Prens William ve Kate Middleton'ın 11 yıllık evliliğinin 5 sırrı

Üniversiteden bu yana birlikte olan çiftin üç çocuğu var

Kate Middleton ve Prens William, 29 Nisan 2011'de Westminster Abbey'de dünya evine girmişti (AP)
Kate Middleton ve Prens William, 29 Nisan 2011'de Westminster Abbey'de dünya evine girmişti (AP)
TT

Prens William ve Kate Middleton'ın 11 yıllık evliliğinin 5 sırrı

Kate Middleton ve Prens William, 29 Nisan 2011'de Westminster Abbey'de dünya evine girmişti (AP)
Kate Middleton ve Prens William, 29 Nisan 2011'de Westminster Abbey'de dünya evine girmişti (AP)

Prens William ve Kate Middleton, 29 Nisan'da evliliklerinin 11. yılını kutladı.
Peki Cambridge Dükü ve Düşesi'nin birlikteliğinin bunca yıl sağlıklı bir şekilde devam etmesinin sırrı ne?
Britanya Kraliyet ailesinin geleceğini şekillendireceği düşünülen çiftin George, Charlotte ve Louis adlarında üç çocuğu var.
40 yaşındaki Kate ve 39 yaşındaki William, Kraliyet'in birçok görevini üstlenirken birbirlerine ve çocuklarına vakit ayırmayı hiç aksatmıyor.
Cambridge Dükü ve Düşesi'nin başarılı evliliğinin 5 sırrı şu şekilde:

1. İlişkilerini güçlü bir temele oturttular 
Prens William ve Kate Middleton, İskoçya'daki St. Andrews Üniversitesi'nde öğrenciyken tanıştı. Ancak ikilinin ilişkisinin başlangıçta romantizmle ilgisi yoktu.
İkinci sınıfa geçtiklerinde çift ev arkadaşı olmuş ve diğer iki arkadaşlarıyla birlikte 4 odalı bir evi paylaşmıştı. Ev arkadaşı olan ikili okula sık sık birlikte yürüyordu.
Britanya Kraliyet ailesine dair birçok kitap yazan Robert Lacey söz konusu ilişkinin "arkadaşlığa dayalı" olduğunu dile getiriyor. 
Kate Middleton ve Prens William evlenmeden önce yakın arkadaştı (AP)
William ve Kate'le bir dönem birlikte kalan St. Andrews öğrencisi Laura Warshauer ise çiftin "kesinlikle uyumlu bir kimyasının" olduğunu söylüyor. 
Warshauer ikiliye dair şu ifadeleri kullanıyor:
"Kate ne zaman odada olsa Will açık bir biçimde dikkatini ona verirdi. Öğle yemeğinde yemekhanede otururken ve konuşurlarken bunun ne kadar doğal hissettirdiğini, birbirlerine anlatacakları çok şey olduğunu görmek inanılmazdı."
Cambridge Dükü ve Düşesi, 2010'da nişanlanmadan önce kısa süreli bir ayrılık yaşasa da uzun bir flört dönemi geçirmişti. 
Prens William nişanlandığı dönemde, "Tüm mesele doğru zamanlamayı yakalamaktı" demişti. 

2. İyi evlilikleri örnek aldılar
Çift, 73 yıllık evliliğe sahip Kraliçe II. Elizabeth ve Prens Philip'i yakından izledi. 40 yıldan fazla süredir evli olan Middleton'ın ebeveynleri de ikilinin örnek aldığı evliliklerden biriydi. 
Prens William bir röportajında, "Kate çok ama çok yakın bir aileye sahip. Onlarla gerçekten iyi anlaşıyorum ve bu kadar destekleyici oldukları için çok şanslıyım" ifadelerini kullanmıştı. 

Kraliçe II. Elizabeth, çiftin rol modellerinden biri (AFP)
Cambridge Dükü şunları eklemişti:
"Çok sevecen, ilgili ve gerçekten eğlenceliler ve bana sıcak davrandılar. Bu yüzden kendimi gerçekten ailenin bir parçası gibi hissettim ve umarım Kate de aileme dair aynısını hissetmiştir."

3. Birlikte hareket edecekleri büyük hedefleri var
Kate Middleton ve Prens William zihinsel sağlık ve gazilere destek dahil olmak üzere önemli gördükleri sorunlara karşı mücadele vermek için birlikte hareket ediyor. 
Akıl sağlığına dair çalışmalar yürüten Jigsaw Charity'nin gönüllülerinden Abigail McDonnell, 2020'de çift hakkında, "Bu soruna gerçekten tutkuyla yaklaşıyorlar. Buna gerçekten önem verdiklerini söyleyebilirsiniz" demişti. 
Çift ayrı ayrı yer aldıkları projelerde de birbirlerini destekliyor. 

Çift, Kraliyet ailesi adına diplomatik görevleri yerine getirmek için sık sık yurtdışına seyahat ediyor (AFP)
Getty için Kraliyet ailesinin fotoğraflarını çeken fotoğrafçı Chris Jackson, "Kate onunla gerçekten gurur duyuyor" diyor ve çiftin "güçlü bir takım" olduğunu belirtiyor. 

4. Eğlenmeye vakit ayırıyorlar
Birbirini destekleyen çift karşı karşı karşıya gelmekten de hiç çekinmiyor. Hayır amacıyla düzenlenen bir yelken yarışında rekabet etmiş, futbol sahasında rakip olarak ter dökmüş ve kara yelkeniyle birbirlerinin yeteneklerini test etmişti. 
Cambridge çifti tenis ve ragbi gibi farklı spor dallarındaki müsabakaları takip etmekten de büyük keyif duyuyor. 
Cambridge çifti spor etkinliklerinde kafa dağıtmayı çok seviyor (AFP)
Prens William ve Kate Middleton birlikte her ne yaparsa yapsın kendilerine vakit ayırıp eğlenmeyi asla ihmal etmiyor. 

5. Ortaklaşa ebeveynlik yapıyorlar
Britanya Kraliyet ailesine yakın bir kaynak, önceki nesillerden farklı olarak William ve Kate'in "geleneksel görevlerle modern ebeveynliği harmanladığını" söylüyor. 
Her ne kadar Maria Teresa Turrion Borrallo çocuklarına dadılık yaparak onlara destek olsa da çift, okul tatilleri sırasında çalışmalarına ara verip çocuklarıyla vakit geçiriyor. 

Çift çocuklarıyla yakından ilgileniyor (AP)
Yemek yapmak, oyun oynamak ve bisiklete binmek gibi farklı aktivitelerle Cambridge Dükü ve Düşesi çocuklarına bolca zaman ayırıyor. 
Çocuklarıyla farklı aktiviteler yaptıktan sonra günün yorgunluğunu birlikte attıklarını söyleyen bir kaynak, "William, Kate'e cin tonik getiriyor. Birbirlerine göz kulak oluyorlar ama farklı biçimlerde" ifadelerini kullanıyor. 
Independent Türkçe, People



Stonehenge'i inşa edenlerin yerini alan göçmenlerin kökeni ortaya çıktı

Yaz gündönümü kutlamaları sırasında Stonehenge'de güneş batıyor (Reuters)
Yaz gündönümü kutlamaları sırasında Stonehenge'de güneş batıyor (Reuters)
TT

Stonehenge'i inşa edenlerin yerini alan göçmenlerin kökeni ortaya çıktı

Yaz gündönümü kutlamaları sırasında Stonehenge'de güneş batıyor (Reuters)
Yaz gündönümü kutlamaları sırasında Stonehenge'de güneş batıyor (Reuters)

Arkeologlar, Britanya'ya göç ederek Neolitik Stonehenge'i inşa edenlerin yerini 100 yıl içinde alan, çan biçimli çömlek kültürüne (Bell Beaker) sahip halkın kökenlerini ortaya çıkardı.

DNA çalışmaları, çan biçimli çömlek kültürüyle bağlantılı topluluğun Britanya'ya göç etmesinin ardından, MÖ 2400 civarında Britanya'da büyük bir demografik değişim yaşandığını göstermişti. 

İsimlerini, yaptıkları son derece özgün çömleklerden alan bu göçmenler, bu dönemde Avrupa'ya hızla yayılmıştı ancak tam olarak nereden geldikleri ve nüfuslarının nasıl şekillendiği bugüne kadar bilinmiyordu.

Araştırmacılar yeni çalışmada MÖ 8500 ila MÖ 1700'de Hollanda, Belçika ve Almanya'nın batısında yaşamış 112 bireyin DNA'sını analiz ederek çan biçimli çömlek nüfusunun kökenlerini gözler önüne serdi.

Bilim insanları Ren-Maas sulak alanlarında yaşayan, büyük ölçüde avcı-toplayıcı soyundan gelen, kendine özgü niteliklere sahip bir topluluğun, çan biçimli çömlek kültürüyle bağlantılı insanlarla karıştığını saptadı.

Hakemli dergi Nature'da yayımlanan yeni araştırmaya göre, MÖ 2500 civarında gerçekleşen bu olay sonucu ortaya çıkan nüfus daha sonra Avrupa'nın kuzeybatısına yayıldı.

Önceki araştırmalar, çan biçimli çömlek kültürünün tek bir yerden ve çoğunlukla da günümüzün İspanya ve Portekizi'ni içeren İberya'dan çıkarak her yere yayıldığını ima ediyordu.

Ancak son DNA analizleri, yerel avcı-toplayıcıların torunlarıyla Avrupa'ya yeni gelen, bozkırlarla bağlantılı atalara sahip grupların karışımı sonucu çan biçimli çömlek kültürü nüfusunun ortaya çıktığını gösteriyor.

Çoğunlukla modern Hollanda, Belçika ve Batı Almanya'yı içeren Ren-Maas'ın aşağısındaki bölgede, birden fazla atadan gelen grupların karışımından oluşmuşlar.

Araştırmacılar, bozkır göçmenlerinin de MÖ 3000 civarında bu grup karışımına katıldığını söylüyor.

Çan biçimli çömlek kültürüyle ilişkili bu gruplar Britanya'ya geldiklerinde, bölgede Stonehenge'i inşa eden mevcut Neolitik çiftçilerin yerini neredeyse tamamen aldılar; bu, arkeolojik zaman ölçeğinde çarpıcı bir değişimdi.

Bilim insanları araştırmada şöyle yazıyor:

Daha sonra bölgeye yayılmaları, Avrupa'nın kuzeybatısının çok daha geniş bir kısmında, özellikle de yerel Neolitik ataların yüzde 90-100'ünün yerine geçtikleri Büyük Britanya'da, yıkıcı bir etki yarattı.

Bilim insanları, bu dönüşümün muhtemelen veba gibi bir hastalık tarafından tetiklendiğini ve Avrupa kıtasındaki insanlar bu hastalığa karşı bağışıklık gösterirken, Britanya'dakilerin gösterememiş olabileceğini düşünüyor.

Ancak çan biçimli çömlek kültürüyle ilişkili topluluklar yayıldıkça, bu yapıları inşa eden gruplar gitmiş olsa da Stonehenge ve Avebury gibi mevcut anıtları kullanmaya başladılar.

Çan biçimli çömlek kültürüyle bağlantılı topluluk metal işçiliği, okçuluk ve kendilerine özgü çömlek tarzlarını da Britanya'ya götürdü.

Huddersfield Üniversitesi'nden çalışmanın yazarı Maria Pala, "Antik DNA çalışmaları genellikle geçmişimizin beklenmedik sayfalarını gün ışığına çıkarır... Bu tür bulguların bizi hâlâ şaşırtabilmesi, antik DNA çalışmalarının gücünü kanıtlıyor" diyor.

Independent Türkçe


Antik Roma'nın kayıp oyunu yapay zekayla ortaya çıkarıldı

Bilim insanları 1500 yıllık taş levhanın oyun tahtası olduğunu söylüyor (Antiquity)
Bilim insanları 1500 yıllık taş levhanın oyun tahtası olduğunu söylüyor (Antiquity)
TT

Antik Roma'nın kayıp oyunu yapay zekayla ortaya çıkarıldı

Bilim insanları 1500 yıllık taş levhanın oyun tahtası olduğunu söylüyor (Antiquity)
Bilim insanları 1500 yıllık taş levhanın oyun tahtası olduğunu söylüyor (Antiquity)

Bilim insanları Antik Roma'dan kalma bir oyunun kurallarını yapay zeka yardımıyla çözdü. 

Hollanda'nın Heerlen kentindeki bir arkeolojik kazı alanında keşfedilen beyaz kireçtaşı levhanın ne amaçla kullanıldığı yıllardır merak konusuydu.

Bölge, İmparator Augustus'un (MÖ 27-MS 14) hükümdarlığı döneminde kurulan ve Batı Roma İmparatorluğu'nun MS 476'da yıkılmasına kadar varlığını sürdüren Coriovallum kasabasına ev sahipliği yapıyordu. Arkeologlar bu nedenle levhanın yaklaşık 1500 yıllık olduğunu tahmin ediyor.

Bazı uzmanlar kireçtaşı parçasının dekorasyon veya kaldırım taşı olarak kullanıldığını düşünürken, yeni çalışma daha keyifli bir işleve işaret ediyor.

Leiden Üniversitesi'nden Walter Crist ve ekibi, üç boyutlu görüntüleme tekniğinden yararlanarak levhaya oyulmuş çapraz ve düz çizgilerin bazılarının diğerlerinden daha derin olduğunu saptadı.

Araştırmacılar tahta üzerinde hareket ettirilen taşların buna yol açtığını düşünüyor.

Ekip daha sonra yapay zeka sistemi Ludii'ye binlerce olası kural setini test ettirerek levhadaki izlere en uygun versiyonu anlamaya çalıştı.

Ludii, iki sanal oyuncuyu karşı karşıya getirdiği binlerce senaryoda daha sonraki oyunlara dair bilgisinden yararlandı.

Crist, "Birçok farklı kombinasyon denedik: üç parçaya karşı iki parça, dört parçaya karşı iki parça veya iki parçaya karşı iki parça... Tahtadaki aşınmayı hangisinin ortaya çıkardığını test etmek istedik" diye açıklıyor.

Bulguları hakemli dergi Antiquity'te dün (11 Şubat) yayımlanan çalışmaya göre biri iki, diğeri 4 taşa sahip iki oyuncu taşlarını tahta üzerinde hareket ettirerek karşı tarafın hareketini sınırlamaya çalışıyor ve bunu ilk başaran oyunu kazanıyordu.

Ludus Coriovalli (Coriovallum Oyunu) adlı oyun internetten oynanabiliyor.

Bilim insanları bu tür engelleme oyunlarına Avrupa'da Ortaçağ'a kadar rastlanmadığını söylüyor. Go ve Domino bu tür oyunların bugün bilinen örnekleri arasında sayılabilir; ancak Ludus Coriovalli doğrudan bunlara benzemiyor.

Öte yandan oyunun Antik Roma'da gerçekten bu şekilde oynandığı da kesin bir şekilde söylenemiyor.

Çalışmanın yazarlarından Dennis Soemers şu ifadeleri kullanıyor: 

Ludii'ye bu levha üzerindeki gibi bir çizgi deseni sunulunca, her zaman oyun kurallarını bulacaktır. Bu nedenle Romalıların bunu tam olarak bu şekilde oynadığından emin olamayız.

Yine de yeni çalışma özellikle yapay zekayı kullanma biçimiyle önemli bir adıma işaret ediyor. Araştırmacılar bu yöntemin başka alanlarda da uygulanabileceğini düşünüyor.

Crist, "Yapay zekayla simüle edilen oyunun, bir kutu oyununu tanımlamak için arkeolojik yöntemlerle birlikte kullanıldığı ilk örnek bu" diyerek ekliyor: 

Bu araştırma, eski kültürlerden kalma alışılmadık oyunları tanımlamak için gereken araçları sunuyor. Çünkü mevcut tanımlama yöntemlerinde oyun yüzeyini oluşturan geometrik desenler, metinlerdeki referanslara veya sanatsal temsillerine dayanarak günümüzde bilinen oyunlarla ilişkilendiriliyor.

Independent Türkçe, Science Alert, IFLScience, Science News, Antiquity


Amerika'nın eski uygarlığı, yükselişini kuş dışkısına borçluymuş

Chincha Krallığı, deniz kuşlarının dışkısını kullanarak daha çok ürün elde etmeyi başarmış (Unsplash)
Chincha Krallığı, deniz kuşlarının dışkısını kullanarak daha çok ürün elde etmeyi başarmış (Unsplash)
TT

Amerika'nın eski uygarlığı, yükselişini kuş dışkısına borçluymuş

Chincha Krallığı, deniz kuşlarının dışkısını kullanarak daha çok ürün elde etmeyi başarmış (Unsplash)
Chincha Krallığı, deniz kuşlarının dışkısını kullanarak daha çok ürün elde etmeyi başarmış (Unsplash)

Amerika kıtasındaki eski uygarlıklardan birinin, kuş dışkısı sayesinde güç kazandığı ortaya çıktı.

Bugünkü Peru'nun güneyinde MS 900 civarında kurulduğu düşünülen Chincha Krallığı, 1480'de İnka İmparatorluğu'nun hakimiyetine girmişti.

Chincha bu tarihten önce İnkalarla mısır ticareti yaparak "chicha" adlı içkilerini ürettikleri hammaddeyi sağlıyordu.

Sidney Üniversitesi'nden Dr. Jacob Bongers ve ekibinin yeni çalışmasına göre Chincha halkı, ekonomilerini büyütmelerini sağlayan mısırı deniz kuşlarının dışkısı veya "guano" sayesinde yetiştiriyordu.

Bilim insanları, Chincha uygarlığı döneminde 100 bin kişinin yaşadığı düşünülen Chincha Vadisi'ndeki mezarlarda bulunan 35 mısır koçanı kalıntısını analiz etti.

Bulguları hakemli dergi PLOS One'da dün (11 Şubat) yayımlanan çalışmaya göre mısırlar son derece yüksek seviyede azot içeriyordu.

Deniz kuşlarının beslenme biçimi, dışkılarını azot bakımından zengin kılıyor; bu da Chincha'nın toprağı guanoyla verimlendirdiğine işaret ediyor.

Seramik, çömlek, duvar oymaları ve resimleri de inceleyen ekip,  deniz kuşlarıyla mısırın yan yana betimlendiğini ve Chincha toplumunda kültürel önem taşıdığını belirtiyor.

Kuş dışkısı, Chincha Krallığı'nın daha fazla mısır üretip ekonomilerini büyütmelerini, nüfuslarını artırmalarını ve Güney Amerika'da İnka öncesi refah düzeyi en yüksek toplumlardan biri haline gelmelerini sağlamıştı.

Dr. Bongers, "Deniz kuşu gübresi önemsiz görünebilir ancak çalışmamız bu güçlü kaynağın, And Dağları'nın Peru bölgesindeki sosyopolitik ve ekonomik değişimine önemli katkı sağladığına işaret ediyor" diyerek ekliyor: 

Eski And kültürlerinde gübre, güç demekti.

Araştırmacılar halkın kuş dışkılarını yakınlardaki Chincha Adaları'ndan topladığını tahmin ediyor.

Teksas A&M Üniversitesi'nden Dr. Jo Osborn, Chincha halkının bu kaynağa ulaşmasının ötesinde ekolojik bilgisinin, çalışmanın en ilginç kısmı olduğunu düşünüyor.

Makalenin ortak yazarı Dr. Osborn "Sahip oldukları geleneksel bilgi, deniz ve kara yaşamı arasındaki bağlantıyı görmelerini sağladı ve bu bilgiyi, krallıklarını kuran tarımsal üretim fazlasına dönüştürdüler" ifadelerini kullanıyor:

Sanatları bu bağlantıyı kutluyor ve bize güçlerinin sadece altın veya gümüşten değil, ekolojik bilgelikten kaynaklandığını gösteriyor.

Independent Türkçe, BBC Science Focus, Popular Science, PLOS One