'Son on gün diplomasisi' İslam dünyasının liderleri arasındaki engelleri kaldırdı

Suudi Arabistan krallarının Ramazan ayının son günlerini Mekke’de geçirmeleri, Mekke’yi İslam dünyasından siyasetçilerin yöneldiği bir destinasyon haline getirdi

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz’in Mekke’deki Safa Sarayı'nda iftarını açarken görüldüğü bir kare (SPA)
Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz’in Mekke’deki Safa Sarayı'nda iftarını açarken görüldüğü bir kare (SPA)
TT

'Son on gün diplomasisi' İslam dünyasının liderleri arasındaki engelleri kaldırdı

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz’in Mekke’deki Safa Sarayı'nda iftarını açarken görüldüğü bir kare (SPA)
Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz’in Mekke’deki Safa Sarayı'nda iftarını açarken görüldüğü bir kare (SPA)

Eymen el-Gubeyvi
Diplomasiye giden yollar tüm yıl boyunca dar görünse de, siyasiler her ne kadar anlaşmazlıklar içinde boğulmuş olsa da, Ramazan'ın son on günü yollar daha akıcı ve geniş hale geldi.
Liderleri Cidde ve Medine'den geçip Mekke'deki Safa Sarayı'na götüren Mekke yolu, çağdaş tarih boyunca Ramazan’ın son on gününe özel bir diplomatik fırsat olmuştur. Haceru’l Esved’in, Kabe'nin, İbrahim Makamı’nın ve Mescid-i Haram'ın doğu tarafında yükselen minarelerinin yanında yer alan 420 metre yüksekliğindeki Ebu Kubeys dağının tepesinde bulunan saray birçok meselede çetrefilli sorunları sona erdiren bir sığınak haline geldi.

Yaz hükümeti
1920’li yıllarda Hicaz bölgesinin Suudi yönetimine katılmasından bu yana, bu bölge hem dini önemi hem de İslam dünyasından heyetleri kutsal topraklarda ağırlama fırsatı sunması nedeniyle Suudi Arabistan kralları için büyük önem taşıyordu. Bu durum, bölgenin uzun süre yönetim merkezi olmasına katkıda bulunmuş, bölgeye yönelik bu ilginin dini ağırlıkla dengelenmesi ihtiyacını gündeme getirmiştir. Necid, Suudi Arabistan’ın kuruluşunun ilk yıllarında devletin sosyal ağırlığını oluşturuyordu. Haram aylardan üçüne denk gelen yaz aylarının (Zilkade, Zilhicce ve Muharrem) Hicaz’da geçirilmesiyle hükümet Necid ve Hicaz arasında kış ve yaz dönemleri olarak çalışmalara başladı. Hükümet, Ramazan ayını ülkenin batı bölgesinde geçirirken yılın geri kalanını Riyad'da geçiriyor. Hükümetin haram aylarda batı bölgesinde liderlik düzeyindeki varlığı bölgeye ek bir ağırlık getirdi. Hac ve umre zamanını yakalama ve aynı anda Suudi liderlerle görüşme fırsatı bulan siyasiler Ramazan ayının son on gününde ya da Hac döneminde aktif olarak diplomatik faaliyetlerde de bulunabiliyorlar.

Ramazan ayı ve son on günü
Kral Halid bin Abdulaziz (1913 - 1983) döneminden, 2015 yılında tahta geçen Kral Selman bin Abdulaziz'e kadar, kralların Ramazan ayının sonunu Mescid-i Haram'ın yanında geçirmeleri bir gelenektir.
Suudi Arabistan kralları, bir yandan Mekke'ye göz kulak olurken diğer yandan Müslüman ülkeler, Arap dünyası ve uluslararası zirveler düzenlemeyi başarmışlardır. Tarih, değişen dönemlerde dünyanın en büyük iki mescidi Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi’de ibadet edenlere önderlik eden Kral Faysal ve Kral Suud döneminde düzenlenen ‘Müslüman Liderler Mekke Konferansı’ndan bahsetmektedir.
Kral Fahd, Ramazan'ın son on gününü Mekke’de geçirirken ve Ramazan umresi yaparken İslam ülkelerinin liderleri ile istişare ya da İslam dünyasının içinde bulunduğu koşulları ele alma amacıyla kabul etme geleneğini takip etmeye başladı.

Umre ve sorunların çözülmesi
Ramazan umresi hakkında konuşmak bizi umre yapmak ve ‘İslam dünyasının kalbi’ ile siyasi ilişkileri yeniden tesis etmek için Suudi Arabistan’ın ziyaret eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakan Şahbaz Şerif’e götürüyor. Bilindiği gibi Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler yıllardır kötü seyrediyordu. Erdoğan ve Şahbaz Şerif, Ramazan ayının sonunda, tam da Suudi Arabistan Kralı ve Veliaht Prensi'nin umreye gelen misafirlerin tavaf ettiği Kabe'nin yakınlarında son on günü geçirdiği bir zamanda Ramazan umresi yaptılar.
Erdoğan, Cidde'deki Selam (Barış) Sarayı’ndaki görüşmede Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile kucaklaşmasının ardından, “İlişkilerimizi, müşterek gayretlerimizle her alanda geçmişte olduğunun da ötesine taşıyacağımıza inanıyorum” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Rabbimizin rahmet, mağfiret ve şefkatinin gönülleri kuşattığı mübarek Ramazan ayındaki bu seyahatimiz, dost ve kardeş Suudi Arabistan ile yeni bir dönemin kapılarını aralayacaktır” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Twitter hesabından “Suudi Arabistan'la sağlık, enerji, gıda güvenliği, tarım teknolojileri, savunma sanayi, finans gibi alanlarda iş birliğimizi artırmanın müşterek menfaatimize olduğuna inanıyoruz”  şeklindeki açıklaması, iki ülke arasında beş yıl süren yabancılaşmanın unutulmaya başladığı ‘son on gün diplomasi’nin bir göstergesi niteliğindeydi.

Ramazan sonu zirveleri
Tarihi arşivlemek ve liderler, gazeteler ve yaşayan insanların hafızasında bir çeşit ölümsüzlük kazandırmak için Ramazan'ın son on günü, zirvelerin ve mutabakatların yapıldığı günlerle ilişkilendirilmeye başlandı.  Belki de bu son on günde diplomasinin en belirgin sonuçlarından birinin, merhum Kral Abdullah bin Abdulaziz'in 14 - 15 Ağustos 2012 tarihlerinde Mekke'de düzenlediği 4. Olağanüstü İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ‘İslami Dayanışma Zirvesi’nin sonunda yayınlanan İslami dayanışmayı güçlendirmeye yönelik Mekke Sözleşmesi’nin ilanı olduğunu söyleyebiliriz.
Kral Halid bin Abdulaziz'in, 1981 yılının Ocak ayında, 38 Müslüman ülkenin liderlerinin katıldığı Üçüncü İslam Zirvesi Konferansı sırasında Mescid-i Haram’da Kabe’nin yanında söylediği sözler halen tarih ve televizyon arşivlerinde yer alıyor.
Iraklı Sünni ve Şii dini liderlerin tarafları arasındaki barış anlaşması da Ramazan’ın son on günü diplomasisinin hatıralarından biridir. Ekim 2006'da, Iraklı taraflar arasında safların birleştirilmesi ve mezhepçi ve siyasi anlaşmazlıklardan vazgeçilmesi için dağınık haldeki liderleri bir araya getirmeye yönelik bir toplantı yapıldı.  Toplantıda, Iraklı Sünni ve Şii din adamları Irak’ta dökülen kanın son bulmasını vurgulayan Mekke Sözleşmesini imzaladılar. Sözleşme, Müslümanların tekfir edilmemesi, camilere saldırıda bulunulmaması ve Irak'ta ulusal uzlaşıyı teşvik için çalışılması dahil olmak üzere 10 ana maddeyi içeriyordu.
Mekke, Ramazan’ın son on gününe denk gelen 30 - 31 Mayıs 2019 tarihlerinde üç zirveye ev sahipliği yaptı. Bunlardan biri Körfez ülkeleri, biri Arap ülkeleri arasında yapılan acil durum zirveleriydi. Zirvelerin sonlarında birer sonuç bildirisi yayınlandı.  Ardından, sonunda 102 maddelik uzun bir sonuç bildirisinin yayınlandığı Olağanüstü İİT zirvesi yapıldı. Zirve sonunda,  Filistin ile ilgili bir karara ek olarak, ‘Mekke Bildirgesi’ adını taşıyan bir bildiri yayınlandı.
2019 yılında bir de Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Kuveyt'in Ürdün'e toplam iki milyar beş yüz milyon dolar değerinde bir ekonomik yardım paketi sağladığı olağanüstü bir zirve gerçekleşti.
Suudi Arabistan'ın Ürdün'e destek amacıyla ev sahipliği yaptığı ‘Mekke Zirvesi’ nihai bildirisine göre yardım, Ürdün Merkez Bankası'nda bir mevduat hesabı açılarak, Ürdün yararına Dünya Bankası tarafından sağlanan garantilerle Ürdün hükümetinin bütçesine beş yıl boyunca yıllık destek ve kalkınma projeleri için kalkınma fonlarından finansman sağlanmasını öngörüyor.
Suudi Arabistan krallarının Ramazan ayının son günleri, Ramazan Bayramı sabahı, Mescid-i Haram’da bayram namazı kılınıp hutbe dinledikten sonra, her yıl olduğu gibi tüm Müslümanlara konuşma yapılmasının ardından sona erer. Bu artık Suudi Arabistan krallarının edindiği bir alışkanlıktır. Mekke’nin en bilindik ve en kadim semtlerinden biri olan Ecyad’ın ünlü sarayı Safa, onlarca yıldır birbiri ardına göreve gelen Suudi liderler için diplomatik bir gelenek olan ve olmaya devam edecek gelişmelerin şahididir. Semte Ecyad isminin verilmesinin sebebi, geçmişte satılan atların bulunduğu yer olmasıdır. (Arapça’da cins atlara Ciyad denilmektedir. Ecyad ise bu kelimenin çoğul halidir ve atlar anlamına gelir) Tarihi bir olayda savaşan erkeklerin ve atların buradan çıktıkları söylenir.
Ecyad semti, Suudi Arabistan’ın kurucusu Kral Abdulaziz’in Hicaz bölgesini kontrol etmesinden bu yana, İslam dinindeki kutsal aylarda günlük işlerini burada yürüten devlet görevlilerinin konut ve ofislerine ev sahipliği yapan yer olmaya devam ediyor.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



"Mekke Anlaşması" ile Suudi Arabistan, bölgede istikrar ve kalkınmayı teşvik etme yolunda ilerlemesini sürdürüyor

Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
TT

"Mekke Anlaşması" ile Suudi Arabistan, bölgede istikrar ve kalkınmayı teşvik etme yolunda ilerlemesini sürdürüyor

Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)

Küresel ekonomiyi çevreleyen belirsizliğin arttığı, ABD-İran savaşının etkilerinin yanı sıra Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin ve çok sayıda kritik deniz koridorunda seyrüseferi tehdit eden risklerin sürdüğü bir dönemde Suudi Arabistan, güvenlik ve istikrarı güçlendirmeye yönelik bölgesel girişimlerini yoğunlaştırıyor. Riyad’ın yaklaşımı, jeopolitik risklerin azaltılmasıyla büyüme, kalkınma ve yatırımların çekilmesi için gerekli ortamın oluşturulmasını birbiriyle bağlantılı olarak değerlendiriyor.

Bu çerçevede Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki “Mekke Anlaşması”, uzmanların bölgesel istikrarın güçlendirilmesine ve enerji piyasaları ile yatırım ortamına duyulan güvenin artırılmasına katkı sağlayabileceğini düşündüğü girişimlerden biri olarak öne çıkıyor. Bölge, küresel enerji piyasaları, ticaret ve tedarik zincirleri açısından stratejik bir konumda bulunuyor. Suudi Arabistan’ın bölgesel girişimleri, güvenlik boyutunun ötesinde doğrudan kalkınma sürecini desteklemeyi hedefliyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan uzmanlar, Suudi Arabistan’ın adımlarının istikrarlı ve dış şoklara karşı daha dayanıklı bir bölgesel ortam oluşturmayı amaçlayan, geniş bir stratejinin parçası olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre güvenliğin güçlendirilmesi, enerji arzının sürdürülebilirliği, deniz yollarının güvenliği ve ticaret ile yatırım akışları üzerinde doğrudan olumlu etki yaratırken, bölge ülkeleri arasında ekonomik entegrasyonun ve ortak projelerin kapsamının genişletilmesi imkanlarının da önünü açıyor.

Uzmanlar ayrıca Suudi girişimlerinin güvenlik boyutunu aşarak riskleri azaltmak, yatırımcıların öngörülebilirliğini artırmak enerji, sanayi, teknoloji, madencilik, lojistik ve savunma sanayisi gibi alanlarda yeni ortaklıkların önünü açmak suretiyle kalkınma ve büyüme sürecine katkı sağlayacağını ifade ediyor.

Enerji arzı ve deniz taşımacılığında istikrar

Suudi Arabistan Şura Konseyi üyesi Fadl bin Saad el-Buaynin Şarku’l Avsat’a yaptığı  açıklamada, Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği girişimlerin, başta Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” olmak üzere, bölgenin ekonomik ve stratejik ağırlığı nedeniyle küresel ekonomi, gıda güvenliği ve uluslararası ticaret üzerinde etkili olabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Buaynin, bölgenin dünya petrol ihtiyacının yaklaşık beşte birini karşıladığını, bunun yanı sıra doğal gaz ve tarımsal gübre ihracatında da önemli bir konuma sahip olduğunu belirtti. Bu nedenle bölgenin istikrarı ve güvenliğinin, enerji arzının sürekliliği ile deniz ulaşımının güvenliği açısından temel öneme sahip olduğunu vurguladı.

Buaynin, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ekonomik kalkınmaya, halkların ve devletlerin refahının temeli olarak büyük önem verdiğini belirterek, yatırımların akışını kalkınmanın temel unsurlarından biri olarak gördüğünü ifade etti. Diğer yandan Suudi Arabistan’ın enerji sektöründeki kapasitesini güçlendirmeye ve küresel tedarik zincirindeki etkili konumunu sürdürmeye odaklandığını belirtti.

Suudi Arabistan’ın çabalarının bölgede güvenlik ve istikrarı sağlayarak hem Suudi Arabistan ekonomisine hem de bölge ülkelerinin ekonomilerine olumlu katkı sunmayı hedeflediğini belirten Buaynin, kalkınmanın üzerine inşa edilebileceği istikrarlı bir ortama ihtiyaç olduğunun altını çizdi. Savunma anlaşmasının, caydırıcılığı güçlendirerek ekonomik faaliyetleri olumsuz etkileyebilecek riskleri azaltabileceğini ifade etti.

Buaynin’e göre girişimciler karar alırken, yatırım ortamındaki istikrarı öncelikleri arasında tutuyor. Dolayısıyla bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi ve ekonominin daha öngörülebilir hâle gelmesi, çeşitli yatırım fırsatları sunan Suudi Arabistan’ın cazibesini artıran unsurlar arasında yer alıyor.

Buaynin, “Mekke Anlaşması”nın yerli ve yabancı yatırımcılara güven mesajı verdiğini, enerji arzının sürdürülebilirliği ve kritik altyapıların korunmasına yönelik güveni artırdığını belirtti. Bunun da projelerin hızına, yatırım akışlarına ve ticaret hacmine olumlu yansımaları olabileceğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın büyük yatırımlar gerektiren “Vizyon 2030” programlarına dayandığını hatırlatan Buaynin, ekonomik öngörülebilirliğin artırılması ve jeopolitik belirsizliğin azaltılmasının sermaye akışlarını ve projelerin hayata geçirilmesini desteklemek açısından önemli olduğunu ifade etti.

Bölgesel güvenlik sisteminin güçlendirilmesi halinde, yatırımcıların fırsatlardan yararlanmaya ve kalkınma projelerine katılmaya motive olacağını belirten Buaynin, bu olumluluğun yalnızca Suudi ekonomisiyle sınırlı kalmayacağını bölge ekonomilerine de yayılacağını ifade etti.

Buaynin ayrıca, yıllar süren müzakerelerin ardından anlaşmanın imzalanmasının Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki ilişkilerin derinliğini gösterdiğini, güvenlik, istikrar ve refahın tesis edilmesine yönelik daha kapsamlı iş birliği döneminin kapısını açtığını vurguladı.

Ekonomik entegrasyon şekilleniyor

Suudi Arabistanlı iş insanı ve “Al Tamayoz” Saudi Holding for Technology şirketinin Üst Yöneticisi Abdullah bin Zeyd el-Muleyhi ise Suudi Arabistan’ın yerel ve bölgesel ekonomilere yönelik güveni güçlendirmeye devam ettiğini belirtti. Muleyhi, “Mekke Anlaşması”nın Suudi Arabistan’ın bölgesel ve uluslararası konumunu güçlendirebilecek ve yeni iş birliği ve ekonomik entegrasyon döneminin önünü açabilecek girişimlerden biri olduğunu belirtti.

Muleyhi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın güvenlik ve istikrarı güçlendirmeye yönelik adımlarının ekonomik ve yatırım ortamına doğrudan yansıdığını belirterek, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan yakınlaşmasının siyasi, ekonomik, savunma ve beşerî alanlarda ortak çalışmaların geliştirilmesi için zemin oluşturduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan’ın ortak çıkarları gerçekleştirmeyi ve bölgenin güvenliği ile istikrarını desteklemeyi amaçlayan stratejik ortaklıklar kurarak, etkili bir siyasi ve ekonomik güç olarak konumunu güçlendirdiğini söyledi.

Muleyhi’ye göre Suudi Arabistan’ın istikrarı güçlendirme ve uzun vadeli ortaklıklar kurma stratejisi, yatırımlar için ortamı daha cazip hale getiriyor ve özel sektöre sanayi, teknoloji, enerji, madencilik, lojistik, savunma sanayisi ve ticaret alanlarında yeni imkan ve fırsatlar sunuyor.

Suudi Arabistan’ın büyük bir ekonomiye, stratejik bir coğrafi konuma ve “Vizyon 2030” gibi iddialı dönüşüm programlarına sahip olduğunu belirten Muleyhi, siyasi ve güvenlik alanındaki yakınlaşmanın daha kapsamlı ekonomik ortaklıklara dönüşebileceğinin altını çizdi.

Bunun özellikle ortak projeler, bilgi ve teknoloji transferi, sanayinin yerlileştirilmesi ve ticaret hacminin artırılması yoluyla yatırımcılar ve iş insanları açısından önemli fırsatlar yaratabileceğini kaydetti.

Muleyhi, bölgesel istikrardan ekonominin, kalkınmanın ve vatandaşların doğrudan yararlandığını belirterek, Suudi Arabistan’ın siyasi gücü ve dengeli ortaklıklarının özel sektöre daha fazla güven verdiğini; ülkenin sermaye, teknoloji ve uluslararası ortaklıkları çekme kapasitesini artırdığını ifade etti.

Muleyhi, Suudi Arabistan’ın kendi çıkarlarını korumak, güvenliğini güçlendirmek ve geleceğin ekonomisini inşa etmek arasında korelasyon kuran vizyon doğrultusunda hareket ettiğini belirterek, “Mekke Anlaşması”nın krallığın güvenlik, kalkınma ve bölgesel iş birliği denklemlerini şekillendirmedeki konumunu güçlendirdiğini vurguladı.

Sürdürülebilir kalkınmaya giden yol

Cizan’daki eş-Şuruk Ekonomik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Abdurrahman Ba'şen ise “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın riskleri azaltmayı ve istikrarı desteklemeyi amaçlayan girişimlerle uluslararası güvenilirliğini güçlendirdiğini söyledi. Ba'şen, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın, ABD-İran savaşının ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin yol açtığı gelişmelerin ardından bölgede ekonomik öngörülebilirliğin artırılmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.

Suudi Arabistan’ın siyasi, güvenlik ve ekonomik adımları bir arada ele alan yaklaşımının bölgesel dengeyi desteklediğini ve Suudi ekonomisine ve bölgedeki iş ortamına duyulan güveni güçlendirdiğini ifade eden Ba'şen, bunun özellikle küresel enerji piyasalarında merkezi role sahip Suudi Arabistan’ın konumu nedeniyle ticaret, yatırım ve uluslararası ortaklıklarda olumlu etkisini görülebileceğini söyledi.

Önümüzdeki dönemde ticari ve yatırım faaliyetlerinin, özellikle savunmayla bağlantılı teknoloji sektörlerinde daha da hareketlenebileceğini belirten Ba'şen, bunun gelişmiş uzmanlık ve kapasiteye sahip ülkelerle stratejik ortaklıkların genişlemesine paralel ilerleyeceğini kaydetti.

Ba'şen’e göre anlaşma, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında nitelikli ekonomik projeler ve girişimlerin hayata geçirilmesi için destekleyici bir çerçeve sağlayabilir; bu etkiler üç ülkenin uluslararası ortaklarına da yayılarak Riyad, Ankara ve İslamabad arasında daha kapsamlı ekonomik entegrasyon ve sürdürülebilir kalkınmanın temellerini oluşturabilir.

Sanayi, teknoloji, enerji, tedarik zincirleri, altyapı ve ulaştırma alanlarında ortaklıkların geliştirilmesinin, üç ülke arasındaki stratejik yakınlaşmayı somut ekonomik fırsatlara dönüştürebileceği ve bölgenin dış kaynaklı çalkantılara karşı dayanıklılığını artırabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Ba'şen, Suudi Arabistan’ın girişimlerinin temelinde güvenlik ile kalkınmayı entegre etme yaklaşımının bulunduğunu vurguladı. Gerilimlerin azaltılması ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesinin yalnızca siyasi sonuçlar doğurmadığını; ticaret akışlarının ve enerji arzının korunması, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve bölgesel ekonominin büyümesi için daha sürdürülebilir bir ortam oluşturulması açısından da kritik öneme sahip olduğunu ifade etti.


Hürmüz'de iki BAE tankerine yönelik saldırıya Arap dünyasından geniş kınama

Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
TT

Hürmüz'de iki BAE tankerine yönelik saldırıya Arap dünyasından geniş kınama

Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)

Körfez ülkeleri, Arap ülkeleri ve uluslararası kuruluşlar, cuma günü, Birleşik Arap Emirlikleri'ne ait ADNOC şirketinin iki tankerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sırasında İran tarafından hedef alınmasını en sert ifadelerle kınadı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İran'ın bu saldırıların devam etmesinin sonuçlarından tamamen sorumlu tutulduğu belirtildi. Riyad, Tahran'a söz konusu ihlallere derhal son verme ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına uyma çağrısında bulundu.

Açıklamada, bölgenin güvenliği ile uluslararası deniz taşımacılığının güvenliğinin ortak sorumluluk olduğu vurgulanırken, saldırıların sürdürülmesinin kabul edilemez ve göz yumulamaz olduğu ifade edildi.

Suudi Arabistan, saldırıların tekrarlanmasının deniz ulaşımının güvenliği açısından tehlikeli bir tırmanış ve doğrudan tehdit oluşturduğunu, küresel enerji arzının güvenliğini riske attığını ve uluslararası hukuk ile teamüllerin ağır biçimde ihlal edildiğini belirtti.

Riyad ayrıca bu saldırıların, ticari gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçiş hakkı ve özgürlüğüne saygı gösterilmesini öngören ve bunu engelleyecek eylem veya tehditleri kınayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına açık bir meydan okuma olduğunu kaydetti.

Suudi Arabistan, BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve Abu Dabi'nin egemenliğini, güvenliğini ve varlıklarını korumak amacıyla attığı adımları desteklediğini yineledi. Riyad, iki tankerin hedef alınmasını, İran'ın ticari gemi ve tankerleri hedef alan saldırılarının tekrarlanması olarak değerlendirerek en sert biçimde kınadı.

Katar: Hürmüz Boğazı baskı aracı olarak kullanılamaz

Katar, iki tankere yönelik İran saldırısını uluslararası hukuk kurallarının ve deniz seyrüsefer özgürlüğünün açıkça ihlali olarak nitelendirdi ve bunun BM Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına aykırı olduğunu belirtti.

Katar Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın bir baskı aracı olarak kullanılmasını kesin biçimde reddetti. Bakanlık, bu kapsamda boğazın koşulsuz şekilde yeniden açılması çağrısında bulundu.

Açıklamada, bu kritik geçiş güzergâhında seyrüsefer özgürlüğünün pazarlık konusu yapılamayacak yerleşik bir ilke olduğu vurgulandı. Boğazın kapalı tutulmasının bölge ülkelerinin hayati çıkarlarını ve küresel ekonomiyi tehlikeye attığı belirtildi.

Katar ayrıca İran'ın kardeş ülkelerin mallarına yönelik gerekçesiz saldırılarını durdurması gerektiğini ifade etti. Doha, BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin varlıklarını korumak için alacağı tüm önlemleri desteklediğini bildirdi.

Mısır'dan uluslararası seyrüsefer vurgusu

Mısır Dışişleri Bakanlığı da yayımladığı açıklamada BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Kahire, uluslararası deniz ulaşımının güvenliğini tehdit eden veya gemiler ile sivil tesisleri tehlikeye atan tüm eylemlerin durdurulması gerektiğini vurguladı. Mısır ayrıca uluslararası hukuk kurallarına uyulması çağrısında bulunarak bunun gerilimin düşürülmesine ve bölgenin güvenlik ve istikrarının korunmasına katkı sağlayacağını ifade etti.

Körfez İşbirliği Konseyi: Tehlikeli ve kabul edilemez tırmanış

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) de iki tankerin hedef alınmasını kınadı. KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, saldırıların tehlikeli ve kabul edilemez bir tırmanış olduğunu belirtti.

Budeyvi, saldırıların dünyanın en önemli stratejik su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'nda deniz ulaşımı ve uluslararası ticaretin güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğunu söyledi.

KİK Genel Sekreteri, bu değerlendirmelerin BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ve ilgili Güvenlik Konseyi kararları, özellikle de 2817 sayılı karar çerçevesinde yapıldığını belirtti.

Budeyvi, İran'ın bu kritik uluslararası geçiş güzergâhını bir baskı ve tehdit aracına dönüştürme girişimlerini kesin biçimde reddetti. Uluslararası topluma sorumluluklarını yerine getirerek tekrarlanan saldırıların durdurulması için kararlı bir tutum alma ve uluslararası hukuk, deniz hukuku ve ilgili uluslararası kararlar doğrultusunda deniz ulaşımının güvenliği ile özgürlüğünü garanti altına alma çağrısında bulundu.

KİK Genel Sekreteri ayrıca Konseyin BAE ile tam ve kararlı dayanışma içinde olduğunu, Abu Dabi'nin güvenliğini, egemenliğini, varlıklarını ve çıkarlarını korumak için aldığı tüm önlemleri desteklediğini yineledi.

Arap Birliği: Deniz ulaşımına doğrudan tehdit

Arap Birliği de İran'ın iki tankeri hedef almasını kınayarak saldırının uluslararası hukukun ve BM Güvenlik Konseyi kararının açık bir ihlali olduğunu belirtti.

Birlik, "İran'ın bu ihlallerini tekrarlaması, deniz ulaşımının özgürlüğüne doğrudan tehdit oluşturuyor" değerlendirmesinde bulundu. Saldırıların uluslararası ticaretin seyri ve küresel enerji güvenliği açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapıldı.

Arap Birliği, uluslararası hukuk ve deniz hukuku kurallarına uyulması gerektiğini vurgulayarak İran'a tırmandırıcı eylemlerine son verme ve deniz ulaşımının güvenliği ile emniyetini tehdit edecek uygulamalardan kaçınma çağrısında bulundu.

Kuveyt: Hürmüz tamamen ve koşulsuz açılmalı

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, ticari gemilerin ve uluslararası deniz yollarının hedef alınmasının uluslararası hukuka ve 2817 sayılı karara aykırı olduğunu belirtti.

Açıklamada, bu tür saldırıların deniz ulaşımının güvenliğini, enerji arzının istikrarını ve uluslararası ticareti tehlikeye attığı vurgulandı.

Kuveyt, bölgede gerilimi daha da artıracak tüm eylemlerin durdurulması, uluslararası geçiş güzergâhlarında seyrüsefer özgürlüğüne ve güvenli geçiş hakkına saygı gösterilmesi ve Hürmüz Boğazı'nın tamamen ve koşulsuz şekilde yeniden açılması çağrısında bulundu.


Suudi Arabistan ve Irak, güvenlik koordinasyonunun devam edeceğini vurguladı

Prens Halid bin Salman, dün Riyad'da Korgeneral Abdülamire el-Şemmari ile yaptığı görüşmede, (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
Prens Halid bin Salman, dün Riyad'da Korgeneral Abdülamire el-Şemmari ile yaptığı görüşmede, (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan ve Irak, güvenlik koordinasyonunun devam edeceğini vurguladı

Prens Halid bin Salman, dün Riyad'da Korgeneral Abdülamire el-Şemmari ile yaptığı görüşmede, (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
Prens Halid bin Salman, dün Riyad'da Korgeneral Abdülamire el-Şemmari ile yaptığı görüşmede, (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Irak Silahlı Kuvvetleri Başkomutanlık Ofisi Başkanı Orgeneral Abdül Emir eş-Şemmari ile dün Riyad’da bir araya geldi. Görüşmede iki ülke arasındaki askeri ve savunma alanlarındaki ilişkilerin yanı sıra bölgesel gelişmeler ele alındı.

Suudi Savunma Bakanı dün X hesabından yaptığı paylaşımda, “Ortak çıkarlarımıza hizmet etmek, bölgenin güvenliğini ve istikrarını sağlamak amacıyla iki ülke arasındaki koordinasyon ve iş birliğinin sürdürülmesinin önemini teyit ettik” ifadelerini kullandı.

Prens Halid bin Selman, “Irak, bizim için her zaman değerli bir komşu olmaya devam edecek. Hükümeti ve kardeş Irak halkıyla aramızda kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşma bağları bulunuyor” ifadelerini kullandı.

Suudi Arabistan’ın Irak’ın güvenliği, istikrarı, kalkınması ve refahını desteklemek amacıyla her zaman ülkenin yanında duracağını belirten Bakan, bunun Irak’ın ve halkının çıkarlarına hizmet ettiğini vurguladı.

Görüşmeye Suudi Arabistan tarafından Genel İstihbarat Başkanı Halid el-Humeydan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Feyyad er-Ruveyli, Müşterek Kuvvetler Komutanı Korgeneral Fehd es-Selman ve Savunma Bakanı İstihbarat İşlerinden Sorumlu Danışmanı Hişam bin Seyf katıldı.

Irak heyetinde ise İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri, Terörle Mücadele Teşkilatı Başkanı Korgeneral Zeyd el-Musevi ve Hava Savunma Komutanı Korgeneral Mühenned el-Esedi yer aldı.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Şemmari başkanlığındaki üst düzey Irak güvenlik heyeti dün Suudi Arabistan’a ulaştı. Heyetin ziyaretinde, insansız hava araçları (İHA) dosyası da dahil olmak üzere çeşitli güvenlik konuları ve ortak meselelerin ele alınması, ayrıca iki ülke arasındaki güvenlik koordinasyonu ve iş birliğinin güçlendirilmesi yollarının görüşülmesi planlandı.