleme kaydedilmeden önce, askeri tehditlerin ve ekonomik baskıların kaldırılmasını talep eden bir dizi açıklama yayınladı.
Ancak ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, nükleer program ile yetinmeyen, İran'ın balistik füze programını ve bu füzelerin menzilini de içeren, ayrıca, Tahran'ın bölgedeki silahlı örgütlere verdiği desteği, insan hakları ve baskı konusundaki iç tutumunu da ele alan kapsamlı bir anlaşma için bastırıyor. Washington'un adımları, İran'ın enerji, madencilik ve petrokimya sektörlerindeki finansman kaynaklarını felç etme çabasıyla, Tahran ile ticaret yapan ülkelere yüzde 25 oranında gümrük tarifesi uygulayarak desteklediği “azami baskı” stratejisinin bir parçası.
Diplomatik değerlendirmelere göre ABD'nin baskıyı artırmadaki amacı, nükleer anlaşmayı bölgesel güç dengesini yeniden şekillendiren daha geniş bir müzakere platformuna dönüştürmek. Bu, İran'ın bölgesel müttefik ağını zayıflatarak nüfuzunu azaltmayı amaçlayan İsrail vizyonuyla örtüşüyor.
Umman Dışişleri Bakanı Said Bedr el-Busaidi ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, 6 Şubat, Maskat (Umman Dışişleri Bakanlığı/Reuters)
Buna karşılık, Tahran, İranlı yetkililerin de vurguladığı gibi, başından beri açık olan “kırmızı çizgilerine” sıkıca bağlı. İran, arabuluculara nükleer program dışındaki herhangi bir konunun görüşülmesine kapının kapalı olduğunu bildirdi. Arakçi, “tehdit ve baskıdan vazgeçmek, herhangi bir diyalog için ön koşuldur” dedi. Tahran'ın “sadece nükleer konuyu görüşeceğini ve Washington ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğini” ifade etti.
Diplomatik değerlendirmelere göre, ABD'nin baskıyı artırmadaki amacı, nükleer anlaşmayı bölgesel güç dengesini yeniden şekillendiren daha geniş bir müzakere platformuna dönüştürmek
İranlı bir kaynak, Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasında ısrar ettiğini, ancak zenginleştirme seviyesi ve saflığı veya nükleer yakıtı yönetmek için bölgesel bir konsorsiyum oluşturmak gibi alternatif düzenlemeler konusunda görüşmeye istekli olduğunu ifade etti. Nükleer stokun doğrudan Amerikan gözetimi altında olması fikri ise orta yol olarak bir kısmının Rusya'ya devredilmesi olasılığı konuşulsa da kabul edilemez olmaya devam ediyor.
İran ne istiyor?
Tahran'ın vizyonu, zenginleştirme konusunda teknik bir anlaşmaya varmanın ötesine geçiyor. Başta bankacılık ve petrol sektörüne yönelik yaptırımlar olmak üzere ekonomik yaptırımların derhal ve etkili bir şekilde kaldırılması dahil çeşitli hedeflere ulaşmayı amaçlıyor. Buna ilave olarak, üzerindeki askeri baskıyı azaltmak için Amerikan askeri varlıklarını coğrafi çevresinden uzaklaştırmayı hedefliyor. Olası herhangi bir saldırıya karşı ilk savunma hattı olarak bölgesel müttefikler veya “vekiller” ağını korumayı amaçlıyor.
İranlı kaynağa göre bu hedefler, İran'ın askeri ve teknolojik ilerlemeleri göz önüne alındığında çok önemli gördüğü nükleer tavizler karşılığında bölgesel nüfuzunu pekiştirmeye dayalı bir vizyonunu yansıtıyor. Tahran'ın bu tutumu, Kudüs'teki bir Arap kaynağın belirttiği gibi, şimdilik diyalog devam etmesine rağmen, iki taraf arasındaki uçurumu daha da genişletiyor.
Maskat görüşmelerindeki en büyük sorun, müzakere gündemi. Amerikalılar, füzeler ve bölgesel nüfuz konularına değinilmeden varılacak bir nükleer anlaşmanın kırılgan olacağına inanırken, İranlılar bu konuların dahil edilmesinin müzakereleri bölgesel davranışlarına yönelik “siyasi bir yargılamaya” dönüştüreceğine inanıyor. Bu noktada müzakereler ilan edilmemiş bir savaş olarak tanımlanabilir. Washington ve Tel Aviv, Tahran ile müttefikleri arasındaki bağları koparmaya çalışıyor ve balistik füze sorunu İsrailliler için son derece önemli. Bu nedenle, Maskat'ta görüşülen her konu için son tarihler belirlenmesi konusunda ısrar ediliyor. Amerikalılar açısından nükleer dosya, birincisi kendisini tartışmak, karşılıklı olarak talepleri ve teklifleri sunmak için ikincisi ise bir karara varmak için sadece iki oturum gerektiriyor. Bu, önümüzdeki birkaç günde, cuma günü Maskat'ta görüşülen konulara ve bunlara ilişkin benimsenen tutumlara verilen yanıtları göreceğimiz anlamına geliyor; aksi takdirde, durum farklı gelişmeler gösterecektir.
Müzakereler başlamadan önce bölgedeki birçok ülke, balistik füze programının ve Tahran'ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin hızla müzakerelere dahil edilmesinin müzakerelerde bir çıkmaza yol açacağından ve ilerleme şansını baltalayacağından endişe ederek, ilk günkü görüşmelerin nükleer meseleyle sınırlı tutulmasını destekledi.
Tahran'daki bir kaynak, Maskat müzakerelerinin nihai bir sonuca varmayacağını tahmin ediyor ve katılımın, savaşın şu anda tercih edilen bir seçenek olmadığı konusunda karşılıklı bir anlayışı yansıttığına inanıyor
Washington için nükleer mesele endişe kaynağı olmaya devam ediyor, çünkü tahminler İran'ın yaklaşık 400 kilogram yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğunu gösteriyor. Bu miktar, zenginleştirme oranı yüzde 90'a çıkarılırsa teorik olarak dokuz nükleer savaş başlığı üretmek için gereken eşiğe yaklaşıyor.
İran, vekiller ve kollar
Bölgede yaşanan değişimin ışığında vekiller ağı savaşı dönüyor. Washington ve Tel Aviv, Tahran ile müttefikleri arasındaki bağları koparmaya çalışırken, İran, rolünü kaybetmesine rağmen, bu ağın beklenmedik saldırılara karşı gelişmiş bir savunma hattını temsil ettiğine inanıyor. Bu “kolların” her birinin kendine özgü krizleri var. Irak'ta siyasi güçler bakanlıkların ve başkanlıkların paylaşımına dalmış görünüyorlar. Kaldı ki Irak’ta daha önce ülkeyi Hamas hareketinin saldırısının ardından 7 Ekim 2023'ten bu yana bölgede devam eden çatışmadan uzak tutma çağrıları yapılmıştı. Ancak Hizbullah Tugayları liderliğindeki birkaç küçük örgüt, gelecekteki herhangi bir savaşta Tahran'a katılma konusunda ısrar etmeye devam ediyor. Lübnan'a gelince, İsrail’in liderlerini, askeri tesislerini, altyapısını hedef almaya odaklanmasıyla birlikte Hizbullah büyük bir askeri baskıyla karşı karşıya. Hatta iç çatışmalar siyasi yetkililerinin görevlerinden ayrılmasına yol açtı. Yemen'deki Husiler şu ana kadar en önemli güç olmaya devam ediyor; zira Kızıldeniz'de gerilimi yükseltmeleri küresel nakliye maliyetini artırmış ve İran'a yönelik herhangi bir saldırının hayati önem taşıyan deniz yollarını tehdit edebileceği mesajını vermişti.
USS Abraham Lincoln uçak gemisi Kaliforniya'daki San Diego üssünde, 11 Ağustos (Reuters)
Bu koşullar çerçevesinde Tahran'daki bir kaynak, Maskat müzakerelerinin nihai bir sonuca varmayacağını tahmin ediyor. Kendisi, müzakerelere katılmanın, savaşın şu anda ne Tahran ne de Washington için tercih edilen bir seçenek olmadığı yönündeki karşılıklı farkındalığı yansıttığı değerlendirmesinde bulunuyor. Olan bitenin diyalog ve baskının birleşimi olduğuna inanıyor, ABD’nin İran içini etkilemek amacıyla ekonomik olarak gerilimi artırmaya yöneleceğini tahmin ediyor.
Önümüzdeki günler, yaptırımların sınırlı ölçüde hafifletilmesi karşılığında yüksek düzeydeki zenginleştirmenin dondurulmasını içeren geçici bir anlaşmaya sahne olabilir
İranlı kaynak, devam eden baskının “Tahran'ı uyarıda bulunmaya”, İsrail'den daha kolay hedefler oldukları ve tepkilerinin daha öngörülebilir olduğu göz önüne alındığında, belki de bölgedeki Amerikan çıkarlarına karşı proaktif bir saldırı yapmayı düşünmeye ittiğini belirtti.
Müzakerelere rağmen Tahran, olası saldırılara karşı güçlerini hazırladı. Bu hazırlıklar, müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması ve yeni yaptırımlar ve belki de sınırlı askeri saldırılar yoluyla gerilimi tırmandırma olasılığına dayanıyor. Ülkenin en gelişmiş uzun menzilli balistik füzelerinden biri olan “Hürremşehr-4”ün konuşlandırıldığını duyuran silahlı kuvvetler, özellikle hava, kara ve deniz sınırlarındaki hazırlıklarını en üst seviyeye çıkardı.
Geçici bir anlaşma mı yoksa saldırı mı?
Önümüzdeki günler, yaptırımların sınırlı ölçüde hafifletilmesi karşılığında yüksek düzeydeki zenginleştirmenin dondurulmasını içeren geçici bir anlaşmaya sahne olabilir. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bölgedeki etkili ülkelerin istediği kapsamlı anlaşmaya gelince, bu şu anda çok uzak görünen bir senaryo. Sonuç olarak Maskat görüşmeleri “son şans” müzakerelerine daha yakın görünüyor. Yetkililer diyaloğun başladığını temkinli bir olumlu tavırla duyururken, arka planda denizdeki Amerikan savaş gemileri ve caydırıcılık mesajları olarak sergilenen İran füzeleriyle somutlaşan güç dili devam ediyor. En büyük sorular hâlâ cevapsız: Anlaşmaya varılmazsa “kötü şeyler” olabileceği uyarısında bulunan Trump, sadece sınırlı bir nükleer zaferle mi yetinecek? Yoksa İran'ın kırmızı çizgileriyle çatışan kapsamlı bir anlaşma için mi bastıracak? Bu iki seçenek arasında, tüm bölge kontrol altına alma olasılığı ile patlama olasılığı arasında gidip geliyor gibi görünüyor.
Starmer, İşçi Partisi milletvekillerini kendisini İngiltere başbakanı olarak tutmaya ikna etmeye çalışıyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5238959-starmer-i%CC%87%C5%9F%C3%A7i-partisi-milletvekillerini-kendisini-i%CC%87ngiltere-ba%C5%9Fbakan%C4%B1-olarak-tutmaya
Starmer, İşçi Partisi milletvekillerini kendisini İngiltere başbakanı olarak tutmaya ikna etmeye çalışıyor
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın pozisyonu bugün, sadece bir buçuk yıldır sürdürdüğü görevinden alınmasını engellemek için İşçi Partisi milletvekillerini ikna etmeye çalışırken, pamuk ipliğine bağlı gibi görünüyor.
Starmer, son iki günde özel kalem müdürü Morgan McSweeney ve iletişim direktörü Tim Allen'ı kaybetti ve İngiltere'nin eski ABD Büyükelçisi Peter Mandelson ile hükümlü cinsel suçlu Jeffrey Epstein arasındaki ilişkinin ortaya çıkmasının ardından İşçi Partisi milletvekillerinden desteğini hıazla kaybediyor.
Allen, Starmer'ın özel kalem müdürü Morgan McSweeney'nin istifasından 24 saatten kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada, "Downing Street'te yeni bir ekibin kurulmasına izin vermek için kenara çekilmeye karar verdim" dedi.
Starmer'ın kendisi de muhalefetten istifa çağrılarıyla karşı karşıya. Bugün, zayıflayan otoritesini yeniden inşa etme girişiminde bulunmak üzere İşçi Partisi milletvekilleriyle kapalı kapılar ardında bir toplantı yapması planlanıyor.
Siyasi gerilim, Starmer'ın Epstein ile olan ilişkisini bilmesine rağmen Mandelson'ı 2024 yılında İngiltere'nin ABD Büyükelçisi olarak atama kararından kaynaklanıyor.
Starmer, geçen eylül ayında, Mandelson'ın 2008'de bir çocukla cinsel suçlardan mahkum edildikten sonra Epstein ile arkadaşlığını sürdürdüğünü gösteren e-postaların ortaya çıkmasının ardından onu görevinden almıştı.
Starmer geçen hafta "Mandelson'ın yalanlarına inandığı" için özür diledi.
Starmer'ın en yakın danışmanı ve Temmuz 2024'teki İngiltere genel seçimlerinde İşçi Partisi liderinin başarısının mimarlarından biri olarak kabul edilen McSweeney yaptığı açıklamada, Mandelson'ın atanması kararında yakından yer aldığını söyledi. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre "Peter Mandelson'ı atama kararı yanlıştı. Partimize, ülkemize ve siyasete olan güvene zarar verdi" ifadelerini kullandı. Sözlerine şöyle devam etti: "Fikrim sorulduğunda Başbakana bu atamayı yapmasını tavsiye ettim ve bu tavsiyenin sorumluluğunu tamamen üstleniyorum."
Mandelson'ın tazminatı
İngiliz hükümeti, Eylül 2025'te görevden alınmasının ardından Peter Mandelson'a ödenen kıdem tazminatı paketiyle ilgili bir soruşturma başlattığını duyurdu. Mandelson, özellikle 2008-2010 yılları arasında Gordon Brown hükümetinde bakanlık yaptığı dönemde, Epstein'e borsa hakkında potansiyel olarak zarar verici bilgiler sızdırdığı iddiasıyla şu anda bir güvenlik soruşturması altında bulunuyor. Cuma günü Mandelson ile bağlantılı iki adreste arama yapıldı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة