Rusya, Ukrayna savaşında nükleer silah kullanabilir mi?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (Reuters)
TT

Rusya, Ukrayna savaşında nükleer silah kullanabilir mi?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (Reuters)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus ordusunun Ukrayna’yı işgale başlamasının ardından çatışmaya müdahale eden herhangi bir ülkeye karşı bir nükleer saldırıda bulunma olasılığını dolaylı olarak gündeme getirdi.
Reuters’da yer alan analizde, Putin’in nükleer silah kullanma olasılığına dair bazı kilit meseleler yer aldı.

Rusya, Ukrayna savaşında nükleer silahlar hakkında ne yorum yaptı?
Putin, 24 Şubat’ta Ukrayna’nın işgalini ilan ettiği bir konuşmada, ‘özel askeri operasyon’ dediği adıma Batı’nın müdahale etmesi halinde karşılık olarak nükleer silah kullanabileceğine dair dolaylı ama açık bir şekilde uyarıda bulundu.
Rus lider konuşmasında, “Yolumuza kim çıkmaya çalışırsa veya ülkemiz ve halkımız için kim tehditler yaratırsa, Rusya’nın yanıt vereceğini ve sonuçların tüm tarihinizde görmediğiniz gibi olacağını bilmelidir. Bugünün Rusya’sı en güçlü nükleer devletlerden biri olmaya devam ediyor” dedi.

Putin, bundan üç gün sonra 27 Şubat’ta ise, NATO liderlerinin agresif açıklamalarını ve Batı’nın Moskova’ya karşı ekonomik yaptırımlarını gerekçe göstererek, askeri komutanlığına Rusya’nın nükleer caydırıcı güçlerini ‘yüksek alarma’ geçirme emri verdi.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da nükleer savaş riskinden bahsetti, ancak Moskova’nın nükleer savaş riskini önlemek için elinden geleni yaptığını söyledi.
Lavrov, geçtiğimiz ay Rus basınına verdiği demeçte, “Şu anda bu konuda belirgin bir risk var. Tehlike ciddi ve gerçek. Bunu hafife almamalıyız” dedi.
Washington, Rus nükleer kuvvetlerinin yüksek alarmda olduğunu gösteren herhangi bir eylem görmediğini ifade etti.
Ancak Batılı uzmanlar ve yetkililer, Putin’in kendisini Ukrayna’da kapana kısılmış hissetmesi veya NATO’nun savaşa girmesi halinde nükleer silah kullanma riski göz önüne alındığında, Rusya tarafından gelen bu yorumları yalnızca ‘boş bir tehdit’ olarak görmeme konusunda uyardı.

Batı, Putin’in üstü kapalı tehditlerine ne yanıt verdi?
ABD’li yetkililer, Putin’in Rus nükleer kuvvetlerini yüksek alarma geçirme konusundaki yorumlarını tehlikeli, tırmandırıcı ve tamamen kabul edilemez olarak nitelendirirken, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Rusları saldırgan ve sorumsuz olmakla eleştirdi.
ABD Başkanı Joe Biden, 28 Şubat’ta ABD’lilere Rusya ile bir nükleer savaş konusunda endişelenmemelerini söyledi. 
Biden, ABD vatandaşlarının bir nükleer savaşın patlak vereceği konusunda endişelenmesi gerekip gerekmediğine ilişkin sorulan bir soruya “Hayır’ yanıtını verdi.

Rusya’nın nükleer silah kullanma şansı nedir?
Biden’ın yorumu, ABD’li uzmanlar ve Batılı yetkililerin Rusya’nın Ukrayna savaşında nükleer silah kullanma şansının son derece düşük olduğu yönündeki yaygın görüşünü yansıtıyor gibi görünüyor.
Foreign Affairs dergisinin eski editörü Gideon Rose geçen hafta şöyle yazdı;
“1945’ten beri nükleer güce sahip her lider, savaşta nükleer silahların kullanımını geçerli nedenlerle reddetti. Pragmatik bir şekilde davrandığı için Putin bir istisna olmayacak.”

Sarmat füzesinin tahribat alanı yaklaşık 400 bin kilometre (Reuters)
Batılı uzmanlar ve diplomatlar, Rusya’nın nükleer saldırı başlatma tehdidinin asıl amacının Washington ve NATO müttefiklerini doğrudan savaşa katılmaktan caydırmak olduğuna dikkati çekti.
Konunun hassasiyeti nedeniyle isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan Batılı bir diplomat, “(Ruslar) Güvenilir değiller. Batı’yı sindirmeye çalışıyorlar” dedi.

Rusya nükleer silahı nasıl kullanabilir?
Batılı ülkeler işgalden bu yana Ukrayna’ya silah sağlarken, Biden geçen yıl ABD birliklerini Ukrayna’da karaya çıkarmanın ‘masada olmadığını’ söyledi.
ABD ve müttefikleri, nükleer bir çatışmayı ateşleyebilecek herhangi bir şey yapmak şöyle dursun, Rusya ile konvansiyonel bir savaşa bile girmek istemiyor.
Bununla birlikte, Ukrayna’da nükleer silah kullanılması Rus güçlerini tehlikeye atabilir ve Rusya topraklarında radyoaktif bir etkiye yol açabilir.

Batı nasıl yanıt verebilir?
Bazı analistler, Washington’un ABD müttefiklerine zarar verebilecek, Avrupa’yı veya ABD’yi riske atacak daha fazla nükleer tırmanışa yol açabilecek nükleer bir karşı saldırı yerine geleneksel bir askeri yanıtı tercih edebileceğini söyledi.
Halkı silahların kontrolü konusunda eğitmeyi amaçlayan kar amacı gütmeyen bir grup olan Arms Control Association’dan Daryl Kimball şunları söyledi;
“Bunun yerine benim önereceğim şey, ABD ve NATO’nun Rusya’yı daha fazla izole etmek için ezici bir konvansiyonel askeri, siyasi ve diplomatik güçle karşılık vermesi ve nükleer savaşa kaymadan çatışmayı sona erdirmeye çalışmasıdır.”

Bir Rus saldırısı nükleer manzarayı nasıl değiştirebilir?
NATO, gelecekte Rus füzelerini düşürmek için Polonya ve Romanya’daki ABD yapımı balistik füze kalkanını yeniden tasarlamaya çalışabilir.
NATO uzun zamandır mevcut tasarımın İran, Suriye ve Ortadoğu’daki aktörlerden gelen füzelere karşı koymayı amaçladığını söylüyor.
Bir Rus saldırısının Hindistan ve Pakistan gibi diğer nükleer devletlerin bu tür silahları kullanma olasılığını artırıp artırmayacağı belirsizliğini koruyor. 
Uzmanlar, olası bir kimyasal saldırı küresel kınamaya yol açarsa, bunun başkalarının nükleer silah kullanma şansını azaltabileceğini söyledi.



ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

ABD ve İran arasında karşılıklı tehditlerin sürdüğü bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump’ın salı akşamı sona erecek olan süresinin yaklaşması ve bunun beraberinde getireceği benzeri görülmemiş bir gerginlik artışıyla birlikte, Ortadoğu bölgesinde gerginliği yatıştırmaya yönelik yoğun bölgesel girişimler yaşanıyor.

ABD kaynaklarından sızan bilgiler, bu çabaların İran'da 45 günlük kısmi ateşkes anlaşması sağlanmasına yönelik olduğuna işaret etti. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlara göre ise bu çabalar, 28 Şubat'tan bu yana süren bu şiddetli savaşı durdurmak için üçlü arabuluculuğun sahip olduğu bölgesel ağırlık ve uluslararası istek göz önüne alındığında Trump'ın son tarihini uzatarak veya geçici bir durdurma sağlayarak ilerleme kaydetme umuduyla daha önce eşi ve benzeri görülmemiş tehditler altında yürütülen baskı diplomasisi çerçevesinde değerlendiriliyor.

Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)

ABD ve İran, arabulucular aracılığıyla, Mısır, Türkiye ve Pakistan aracılığıyla, 45 günlük olası bir ateşkesin şartları hakkında görüşmeler yürütüyor. Bu ateşkes, savaşın kalıcı olarak sona ermesine yol açabilir. Görüşmelerden haberdar olan ve ABD merkezli haber sitesi Axios’a konuşan ABD'li, İsrailli ve bölge ülkelerinden dört kaynak dün yaptıkları açıklamalarda, bu istişareleri ‘son şans’ olarak nitelendirdi.

Reuters ise dün, İran ve ABD'nin düşmanlıkların sona erdirilmesine yönelik bir teklif aldığını doğruladı.

Mısır'ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi'nin değerlendirmesine göre Mısır, Türkiye ve Pakistan'ın öncülüğündeki arabuluculuk, caydırıcılık hesaplarının yatıştırma baskılarıyla kesiştiği, son derece hassas bir bölgesel anın izlerini ortaya koyuyor ve bu da müzakere dengelerini yeniden düzenlemek ve bölgesel çerçeveyi aşabilecek daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyi önlemek için zaman kazanmak amacıyla yapılıyor.

Üçlü arabuluculuğun, sürece dahil olan tarafların niteliği nedeniyle özel bir öneme sahip olduğunu düşünen Hicazi, "Mısır, bölgesel krizlerin yönetilmesinde geleneksel bir ağırlığa sahipken, Türkiye çeşitli aktörlerle karmaşık iletişim kanallarına sahip. Pakistan ise Tahran ile iletişimde son derece hassas bir rol üstleniyor. Bu durum, çok yönlü bir diplomatik mimariyi yansıtıyor. Ancak savaşın tarafları arasında asgari düzeyde dahi stratejik bir uzlaşının olmaması, bu çabayı krizin çözümünden çok, kriz yönetimine yaklaştırıyor” değerlendirmesinde bulundu.

İran Politika Analizi Arap Forumu Başkanı ve İran uzmanı Muhammed Muhsin Ebu’n-Nur, bu girişimin kriz yönetimi modelinde önemli bir dönüşümü yansıttığını, zira uluslararası ve bölgesel güçlerin gerginliği geleneksel ikili kanallar yerine çok taraflı bir format aracılığıyla kontrol altına almaya çalıştığını belirtti. Ebu'n-Nur, girişimin sadece geçici bir ateşkes hedeflemediğini, aynı zamanda küresel enerjinin en önemli arterlerinden birinde gerilimi kontrol altına almak için daha geniş kapsamlı düzenlemeler oluşturmayı amaçladığını da vurguladı.

Müzakere sürecinin sonuçları merakla beklenirken, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Mısır Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Sisi bu görüşmede, Mısır'ın savaşı durdurmaya yönelik çabalarını gözden geçirdi ve bu hedefe ulaşmak için uluslararası ve bölgesel çabaların birleştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Mısır'ın kardeş Arap ülkelerine yönelik saldırıları kesin bir dille kınadığını, bu ülkelerin egemenliğine, istikrarına ve halklarının kaynaklarına yönelik her türlü müdahaleyi reddettiğini vurgulayan Sisi, Mısır'ın bu kardeş Arap ülkeleri destekleme konusundaki kararlı tutumunu bir kez daha teyit etti.

Mısır Temsilciler Meclisi üyesi Mustafa Bekri ise dün sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Mısır'ın Türkiye ve Pakistan ile birlikte gösterdiği çabaları ‘bölgeyi yıkıcı savaş selinden kurtarmak için son dakika girişimleri’ olarak nitelendirdi. Bekri, ‘önümüzdeki saatlerin belirleyici olacağını’ ifade etti.

Mısır’ın bu tür girişimlerde oynayacağı rolün belirleyici olmaya aday olduğunu düşünen İran uzmanı Ebu’n-Nur’a göre Mısır, çatışan taraflar arasındaki iletişim kanallarını yönetme konusunda uzun yıllara dayanan bir deneyime sahip olmasının yanı sıra hem ABD hem de Körfez ülkeleriyle dengeli bir ilişki ağına sahip ve İran ile de doğrudan iletişim kanallarını açık tutmaya devam ediyor.

Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)

Şarku'l Avsat'ın İran resmi haber ajansı IRNA'dan aktardığına göre Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi dün “Savaşın sona ermesini ve tekrarlanmamasını istiyoruz”ifadesini kullandı. IRNA’nın haberine göre geçici ateşkes istemediklerini belirten Bekayi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı açmaması halinde salı akşamı İran'ın ana altyapısını bombalayacağı yönündeki tehdidine atıfla, herhangi bir diplomatik görüşmenin ‘savaş suçu işleme uyarıları ve tehditleriyle tamamen çeliştiğini’ ifade etti.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı bir paylaşımda, “Salı günü İran'da hem 'Elektrik Santrali Günü hem de Köprü Günü' olacak” ifadelerini kullandı. İran'ın altyapısını hedef alan olası geniş çaplı saldırılar düzenleneceğini ima eden Trump, “Bunun benzeri bir şey olmayacak” dedi. Müzakere yolunun açık olduğunu da belirten Trump, Fox News'e verdiği röportajda, dolaylı temasların devam ettiği bir ortamda anlaşmaya varılması için ‘iyi bir şans’ olduğunu söyledi.

Anlaşmazlıklar devam ederken kısmi bir anlaşmaya varılma olasılığından söz etmenin sadece siyasi iradeyle ilgili bir mesele olmadığını, özellikle de üçlü arabuluculuk çerçevesinde diplomasiye son bir şans tanınması yönünde bir adım da olduğunu düşünen Büyükelçi Hicazi, ancak bunun, ‘zorlayıcı diplomasi’ çerçevesi içinde değerlendirilebileceğini kaydetti. Askeri tehditlerin, tarafları müzakereye itmek için kullanıldığını belirten Hicazi, fakat bunun uzlaşı koşullarının mevcut olduğu anlamına gelmediğini vurguladı.

Hicazi’ye göre şimdiye kadar elde edilen veriler, önümüzdeki birkaç saat içinde tarafların tutumlarında niteliksel bir dönüşüm yaşanmadığı sürece, bölgenin sürdürülebilir bir sükûnet sürecine girmekten ziyade, kontrollü bir gerginlik yönetimine daha yakın olduğunu gösteriyor.

Öte yandan Ebu’n-Nur, İran'ın ‘hesaplı bir tereddüt’ içinde olduğunu, bunun amacının sunulan garantilerin ciddiyetini test etmek ya da müzakere koşullarını iyileştirmek olabileceğini, buna karşın ABD'nin ise özellikle de girişimin stratejik kazanımlara dönüşüp dönüşmeyeceği ya da İran'a kartlarını yeniden düzenlemesi için zaman kazandıran geçici bir ateşkes olup olmayacağının belirsizliği nedeniyle taktiksel bir ihtiyat içinde olduğunu değerlendirdi.

Ebu’n-Nur’a göre girişimin başarısı, arabulucuların her iki tarafa da ikna edici güvenlik ve siyasi garantiler sunabilmesine bağlı. Aksi takdirde, taraflar bu aşamada gerçek bir uzlaşma sürecine geçmek yerine, mevcut gerginlik sınırları içinde çatışmayı sürdürmeye devam edecekler.


İstanbul'da İsrail konsolosluğu yakınlarında düzenlenen saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru yaralandı

Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
TT

İstanbul'da İsrail konsolosluğu yakınlarında düzenlenen saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru yaralandı

Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).

Medyada yar alan haberlere göre bugün İstanbul'daki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında meydana gelen silahlı saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru ise yaralandı.

Reuters'e göre, Türkiye Adalet Bakanı, İsrail konsolosluğu yakınlarındaki silahlı saldırıyla ilgili olarak üç savcının görevlendirildiğini belirtti.

Reuters'ın yayınladığı bir videoda, silah sesleri duyulurken bir polis memurunun silahını çekip siper aldığı görülüyor. Videoda kan içinde bir kişi de görülüyor. İsrail konsolosluğu çevresinde her zaman yoğun güvenlik önlemleri alınıyor.

Televizyon görüntülerinde ise silahlı polis memurlarının olaydan sonra bölgede devriye gezdiği gösterildi.

NTV ve Doğan Haber Ajansı'na (DHA) göre, operasyonda üç şüpheli "etkisiz hale getirildi".

Soruşturmaya yakın bir kaynak AFP'ye, şu anda Türkiye topraklarında İsrail diplomatı bulunmadığını söyledi.


‘Bilinci kapalı, hareket edemiyor ve durumu kritik’... The Times, Mücteba Hamaney’in durumunu ve bulunduğu yeri ortaya koydu

Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
TT

‘Bilinci kapalı, hareket edemiyor ve durumu kritik’... The Times, Mücteba Hamaney’in durumunu ve bulunduğu yeri ortaya koydu

Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)

 

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in sağlık durumu hakkındaki belirsizlik artarken, ülke yönetiminde aktif rol oynayıp oynamadığı tartışma konusu olmaya devam ediyor. Hamaney, şubat ayı sonunda gerçekleşen ABD-İsrail hava saldırısında yaralanmasının ardından yalnızca yazılı mesajlar yayımlamakla yetindi ve doğrudan halka görünmedi. Bu gelişmeler, kendisine ait olduğu iddia edilen askeri kontrol odasında çekilmiş görüntülerin dolaşıma girmesiyle, durumunun ve İran’ı bu hassas dönemde yönetme rolünün gerçekliği hakkında spekülasyonlara yol açtı.

Bu bağlamda, İngiliz gazetesi The Times, Hamaney’in sağlık durumuna dair yeni ayrıntıları yayımladı. Söz konusu hava saldırısı, Hamaney’in babasının hayatını kaybetmesine de neden olmuştu.

Gazete, bir diplomatik yazıya dayandırdığı bilgilere göre, Mücteba Hamaney’in ‘çaresiz durumda olduğu ve Kum şehrinde tedavi gördüğünü, ayrıca bilincini kaybettiğini ve ciddi olarak nitelendirilen bir durumdan dolayı tedavi altında bulunduğunu’ açıkladı.

Bu açıklama, Hamaney’in konumunun ilk kez kamuoyuna duyurulması anlamına geliyor. Kum, Tahran’ın yaklaşık 140 kilometre güneyinde yer alıyor ve Şii dini eğitim merkezlerinin ve İran’daki din âlimlerinin merkezi olarak biliniyor.

Diplomatik yazıda, “Mücteba Hamaney, Kum’da ciddi bir durumda tedavi görüyor ve rejimin herhangi bir kararına katılamıyor” ifadesi yer aldı.

Bu verilerin ışığında gazete, Amerikan ve İsrail istihbarat servislerinin uzun süredir Hamaney’in konumunun farkında olduğunu ancak bilgilerin bugüne kadar gizli tutulduğunu belirtti.

Ali Hamaney’in cenaze töreni düzenlemeleri

Diplomatik yazıya göre, merhum Dini Lider Ali Hamaney’in cenazesi Kum’da defnedilmek üzere hazırlanıyor.

The Times, istihbarat birimlerinin ‘Kum’da birden fazla mezar kapasitesine sahip büyük bir türbe inşa edilmesi için hazırlık yapıldığını’ tespit ettiğini ve bunun, aileden diğer kişilerin veya belki Mücteba Hamaney’in de merhum Dini Lider’in yanına defnedilme olasılığına işaret ettiğini aktardı.

İran, Hamaney’in oğlunun, babası, annesi, eşi Zehra Haddad-Adil ve çocuklarından birinin hayatını kaybettiği saldırıda yaralandığını doğruladı. Söz konusu saldırı, Ortadoğu’da beş haftadan fazla süren savaşın ilk gününde gerçekleşmişti.

O tarihten bu yana, yalnızca iki açıklama resmi İran televizyonunda yayımlandı. Kanal dün, yapay zekâ teknolojisiyle üretilmiş ve Hamaney’in bir savaş odasına girip İsrail’deki Dimona Nükleer Santrali’nin haritasını incelediğini gösteren bir video yayımladı.

Ses kaydının olmaması, Hamaney’in hâlâ kritik durumda olduğuna dair doğrulanmamış iddiaları güçlendiriyor.

İran’da kontrol kimin elinde?

İranlı yetkililerin, Mücteba Hamaney’in hâlâ ülkeyi yönettiğinde ısrar etmesine rağmen, sızıntılar ve çeşitli raporlar farklı bir tablo çiziyor. Muhalif gruplar Hamaney’in komaya girdiğini iddia ederken, bazı kaynaklar ise ağır yaralandığını, buna bacak kırığı ve yüzünde yaralanmaların da dahil olduğunu aktardı.

Şarku’l Avsat’ın The Times’tan aktardığına göre bu çelişkili anlatılar, İran’da siyasi ve dini otoritenin mutlak merkezi olan Dini Lider’in durumuyla ilgili soruları artırdı.

Bu çerçevede The Times, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) fiilen yönetimi elinde tutabileceği, Hamaney’in ise karar verenden çok sessiz bir figür konumunda kalıyor olabileceği yönünde spekülasyonların arttığını aktardı.