Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Şarku’l Avsat’a konuştu: “Suudi Arabistan’la ilişkilerimizi en üst düzeye çıkarmakta kararlıyız”

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif Suudi Arabistan ziyareti sırasında (AP)
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif Suudi Arabistan ziyareti sırasında (AP)
TT

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Şarku’l Avsat’a konuştu: “Suudi Arabistan’la ilişkilerimizi en üst düzeye çıkarmakta kararlıyız”

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif Suudi Arabistan ziyareti sırasında (AP)
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif Suudi Arabistan ziyareti sırasında (AP)

Pakistan'ın yeni Başbakanı Şahbaz Şerif ilk yurt dışı gezisini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdi. Şarku’l Avsat’adeğerlendirmelerde bulunan Şerif, hükümetinin Suudi Arabistan ile olan ilişkileri en üst düzeye çıkarmak hususunda kararlı olduğunu vurguladı.  
Selefi İmran Han'ın parlamentoda yapılan güven oylamasıyla görevini kaybetmesinin ardından bu ayın başlarında yemin eden Pakistan Müslüman Ligi lideri Şahbaz Şerif, daha önce üç kez Pakistan başbakanlığı görevinde bulunan Navaz Şerif’in küçük kardeşi.  
Şerif. Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Suudi Arabistan’la olan ilişkilerimizi, derin kapsamlı ve iki taraf için de faydalı olacak stratejik ortaklığa dönüştürmeyi istiyoruz. Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 çerçevesinde henüz kullanılmayan fırsatlarınaodaklanacağız, Pakistan’ın kalkınma önceliklerini de dikkate alarak ticari ve yatırım iş birliklerini değerlendireceğiz.”
Şahbaz Şerif’in ağabeyi Navaz Şerif’e karşı askeri darbe yapılmış ve hapsedilmeleri kararlaştırılmıştı. Bu süreçte Suudi Arabistan’a gelen Şerif kardeşler, 2007’ye kadar sekiz yıl Cidde’de ikamet ettiler. Pakistan Anayasa Mahkemesi’nin ülkeye dönüşlerine izin veren bir karar almasının ardından Navaz ve Şahbaz Şerif ülkelerine 25 Kasım 2007’de dönebildiler. Keşmirli varlıklı bir siyasetçi aileye mensup olan 1953 doğumlu Pakistan’ın yeni Başbakanı Navaz Şerif daha önce PencapBaşbakanı görevinde bulunmuştu.  
Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Şerif, uluslararası toplumun terörle mücadelesinde Afganistan’a destek olması gerektiğini belirterek “Bölgemizde barış ve istikrarın başlıca güvencesi Afganistan’ın istikrarı ve refahıdır” dedi. Şerif ayrıca Suudi Arabistan-İran diyaloğunun bölge güvenliği için son derece önem arz ettiğini vurguladı. Şahbaz Şerif, Şarku’l Avsat’a Ukrayna’daki kriziden Afganistan’a, Ukrayna ve Yemen’e kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu:

-Bu ziyaretinizin hedefleri ve muhtemel sonuçları nelerdir, iki ülke ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?  
Pakistan-Suudi Arabistan ilişkileri tarihi ve stratejiktir. Biz bunu sıradan bir ikili ilişki olarak görmüyor ya da karşılıklı çıkar perspektifinden değerlendirmiyoruz. Liderler ve halklar düzeyinde güçlü bir temas ve tam dayanışma çerçevesinde değerlendiriyoruz. Bölgesel ve uluslararası düzeyde önem azreden konularda yakın bir işbirliğimiz söz konusu. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’a davetinden dolayı müteşekkirim. Bu benim ilk yurt dışı ziyaretim. Bu da benim zaman içinde sınanmış bu kardeşlik ilişkisini daha da güçlendirmeye olan derin bağlılığımı gösteriyor. Suudi liderliğiyle, özellikle ekonomik, ticari ve yatırım ilişkilerini güçlendirmeye ve Krallık'taki Pakistanlı işgücü için daha büyük fırsatlar yaratmaya odaklanan bir görüşme yapmayı umuyorum. Pakistan ve Suudi Arabistan ortak inanç, ortak tarih ve karşılıklı desteğe dayanan uzun süreli bir ilişkiye sahiptir. Bu tarihi ilişkimiz son derece stratejiktir. İki ülke son yetmiş yıl boyunca varlıkta ve yoklukta birbirinin yanında olmuştur. Hükümetimiz, bu ilişkileri üst düzeye çıkarmak hususunda kararlıdır.’ 

-Sizce iki ülke arasındaki başlıca iş birliği alanları nelerdir? 
Pakistan ve Suudi Arabistan'ın köklü ve istikrarlı kardeşlik bağları var. İlişkilerimiz, karşılıklı güven ve desteğin sağlam temeli üzerine kuruludur. İlişkilerimiz belirli bir alanla sınırlı değildir, güvenlik ve savunma, ticaret ve ekonomik iş birliği de dahil olmak üzere ikili iş birliğin tüm yönlerini içerir. Suudi Arabistan’la olan ilişkilerimizi, derin kapsamlı ve iki taraf için de faydalı olacak stratejik ortaklığa dönüştürmeyi istiyoruz. Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 çerçevesinde henüz kullanılmayan fırsatlara odaklanacağız, Pakistan’ın kalkınma önceliklerini de dikkate alarak ticari ve yatırım iş birliklerinideğerlendireceğiz. 

-Husiler uzlaşıya yanaşmıyor ve Suudi Arabistan’a saldırıyor, Suudilerin Yemen krizini çözme girişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Krallığı hedef alan Husi terör saldırılarını şiddetle kınıyor ve bölgedeki barış ve güvenliği tehdit eden bu saldırıların durdurulması çağrısında bulunuyoruz. Egemenliklerine ve toprak bütünlüklerine yönelik herhangi bir tehdide karşı Suudi Arabistan Krallığı'nın kardeş halkına tam desteğimizi yineliyoruz ve dayanışma içinde olacağımızı söylüyoruz. Pakistan, Körfez İşbirliği Konseyi'nin ve Suudi Arabistan Krallığı'nın Yemen'deki çatışmanın barışçıl çözümüne yönelik çabalarını tamamıyla desteklemektedir. Yemen’de Başkanlık Konseyi kurulmasını da memnuniyetle karşıladık. Riyad’ın Yemenliler arasındaki müzakerelere ev sahipliği yapması da son derece anlamlıydı. Bu görüşmelerin başarılı olduğuna inanıyoruz ve BM’nin de girişimiyle Yemen’de ateşkes ilan edilmesini önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz. Başkanlık Konseyi’nin kurulmasının kapsamlı bir siyasi uzlaşı sağlanmasına yönelik önemli ve doğru bir adım olduğunu düşünüyoruz.

-Suudi Arabistan-İran görüşmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? İran sahada neler yapmalıdır?  
Pakistan hem Suudi Arabistan hem de İran ile iyi kardeşlik ilişkilerine sahiptir. İran bizim önemli bir komşumuz, Suudi Arabistan da en yakın dostumuz. Bu nedenle Pakistan, SuudiArabistan-İran görüşmelerini memnuniyetle karşılıyor. Çünkü Pakistan çatışmadan kaçınmanın önemine inanıyor ve her zaman gerilimleri yatıştırmanın ve farklılıkları siyasi ve diplomatik yollarla çözmenin önemini vurguluyor.  

-Afganistan'da Taliban Hareketi’nin iktidara geri dönmesinden sonra güvenlik tehditleri arttı. Afganistan’ı sizce ne bekliyor?  
Terör belasıyla mücadele sadece Afganistan ve Pakistan için değil, tüm uluslararası toplum açısından da ortak bir hedeftir. Bu bağlamda Afganistan hükümeti ve kurumlarıyla terörle mücadele konularında yakın temas halindeyiz. Uluslararası toplum terörle mücadelesinde Afganistan’a destek olmalıdır. Uzun vadede bölgemizde barış ve istikrarın tesis edilebilmesinin başlıca güvencesi Afganistan’ın istikrarı ve refahıdır.  

-Son dönemlerde Pakistan'ın Avrupa ve ABD ile ilişkileri iyi değil. Siz bu ilişkileri geliştirmek hususunda ne düşünüyorsunuz? 
Öncelikle bu izlenimin yanlış olduğunu belirtmeliyim. Pakistan geleneksel olarakAvrupa ile güçlü ekonomik ve ticari ilişkileri olan bir ülkedir. Avrupa’nın burada önemli yatırımları bulunuyor. Önümüzdeki yıllarda bu ilişkileri daha da güçlendirmek noktasında kararlıyız. Pakistan’ın Avrupa ülkeleriyle olan ikili ilişkileri de son derece iyidir. Onlarla Afganistan dahil olmak üzere bölgesel konularda yakın bir iş birliğimiz söz konusu. Avrupa aynı zamanda Pakistan'ın en büyük ticari ve yatırım ortaklarındandır. Avrupa’da ikamet eden üç milyon Pakistanlı bu ilişkilerde köprü rolü üstlenmiş durumda. Avrupa ile insan hakları ve hukukun üstünlüğü hedeflerine ulaşmak için etkileşim halindeyiz. Karşılıklı çıkarlar doğrultusunda bölgesel güvenlik, ticaret ve yatırım ile iklim değişikliği alanlarındaki iş birliğimizi daha da geliştirmeyi hedefliyoruz. Avrupalı ortaklarımızdan yönelik bir şikayetimiz söz konusu değil. ABD ile olan ilişkilerimize gelecek olursak; İslamabad ile Washington arasında uzun vadeli bir ikili ilişki bulunuyor ve bu ilişki geniş kapsamlı olup ortak çıkarları gözetiyor. Güçlü iş birliğimiz geçmişte olduğu gibi devam edecektir. ABD ile iş birliğimizinbölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz. Ekonomik gelişime de özellikle odaklanıyoruz. ABD’nin önemli yatırımları bulunuyor. 

-Eski Başbakan İmran Han siyaset sahnesinden uzaklaştırılmasının arkasında ABD’nin olduğunu iddia etti. Bu konuda yorumunuz nedir? 
Bu konuda bir değerlendirmem yok. Zira konunun bağlam dışı olduğunu düşünüyorum.  

-Rusya-Ukrayna krizinde Pakistan'ın tutumu nedir? Bu krizin Pakistan'a yansımaları nelerdir?
Pakistan, başından bu yana askeri çatışma yaşanması konusunda çok endişeliydi. Nihayetinde diplomasi başarısız oldu. Savaşın bir an önce son bulması ve tarafların diplomatik çözümlere odaklanması gerekir. Ukrayna ve Rusya arasındaki müzakerelerin başarılı olmasını içtenlikle temenni ediyoruz. Pakistan’ın hem Rusya hem de Ukrayna ile iyi ilişkileri var. Bununla birlikte Birleşmiş Milletlerin esas ilkeleri doğrultusunda hareket etmeye özen gösteriyoruz. Halkların geleceği silah zoruyla belirlenemez. Halklar kendi kaderlerini özgür bir şekilde tayin edebilmelidir. Ülkelerin egemenlikleri ve toprak bütünlükleri ihlal edilemez. Anlaşmazlıklar barışçıl yöntemlerle çözülmelidir. Pakistan gibi tarafsız ülkeler, her iki tarafla temas kurabilmektedir. Bu bağlamdasavaşın son bulmasına yönelik çaba sarf eden ülkeler arasında yer alıyoruz. İnsani koridorların oluşturulması ve Ukrayna’ya sağlanan insani yardımların aksamaması ve krizin bir an önce diplomasi aracılığıyla çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. Pakistan bu konulardaki tüm çabalara destek vermeyi bir görev addediyor. Çatışma hiç kimsenin çıkarına değildir. Pakistan gibi gelişmekte olan ülkeler bu tür çatışmalardan son derece olumsuz etkileniyor. Küresel piyasalarda enerji ve gıda fiyatlarının yükselmesiyle bu olumsuz tablo daha fazla açığa çıkmıştır.



Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
TT

Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)

Suudi Arabistan, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) el-Kuvek Askeri Hastanesi'ne, Dünya Gıda Programı'na (WFP) ait bir yardım konvoyuna ve yerinden edilmiş sivilleri taşıyan bir otobüse yönelik gerçekleştirdiği suç teşkil eden saldırıları şiddetle kınadı. Bu saldırılar, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca silahsız sivilin ölümüne ve Sudan'ın Kuzey ve Güney Kordofan eyaletlerindeki yardım tesislerine ve konvoylarına zarar verilmesine yol açtı.

Suudi Arabistan, Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, bu eylemlerin tamamen haksız ve tüm insani normların ve ilgili uluslararası anlaşmaların açık bir ihlali olduğunu teyit etti. Krallık, HDK'nin bu ihlallere derhal son vermesini ve uluslararası insani hukuk ve 11 Mayıs 2023'te imzalanan Cidde Deklarasyonu (Sudan'daki Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt) uyarınca, ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırılmasını sağlama konusundaki ahlaki ve insani yükümlülüğüne uymasını talep etti.

Suudi Arabistan, Sudan'ın birliğini, güvenliğini ve istikrarını, meşru kurumlarının korunmasını ve yabancı müdahaleyi reddettiğini yineledi. Ayrıca, siyasi bir çözümü desteklediklerini iddia etmelerine rağmen, bazı tarafların yasadışı silah, paralı asker ve yabancı savaşçıların sürekli akışını kınadı. Bu davranış, çatışmayı uzatmanın ve Sudan halkının acılarını artırmanın önemli bir faktörüdür.

Sudan Doktorlar Ağı'na göre, HDK'nin Dubeyker bölgesinden Kuzey Kordofan Eyaleti'ndeki el-Rahad şehrine yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırması sonucu, aralarında sekiz çocuk ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi öldü.


Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Ljubljana'da dün yapılan Arap-Sloven görüşmelerinde, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan barış planının ilerletilmesi ve 1967 sınırları içinde, Doğu Kudüs'ün başkenti olduğu, iki devletli çözüme dayalı bağımsız ve egemen Filistin devletini içeren net bir siyasi ufka doğru ilerleme çabaları ele alındı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısırlı mevkidaşı Bedr Abdulati, Bahreynli mevkidaşı Abdullatif el-Zayani, Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ayman Safadi ve Katar Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Sultan Al-Muraikhi ile birlikte Slovenya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri ve Avrupa İşleri Bakanı Tanja Fajon ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi.

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı, özellikle de Gazze'deki durumu iyileştirmenin yollarını görüştüler. Ateşkes anlaşmasına uyulması ve hükümlerinin tam olarak uygulanmasının yanı sıra Gazze Şeridi'ne yeterli ve sürekli insani yardımın ulaştırılmasının sağlanmasının gerekliliğini vurguladılar.

Bakanlar ayrıca işgal altında bulunan Batı Şeridi'ndeki durumu da ele aldılar; İsrail'in oradaki yasadışı tek taraflı önlemlerinin ve işgal altındaki Kudüs'te İslami ve Hristiyan kutsal yerlerine yönelik ihlallerinin durdurulmasının gerekliliğini vurguladılar; bu ihlaller gerilimi artırdığını ve gerilimi azaltma çabalarını baltaladığını belirttiler.

Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar ayrıca Slovenya'nın Filistin halkının meşru haklarına verdiği desteği ve iki devletli çözüm temelinde Filistin Devleti'ni tanımasını da takdir ettiler.

Görüşmelerde bölgedeki gelişmeler, müzakere ve diyalog yoluyla gerilimlerin azaltılması yolları ve Rusya-Ukrayna krizinin çözümüne yönelik çabalar da ele alındı.


Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yeni bir ivme sağladı ve ticaret, enerji ile ortak yatırımlar alanlarında yeni iş birliği ufukları açtı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çarşamba günü Riyad’a yaptığı ziyaretin ardından yayımlanan ortak bildiride, iki ülkenin siyasi ve ekonomik ortaklıklarını ileriye taşıma konusundaki kararlılığı vurgulandı.

Bildiride, Riyad’ın Suudi Arabistan 2030 Vizyonu ile Ankara’nın Türkiye Yüzyılı Vizyonu’nun sunduğu fırsatlardan yararlanarak ekonomik ve yatırım ortaklığını derinleştirme konusunda mutabık kaldığı belirtildi. Bu çerçevede, petrol dışı ticaretin geliştirilmesi, özel sektörün rolünün güçlendirilmesi ve Suudi-Türk İş Konseyi’nin etkinleştirilmesi öncelikler arasında yer aldı.

Enerji alanında iş birliği

Enerji alanı, iki tarafın da özel önem verdiği başlıklar arasında öne çıktı. Ortak bildiride; petrol, petrokimya ve yenilenebilir enerji alanlarında iş birliğinin yanı sıra elektrik enterkoneksiyonu, temiz hidrojen ve enerji tedarik zincirleri konularının ele alındığı, bunun enerji güvenliği ve sürdürülebilirliğini güçlendireceği vurgulandı.

xdfvgthy
Erdoğan’ın ziyareti kapsamında Riyad’da yenilenebilir enerji alanında iş birliği anlaşmasının imzalanması sırasında Suudi Arabistan ve Türkiye enerji bakanları (Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın X hesabından)

Taraflar ayrıca, küresel enerji dönüşümünü desteklemek amacıyla madencilik ve kritik mineraller alanında iş birliğini teyit etti. Ziyaret kapsamında toplanan Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi toplantısında enerji, adalet, uzay ile araştırma-geliştirme alanlarını kapsayan çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı.

Bu çerçevede, enerji alanındaki stratejik iş birliğini somutlaştırmak amacıyla Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman ile Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar arasında, 2 milyar dolarlık yenilenebilir enerji yatırımlarını kapsayan bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, yenilenebilir enerji santrali projelerinde iş birliğini öngörüyor.

Anlaşmanın; yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi, yüksek kaliteli projelerin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesini desteklemeyi, enerji arz güvenliğini artırmayı ve düşük karbonlu ekonomiye geçişi hızlandırmayı hedeflediği belirtildi.

dfgthy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’da Suudi ve Türk heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirilen geniş kapsamlı toplantıda (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Bu kapsamda, Türkiye’de toplam 5 bin megavat kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali projelerinin iki aşamada geliştirilmesi planlanıyor. İlk aşamada Sivas ve Karaman illerinde toplam 2 bin megavat kapasiteli iki güneş enerjisi santrali kurulacak. İkinci aşamada ise taraflar arasında belirlenecek çerçeve doğrultusunda 3 bin megavat ilave kapasite hayata geçirilecek.

İlk aşama projelerinin, Türkiye’deki diğer yenilenebilir enerji santrallerine kıyasla son derece rekabetçi elektrik satış fiyatları sunacağı belirtilirken, yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırımla hayata geçirilecek bu santrallerin 2 milyondan fazla Türk hanesine elektrik sağlayacağı ifade edildi. Üretilen elektriğin, devlete ait bir Türk şirketi tarafından 30 yıl süreyle satın alınacağı, projelerin uygulanması sırasında yerli ekipman ve hizmetlerden azami ölçüde yararlanılacağı kaydedildi.

Türkiye’ye doğrudan yatırımlar ivme kazandı

Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, anlaşmanın imzalanmasına ilişkin değerlendirmesinde, bunun Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırım akışına önemli bir katkı olduğunu söyledi.

Şimşek, çarşamba günü X platformundaki paylaşımında, Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırımların hızlandığını ve bunun uygulanan ekonomik programa duyulan güveni yansıttığını belirtti. Suudi Arabistan ile imzalanan anlaşma kapsamında yenilenebilir enerji projelerine yönlendirilecek 2 milyar dolarlık yatırımın, yeşil dönüşümü hızlandıracağını, enerji güvenliğini güçlendireceğini ve enerji ithalatına olan yapısal bağımlılığı azaltacağını vurguladı.

Şimşek, 2025 yılının ilk 11 ayında Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların 12,4 milyar dolara ulaştığını, bunun 2024’ün aynı dönemine göre yüzde 28 artış anlamına geldiğini kaydetti.

Son iki yılda Suudi Arabistan-Türkiye ekonomik ilişkilerinde kaydedilen hızlı gelişme, ticaret hacmine de yansıdı. Türkiye’nin bu ilişkilere verdiği önemin bir göstergesi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad ziyaretine, Suudi Arabistan ile ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirmekle ilgilenen yaklaşık 200 şirket temsilcisinden oluşan geniş bir iş heyetiyle katıldı.

Özel sektörün iki ülke arasındaki ortaklıkta kilit rol oynadığı vurgulanırken, Erdoğan’ın ziyareti kapsamında toplanan Suudi-Türk Ekonomi Forumu Konseyi’nde, ortak projelerin uygulanmasında yeni bir aşamaya geçilmesi hedefi dile getirildi.

Ticarette hızlanan büyüme

Türk şirketlerinin Suudi Arabistan’daki doğrudan yatırımları 2 milyar doları aşmış durumda. Bu yatırımlar; imalat, gayrimenkul, inşaat, tarım ve ticaret gibi çeşitli sektörlere yayılıyor.

Türkiye Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Suudi Arabistan ile ticaretin hızla büyüdüğünü belirterek, yurt dışında Türk müteahhitlik şirketlerinin faaliyetlerinde bir miktar yavaşlama görülmesine rağmen, Suudi Arabistan’da hâlen çok önemli projeler yürütüldüğünü söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Suudi Arabistan’ın resmi kurumlarından aktardığı verilere göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında yaklaşık 8 milyar dolara ulaştı ve bir yıl içinde yüzde 14 büyüme kaydetti. Geçen yılın sonuna kadar Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Türk şirketleri için 1473 yatırım kaydı düzenlendi.

fgt
3 Şubat’ta Riyad’da gerçekleştirilen Suudi-Türk Yatırım İş Birliği Forumu’ndan bir kare (Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın X hesabından)

Suudi Arabistan, Türkiye’ye ham petrol ve petrokimya ürünleri ihraç ederken; Türkiye’den halı, inşaat amaçlı işlenmiş taşlar, tütün ürünleri, gıda ve mobilya gibi çeşitli ürünler ithal ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2015’te 5,59 milyar dolar, 2016’da 5,007 milyar dolar, 2017’de 4,845 milyar dolar, 2018’de 4,954 milyar dolar ve 2019’da 5,107 milyar dolar oldu.

Kovid-19 salgını nedeniyle 2020 ve 2021’de yaşanan düşüşün ardından ticaret yeniden yükselişe geçti; 2022’de 6,493 milyar dolar, 2023’te 6,825 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2024’te 7 milyar doların üzerine çıktı.

2025’te Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatı 3 milyar 149,6 milyon dolara ulaştı; toplam ticaret hacmi ise yaklaşık 8 milyar dolar olarak kaydedildi.