Türkiye'nin ürettiği İHA’lar uluslararası politikada iki tarafı keskin bıçak haline gelebilir

Söz konusu İHA’lar nedeniyle uluslararası politikaların iki tarafı keskin bıçak haline gelebileceği ne sürülüyor

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Ağustos 2021’de düzenlenen askeri geçit töreninde Türk yapımı Bayraktar TP2 model İHA sergilendi. (Gleb Garanich/Reuters)
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Ağustos 2021’de düzenlenen askeri geçit töreninde Türk yapımı Bayraktar TP2 model İHA sergilendi. (Gleb Garanich/Reuters)
TT

Türkiye'nin ürettiği İHA’lar uluslararası politikada iki tarafı keskin bıçak haline gelebilir

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Ağustos 2021’de düzenlenen askeri geçit töreninde Türk yapımı Bayraktar TP2 model İHA sergilendi. (Gleb Garanich/Reuters)
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Ağustos 2021’de düzenlenen askeri geçit töreninde Türk yapımı Bayraktar TP2 model İHA sergilendi. (Gleb Garanich/Reuters)

Soner Çağaptay & Richard Outzen
Ukrayna ordusu, 14 Nisan'da Rus Karadeniz Filosu’nun amiral gemisi Moskova’yı batırdığında dünyayı hayrete düşürdü. Uluslararası basında geniş yankı uyandıran habere göre Ukraynalılar sahip oldukları gelişmiş savunma sistemlerine rağmen gemiyi yerli yapım Neptün füzeleriyle vurmayı başardılar. Diğer yandan bazıları yeterince bahsetmediyse de bu olağanüstü saldırıda yerli yapım olmayan insansız hava araçları (İHA) kullanıldı. Ukraynalı yetkililere göre saldırı, geminin radarından kaçan ve füzelere hedefleme için doğru koordinatları sağlayan iki adet Türk yapımı Bayraktar TB2 model İHA kullanılarak düzenlendi.
Aslında bu, Türk İHA’larının Ukrayna’nın Rus işgaline karşı direnişi için son derece önemli olduğunu kanıtlayan ilk olay değildi. Rusya’nın Ukrayna işgalinin ilk günlerinden bu yana düşük maliyetli ve ölümcül olan TB2 model uzaktan kumandalı İHA’ların, Rus tanklarını yok etmede ve Rusya'nın ilerlemesini engellemede etkili olduğu defalarca kez kanıtlandı. Aslında bu bir tesadüf değil. Rusya ocak ayında, Ukrayna sınırına çok sayıda asker yığdığında, Kiev sessizce Türkiye ile bir askeri alışverişe geçti ve 16 adet Bayraktar TB2 satın aldı. Böylece Ukrayna, diğer Türk silah sistemleriyle birlikte toplamda yaklaşık 60 milyon dolarlık alım yaptı. Bu rakam, bir önceki yılın aynı döneminde Türkiye'den aldığı savunma teçhizatına harcadığı miktarın otuz katını teşkil ediyor. Bu alımlar, Ukrayna’nın daha önce Türkiye'den satın aldığı yaklaşık 20 adet TB2 model İHA’ya eklendi. ‘Bayrak taşıyıcısı’ anlamına gelen ‘Bayraktar’ adlı İHA’lar Ukrayna direnişi için o kadar önemli ki Ukrayna için bestelenen bir milli marşa ilham verdi. Marş sosyal medyada viral oldu.
Ukrayna'nın kullandığı İHA’lar gündem olsa da tedarikçi ülkenin stratejisine çok daha az dikkat ediliyor. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bağları olan bir Türk şirketi tarafından üretilen TB2 İHA’ları, Ukrayna'daki savaşta kritik bir denge unsuru olmanın ötesine geçiyor. İHA’lar son yıllarda Kafkaslar, Afrika ve Ortadoğu'daki bazı çatışma alanlarında çok önemli bir rol oynadı. Ankara, çoğunlukla düşük ve orta gelirli yaklaşık yirmi ülkede İHA pazarlayarak jeopolitik etkisini genişletmeyi başardı. Aynı zamanda, kendisini büyük bölgesel güçlerin çatışmalarının sonucunu belirleyecek bir konuma getirdi.
Buna karşın Ankara'nın İHA diplomasisinin sınırsız olduğu söylenemez. Türkiye’nin Ortadoğu'da, Libya gibi ülkelerde askeri hamlelerinin artması, Yunanistan ve Mısır gibi muhaliflerini, gücünü kısıtlamaya yönelik geniş çaplı yeni ittifaklar kurmaya itti. Ukrayna'da kullanılan Türk İHA’ları, Türkiye’nin Rusya ile sürdürdüğü ilişkilerdeki hassas dengeyi de baltalamakla tehdit ediyor. ABD Kongresi'ndeki Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, son yıllarda Türk yapımı İHA’ların sayısının hızla artmasıyla ilgili endişelerini dile getirdiler. ABD Senatosu Dış İlişkileri Komitesi Kıdemli Üyesi Demokrat Parti'den New Jersey Senatörü Bob Menendez, 2020 yılında Azerbaycan'ın Ermenistan ile arasındaki çatışmada uzaktan kumandalı İHA’ların oynadığı rolden bahsetti. Menendez iddiasında “Türk yapımı İHA’ların satışları tehlikeli, istikrarsızlaştırıcı ve barış ve insan hakları için bir tehdittir” ifadelerini kullandı.
Türk hükümeti, Türkiye'nin bölgeden daha fazla düşman edinmesine neden olan ve ABD ve Avrupa ülkeleri ile kurduğu ittifakları baltalayan yıllardır süregelen tek taraflılığın ardından, uluslararası imajını değiştirmek için Bayraktar modeli ve diğer modellerdeki İHA’lardan yararlanmayı başardı. İHA’lar, Türkiye'nin Ortadoğu’da nispeten sınırlı diplomatik kaynakları kullanarak çıkarlarını savunmasına yardımcı oldu. Ankara'nın Kiev’e olan askeri yardımı,  hükümetinin yurtiçinde tehlikeli bir durumla karşı karşıya olduğu ve ABD ve Avrupa ile ilişkilerinin birkaç yıldır kriz yaşadığı bir zamanda Erdoğan'ın eline NATO'da yeni bir koz verdi. Eğer Türkiye, İHA programını başarıyla yönetmeye ve bundan yararlanmaya devam edebilirse yeni ve önemli bir nüfuz biçimi elde edebilir ve bunu yaparken İHA savaşına yeni bir anlam kazandırabilir.

Hissettirmeden ve radarlardan kaçarak
Türkiye, İHA programını yabancı tedarikçilere duyduğu kızgınlıkla başlattı. ABD, 1990'ların sonlarında, silahlı İHA’ların (SİHA) önde gelen üreticisiydi. Türkiye, ABD'nin de terör örgütü ilan ettiği PKK’ya karşı savaşmak için ABD teknolojisini edinmeye çalıştı. Daha sonra 2005 yılında ABD’yi bırakıp İsrail'e yöneldi. Ancak benzer şekilde hayal kırıklığı yaratan sonuçlarla karşılaştı. Ankara'nın son yıllarda MQ-9 Reaper'ın silahlı bir versiyonu da dahil olmak üzere ABD yapımı daha gelişmiş İHA’lar satın alma çabaları da sonuçsuz kaldı. Sonunda kendi İHA’larını geliştirmeye karar verdi.
Türkiye’ye ait resmi bir şirket, 2012 yılında bir İHA prototipi geliştirdi ve 2016 yılına kadar etkili bir şekilde keşif görevi yapmasını sağlamayı başardı. Aynı yıllarda Bayraktar TB2 model İHA, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde stajyer mühendis olan ve daha sonra Erdoğan’ın kızıyla evlenen Selçuk Bayraktar tarafından geliştirildi. Bayraktar TB2’nin seri üretimine, 2012 yılında geçildi. Üç yıl içinde hassas vuruşlar yapma becerisini kazanarak, Türkiye'nin cephaneliğinde önemli bir yeni araç haline geldi. ABD yapımı MQ-1 Predator ve MQ-9 Reaper modellerine benzer bir İHA olan TB2, orta irtifa yüksek dayanıklılık (MALE) İHA’sıdır.
ABD İHA’ları, Türk muadilleriyle kıyaslandığında, Türk İHA’ları, menzillerinin ABD yapımı olanlardan on kat daha fazla olduğundan tartışmasız daha ileri düzeyde. Aynı zamanda iki kat daha hızlı ve iki kat daha fazla silah taşıyabilecek kapasitede. Buna karşın ABD yapımı İHA’lar Türk yapımı İHA’lardan üç hatta dört kat daha pahalı. Batı ülkeleri tarafından geliştirilmiş bazı İHA’ların sadece mühimmatının, bir veya iki milyon dolardan daha az maliyetli olduğu tahmin edilen tam donanımlı bir TP2'den daha pahalıya mal olduğunu belirtmekte fayda var.
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), 2015 yılından itibaren PKK’ya karşı uzun süredir devam eden mücadelesinde İHA’ları kullanmaya başladı. Önceki üç yıl boyunca, yeni model İHA’lar Türkiye'nin PKK unsurlarının çoğunu Türk topraklarından çıkarmasına ve Irak'taki bazı liderleri de dahil olmak üzere çok sayıda PKK’lıyı etkisiz hale getirmesine olanak sağladı. Ankara, kısa bir süre sonra Suriye'de PKK’nın uzantısı olarak bilinen, çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Halk Savunma Birlikleri (YPG) üyelerine karşı da İHA’ları kullanmaya başladı. Bu strateji, Türkiye'nin güney ve güneydoğu sınırları üzerindeki kontrolünü güçlendirmesine ve sahada büyük askeri güçleri riske atmadan Suriye’nin kuzeyinde ve Irak'ta nüfuzunu artırmasına izin verdi. Ankara onlarca yıl sonra ilk kez PKK ile devam eden uzun mücadelede belirleyici bir avantaj elde edebildi.

İHA’lar dünyanın dört bir yayına satıldı
Bayraktar'ı Türk hükümetinin güvenlik öncelikleri için bu kadar vazgeçilmez kılan avantajları, kısa sürede yurt dışındaki birçok küçük ve orta ölçekteki güç için eşit derecede faydalı olduğunu kanıtladı. Artık bir ülke nispeten küçük bir yatırımla, çatışmanın dinamiklerini değiştirebilecek ya da isyancılara veya diğer güçlere karşı etkili bir caydırıcılık sağlayabilecek ölümcül bir askeri teknolojiye ulaşabiliyor. Türkiye, TB2 ihracatına 2017 yılında başladı. Beş yıl içinde, Avrupa'da; Arnavutluk, Polonya ve Ukrayna, Orta ve Güney Asya’da; Kırgızistan, Pakistan ve Türkmenistan, Afrika’da Etiyopya, Libya, Fas, Somali ve Tunus, Körfez’de; Katar ve Kafkasya’da; Azerbaycan gibi müttefikleri ve ortakları olmak üzere yaklaşık yirmi ülkeye İHA satışı gerçekleştirdi. Her ne kadar bu silah anlaşmaları ticaret ve jeopolitik bir karışımla yapılsa da her zaman Türkiye'nin stratejik çıkarlarının olduğu ülkelerle ilişkilendirildi.
Türk yapımı İHA’lar, bu anlaşmaların ardından, bazı ihtilafların seyrini değiştirdi. Libya'da, 2020 yılında Trablus'taki Türkiye destekli ve uluslararası kabul görmüş Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Rusya tarafından desteklenen Halife Hafter'in şiddetli saldırısını püskürtmeyi başardı. Aynı İHA’lar onlarca yıl boyunca Ermeni güçlerinin kontrolü altında olan tartışmalı Dağlık Karabağ bölgesinde Azerbaycan güçlerinin topraklarını geri almalarına yardımcı oldu. İHA’lar, Suriye'nin İdlib ilinde, muhalif güçlerin Şam yönetiminin kendilerini Türkiye'ye itmeyi amaçlayan saldırısını durdurmalarını sağladı. Etiyopya'da Addis Ababa hükümetine sağlanan Türk yapımı İHA’lar, Tigray bölgesindeki isyancılarla hükümet güçleri arasında çıkan iç savaşın gidişatını hükümet güçleri lehine döndürmeye yardımcı oldu. Tıpkı diğerlerinde olduğu gibi, Türkiye'nin Etiyopya'ya olan ilgisi sadece ticari değil. Ankara, Addis Ababa ile güçlü ilişkilerini, Türkiye’nin Afrika’daki nüfuzunu öne çıkarmanın ve bölgesel nüfuz için rekabet ettiği Mısır karşısında bir karşı rol oynama aracı olarak görüyor.

Türk yapımı İHA’ların çok taraflı ihtilaflardaki rolü
Türkiye'nin düşük ve orta gelirli ülkelere önde gelen İHA tedarikçisi olarak ortaya çıkması gücüne güç kattı ancak aynı zamanda yeni denklemler de yarattı. Esasen Etiyopya, Somali ve Tunus dahil olmak üzere bazı ülkeler, İHA’ları çalıştırmak için eksiksiz bir teknik sistem paketi edinmeden satın aldı. Sonuç olarak bu ülkeler iyi eğitimli ya da sayı bakımından daha üstün olan bir düşmana karşı kesin sonuçlar elde edemeyebilir ve bazen hata da yapabilirler.
Etiyopya hükümeti, ülkenin kuzeyinde Tigray bölgesindeki çatışmalarda Türk yapımı İHA’ların verdiği zaiyat nedeniyle ağır bir şekilde eleştirildi. Bu ve benzeri durumlar,  ABD'li bazı yetkililerin Türkiye'ye yönelik eleştirilerine katkıda bulundu.
Bunun yanında birbiriyle rekabet eden ülkeler üzerindeki etkisi daha da büyük bir sorun olabilir. Türkiye'nin Libya'daki gibi çatışmalara dahil olması, Mısır, Fransa ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) dahil olmak üzere muhaliflerini alarma geçirdi. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia kaynaklı analiz haberine göre Mayıs 2020'de, Türkiye menşeli İHA’lar Libya'daki iç savaşın gidişatını değiştirirken Mısır, Türkiye’nin Doğu Akdeniz'deki faaliyetlerine karşı siyasi koordinasyon, diplomasi ve deniz kuvvetleri aracılığıyla karşı koymak için Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Fransa ve Yunanistan ile gayri resmi bir ittifak kurdu. Son olarak ABD, Rusya'ya ve bir ölçüde Türkiye'ye ve bölgedeki artan askeri varlığına karşı bir önlem olarak Yunanistan'a yaptığı askeri yardımları artırdı.

Ukrayna ikilemi
Türkiye'nin insansız hava araçlarıyla diplomasisinin önemi ve belki de en tehlikeli boyutu Ukrayna'da ortaya çıktı. Kiev, 2019 yılında satın aldığı TB2 model İHA’ları ilk olarak 2021 yılında Donbass bölgesindeki Rusya destekli ayrılıkçılara karşı kullandı. Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ukrayna'ya karşı başlattığı savaşla birlikte bu silahlar ilk kez doğrudan Rus güçlerine karşı kullanıldığında daha tehlikeli hale geldi. Rusya tanklarına, obüslerine, askeri araçlarına ve hatta ikmal trenlerine 60'tan fazla başarılı TB2 saldırısı gerçekleştirildi. Bildirilmeyenlerle birlikte bu sayının çok daha yüksek olabileceği düşünülüyor. Bayraktar İHA’larının Kiev’in Moskova'ya karşı gücünü artırmasında oynadığı beklenmedik rol, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde önemli sonuçlar doğurdu. Ankara'nın NATO içindeki konumunu yıllardır görülmemiş bir düzeye yükseltti. Şu an Türkiye’nin Fransa dahil, önde gelen bazı Avrupa hükümetleriyle ilişkilerinde bir gelişme söz konusu.
BAYRAKTAR, RUSYA GEMİSİNİ YIKTI REUTERS.JPG
Bayraktar üretimi bir İHA, Yılan Adası yakınlarında bir Rus gemisinin batırılmasında rol oynadı (Reuters)
Ancak Ukrayna'daki İHA savaşı, Türkiye'nin Rusya ile aktif ilişkilerini sürdürme çabalarına dair yeni ve karmaşık soruları da gündeme getirdi. Aslında Türkiye, Karadeniz'den Suriye ve Azerbaycan'a kadar birden fazla bölgede Rusya ile karşı karşıya geldi, halen de geliyor. Yapılan değerlendirmeler Ankara’nın, Kiev'in stratejik olarak Moskova'nın kontrolüne girmemesi için elinden gelen her şeyi yapacağı yönünde. Bunun nedeni, Putin'in Ukrayna'ya yönelik saldırganlığının, Ankara'da, Türkiye’nin ezeli düşmanı olan Rusya'ya ilişkin bir gerçekçilik duygusunun olmasıdır. Ankara'nın şu an Ukrayna'ya ve Karadeniz'deki diğer ülkelere her zamankinden daha fazla değer verdiğini ve Karadeniz'in kuzeyinde kalan Rusya’ya karşı bir denge bloğu oluşturmada onları vazgeçilmez müttefikler olarak gördüğünü belirtmekte fayda var.
Ancak Putin, Ukrayna'nın bir kısmını işgal etmeyi başarırsa ya da başarısız olur ve bu başarısızlıktan Türkiye'yi sorumlu tutarsa, Türkiye'ye karşı yeni ve önemli bir baskı uygulayabilir. Putin, bu çerçevede örneğin, İdlib'den Türkiye'ye yoğun bir mülteci akışına neden olarak Ankara'nın Suriye'deki çıkarlarını hedef alabilir. Türkiye'de mülteci karşıtı duygular özellikle son zamanlarda iyice arttı. Bunun başlıca nedeni olarak ülkedeki ekonomik kriz gösteriliyor. Bu bağlamda eğer Türkiye’ye büyük bir mülteci akını olursa, Erdoğan’ın muhtemelen büyük bir baskı altına gireceği iddia ediliyor. Putin, Türkiye'nin Rusya'ya yönelik tarım ürünleri ihracatını kısıtlayarak, Rus turistlerin Türkiye'ye gitmesini yasaklayarak ya da Türkiye'ye doğalgaz tedarikini sonlandırarak Türkiye üzerinde ekonomik baskı da oluşturabilir. Bu tür hamleler Türkiye'nin ekonomik toparlanmasını baltalayabilir.

Türkiye ve Moskova-Kiev hattı
Ankara, Ukraynalıların silahlandırılmasındaki rolünü açıkça küçümsedi. Ukrayna'ya Bayraktar İHA’larını tedarik edenin Türk hükümeti değil, özel bir şirket olduğunu vurguladı. Kiev'e İHA tedarik eden bir ülke olmasına rağmen, diplomasi forumu düzenlemek de dahil olmak üzere Rusya-Ukrayna savaşında arabulucu olmaya çalıştı. Türkiye’nin tatil şehri Antalya’da 10 Mart'ta Ukrayna ve Rusya dışişleri bakanlarının da katılımıyla Antalya Diplomasi Forumu’nu gerçekleştirdi. Türkiye gerçekten de Rusya’nın zaferinden biraz daha az yenilgisinden korkuyor. Bunun nedeni kısmen Rusya'nın yararlı bir ticaret ortağı olması, kısmen de  (her ne kadar çıkarcı bir yaklaşım olsa da) Türkler ve Rusların Kafkasya, Libya ve Suriye'de yaptıkları uzlaşıların Rusya'nın yenilgisiyle tehlikeye girebilecek olmasıdır. Eğer Putin'in savaştan sonra Ukrayna'yı desteklediği için cezalandırılacak ülkeler listesi varsa, Baltık ülkeleri, Polonya, İngiltere ve ABD'den sonra Türkiye bu listenin ilk sıralarında yer alıyordur. Erdoğan'ın yeniden seçilmesi, Putin tarafından ekonomi ve hatta siber saldırılarla ilişkilendiriliyor.  
Dahası Erdoğan, Türkiye'nin ekonomisini canlandırmasına yardımcı olacak yatırımlar yapmalarını umduğu, yaptırım uygulanan Rus oligarkları Türkiye'ye çekmek istiyor. Bunun yanında Türkiye, Rusya'nın zenginliklerini korumak isteyen orta üstü sınıfı için de bir emlak piyasası haline gelebilir.  Yapılan yorumlar Erdoğan’ın bu yüzden Ukrayna'da, Putin'le diplomatik kanalları açık tutmaya ve Rusya ile olan ekonomik çıkarları korumaya çalışırken bile, Kiev'e sessizce askeri destek sunmaya yönelik bir strateji uyguladığı yönünde. Erdoğan, bu amaç doğrultusunda Batı'nın Rusya'ya yönelik yaptırımlarını desteklemeyi reddetti. Türkiye, Rusya’dan petrol satın almaya devam ediyor. Türkiye, Batı ülkelerinin aksine hava sahasını Rusya’dan yapılan sivil uçuşlara kapatmadı. Şimdilik bu iki taraflı strateji, Putin için kabul edilebilir olabilir. Eğer Erdoğan özellikle Putin’e ve Putin’i takip eden oligarklara ekonomik bir yaşam çizgisi sağlayabilirse, Rus liderin şu an için Türkiye ile gerilim yaşaması pek olası değil. Ancak Ukrayna'daki savaş uzarsa ve TB2 İHA’ları Rusya’nın amiral gemisi Moskova gibi önemli varlıklarını imha etmeye devam ederse Türkiye’nin, Rusya Donanmasına ait gemilerin Türk boğazlarından geçişini yasaklaması Ankara ve Moskova'nın doğrudan bir gerilime girme olasılığını artırabilir.

Otomatik olarak devreye giren dış ilişkiler
Ukrayna'daki savaş, Erdoğan hükümetine Batı ittifakının güçlü bir parçası olması için giderek daha fazla baskı yapsa da ABD ile ilişkiler özel bir zorluk olmaya devam ediyor. Türkiye’nin askeri teknolojisinin Ukrayna direnişindeki şaşırtıcı rolü, NATO içinde yeni bir alanda saygınlık kazanmasına ve mevcut konumunu güçlendirmesine katkıda bulundu. Rusya’nın Ukrayna işgalinin başlamasından bu yana, Erdoğan ile son dönemde siyasi çatışmalar yaşamasına rağmen Hollanda Başbakanı Mark Rutte da dahil olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinin lideri Ankara ile ilişkilerini yeniden kurdu. Ancak Erdoğan'ın uzun süredir iyi ilişkiler içinde olduğu ABD Başkanı Joe Biden tarafından kabul edilmesi gerekiyor.
Biden, 2013-2016 yılları arasında eski ABD Başkanı Barack Obama’nın yardımcısıyken, ABD tarafının Türkiye ile başlıca muhatabı olarak kabul ediliyordu. Ancak Erdoğan'ın Mısır'da 2013 yılındaki darbeden Obama'yı sorumlu tutmasıyla ilişkiler bozuldu. (Türkiye, Arap Baharı'nın ardından Mısır'da iktidara gelen Müslüman Kardeşler hükümetinin önemli bir müttefikiydi.) O dönem Erdoğan, ABD'nin, DEAŞ’ın yenilgiye uğratılmasında başlıca müttefiki olarak gördüğü ve PKK’ya yakınlığıyla bilinen YPG’ye verdiği destek yüzünden de Washington’a karşı öfkeliydi. Biden, desteğinin, ABD’nin bir politikası olarak nitelediği ‘taktiksel, geçici ve geçişli’ olacağına söz vermiş ve bu politikayı ‘el birliği’ gibi bir forma dönüştürmeyi amaçlamıştı. Biden ayrıca Erdoğan'ın ülke içindeki demokratik kurumlarla ilgili uygulamalarında da hayal kırıklığına uğradığını bildirdi. Erdoğan, ABD’nin Ortadoğu'daki stratejik ve siyasi önceliklerine meydan okurken, Obama yönetimine karşı giderek artan doğrudan eleştirilerde bulundu. Bu yüzden Biden, Erdoğan'ın son eleştirilerinden etkilenmedi. Rusya’nın Ukrayna işgalinin başlamasının üzerinden tam bir ay geçtikten sonra, mart ayı sonlarında Brüksel'deki NATO zirvesinde Biden, Erdoğan ile bir araya gelmedi.
Türkiye'nin Ukrayna'nın Rus saldırılarına karşı direnişine sunduğu katkı, dış politikasını Batı'ya daha yakın bir şekilde yeniden düzenlemiş olsa da yapılan değerlendirmeler Biden ve bazı Avrupalı liderlerin Erdoğan karşıtlığının, Ankara ile herhangi bir yakınlaşmayı 2023 seçimlerine kadar erteleyebileceği yönünde. Bu aynı zamanda Erdoğan için bir tehlike arz ediyor. Erdoğan'ın hisseleri, İHA bağlantılı diplomasisi ve Ukrayna'ya verdiği kritik destek sonucunda şimdilik yükselmiş görünüyor. Fakat 2023 yılındaki seçimlere rağmen önümüzdeki yıl Türkiye ekonomisi toparlanıp çift haneli bir büyüme oranı kaydetmedikçe, Erdoğan’ın yeniden seçilme ihtimaline ilişkin şüpheler mevcut. İHA’lar Türkiye'ye uluslararası politikada yeteneklerinin ötesine geçme imkânı verirken, Putin’le karşı karşıya gelmesi nedeniyle ekonomisi daha da çökerse piyasalar ülkeden çekinebilir. Bu nedenle kaznılan nüfuz da heba edilebilir.



Türkiye, ABD yaptırımları kapsamında İranlı Bank Mellat'ın lisansını iptal etti

İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
TT

Türkiye, ABD yaptırımları kapsamında İranlı Bank Mellat'ın lisansını iptal etti

İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)

Türkiye, yıllardır Batı yaptırımlarına tabi olan İran’ın Mellat Bankasının faaliyet lisansını iptal etti. Kararın, İran bankacılık sistemine yönelik baskıyı artırmayı amaçladığı ve Washington’ın Tahran’a karşı ekonomik baskısını artırdığı bir dönemde ABD’nin artan baskılarına yanıt niteliği taşıdığı belirtildi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), lisansın iptaline ilişkin kararını, Washington’ın Devrim Muhafızları ile bağlantıları olduğu şüphesiyle Türk Golden Global Bank’a yaptırım uygulamasından iki hafta sonra aldı. Banka ise söz konusu suçlamaları reddetti.

Karar ayrıca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump’ın New York’ta salı günü başlayacak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında gerçekleştirmesi beklenen görüşmenin hemen öncesinde alındı.

Merkezi Tahran’da bulunan Mellat Bank, OpenSanctions adlı ve yaptırım uygulanan kuruluşların izlenmesine olanak sağlayan açık veri tabanına göre, “İran hükümetine mali destek sağladığı” gerekçesiyle ABD, Avrupa Birliği ve İngiltere’nin yaptırımlarına tabi. Aynı kaynağa göre İran hükümeti, bankanın en büyük hissedarları arasında yer alıyor.

Mellat Bank, İran’ın en büyük ve en eski ticari bankalarından biri. 1980 yılında kurulan bankanın ülke genelinde 1.000’den fazla şubesi bulunuyor.

BDDK, kararını Bankacılık Kanunu’nun “B-71” maddesine dayandırdı. Söz konusu madde, bankanın faaliyetlerini sürdürmesinin “mevduat sahiplerinin ve hissedarların haklarını, finansal sistemin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğinin” tespit edilmesi halinde lisansın iptal edilmesine olanak tanıyor.

Görsel kaldırıldı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 24 Ağustos’ta İran’a yönelik yaptırımların sıkılaştırıldığını duyurduğu basın toplantısında. (Reuters)

Batılı ülkeler, İran’ın nükleer silah elde etmeye çalıştığı yönündeki suçlamalar kapsamında daha önce Mellat Bank’a yaptırım uygulamıştı. Tahran ise bu suçlamaları reddediyor. Söz konusu yaptırımlar, İran’ın nükleer programına ilişkin 2015 tarihli uluslararası anlaşma kapsamında daha sonra kaldırılmış, ancak ABD Mayıs 2018’de anlaşmadan tek taraflı olarak çekilerek Tahran’a yönelik ağır yaptırımları yeniden yürürlüğe koymuştu.

Türkiye’nin son adımının, onlarca yıldır uygulanan uluslararası yaptırımların İran bankacılık sistemini küresel finans sisteminden büyük ölçüde izole ettiği bir dönemde, ülkenin bankacılık sektörüne yönelik baskıyı daha da artırması bekleniyor.

Karar, Washington’ın Tahran’a karşı yürüttüğü “ekonomik savaş” kapsamında Ankara üzerindeki finansal ve bankacılık akışlarını denetleme yönündeki baskısının arttığı bir döneme denk geldi.

ABD Hazine Bakanlığının Golden Global Bank’a yaptırım uygulamasının ardından Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ankara’nın “terörün finansmanı ve her türlü yasa dışı finansmanla mücadele” konusunda kararlı olduğunu belirtti. Şimşek ayrıca Türk şirketlerine yaptırımlardan kaçınmak için gerekli tedbirleri almaları çağrısında bulundu.

Washington kısa süre önce, aralarında İran merkezli sivil havayolu şirketi Mahan Air ile iş birliği yapmakla suçlanan üç Türk şirketinin de bulunduğu 36 kuruluşu yaptırım listesine aldı. Mahan Air ayrıca İran Devrim Muhafızları’na destek sağlamakla suçlanıyor.

Şarku’l Avsat’ın İran’ın yarı resmi Öğrenciler Haber Ajansı’ndan (ISNA) aktardığına göre Mahan Air, bu hafta Türk makamlarının talebi üzerine 21 Eylül’den itibaren Türkiye’ye uçuşlarını askıya alacağını açıkladı.

İran, şubat ayının sonlarında başlayan ve ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan bir savaşın içinde bulunuyor. Çatışmalar daha sonra Ortadoğu’nun diğer bölgelerine de yayıldı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Financial Times gazetesinde yayımlanan bir makalesinde Washington’ın İran’a karşı “şimdiye kadarki en büyük ekonomik saldırıyı” başlatacağını yazmıştı. Bessent, bu girişimi Normandiya Çıkarması’na, İngilizcede “D-Day” olarak bilinen operasyona benzetirken, bu çabalara katılmayan ülkelere ikincil yaptırımlar uygulanacağı uyarısında bulunmuştu.


Polonya Başbakanı, Rusya'ya meydan okudu: "Tek karış toprak vermeyeceğiz"

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
TT

Polonya Başbakanı, Rusya'ya meydan okudu: "Tek karış toprak vermeyeceğiz"

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)

Maira Butt 

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Rusya'yla gelecekte yaşanabilecek herhangi bir çatışmada ülkesinin hiçbir şekilde toprak vermeyeceğini vurguladı.

Bu açıklama, Tusk'un perşembe günü Kremlin'in Ukrayna'yı destekleyen Avrupa ülkelerine drone ve roketlerle hibrit saldırılar düzenlemeyi planladığı uyarısında bulunmasından kısa süre sonra geldi.

Tusk, perşembe günü X'te "Biz toprak kaybedebilecek bir milletiz ancak ruhumuzu asla kaybetmeyeceğiz; topraklarımızdan vazgeçebiliriz ama vatanımızdan asla vazgeçmeyeceğiz" diyen Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'ye yanıt veriyordu.

Başbakan, "Sayın Cumhurbaşkanım, bu paylaşımı silmenizi öneririm. Topraklarımızın en küçük parçasından bile vazgeçmeye niyetimiz yok" diye cevap verdi.

Daha sonra X'te paylaştığı bir videoyla bu tutumunu pekiştiren Tusk, "Müttefiklerimize olan sadakatimiz ve kararlılığımız; işte ortak gücümüz budur. Tek bir karış toprak bile vermeyeceğiz" dedi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'yle görüşmek üzere perşembe günü Ukrayna'ya giden Polonya lideri, "onları zorlu haftalar ve ayların beklediği" uyarısında bulunmuştu.

Rusya'ya atfedilen bir dizi hava sahası ihlalinin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in hibrit saldırılarını NATO ülkelerine de taşıyabileceği endişesiyle Avrupa genelinde gerginlik tırmanıyor.

NATO'nun doğu kanadındaki savunmanın güçlendirilmesi çağrıları yapan Tusk, geçen yıl eylülde uçuşa yasak bölge ilan edilmesini de istemişti.

Tusk perşembe günü yaptığı açıklamada, "Drone veya diğer türdeki mermilerin doğu kanadındaki bir veya birkaç ülkenin topraklarına girme, hatta yıkıma yol açma riski gerçekten var" uyarısında bulunmuştu.

Resmi açıklamada bunun bir kaza olduğu ve NATO'nun karşılık vermeyi düşünmesi için hiçbir neden bulunmadığı söylenecek.

Polonya Savunma Bakan Yardımcısı Magdalena Sobkowiak-Czarnecka, ABD Başkanı Donald Trump'ın bu çalışmalarda ilerleme kaydedildiğini belirtmesinin ardından, ülkenin batısına olası bir kalıcı ABD askeri üssünün kurulacağını cuma günü söylemişti.

Görsel kaldırıldı.
Donald Tusk, X’te "Hepimizi zorlu haftalar ve aylar var bekliyor" diye yazdı. "Bugün, Ukrayna’da dayanışmamızı gösteriyoruz." (X/DonaldTusk)


Diğer yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Ukrayna'daki savaşın ve Ortadoğu krizinin ülkesindeki yakıt fiyatları üzerindeki etkisini görüşmek üzere acil bir toplantı düzenlemişti.

Rusya, Avrupa'yla savaşmak istemediğini vurgulasa da Putin daha önce Moskova'nın "savaşmaya hazır" olduğunu iddia etmişti. Önceki günlerde deneyimli Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya'yla Avrupa arasında çıkacak herhangi bir çatışmanın "çok kısa" süreceği uyarısını paylaşmıştı.

CIA Direktörü John Ratcliffe, geçen ay Moskova'ya nadir bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bu, 2022'de ülkenin Ukrayna'yı istila etmesinden birkaç hafta önce selefinin yaptığı ziyaretten sonra gerçekleşen ilk ziyaretti.

Konu hakkında bilgi sahibi kaynaklar, CBS News ve Wall Street Journal'a yaptıkları açıklamada Ratcliffe'in bu geziyi Rusya'yı NATO'ya saldırmaması yönünde uyarmak amacıyla gerçekleştirdiğini söylemişti.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, "korkutma senaryoları" diye nitelediği bu iddiaların "gerçeklikle hiçbir ilgisi olmadığını" belirtmiş ve Moskova'nın, "Avrupa ülkelerinden kendisine yönelik çok agresif bir politikayla karşı karşıya olduğunu" eklemişti.

 Independent Türkçe,independent.co.uk/news


Savaşlar neden çıkar ve nasıl bitmek bilmeyen kâbuslara dönüşür?

İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
TT

Savaşlar neden çıkar ve nasıl bitmek bilmeyen kâbuslara dönüşür?

İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)

Antoine el-Hac

Bir devlet savaşa nadiren yenileceğini düşünerek girer ya da başlattığı çatışmanın uzun sürecek bir kâbusa ve sonu gelmeyen bir tünele dönüşeceğini öngörür. Buna rağmen görünen o ki hiç kimse ders çıkarmıyor; tarih, daha doğrusu insan kendini tekrarlıyor. O an için hesaplı ve üzerinde düşünülmüş görünen kararlar, zamanla yıpratma savaşlarına, değişen hedeflere ve siyasi ve stratejik açıdan ağır bedeller ödemeden geri adım atamaz hale gelen liderlere yol açabiliyor.

Uluslararası ilişkiler alanında önde gelen gerçekçilik teorisyenlerinden Amerikalı Profesör Stephen M. Walt, yıkıcı savaşların genellikle bir anda ortaya çıkmadığını ve tam anlamıyla sürpriz olmadığını belirtiyor. Walt’a göre bu savaşlar çoğunlukla stratejik hesap hatalarının art arda gelmesinin sonucu. Süreç, rakibin ve sahip olduğu kapasitenin yanlış değerlendirilmesiyle başlıyor; ardından taraflı tavsiyeler, gizli hedefler ve geri adım atmayı devam etmekten daha zor hale getiren siyasi baskılarla durum daha da ağırlaşıyor.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’e düşen bir Rus füzesinin açtığı çukur (AP)
Ukrayna’nın başkenti Kiev’e düşen bir Rus füzesinin açtığı çukur (AP)

Tehlike işaretleri

İlk tehlike işareti cehalet. Zira askerî güç, müdahale edilen toplumu anlamak anlamına gelmeyebilir. Askerî açıdan üstün bir devlet, rakibinin ordusu hakkında ayrıntılı ve doğru bilgilere sahip olabilir ancak rakibinin tarihini, siyasi ve toplumsal yapısını, direnme kapasitesini ya da coğrafi olarak çevresindeki güçlerin vereceği tepkilerin niteliğini bilmeyebilir. Çelişki de burada başlar: Muharebeyi kazanmak mümkün olabilir ancak bunun sonuçlarını öngörmek ve süreci kontrol altında tutmak imkânsız hale gelebilir...

Savaşa giden yolda, karar alıcıya danışmanlık yapan tüm taraflar aynı konumdan hareket etmez. Bazılarının, başarı ihtimalini olduğundan büyük göstermesine ve riskleri küçümsemesine yol açan ideolojik, ekonomik veya jeopolitik çıkarları bulunabilir. Çoğu zaman liderler, duymak istediklerini teyit eden iyimser değerlendirmelere, sağduyulu uyarılardan daha fazla itibar etme eğiliminde olur.

ABD’nin USS George Washington uçak gemisindeki uçaklar (AFP)
ABD’nin USS George Washington uçak gemisindeki uçaklar (AFP)

Ardından kırılgan ve değişken hedefler sorunu ortaya çıkar. Savaş, sınırlı bir hedefle ya da bu hedefe hızlı ve düşük bir maliyetle ulaşılabileceği düşüncesiyle başlayabilir. Ancak süreç tıkandığında görev de değişir. Başlangıçta rejimi devirmek olarak belirlenen hedef, zamanla yeni bir düzen kurma çabasına dönüşür; kısa süreli olması planlanan askerî operasyon ise uzun soluklu bir siyasi projeye evrilir. Böylece savaş, başlangıçtaki hedefin anlamını ve netliğini yitirmesinin ardından dahi devam eder.

Tırmanma sarmalı

En tehlikeli aşama, savaşın tırmanma sarmalına girmesiyle başlar. Kayıplar arttıkça başarısızlığı kabul etmenin siyasi maliyeti de yükselir. Liderler, bir önceki turun başaramadığını bir sonraki turun başaracağı umuduyla geri adım atmak yerine riski artırmaya başlar. İç siyasi baskılar ile dış gerilim birbirine eklenir ve sonunda geri çekilmek, çatışmayı sürdürmekten daha ağır bir seçenek haline gelir.

Ancak bu dinamik tek başına dünyanın neden daha fazla çatışmaya sürüklendiğini açıklamıyor. Bunun altında daha derin etkenler de bulunuyor: korku ve belirsizlik, rakibin niyetlerinin ve karşılık verme kapasitesinin yanlış değerlendirilmesi, uluslararası sistemin hâkim bir güçten yükselen başka bir güce geçişine eşlik eden güç mücadeleleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan Tukidides Tuzağı. Ayrıca yeterli siyasi kısıtlamayla karşılaşmayan liderler de bulunuyor. Bu durumda kişisel ihtişam arayışı, ideoloji veya intikam arzusu savaş hesaplarının bir parçası haline gelebiliyor.

Tehlike, uluslararası sistemin kurallarının kendisi aşınmaya başladığında daha da büyüyor. Büyük güçlerin anlaşmazlıklarını yönetmelerine yardımcı olması beklenen kurallar ve kurumlar, güçlü devletlerin bunları görmezden gelmesi ya da seçici biçimde uygulaması halinde etkisini yitiriyor. Kurallara ve kurumlara duyulan güven azaldıkça yanlış hesap yapma ihtimali artıyor ve bir krizden diğerine geçiş daha da hızlanıyor.

Savaşların sonu

Büyük savaşların sonu, zaferin çatışmaların her zaman sona erdiği yol olmadığını gösteriyor. Savaş, İkinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi taraflardan birinin tamamen askerî yenilgiye uğraması ve çökmesiyle sonuçlanabilir. Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi yıpranma ve askerî-siyasi çöküşle de sona erebilir. 1953’te Kore Yarımadası’nda olduğu gibi çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmayan müzakere edilmiş bir anlaşmayla da durabilir. Büyük güçler arasındaki uzun süreli çatışmalar ise 1991’de Sovyetler Birliği örneğinde olduğu gibi taraflardan birinin kendi içinde yaşadığı çöküşle sona erebilir.

Polonya ordusunun eğitim tatbikatı sırasında bir helikopter ve tanklar (AFP)
Polonya ordusunun eğitim tatbikatı sırasında bir helikopter ve tanklar (AFP)

Gerçekte savaşın nasıl sona erdiği, kimi zaman sona ermesinin kendisinden daha önemli olabilir. Zira ağır veya dengesiz anlaşmalar, bir sonraki çatışmanın tohumlarını ekebilir. Bu nedenle savaşın sona ermesi, savaşın nedenlerinin de ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Acil soru

Bugün en acil soru şu: Dünya üçüncü bir dünya savaşına doğru mu ilerliyor?

Bunun kesin bir yanıtı yok ancak bu sorunun gündeme gelmesini haklı kılan göstergeler giderek daha belirgin hale geliyor. Zira çatışmalar arasındaki sınırlar hiç olmadığı kadar bulanıklaştı. Bu nedenle Ukrayna’daki savaş, ABD-Çin rekabeti, Ortadoğu’daki gerilim ile nüfuz, enerji ve teknoloji üzerindeki mücadelelerin tümü aynı uluslararası ortam içerisinde hareket ediyor ve aralarındaki temas noktaları giderek artıyor.

Bununla birlikte üzerinde durulması gereken bir paradoks bulunuyor. Çin, son on yıllarda ABD ve Rusya ile karşılaştırıldığında geniş çaplı kara savaşlarına doğrudan müdahil olma konusunda daha temkinli bir tutum sergiledi. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu durum, Çin’in çatışmalardan uzak durduğu veya güç kullanmayı reddettiği anlamına gelmiyor. Aksine Çin’in ekonomi, ticaret, teknoloji, siyasi nüfuz ve uzun vadeli stratejik baskı gibi diğer araçlara daha fazla başvurduğuna işaret ediyor.

Krizlerin arttığı ve çıkarların birbiriyle kesiştiği bir dünyada en büyük tehlike, bir liderin bilinçli olarak dünya savaşı başlatmaya karar vermesi olmayabilir. Asıl tehlike, eksik bilgilere, yanlış değerlendirmelere ve siyasi baskılara dayanan bir dizi küçük kararın alınması ve her aşamada geri adım atmanın bir önceki aşamaya kıyasla daha zor hale gelmesi olabilir.

Zira büyük savaşlar her zaman büyük bir kararla başlamaz. Bazen küçük bir hatayla başlar; hatta kimi zaman bir hata yaşanmış izlenimi verecek şekilde planlanmış bir olayla. Ve olayın gerçekleştiği anda bunun nereye varacağını hiç kimse bilmiyor olabilir.

İki Çin savaş uçağı (Arşiv – Reuters)
İki Çin savaş uçağı (Arşiv – Reuters)

Savaş hakkında söylenenler

- Prusya’dan Carl von Clausewitz (1780-1831) savaşı felsefi açıdan devlet politikasının rasyonel bir aracı olarak tanımladı ve savaşı basitçe ‘politikanın başka araçlarla devamı’ olarak nitelendirdi.

- Alman filozof Immanuel Kant (1724-1804), “Kalıcı barış, uluslararası ticaretin geliştirilmesi, anayasal cumhuriyetler ve liderleri savaşın maliyetleri konusunda temkinli olmaya zorlayan özgür devletler federasyonları aracılığıyla sağlanabilir” dedi. Kant, ‘Ebedi Barış Üzerine Felsefi Bir Tasarı’ adlı eserinde savaşın, hak yerine güce dayandığı için sonuçsuz ve anlamsız bir kısır döngü olduğunu savundu.

- Hollandalı filozof Erasmus (1466-1536), “Adaletsiz bir barış, en adil savaştan daha iyidir” dedi.

- Taoist felsefede, ‘Tao Te Ching’ adlı eserde askerî zaferlerin başarı değil, trajedi olduğu ifade edilir ve “Zaferden sevinç duyan, insanların katledilmesinden sevinç duyar” denir. Taoizm, savaşı doğal düzende meydana gelen ve yalnızca daha fazla şiddete yol açan bir bozulma olarak görür.

- Fransız Aydınlanma düşünürü Voltaire, ‘Felsefe Sözlüğü’ adlı eserinde savaşı alaya alarak onu yalnızca sefalete yol açan ‘kahramanca bir katliam’ olarak nitelendirdi. Voltaire ayrıca, iktidarın emirleri doğrultusunda binlerce masum komşunun öldürülmesinin herhangi bir zamanda faydalı veya şanlı bir eylem olarak görülebileceği düşüncesiyle de alay etti.

- Varoluşçu felsefenin öncülerinden Fransız filozof Jean-Paul Sartre, savaşın anlamsızlığını vurgulayarak “Zenginler savaştığında, yoksullar ölür” sözünü kaleme aldı. Sartre, savaşı sıradan insanların manipüle edilerek ölüme sürüklendiği ve sonunda yalnızca iktidara hizmet eden soyut kavramlar uğruna hayatlarını feda etmeye yönlendirildiği faydasız bir uygulama olarak görüyordu.