Netanyahu liderliğindeki aşırı sağcı muhalefetin Bennett hükümetini düşürme planı

Mescid-i Aksa ile ilgili yapılan açıklamalar, İslami Hareketi kışkırtırken erken seçime gitme riski oluşturuyor

İsrail Başbakanı Naftali Bennett dün haftalık hükümet toplantısına başkanlık etti (Reuters)
İsrail Başbakanı Naftali Bennett dün haftalık hükümet toplantısına başkanlık etti (Reuters)
TT

Netanyahu liderliğindeki aşırı sağcı muhalefetin Bennett hükümetini düşürme planı

İsrail Başbakanı Naftali Bennett dün haftalık hükümet toplantısına başkanlık etti (Reuters)
İsrail Başbakanı Naftali Bennett dün haftalık hükümet toplantısına başkanlık etti (Reuters)

İsrail parlamentosu Knesset’teki Birleşik Arap Listesi'nin (Ra'am) lideri Mansur Abbas, bloğunun Başbakan Naftali Bennett hükümetini düşürmesi için bir nedeni olmadığını açıkladı. Başbakan Bennett ise dün haftalık hükümet toplantısının başında yaptığı konuşmada, “Bir damla milli ve medeni sorumluluğu olan herkes, bu iyi hükümetin bekası ve muhafazası için çok çalışmak zorunda” ifadelerini kullandı.
Bennett hükümetteki ortaklarına hitaben, “Tüm partilerin ve başkanlarının buna katılacaklarını biliyorum. Bu hükümetin bekası için istekli olduklarını zaten gösterdiler” şeklinde konuştu.
Mevcut koşullarda seçime gitmenin, ‘kaos yaratmaktan başka bir sonucu olmayan bir macera olacağını’ söyleyen Bennett, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hükümetin gündeminde çok önemli konular var. Birçok zorluğa rağmen tüm İsrail Devleti vatandaşlarının yararına çalışmaya devam ediyor. Bazen televizyon ekranlarında yapılan konuşmaları izledikten sonra siyasetin sadece bir oy verme oyunu olduğu izlenimi oluşabilir. Bu hükümet, bir yıl önceki gibi düşmanın karşısında parçalanmış ve çatışan bir devlet haline gelmememiz için güvenliğin sağlanması amacıyla çalışmaya ve görevlerini yerine getirmeye devam etmeli.”
Öte yandan Binyamin Netanyahu liderliğindeki muhalefet partilerinin başkanları, dün bir toplantı yaptılar. Toplantıda, Bennett hükümetini düşürmeyi amaçlayan bir plan hazırlandı. Toplantıya katılan bir kaynağa göre katılımcılar toplantıda, Bennett hükümetinin Knesset’te çoğunluğu kaybettiği, artık kamusal meşruiyetinin kalmadığı ve gayrimeşru bir hükümet haline geldiği konusunda fikir birliğine vardılar.
Siyasetten çekilmesi karşılığında hakkındaki yolsuzluk davalarını kapatmak için savcılıkla bir anlaşmaya varmayı planladığına dair söylentiler çıkaranların olduğunu söyleyen Netanyahu, “  Gerçekleri çarpıtıyorlar. İsrail'in istikrarlı bir ülke olmasını istemiyorlar” dedi. Böyle bir anlaşma yapmayacağını, tüm çabalarının artık hükümeti düşürmek ve kendi liderliğinde yeni bir hükümet kurmaya yönelik olduğunu vurgulayan Netanyahu, yarından sonraki gün veya önümüzdeki hafta hükümetten güvenoyunun çekilmesine yönelik bir plan ortaya koymak için çalıştığını açıkladı.
Buna karşın mevcut hükümetin çoğunluğu kaybetse de düşmeyeceği biliniyor. Yeni yasaya göre hükümete verilen güven oyu ancak en az 61 milletvekilinin çoğunluğuna sahip, yeni bir başbakan adayı öneren başka bir koalisyon kurulduğu takdirde geri çekilebilir.
Netanyahu şu ana kadar böyle bir çoğunluğu bulamadı. 60 milletvekilinden oluşan muhalefet saflarında yer alan, Eymen Udeh, Ahmed et-Tıybi ve Sami Ebu Şehade’nin milletvekilleri olduğu İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden Ortak Arap Listesi Bloku, Itamar Ben Gvir, Bezalel Smotrich ve diğer Arap karşıtı aşırı sağcılarla müttefik olan Netanyahu'yu başbakan olarak taçlandırmayı reddediyor.
Bu yüzden mevcut hükümetten kurtulmak için geriye tek yol kalıyor o da, erken seçimlerin yapılmasını sağlayacak bir yasa çıkarmak. Başta, yapılan anketlerin, yaklaşan seçimlerde siyasi arenadan silinme ihtimallerinin yüksek olduğuna işaret ettiği sağcı iki parti; Bennett liderliğindeki Yamina ve Adalet Bakanı Gideon Saar liderliğindeki Yeni Umut partileri olmak üzere hükümet koalisyonunda yer alan partilerin büyük çoğunluğu erken seçim fikrine karşı çıkıyorlar.
Bu yüzden Netanyahu, muhalefetteki yoldaşlarına hükümet koalisyonundaki partiler arasında yeni bölünmeler yaratmak için çalışmaya çağırdı. Netanyahu, hükümet koalisyonundaki bir parti ikna edilirse, kendi liderliğinde tamamen sağcı bir hükümet kurmanın mümkün olacağını söylese de yoldaşları, daha gerçekçi bir yaklaşım olması gerektiğini vurgulayarak, seçim tarihini öne almak için başka bir plan yapmasını önerdiler.
Seçmen tabanından ciddi bir baskı altında olan Mansur Abbas liderliğindeki Ra’am’dan dün akşam geç saatlerde yapılan açıklamada, parlamentoya erken seçim teklifi sunulması halinde oy kullanmama olasılığının araştırıldığı belirtildi.
Ra’am’dan üst düzey bir kaynak, bu yaklaşımın İsrail ve Ürdün arasındaki Tapınak Dağı’nın yönetimi meselesi ve yerleşimcilerin Mescid-i Aksa'ya yönelik provokatif saldırılarının önlenmesi konusunda Naftali Bennett'e verilen bir tepki olduğunu’ belirtti. Bennett, dün hükümet toplantısında yaptığı konuşmada, ‘yalnızca İsrail Devleti'nin başkenti olarak kabul edilen Kudüs'ün işlerine herhangi bir dış müdahalenin reddedildiğini’ söyledi. Bennett, “Mescid-i Aksa ve Kudüs ile ilgili kararları İsrail hükümeti verecek. Kudüs'teki tüm inançlardan insanlara saygı duymaya devam edeceğiz. Terörle mücadele konusunda herhangi bir partizan yahut siyasi düşüncenin olmadığını ve olmayacağını da açıkça belirtmek isterim. Elbette Tapınak Dağı ile ilgili herhangi bir karar, şehre egemen olan İsrail hükümeti tarafından, başka hiçbir husus göz önünde bulundurulmaksızın alınacaktır. İsrail hükümetinin kararlarına herhangi bir dış müdahaleyi kesinlikle reddediyoruz. Kudüs, tek bir devletin, İsrail Devleti'nin başkentidir” ifadelerini kullandı.
Amman'da Ürdün Kralı 2. Abdullah ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamalara yanıt olarak Bennett'in yaptığı açıklamaları değerlendiren Mansur Abbas, “Ra’am’ın tutumu, işgal altındaki Kudüs'te bulunan kutsal mekanlar konusunda İsrail ve Ürdün arasında yapılacak anlaşmalara bağlı. Ra’am buna göre Likud Partisi’nin Knesset'i feshetmek için önereceği bir yasa tasarısının oylanmasına katılmaktan kaçınarak Bennett'i protesto etme kararı alabilir” dedi. Bu da Knesset'in feshedilmesinin onaylanabileceği ve konuyla ilgili müzakerelerin birkaç ay içinde başlayabileceği anlamına geliyor. Hükümet koalisyonu kurulurken partiler arasında yapılan anlaşmaya göre seçim olması durumunda Bennett başbakanlık görevinden ayrılacak ve yerine alternatif başbakan ve Dışişleri Bakanı Yair Lapid geçecek. Hükümet ise geçici hükümet konumunda olacak, yani düşmeyecek.
Ancak bu durumda son sözü Ortak Arap Listesi Bloku söyleyecek. Eğer Knesset'in feshedilmesine karşı oy verirse, tasarı onaylanamayacak. Böylece 6 aydan daha kısa bir süre içinde Knesset’te aynı nedenden ötürü başka bir yasa tasarısı daha sunulamayacak.



Bahoz Erdal ve PKK liderleri Suriye'den ayrılıyor

Al-Majalla/AFP
Al-Majalla/AFP
TT

Bahoz Erdal ve PKK liderleri Suriye'den ayrılıyor

Al-Majalla/AFP
Al-Majalla/AFP

İbrahim Hamidi

Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki anlaşmanın en hassas hükümleri, sessizce ve herhangi bir açıklama yapılmadan uygulanıyor. Bu hükümler, Türk makamları tarafından aranan yabancı uyruklu PKK üyeleri ve liderlerinin Suriye topraklarından çıkarılmasını öngörüyor.

Bu kişilerin büyük bir kısmı son günlerde, Suriye-Irak-Türkiye sınır bölgesinde yıllardır üzerinde çalıştıkları tünellerden çıktı. Bunların arasında Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin de vardı. Hüseyin, 1969'da Haseke’nin el-Malikiye ilçesinde doğdu. Şam Üniversitesi'nde tıp okudu ve ‘doktor’ unvanı aldı. PKK'nın askeri kanadının en önde gelen liderlerinden biriydi ve SDG'nin belkemiği olan Kürt Halkı Koruma Birlikleri'nin (YPG) kurulmasında rol oynadı.

Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024 tarihinde düşmesinin ardından, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında müzakereler yapıldı. Bu müzakerelerin şartlarından biri PKK liderlerinin Suriye'den ayrılmasıydı. Bu aynı zamanda Ankara'nın Şam'a ilettiği Türkiye’nin bir talebiydi. Bir yandan Türk hükümeti ile Türkiye'de tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan arasındaki barış süreci, diğer yandan Şam ile SDG arasındaki müzakereler arasında bağlantı kuruldu.

Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında 10 Mart 2025’te imzalanan anlaşmada ‘Kürdistan’ meselesine değinilmemiş olsa da 18 Ocak'ta imzalanan belgenin maddelerinden birinde “SDG, komşuluk ilişkilerinde egemenlik ve istikrarı sağlamak için Suriye Arap Cumhuriyeti sınırlarından tüm Suriyeli olmayan PKK lider ve üyelerini uzaklaştırmayı taahhüt eder” ifadesi yer aldı.

Son zamanlarda birçok lider ve yetkili, Mazlum Abdi'ye PKK'dan uzaklaşması, durumu kontrol altına alması ve kararlarını Kandil Dağları'ndan ziyade Suriye'ye göre alması gerektiğini iletti.

Mesud Barzani'nin liderliğinde yürütülen arabuluculuk çabaları sırasında Şara, Abdi, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve Türkiye ile yapılan toplantı ve görüşmelerde, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) hükümeti Abdi'ye PKK liderlerinin sınır dışı edilmesi ve onunla ilişkilerin kesilmesi konusunu gündeme getirdi. Onunla bağlantılı iki grup olan silahlı kanat ve ‘Devrim Gençliği’ konusu da gündeme getirildi. Bu örgütlere binlerce kişi üyeydi, bunların arasında yaklaşık bin kadar Suriyeli olmayan kişi de vardı.

30 Ocak'ta açıklanan Şara ve Abdi arasındaki anlaşmada benzer bir madde yer almıyordu. Ancak sekizinci madde, Kara Limanları İdaresi'nden bir ekibin Semelka ve Nusaybin sınır kapılarına gönderilmesini, sivil çalışanların güvenliğini sağlamasını, sınır kapılarının sınır dışından silah ve yabancıların getirilmesi için kullanılmasının önlemesini ve sınır kapılarını derhal faaliyete geçirmeyi öngörüyordu. Bu madde, yabancıların ve PKK'nın resmi kanallardan veya kaçakçılık yoluyla girişini önlemek olarak yorumlandı.

dfd
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve Mazlum Abdi, Şam'da özerk yönetim kurumlarını Suriye devletine entegre etmek için bir anlaşma imzaladıktan sonra, 10 Mart 2025 (SANA/AFP)

Suriye hükümeti ve SDG pazartesi günü, 30 Ocak anlaşmasını uygulamaya başladı ve SDG tarafından aday gösterilen ve Şam tarafından onaylanan Nureddin İsa'yı Haseke valisi ve Cia Kobani'yi savunma bakan yardımcısı olarak atadı. Şam ayrıca Haseke'de yardımcısı SDG tarafından atanacak olan bir güvenlik müdürü atadı. Bunun yanında Şam, Rumeylan ve Suveydiye'deki petrol sahalarını ve Kamışlı Havalimanı'nı kontrol altına alırken, SDG'ye bağlı polis gücü Asayiş’in Haseke ve Kamışlı'da ‘ortak yönetim’ altında başlayacak operasyonlarını denetlemek amacıyla bazı güçlerini konuşlandırdı. SDG tarafından aday gösterilen ve Şam tarafından onaylanan bir içişleri bakan yardımcısının Asayiş’i iç güvenlik güçlerine entegre etmek üzere atanması için istişareler ise halen devam ediyor.

PKK’nın bazı liderleri, 6 Ocak'ta Halep’teki çatışmalar başladıktan sonra Suriye hükümet güçleriyle savaşmak için SDG'ye katılmakla tehdit etmiş ve operasyonlarında bölgedeki geniş tünelleri kullanmaya çalışarak Arap-Kürt çatışması başlatma tehdidinde bulunmuştu.

Suriye ordusu, 16 Ocak 2026'da Halep’teki ‘askeri operasyonları yönetmek’ üzere Bahoz Erdal’ın Kandil'den Tabka'ya geldiğini duyurdu. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Bahoz Erdal’ın Halep'teki Şeyh Maksud, Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerindeki çatışmalardaki rolüne ve bu amaçla Kandil'den geldiğine işaret etti.

drfrd
Kürt siyasi lider Mesud Barzani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Erbil'de bir araya geldi, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ancak, ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve diğer ülkelerin de katılımıyla sonuçlandırılan anlaşma, önceliklerin değişmesine yol açtı, çatışmaları önledi, bir uzlaşma ve ateşkes taahhüdü için baskı yaptı ve bazı bölgelerin ‘Kürt özelliklerini’ dikkate alırken bölge üzerinde devlet egemenliğini dayatan anlaşmanın şartlarını uyguladı.

6-18 Ocak tarihleri arasında çatışmaların sürdüğü sırada, Erbil'de yapılan müzakerelerde birçok lider ve yetkili, son günlerde Mazlum Abdi'ye PKK'dan uzaklaşması, durumu kontrol altına alması gerektiği ve kararlarının Kandil Dağları'na değil Suriye'ye dayalı olması gerektiğini iletti.

Bu kişilerden biri, “PKK'nın Suriye meselesinden çıkarılması gerektiğine dair birçok rapor var ve işler bu yönde ilerliyor gibi görünüyor” açıklamasında bulundu. Başka bir yetkili ise bunun, ‘Barzani'nin siyasi, sivil ve lojistik etkisinin kuzeydoğu Suriye'de artması ve Türkler, Şara, Abdi ve Amerikalılarla olan iyi ilişkilerinden yararlanması nedeniyle dengelerin Barzani'nin lehine değişeceği’ anlamına geldiğini söyler ve ‘Bazı SDG ve PKK liderleri halkın eleştirisine maruz kalırken, Mesud'un bayrakları, fotoğrafları ve sivil dernekleri, onun artan etkisinin bir ifadesi olarak dalgalandırılıyor’ değerlendirmesinde bulundu.

30 Ocak’taki anlaşma çerçevesinde petrol ve doğalgaz kuyularının ve stratejik bölgelerin devri, askeri unsurların entegrasyonu ve SDG'nin orduya katılması ile ilgili diğer hükümlerinin uygulanması için çalışmalar devam ediyor.

Dört aşamalı anlaşmanın kamuya açık adımlarının uygulanmaya başlanmasıyla paralel olarak, PKK liderleri birkaç gün önce bölgeyi terk etmeye başladı ve partinin kalesi olan Kandil Dağları'na doğru yola çıktı. Batılı bir yetkiliye göre karar nihai ve PKK üyeleri ile liderlerinin ayrılmasıyla uygulanmaya başladı. Yaklaşık bin kişinin Suriye topraklarını terk etmesi bekleniyor. Aynı yetkili, Batı'dan birkaç ülkenin, PKK'nın bölgede Irak ve Türkiye sınırlarını geçen devasa tünellerin yerine büyük yatırım projeleri kurmayı vaat ettiğini de belirtti.

PKK'nın bölgedeki yayılması, Öcalan'ın Suriye'ye geldikten sonra 1980'lerin ortalarına kadar uzanıyor. Öcalan, Suriye'de gruplar oluşturarak Türkiye'ye sınırdan veya Irak üzerinden sızmaya çalıştı ve Suriye istihbaratı ile Suriye ordusunun gözetiminde Lübnan'ın Bekaa Vadisi'ndeki Filistin kamplarında destekçilerini örgütleyip eğitti.

Şam, 1990'ların başında onunla Ankara arasında arabuluculuk yapmaya çalıştı ve 1992'de merhum Başkan Yardımcısı Abdulhalim Haddam onunla ilk kez görüştü, ardından dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan hükümetiyle siyasi çözümler bulması için onu ikna etmek üzere birkaç kez daha görüşme gerçekleştirdi.

sdfvdfv
Hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan, Türkiye'nin Marmara Denizi'ndeki İmralı Adası'ndaki İmralı Cezaevi'nde diğer parti üyeleriyle birlikte otururken, 9 Temmuz 2025

Öcalan ile Ankara arasındaki arabuluculuk çabaları başarısızlıkla sonuçlandı. Şam, Öcalan'ı barındırmaya devam ederek Ankara'nın iade veya sınır dışı etme taleplerini reddetti. Türkiye, 1998 yılında Suriye sınırında ordusunu seferber etti ve Öcalan'ın iadesini talep ederek uyarıda bulundu. Dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Hüsnü Mübarek'in arabuluculuğuyla Şam ve Ankara arasında bir güvenlik anlaşması imzalandı. Anlaşma, teröre ve PKK'ya karşı iş birliği ve Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki belirli bir bölgede PKK üyelerini takip etme hakkı (Ankara şu anda anlaşmayı yenilemek ve güncellemek istiyor) ve Öcalan'ı Şam'dan sınır dışı etme hakkını içeriyordu. Ekim 1998'de Hafız Esed, Öcalan'ı sınır dışı etmeye karar verdi. Öcalan, Avrupa'ya, Rusya'ya ve ardından Afrika'ya kaçtıktan sonra 1999'un başlarında Türk istihbaratı tarafından yakalandı ve hapse atıldı. Öcalan, halen hapiste bulunuyor.

Beşşar Esed'in iktidara gelmesinin ardından Şam ile Ankara arasında yakınlaşma yaşanmasının ardından, Suriye yetkilileri onlarca PKK liderini Türkiye'ye teslim etti. Bahoz Erdal, YPG’nin başına getirildi ve ardından PKK Yürütme Konseyi'ne atandı. Türkiye, onu kendisine karşı düzenlenen operasyonlardan sorumlu olmakla suçladı ve en çok aranan kişiler listesine aldı.

Şam 2011 devriminden sonra ilişkiler yeniden gerginleşince, PKK’ya kapılarını ardına kadar açtı. Kandil Dağları'ndaki Bahoz Erdal, PKK’nın Suriye sorumlusu haline geldi ve YPG'nin örgütlenmesinde, ardından SDG'nin kurulmasında ve 2015'ten sonra ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon’la iş birliği içinde DEAŞ'la mücadelede rol oynadı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre SDG zamanla, Arap aşiretleriyle iş birliği yaparak, Suriye'nin stratejik kaynaklarının çoğunu barındıran Fırat Nehri'nin doğusundaki bölgelerin (Suriye topraklarının üçte biri) kontrolünü ele geçirdi.

Şara-Abdi anlaşmasının geriye kalan hükümleri

Tüm bunların yanında 30 Ocak’taki anlaşma çerçevesinde petrol ve doğalgaz kuyularının ve stratejik bölgelerin devri, askeri unsurların entegrasyonu ve SDG'nin orduya katılması ve son olarak Irak ile olan Semelka Sınır Kapısı ve Türkiye ile olan Nusaybin Sınır Kapısı ile Kamışlı Havaalanı’nın kontrolünün Suriye yönetimine devri ile ilgili diğer hükümlerinin uygulanması için çalışmalar devam ediyor.

Birkaç gün önce Haseke’de Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir heyet ile SDG arasında yapılan toplantı, her iki tarafın da entegrasyon anlaşmasını uygulamaya başlamaya hazır olduğunu gösterdi.

SDG'nin Suriye ordusuna entegre edilmesi konusu en karmaşık sorun olmaya devam ediyor. Savunma Bakanlığı'ndan bir heyet, entegrasyon için pratik adımlar atmaya başlamak üzere Haseke'yi ziyaret etti.

Şam ile SDG arasında 4 Ocak'ta imzalanan anlaşma taslağına göre SDG'nin üç tümen ve iki tugayını muhafaza etmesi, bunlardan birinin terörle mücadele, diğerinin ise kadınlar için olması kararlaştırıldı. Ancak 30 Ocak tarihli anlaşmada, SDG'nin ‘El-Cezire Tugayı’ adlı bir tümeni, Haseke’de (Haseke, Kamışlı ve Malikiye-Derik'te) üç tugayı ve Ayn el-Arab'da (Kobani) bir tugayı muhafaza edeceği belirtildi. Batılı bir diplomat yaptığı değerlendirmede, “30 Ocak anlaşmasında SDG, 4 Ocak taslak anlaşmasındakinden daha az, ancak üyelerinin entegrasyonunu öngören 18 Ocak anlaşmasındakinden daha fazla elde etti” ifadelerini kullandı. Bunu, baskı gruplarının, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Senatör Lindsey Graham'ın Başkan Trump üzerindeki etkilerine bağladı.

dfvgthy
Suriye hükümeti ile SDG arasındaki anlaşmanın metni (Al Majalla)

Birkaç gün önce Haseke’de Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir heyet ile SDG arasında yapılan toplantı, her iki tarafın da entegrasyon anlaşmasını uygulamaya başlamaya hazır olduğunu gösterdi. Bir yetkili, "Öneri, Savunma Bakanlığı'nın yönetmeliklerine göre, her birinde bin ila bin 300 savaşçı bulunan üç tugay oluşturulmasıdır. Böylece güvenlik kontrolünden geçebilecekler ve her tugay, Kadın Koruma Birimlerinden bir tabur içerebilecek ve her tugay, Ayn el-Arab/Kobani tugayının yanı sıra Haseke çevresinde kararlaştırılan bir askeri konumda konuşlandırılabilecek” şeklinde konuştu. Yetkili, (Arap aşiretlerinden silahlı unsurların ayrılmasından sonra) yaklaşık 25-30 bin savaşçı olduğunu ve orduya katılmayanların sivil işlerde çalışacağını ya da önceki mesleklerine geri döneceklerini ifade etti.

Son günlerdeki görüşmeler ve müzakereler, SDG içinde iki eğilim olduğunu ortaya koydu.

Bu eğilimlerden ilkine yakın olanlar, Suriye hükümeti ile diyalog kurarak ve savunma, içişleri, dışişleri ve diğer bakanlıklarda görevler alarak entegrasyon ve askeri eylemden siyasi eyleme geçiş yapılmasını istiyor. Böylece Kürtlerin anayasal statüsünü ve haklarını iyileştirerek katılımlarını sağlamak ve IKBY deneyiminin tekrarlanmaması için çoğulcu bir Suriye için çalışmak istiyorlar. Çünkü iki ülkedeki koşullar tamamen farklı. Şara’nın başkanlık kararnamesine ve SDG'nin rakibi olan Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) de dahil olmak üzere Kürt yetkililerle iletişim kanalları açma kararına güveniyorlar.

İkinci eğilimde olanlar ise 30 Ocak anlaşmasının uygulanması sırasında zaman kazanmak istiyor ve dış dengelerin Suriye-Irak-Türkiye köşesinde bir ‘Kürt bölgesi’ kurulması ve IKBY’nin ‘Suriye versiyonu’ oluşturulması lehine değişmesini bekliyor.


İran Cumhurbaşkanı: Nükleer programla ilgili ‘aşırı taleplere boyun eğmeyeceğiz’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda (Arşiv – AP)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda (Arşiv – AP)
TT

İran Cumhurbaşkanı: Nükleer programla ilgili ‘aşırı taleplere boyun eğmeyeceğiz’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda (Arşiv – AP)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda (Arşiv – AP)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin nükleer programına ilişkin ‘aşırı taleplere boyun eğmeyeceğini’ belirterek, İran’ın nükleer programının barışçıl doğasının doğrulanması için ‘her türlü denetim sürecine hazır’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan bugün yaptığı konuşmada, ülkede yaşanan protestolar ve bunları takip eden kanlı baskı sonucu zarar gören tüm vatandaşlardan ‘özür dilediğini’ ifade etti. Pezeşkiyan, protestolarla ilgili olarak medyada yer alan ‘Batı propagandasını’ da eleştirdi.

Pezeşkiyan, protestolar ve güvenlik güçlerinin müdahaleleri sırasında halkın yaşadığı ‘büyük acıyı’ anladıklarını söyledi; ancak İran güvenlik güçlerinin şiddet kullanmadığını doğrudan kabul etmedi.

“Halkın önünde utanç duyuyoruz ve zarar gören herkese yardım etmekle yükümlüyüz” ifadelerini kullanan Pezeşkiyan, ‘halkla çatışma peşinde olmadıklarını’ vurguladı.

Geçtiğimiz ay İran’da yaşanan ve yetkililerin kanlı bir baskı kampanyasıyla karşılık verdiği protestolar, güvenlik güçlerinin ateşi sonucu binlerce kişinin hayatını kaybetmesine yol açmıştı.


İsrail, Hamas ve İslami Cihad’ın önde gelen üyelerini tasfiye ediyor

Dün Gazze şehrinde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenleri anan Filistinliler (Reuters)
Dün Gazze şehrinde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenleri anan Filistinliler (Reuters)
TT

İsrail, Hamas ve İslami Cihad’ın önde gelen üyelerini tasfiye ediyor

Dün Gazze şehrinde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenleri anan Filistinliler (Reuters)
Dün Gazze şehrinde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenleri anan Filistinliler (Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'nde Hamas ve İslami Cihad'ın önde gelen üyelerini ortadan kaldırmak için “Sarı Hattın” batısındaki bölgelerde hava saldırıları düzenlemeye devam ediyor. İsrail, ateşkes anlaşmasının ihlali olarak görülen Refah’taki tünellerden çıkan silahlı unsurları ortadan kaldırarak, daha önce belirlediği hedeflere saldırılar düzenlemeyi amaçlıyor.

Öte yandan dün Gazze Şeridi'nin orta kesimlerinde elektrikli bisikleti düzenlenen bir İsrail saldırısında iki Filistinli öldürüldü. Bunlardan biri, İslami Cihad’ın askeri kanadı Saraya el-Kudüs'ün seçkin birliğinin komutanı Asim Ebu Huli idi.

İsrail pazartesi günü, Gazze şehrinin en-Nasır Mahallesi’ndeki bir daireye hava saldırısı düzenleyerek, Hamas'ın askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları'na bağlı Beyt Hanun Taburu'nun önde gelen üç üyesini hedef aldı.

Diğer bir gelişmede, ABD İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmeyi amaçlayan yeni tedbirlerine ‘çekingen’ bir tepki verdi. İsmi açıklanmayan bir Beyaz Saray yetkilisi, ABD Başkanı Donald Trump'ın ilhakı reddettiğini vurgulasa da ne İsrail’in tedbirlerini doğrudan eleştirdi ne de caydırıcı herhangi bir önlemle tehdit etti.