Küresel piyasalarda gözler Fed'e çevrildi

Tahvil piyasalarında Fed'in gelecek hafta politika faizini 50 baz puan artırması fiyatlanırken, haziranda 75 baz puan ve temmuz ile eylülde ise 50'şer baz puanlık faiz artışına gideceği öngörülüyor.

AA
AA
TT

Küresel piyasalarda gözler Fed'e çevrildi

AA
AA

Küresel pay piyasalarında, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) şahinleşen para politikası duruşu sonrası düşüş eğilimi bu hafta da devam ederken, gelecek hafta gözler başta Fed'in faiz kararı ve Fed Başkanı Jerome Powell'ın toplantı sonrası açıklamaları ile yoğun veri gündemine çevrildi.
ABD'de artan enflasyon baskısı sonrası Fed'in politika duruşundaki agresif tavır varlık fiyatlarını etkilemeyi sürdürüyor.
Fed öncülüğünde hazırlanan yüksek faiz ortamı özellikle teknoloji şirketlerinin hisselerinde satış baskısını güçlendirirken, küresel büyüme üzerinde artan riskler de fiyatlamaları zorlaştırdı.
Tahvil piyasalarında Fed'in gelecek hafta politika faizini 50 baz puan artırması fiyatlanırken, haziranda 75 baz puan ve temmuz ile eylülde ise 50'şer baz puanlık faiz artışına gideceği öngörülüyor.
Söz konusu fiyatlamalarla ABD'de tahvil faizleri yaklaşık son 3 yılın en yükseğinde seyretmeye devam ederken, artan dolar talebiyle dolar endeksi son 20 yılın en yüksek seviyesi olan 103,9'u gördü.
ABD'de bu hafta yoğunlaşan bilanço döneminde bazı şirketlerin karlılıkları beklentileri karşılarken, Amazon ve Alphabet gibi şirketlerin karlılıklarının ise öngörülerin gerisinde kalmasıyla pay piyasalarındaki düşüş eğilimi hızlandı.
Gelecek hafta ise Fed'in ve İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) faiz kararıyla birlikte, ABD'de açıklanacak istihdam raporundaki veriler başta olmak üzere oldukça yoğun bir veri gündemi bulunuyor.
Analistler, Fed'in faiz kararında piyasaları şaşırtmasının beklenmediğini ancak karar metni ve Fed Başkanı Powell'ın toplantı sonrası yapacağı açıklamaların önemine işaret etti.
ABD'de ilk çeyrek büyüme verilerinin beklentilerin altında kaldığını ve tahvil piyasalarına getiri eğrisinin bazı varlıklarda tersine döndüğünü belirten analistler, hem yüksek enflasyon hem de artan resesyon endişeleri kapsamında Fed'in çizeceği yol haritasının piyasaların yönü üzerinde belirleyici olacağını kaydetti.

ABD pay piyasalarında düşüş eğilimi durulmuyor
ABD'de pay piyasaları düşüş eğilimi üst üste dördüncü haftaya taşırken, aylık bazda Nasdaq endeksi Ekim 2008'den, S&P 500 ve Dow Jones endeksi mart 2020'den bu yana en kötü ayı geride bıraktı.
Yüksek faiz ortamının risk algısını yükselttiği ABD'de açıklanan şirket bilançolarındaki karışık görünüm de düşüş eğiliminde hareket eden pay piyasalarına yardımcı olmadı.
Bu hafta açıklanan bilançolara göre, Amazon'un hafta içinde açıklanan bilançosu, şirketin ilk çeyrekte 3,8 milyar dolarlık zarar ettiğini ortaya koyarken, şirket 2015'ten bu yana ilk kez 3 aylık dönemde zarar bildirdi.
ABD'nin bir diğer önde gelen teknoloji şirketi Apple ise ocak-mart döneminde kar ve gelirini artırdığını duyurmasına rağmen şirketin Finans Direktörü (CFO) Luca Maestri'nin tedarik zinciri kısıtlamalarının bir sonraki çeyrekte geliri etkileyebileceğini belirtmesinin ardından Apple'ın hisseleri de cuma günü yüzde 4'e yakın düşüş gösterdi.
Öte yandan, hafta içinde sosyal medya platformu Twitter'ı satın alan Tesla ve SpaceX'in Üst Yöneticisi Elon Musk, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu'na (SEC) yapılan bildirimlere göre, salıdan perşembeye kadar toplam 9,6 milyondan fazla Tesla hissesi sattı.
ABD'de bu hafta açıklanan makroekonomik verilere göre, ABD ekonomisi, bu yılın ilk çeyreğinde beklentilerin aksine yüzde 1,4 daralırken, ABD ekonomisinin, yüzde 1,1 büyümesi öngörülüyordu.
Söz konusu gelişmelerle S&P 500 endeksi haftalık bazda yüzde 3,27, Nasdaq endeksi yüzde 3,93 ve Dow Jones endeksi yüzde 2,47 değer kaybetti.
2 Mayıs ile başlayan haftanın veri takviminde, pazartesi imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), inşaat harcamaları ve ISM imalat sanayi PMI, salı fabrika siparişleri ve dayanıklı mal siparişleri, çarşamba ADP istihdam raporu, dış ticaret dengesi, hizmet sektörü PMI ile Fed'in faiz kararı ve Fed Başkanı Powell'ın konuşması, perşembe haftalık işsizlik maaşı başvuruları ile cuma günü tarım dışı istihdam ve işsizlik oranı verileri takip edilecek.

Avrupa'da gözler BoE'ye çevrildi
Avrupa borsaları bu hafta karışık bir seyir izlerken, gelecek hafta gözler perşembe günü BoE'nin faiz kararına çevrildi.
Tahvil piyasalarında BoE'nin politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 1'e çıkaracağı tahmin edilirken, karar metni ve BoE Başkanı Andrew Bailey'nin açıklamaları da önem arz ediyor.
Analistler, Rusya-Ukrayna savaşının hala Avrupa için başlıca risk unsuru olmayı sürdürürken, Rusya hafta içinde ruble ile ödeme yapmadıkları gerekçesiyle Bulgaristan ve Polonya'ya doğal gaz akışını durdurdu. Bölgenin geri kalan ülkelerinde konuya ilişkin çözüm odaklı adımların atıldığına yönelik haber akışı ise risk algısının yükselmesini engelledi.
Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) Fed'in politika değişimine henüz ayak uydurmamasının pay piyasalarındaki satış baskısını törpülerken, Avro/dolar paritesi ise düşüş eğilimini dün altıncı işlem gününe taşıyarak 1,0454'le Ocak 2017'den bu yana en düşük seviyeye gerilemesinin ardından haftayı yüzde 2,3 azalışla 1,0550'den tamamladı.
Hafta içinde bölgede açıklanan enflasyon verilerine göre Almanya'da Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yıllık bazda yüzde 7,4 artarak beklentileri geride bıraktı.
Bu hafta İngiltere'de FTSE 100 endeksi yüzde 0,30 değer kazanırken, Almanya'da DAX endeksi yüzde 0,31, Fransa'da CAC 40 endeksi yüzde 0,72 ve İtalya'da MIB 30 endeksi yüzde 0,12 değer kaybetti.
Gelecek hafta pazartesi Avro Bölgesi'nde tüketici güven endeksi, salı Almanya'da işsizlik ile Avro Bölgesi'nde Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ve işsizlik oranı, çarşamba Almanya'da dış ticaret dengesi ve Avro Bölgesi'nde perakende satışlar, perşembe Almanya'da fabrika siparişleri ve cuma Almanya'da sanayi üretimi verileri ile hafta boyunca bölge genelinde imalat sanayi ve hizmet sektörü PMI verileri takip edilecek. İngiltere'de piyasalar pazartesi günü tatil nedeniyle kapalı olacak.

Asya'da BoJ güvercin kalmaya devam ediyor
Asya tarafında, pay piyasalarında bu hafta Hong Kong borsası pozitif ayrışırken, Japonya Merkez Bankası (BoJ) politika faizini sabit bıraktı. Gelecek haftanın büyük bölümünde Japonya ve Çin piyasalarında tatil olması sebebiyle nispeten sakin bir hafta bekleniyor.
Bu hafta BoJ, faizlerde ve para politikasında değişikliğe gitmezken, 2022 mali yılına ilişkin enflasyon beklentisini yükseltti, büyüme öngörüsünü ise düşürdü.
BoJ'un karar metninde Rusya-Ukrayna savaşı kaynaklı emtia fiyatlarındaki yükselişten kaynaklanan aşağı yönlü risklere karşın, dış talepteki artış, uyumlu finansal koşullar ve hükümetin önlemleriyle desteklenen Japonya ekonomisinin toparlanmasının muhtemel olduğu belirtildi.
Banka, politika faizini değiştirmeyerek yüzde eksi 0,1'de bırakırken, sınırsız miktarda devlet tahvili ve yıllık 12 trilyon yen borsa yatırım fonları (ETF) ile yıllık 180 milyar yen Japon gayrimenkul yatırım fonları (J-REIT) alımına devam edeceğini duyurdu.
Söz konusu politika adımları sonrası yükseliş eğilimini sekizinci haftaya taşıyan dolar/yen paritesi, haftayı yüzde 1 artışla son 20 yılın en yüksek seviyesi olan 129,9'dan tamamladı.
Öte yandan, Çin'de devam eden yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında haftanın ikinci yarısında gelen olumlu haber akışı Çin piyasalarındaki değer kayıplarının kısmen telafi edilmesinde önemli rol oynadı.
Çin'in Pekin kentinde toplu Kovid-19 test programına başlanmasının ardından vaka sayılarında nispi düşüş kaydedilirken, uygulamanın perşembe gününden itibaren önemli şirketlerin faaliyet merkezi olarak bilinen Hangzhou kentinde de hayata geçirileceği belirtildi.
Hafta içinde bölgede açıklanan makroekonomik verilere göre Japonya'da işsizlik martta yüzde 2,6'ya geriledi.
Söz konusu gelişmelerle haftalık bazda Japonya'da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,95, Güney Kore'de Kospi endeksi yüzde 0,3 ve Çin'de Şangay bileşik endeksi yüzde 1,29 değer kaybederken, Hong Kong'da Hang Seng endeksi yüzde 2,18 değer kazandı.
2 Mayıs ile başlayan haftanın veri takviminde, perşembe Çin'de imalat sanayi PMI ve cuma Japonya'da Tokyo TÜFE verileri açıklanacak. Pazartesi salı ve çarşamba Çin'de, salı çarşamba ve perşembe Japonya'da piyasalar tatil nedeniyle kapalı olacak.

BIST 100 endeksi küresel piyasalara paralel geriledi
Yurt içinde, Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi küresel pay piyasalarına paralel gerilerken, gelecek hafta gözler perşembe günü açıklanacak enflasyon verilerine çevrildi.
AA Finans beklenti anketine katılan ekonomistler, nisan ayında TÜFE'nin yüzde 5,96 artmasını bekliyor.
Analistler, bu hafta Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası'nda (VİOP) nisan vadeli BIST 30 endeksine dayalı kontratta vade sonu olması ve küresel piyasalardaki düşük risk iştahıyla satış ağırlıklı bir seyir izlendiğini kaydetti.
Yurt içinde bilanço döneminin yoğunlaştığını aktaran analistler, şirket karlılıklarının beklentilerin üzerinde gelmeye devam ettiğini ancak küresel piyasalardaki satış baskısının söz konusu gelişmelerin fiyatlamalara olası olumlu yansımasını törpülediğini bildirdi.
Öte yandan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) açıkladığı Enflasyon Raporu'nda yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 23,2'den yüzde 42,8'e yükseltildi.
Bu gelişmelerle, Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi haftayı yüzde 1,70 azalışla 2.430,55 puandan tamamlarken, Dolar/TL yüzde 0,74 değer kazanarak 14,8517'ye çıktı.
Analistler, BIST 100 endeksinde teknik açıdan 2.400 puanın destek, 2.500 puanın direnç olarak takip edileceğini kaydetti.
Gelecek hafta yurt içinde perşembe imalat sanayi PMI ve yurt içi ÜFE ile cuma günü TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru verileri takip edilecek. Yurt içi piyasalar pazartesi, salı ve çarşamba günü Ramazan Bayramı nedeniyle kapalı olacak.



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
TT

Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih bugün yaptığı açıklamada, krallığın Suriye'nin Halep kentindeki iki havaalanının geliştirilmesi için çeşitli aşamalarda 7,5 milyar riyal (2 milyar dolar) yatırım yapacağını söyledi.

Yatırım Bakanı Halid bin Abdulaziz el-Falih başkanlığındaki üst düzey Suudi heyeti, Suudi Arabistan Krallığı ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki ekonomik ve yatırım iş birliğini güçlendirmeyi ve ortak projelerin pratik uygulamasına yönelik ikili ortaklıkları ilerletmeyi amaçlayan resmi bir ziyaretin başlangıcı olarak bu sabah Suriye'nin başkenti Şam'a geldi.

El-Falih, "Nas" şirketinin ülke dışındaki ilk yatırımı olan "Nas Syria" adlı bir havayolu şirketinin kurulduğunu duyurdu.

El-Falih ayrıca, Suriye'deki büyük projelere yatırım yapmaya adanacak olan Elaf Yatırım Fonu'nu da başlattı.

Suriye Yatırım Otoritesi Başkanı Talal el-Hilali ise ülkesinin telekomünikasyon altyapısını geliştirmek, iletişim ağlarını ve internet kalitesini modernize etmek için Suudi Arabistan ile bir anlaşma imzalayacağını duyurdu.

Açıklamada, Suudi Arabistan ile vatandaşların yaşamlarını doğrudan etkileyen hayati sektörleri hedefleyen bir dizi stratejik anlaşmanın imzalanacağı da belirtildi.

Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından yayınlanan basın açıklamasında, Suudi heyetinin ziyaretinin "iki kardeş ülke arasındaki stratejik ortaklığı destekleme, kalkınma projelerini desteklemede özel sektörün rolünü güçlendirme ve ortak çıkarlara hizmet eden ve gelecek dönemdeki kalkınma eğilimlerine ayak uyduran sürdürülebilir bir ekonomik entegrasyon yolu oluşturma çerçevesinde gerçekleştiği" ifade edildi.

Açıklamada, bu ziyaretin "Krallık ile Suriye arasındaki ekonomik ortaklıkta ileri bir aşamayı temsil ettiği, geçen yıl düzenlenen bir dizi toplantı ve forumun devamı niteliğinde olduğu ve bu toplantılar ve forumlar sonucunda karşılıklı yatırımı teşvik etmek ve bir dizi hayati sektörde ortak çalışma mekanizmalarını etkinleştirmek amacıyla bir dizi anlaşmanın imzalandığı" belirtildi. Açıklamada ayrıca, "Bu sürekli çabalar, iki ülke arasındaki stratejik uyumu teyit ederek hem Suudi hem de Suriye özel sektörleri için ekonomik kalkınmayı destekleme ve yatırım fırsatlarını genişletme konusunda büyük bir hedef çerçevesinde ortak ekonomik entegrasyonu derinleştirme amacını ortaya koymaktadır." ifadelerine yer verildi.


Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
TT

Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)

Altın ve gümüşte üst üste kırılan rekorların ardından gelen düşüş mercek altına alındı. 

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanlığı'na Kevin Warsh'u aday göstermesinin ardından değerli metallerde sert düşüş yaşandığına dikkat çekiliyor. 

Analize göre yatırımcılar, Warsh'un enflasyona karşı "şahin bir politika" izleyeceğini ve Fed'in başına atanmasının doların güçlenmesini sağlayacağını düşünüyor. Financial Times'ın analizinde de benzer bir noktaya işaret ediliyor. 

Fed'in bağımsızlığıyla ilgili endişeler, mayıstan bu yana doların değerinin düşmesinde önemli rol oynadı. 

Trump ise doların seyrinde olumsuz bir durum olmadığını savunarak "Bence harika gidiyor" demişti. 

Analizde, Warsh'un adaylığının duyurulmasıyla altın ve gümüşte hızlı satışlar başladığı vurgulanıyor. Diğer yandan değerli metallerdeki düşüşün, "piyasa temellerinin öngördüğünün çok ötesine çıkan çılgın alımların sonucu olduğuna" da dikkat çekiliyor. 

Trump'ın cuma günkü açıklamasında "çok zeki, çok iyi ve güçlü" diye nitelediği Warsh'un adaylığını duyurmasıyla dolarda da toparlanma görüldü. 

Değerli metallerin değişken seyrinde spekülasyonların da önemli rol oynadığına işaret ediliyor. 

En uç spekülasyonların, "vatandaşların külçe gümüş almak için sıraya girdiği" Çin'den geldiği belirtiliyor. Çin sınır polisinin, Hong Kong'dan ülkeye yaklaşık 227 kilogram gümüş kaçırmaya çalışan iki kişiyi geçen hafta yakalaması da gündem olmuştu. 

Çin yönetimi, yatırım çılgınlığının risklerini azaltmak için UBS gümüş vadeli işlem fonu da dahil 5 emtia fonunun ticaretini cuma günü askıya almıştı. 

Öte yandan sert satışlara rağmen WSJ analistleri, özellikle altın ve bakırda yükselişin sürebileceği tahminini paylaşıyor. 

Fed-Beyaz Saray çekişmesi

Fed Başkanı Jerome Powell'la Trump arasındaki çekişme, ABD Merkez Bankası'nın bağımsızlığıyla ilgili endişeleri artırıyor. 

Tartışma Fed ofis binalarının yenilenmesini kapsayan çok yıllı projeyle ilgili. Beyaz Saray'ın proje için öngördüğü bütçe 1,9 milyar dolardı. Ancak işçilik ve malzeme fiyatlarındaki artış, tasarım değişiklikleri ve asbestle kurşun kirliliği gibi öngörülemeyen sorunlar nedeniyle maliyet 2,5 milyar dolara çıkmıştı.

ABD Başkanı, Powell'ın dolandırıcılık yaptığını ima ederek süreci kötü yönettiğini öne sürmüştü. Fed başkanı ise hakkındaki iddiaları reddederek, binaların renovasyon masraflarının uzun vadede kendini amorti edeceğini belirtmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Financial Times