ABD Başkanı ve Ürdün Kralı’nın önünde duran Filistin meseleleri

İsrail, ABD Başkanı Joe Biden'ın işgal altındaki Doğu Kudüs’te Filistinlilere hizmet veren bir hastaneyi ziyaret etmesine karşı.

Doğu Kudüs’te Filistinlilere hizmet veren Makasid Hastanesi (Fotoğraf: Hastane kaynakları)
Doğu Kudüs’te Filistinlilere hizmet veren Makasid Hastanesi (Fotoğraf: Hastane kaynakları)
TT

ABD Başkanı ve Ürdün Kralı’nın önünde duran Filistin meseleleri

Doğu Kudüs’te Filistinlilere hizmet veren Makasid Hastanesi (Fotoğraf: Hastane kaynakları)
Doğu Kudüs’te Filistinlilere hizmet veren Makasid Hastanesi (Fotoğraf: Hastane kaynakları)

Beyaz Saray, ABD Başkanı Joe Biden'ın Cuma günü Beyaz Saray'da Ürdün Kralı 2. Abdullah, eşi Kraliçe Rania ve oğlu Veliaht Prens Hüseyin bin Abdullah'ı kabul edeceğini duyurdu. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada görüşmenin amacının, ABD ile Ürdün arasındaki dostluğu ve yakın ortaklığı güçlendirmeyi amaçlayan istişarelerde bulunulması olduğu belirtildi.
Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, Başkan Biden'ın Kral 2. Abdullah ve Veliaht Prens Hüseyin'i kabul etmekten memnuniyet duyacağını belirttiği bildirildi. Ürdün Kralı 2. Abdullah geçtiğimiz yıl Temmuz ayında da Beyaz Sarayı ziyaret etmişti. Böylece Ürdün Kralı, bu ziyareti ABD Başkanı Biden’ın Beyaz Saray’a gelişinden bu yana ikinci kez gerçekleştirmiş olacak. Beyaz Saray’ın açıklamasında, Biden yönetiminin Ürdün'ü Ortadoğu'da istikrar için önemli bir güç, ABD'nin stratejik ortağı ve müttefiki olarak gördüğü vurgulandı.
Ziyaret, kutsal bölgelerde İsrailliler ve Filistinliler arasında patlak veren ve onlarca kişinin ölümüne yol açan çatışmaların ardından Kudüs'te yeni gerilimlerin yaşandığı bir dönemde gerçekleşecek. Beyaz Saray'daki kaynaklar, liderlerin bölgesel sorunlar, ikili ilişkiler ve Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın Ortadoğu ülkeleri üzerindeki etkisinin yanı sıra Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya erişimin ve durumu sakinleştirmenin yollarını ele alacaklarını belirttiler. Ürdün Kralı 2. Abdullah ve ABD Başkanı Biden, Mescid-i Aksa'da çıkan çatışmaların ardından gerçekleştirdikleri telefon görüşmesinde sakinliğin korunması ve tansiyonun düşürülmesi gerektiğini vurguladılar. Kral Abdullah, İsrail'in Mescid-i Aksa'yı sürekli olarak işgal etme tehdidine karşı uyararak bunun öfkenin artmasına neden olabileceğini vurguladı. ABD yönetiminden yetkililer de Filistinli ve İsrailli taraflar ve diğer taraflarla temaslarda bulundular. ABD’li yetkililer, Mescid-i Aksa’nın tarihi statüsünün korunması ve İsrail’in kutsal mekanlardaki provokasyonlarının durdurulması çağrısında bulundular.
Filistin Yönetimi, Kral Abdullah'ın ABD ziyareti sırasında Washington DC’de bazı ABD’li senatör ve temsilcilerle görüşeceğini, Biden yönetimini Filistin-İsrail çatışmasına daha köklü bir şekilde müdahale etmeye ikna edeceğini ve böylece İsrail işgaline bir son verilmesinin ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurulmasının önünün açılacağını düşünüyor.
Öte yandan Başkan Biden’ın önümüzdeki ayın sonlarında İsrail'i ziyaret etmesi ve bu sırada İsrailli ve Filistinli yetkililerle bir araya gelmesi planlanıyor. Beyaz Saray, İsrail Başbakanı Naftali Bennett'e İsrail hükümetinin Batı Şeria’da Yahudi yerleşim birimleri inşasına ilişkin yeni açıklamalarda bulunmamasını şart koştu. Beyaz Saray, herhangi bir Yahudi yerleşim projesinin onaylanmasının ziyareti tehlikeye atacağı ve Washington'ın bunu Biden yönetimine karşı atılmış bir adım olarak göreceğini vurguladı.
Sızdırılan bazı bilgilere göre Başkan Biden'ın Doğu Kudüs’te Filistinlilere hizmet veren en büyük tıp merkezi olan Makasid Hastanesi’ni ziyaret edebilir. Biden’ın eski ABD Başkanı Donald Trump'ın kapatarak faaliyetlerini Batı Kudüs'teki ABD Büyükelçiliği binasına taşıdığı, Filistinlilere hizmet veren Doğu Kudüs'teki ABD Konsolosluğunu da açması bekleniyor. Biden yönetimi, Gazze Şeridi'nin ve Batı Şeria’nın gelişimine destek sağlayan Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’nın (UNRWA) programlarını yaklaşık 150 milyon dolarlık fon yardımı ile yeniden finanse etmeye başladığını ve iki devletli çözümü desteklediğini duyurarak Filistin davasına yönelik olumlu adımlar attı.
İsrail’in muhalefet kanadındaki sağcı partilerden kaynaklar, ABD Başkanı Joe Biden'ın bölgeye yapacağı ziyaret sırasında Filistinlilere yönelik bir iyi niyet jesti olarak işgal altındaki Doğu Kudüs'te Makasid Hastanesi’ni ziyaret etmeyi planladığını söylediler. Ancak, Naftali Bennett hükümetine yakın kaynaklar, böyle bir ziyarete karşı olduklarını açıklamakta gecikmediler.
Tel Aviv'deki üst düzey kaynaklara göre ABD’li bir heyet, Başkan Biden’ın ziyaretinin detaylarını düzenlemek üzere İsrail'e geldi. Heyetin görüşmeleri sırasında ziyaretin, 26 - 28 Haziran tarihlerinde iki gün sürmesi ve İsrail, Filistin Yönetimi, Ürdün ve muhtemelen Mısır ve diğer ülkeleri kapsaması kararlaştırıldı.
Başkan Biden’ın Beytullahim şehrini ziyaret etmesi ve orada Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile görüşmesinin yanı sıra, Filistin'in en büyük tıp merkezi olan Makasid Hastanesi gibi Doğu Kudüs'te Filistinlilere hizmet veren tesislerden birine alışılmışın dışında bir ziyarette bulunması planlanıyor. Kaynaklar, hastane ziyaretinin bir takım ipuçları taşıdığını söylediler. Çünkü eski ABD Başkanı Donald Trump'ın yönetimi daha önce ‘Yüzyılın Anlaşması’ olarak adlandırılan planı reddettiği için Filistin Yönetimi'ni cezalandırmak amacıyla bu hastane dahil Filistinlilere hizmet veren birkaç tesise yapılan mali yardımları kesme kararı almıştı.
Kaynaklara göre ABD heyeti, Başkan Biden’ın İsrail'in Doğu Kudüs'ü ilhak etme ve egemenliğini dayatma kararlarını tanımadığı ve bunu İsrail-Filistin çatışmasının bir parçası olarak gördüğü için İsrailli yetkililerin böyle bir ziyaretten hoşlanmayacağını vurguladı. Biden yönetiminin bu adımları, İsrail’in Kudüs’ü ilhakını ve onu İsrail'in başkenti olarak tanıyan Trump yönetiminin adımlarıyla tamamen ters düşüyor.
Naftali Bennett liderliğindeki İsrail hükümeti, Biden'ın ziyaretini eski Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki muhalefetle siyasi mücadelesinde bir destek olarak görse de Doğu Kudüs'ü bu şekilde ziyaret etmesini bu desteğin etkisizleştirilmesi olarak değerlendiriyor. Bu yüzden böyle bir ziyaretin Netanyahu'nun Bennett'e karşı savaşına yardımcı olacağını düşünüyor.
ABD heyetindeki yetkililer, bu özel durumda Özellikle Kudüs'te Filistinlilerin ABD’nin iyi bir jest yapmasına ihtiyaç duyduklarını açıklamaya çalıştılar. Başkan Biden’ın ABD’nin Doğu Kudüs'teki Kkonsolosluğunu Filistinlilere hizmet etmesi için yeniden açma sözünü yerine getirmek istediğini, ancak İsrail tarafının bunun İsrail’in egemenliğini baltaladığını söyleyerek buna karşı çıktıklarını vurguladılar. ABD’li yetkililer, hastane ziyareti ile ilgili önerinin siyasi değil, sembolik bir çözüm olduğunu belirttiler. Ancak Bennett'in yardımcıları, bu meselede Netanyahu’nun, kendilerine karşı bir düşmanlık kaynağı olarak ortaya çıkacağına işaret ettiler.
ABD'nin Biden'ın ziyaretinin tarihini ve programını henüz resmi olarak açıklamaması dikkati çekerken geçtiğimiz hafta Tel Aviv'e gelen ABD heyeti de çalışmalarını sessizce sürdürmeye ve medyanın ilgisinden tamamen uzak tutmaya gayret gösterdi.



Trump, İran konusunda karar aşamasında... Seçim yenilgisi seçeneklerini daraltıyor

24 Ekim'de İran'ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş yük gemilerinin yanından geçen küçük bir tekne (AP)
24 Ekim'de İran'ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş yük gemilerinin yanından geçen küçük bir tekne (AP)
TT

Trump, İran konusunda karar aşamasında... Seçim yenilgisi seçeneklerini daraltıyor

24 Ekim'de İran'ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş yük gemilerinin yanından geçen küçük bir tekne (AP)
24 Ekim'de İran'ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş yük gemilerinin yanından geçen küçük bir tekne (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü ulusal güvenlik ekibiyle gerçekleştirdiği toplantının ardından geniş çaplı savaşın yeniden başlatılması konusunda “yakında” karar vereceğini açıklayarak, İran'la yaşanan gerilimi yeniden askerî tırmanma ihtimaliyle karşı karşıya bıraktı. Ülkenin geri kalanını da yok etmeyi tercih etmediğini ancak bunu yapmak zorunda kalabileceğini söyleyen Trump, olası saldırıları İran'ın nükleer programının yeniden kapasite kazanmasının engellenmesi şartına bağladı.

Trump'ın açıklamaları, Cumhuriyetçilerin ara seçimlerdeki yenilgisinin ardından yapıldı. Seçim sonuçları, başkanın karar alacağı siyasi ortamı değiştirse de elindeki güç araçlarını ortadan kaldırmadı.

Tahran, seçim sonuçlarını kendi zaferi olarak sunmaya çalışırken, Amerikan seçmeninin başkanın partisini cezalandırması ABD'nin askerî açıdan yenilgiye uğradığı anlamına gelmiyor. Ancak bu sonuç Trump'ı daha zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor: İç politikada kendisini zayıflatan bir çatışmayı, rakibi karşısında geri adım atmış görünmeden nasıl sona erdirebilir?

Şarku'l Avsat’a konuşan uzmanlar, seçim sonuçlarının çatışmayı birbirine zıt iki yönde etkileyebileceğini değerlendiriyor. Buna göre sonuçlar, yıpranmış iki taraf arasında bir uzlaşma için fırsat yaratabileceği gibi, İran'ın zafer ilan etmesini önlemek isteyen Trump'ı gerilimi daha fazla artımaya da yöneltebilir.

Üç seçenek

Trump, Savaş Bakanı Pete Hegseth ile birlikte (Reuters).
Trump, Savaş Bakanı Pete Hegseth ile birlikte (Reuters).

Axios'un haberine göre Trump üç seçeneği değerlendiriyor: Yeni saldırılar düzenlemek, İran yönetimini ekonomik açıdan daha fazla sıkıştırmayı sürdürmek veya önemli Amerikan tavizlerini içeren bir anlaşmaya ulaşmak.

Ancak bu seçeneklerin hepsi aynı sorunda düğümleniyor: İran'a zarar verme kapasitesine sahip olmak, Beyaz Saray'ın istediği siyasi sonucu elde etmeyi garanti etmiyor.

Yeni saldırılar İran'ın askerî kapasitesine daha fazla zarar verebilir ancak yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbetini tek başına belirleyemez veya Tahran'ın müfettişlerle iş birliği yapmasını garanti altına alamaz.

Ekonomik ablukanın sürdürülmesi baskıyı devam ettirebilir, ancak İran'ın misilleme riskini ve deniz ulaşımındaki aksama ihtimalini de uzatır. Bir anlaşmaya varılması ise her iki tarafın da kendi kamuoylarına kabul ettirebileceği adımlar atmasını gerektiriyor. Zira taraflar hem taleplerinin hem de söylemlerinin dozunu yükseltmiş durumda.

Axios, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) büyük çaplı askerî operasyonların yeniden başlatılması ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürdüğünü ancak henüz yeni bir talimat almadığını bildiriyor.

Üçüncü bir uçak gemisi grubunun bölgeye ulaşması da ilave işaret olabilir. Ancak Singapur'u ziyaret eden USS Theodore Roosevelt uçak gemisinin bölgeye kasım ayının ortasından önce ulaşması beklenmiyor. Bu durum askerî hazırlığın göstergesi olmakla birlikte, saldırının kesin tarihi veya gerçekleşmesi için zorunlu bir koşul anlamına gelmiyor.

Ortadoğu Forumu araştırmacısı Michael Rubin, askerî operasyonların devam etmesini bekliyor. Şarku'l Avsat’a konuşan Rubin, Trump'ın aldığı herhangi bir karara bağlı kalacağına inanmanın “aptallık” olduğunu belirtiyor. Bununla birlikte, İran'ın zafer kazanmış gibi görünmesi hâlinde Trump'ın siyasi mirasının son derece olumsuz etkileneceğini ve bu nedenle saldırganlığını artıracağını değerlendiriyor.

Rubin, Trump'ın yeniden seçimlere katılmak zorunda olmadığını belirterek, Kongre'nin başkanın hamlelerini yasa dışı bulması durumunda bile fiilen ne yapabileceğini sorguluyor.

Rubin'in değerlendirmesi önemli bir motivasyona işaret ediyor: Seçim yenilgisi, başkanı iç siyasete çekilmek yerine kaybını telafi edecek bir dış politika başarısı aramaya yöneltebilir. Ancak bu, Trump'ın davranışlarına ilişkin bir öngörüden ibaret; kararın kesinleştiğini gösteren bir kanıt değil.

Felce uğratmayan kısıtlamalar

Enerji ticareti açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemiler (Reuters)
Enerji ticareti açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemiler (Reuters)

Seçim sonuçları başkanı otomatik olarak yetkisiz veya etkisiz bir konuma getirmiyor. Ayrıca yeni seçilen Kongre, sonuçların açıklanmasıyla birlikte yetkilerini hemen devralmıyor. Yeni Kongre'nin görev süresi 3 Ocak'ta başlayacak. Dolayısıyla seçim yenilgisinin doğrudan siyasi etkisi ile yeni çoğunluğun denetim ve yasama araçlarını kullanmaya başlaması arasında bir zaman farkı bulunuyor.

Bununla birlikte Kongre'nin rolünü yalnızca sözlü itirazlarla sınırlamak doğru değil. Kongre; bütçe ödenekleri, denetim ve hesap verebilirlik mekanizmaları ile askerî güç kullanımına ilişkin yasama yetkilerine sahip. Ancak bu araçların bağlayıcı kısıtlamalara dönüşmesi için siyasi uzlaşma ve belirli prosedürlerin tamamlanması gerekiyor. Ayrıca başkanlık vetosuyla da karşılaşılabilir.

Bu nedenle seçim sonuçları tek başına yeni bir saldırıyı engellemiyor ancak uzun süreli bir askerî operasyonun finansmanını sağlamayı ve buna siyasi destek oluşturmayı zorlaştırabilir.

Trump üzerindeki en yakın kısıtlamalardan biri de siyasi nitelik taşıyor. Başkan Yardımcısı JD Vance, seçim yenilgisinin nedenlerine ilişkin değerlendirmesinde savaşın kamuoyunda yeterli desteğe sahip olmamasının göz ardı edilmesine dikkat çekmişti.

Yeni bir gerilim artışı enerji maliyetlerini yükseltir veya kayıpları büyütürse, Cumhuriyetçi Parti içindeki ayrışmayı derinleştirebilir ve yönetimin diğer önceliklerini hayata geçirme kapasitesini zayıflatabilir.

Bu nedenle Trump'ın savunulabilir bir sonuç olarak sunabileceği hedefleri belirlemesi gerekiyor. Bunlar doğrulanabilir nükleer kısıtlamalar, deniz ulaşımının yeniden güvence altına alınması veya daha iyi şartlarda savaşın sona erdirilmesi olabilir.

Aksi hâlde yalnızca daha fazla yıkıma odaklanılması, seçimlerden önce de gündeme gelen temel soruyu yeniden ortaya çıkarabilir: Askerî kazanımlar nasıl kalıcı bir siyasi uzlaşmaya dönüştürülebilir?

Müzakere penceresi

Muhsin Rızai ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in Tahran'daki görüşmesinden, (Arşiv-İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi)
Muhsin Rızai ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in Tahran'daki görüşmesinden, (Arşiv-İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi)

Ortadoğu Enstitüsü araştırmacısı Alex Vatanka, bu tablonun daha önce de yaşandığını belirterek, Trump'ın çatışmayı sona erdirme konusunda defalarca başarısız olduğunu ve zaferin nasıl tanımlanacağına henüz karar vermediğini söylüyor.

Şarku'l Avsat’a konuşan Vatanka, Trump'ın yarın ABD adına zafer ilan ederek savaşı sona erdirebileceğini, ancak “İran'ın da söyleyecek sözü olduğunu” belirtiyor. Ona göre belirsizliğin temel kaynağı da bu.

Bununla birlikte Vatanka, seçim sonuçlarının diplomasiye kapı aralayabileceği görüşünde. Trump siyasi açıdan zayıflamış durumda, Demokratlar savaşın yönetimi konusunda kendisine hesap soracak ve İran da ciddi sıkıntılar yaşıyor. Bu nedenle Vatanka, “Her iki tarafın da siyasi anlaşmaya varmak için geçerli nedenleri bulunuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Tahran'ın Katar aracılığıyla Washington'a nükleer programına ilişkin bir öneri iletmesi ve müzakereler öncesinde kendi taleplerinin karşılanmasında ısrar etmesi, diplomatik hareketliliği destekleyen gelişmeler arasında yer alıyor. Bu bilgi Reuters tarafından aktarıldı.

Axios'a göre arabulucular, iki aşamalı bir düzenlemeyi ele alıyor. Buna göre ilk aşamada ablukanın kaldırılması ve dondurulmuş fonların serbest bırakılması karşılığında müfettişlerin saldırıya uğrayan tesislere erişimine izin verilmesi, ardından Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin başlatılması öngörülüyor.

Ancak bu, üzerinde çalışılan öneri niteliğinde; henüz sonuçlandırılmış bir anlaşma değil.

Burada Trump'ın seçim yenilgisi ile İran'ın zaferi arasındaki fark ortaya çıkıyor. Seçim sonuçları Tahran'a propaganda açısından kullanabileceği bir zemin sağlıyor ancak ablukayı kaldırmıyor veya İran'ın askerî kapasitesini yeniden inşa etmiyor.

Trump'ın siyasi zayıflığının abartılı biçimde öne çıkarılması, Rubin'in öngördüğü gibi daha fazla gerilime yol açabilir. Buna karşılık bu durumun müzakere sürecinde değerlendirilmesi, Vatanka'nın işaret ettiği çıkış yolunu açabilir.

Seçimler, seçeneklerin siyasi maliyetini değiştirdi, ancak Trump'ın hangi yolu seçeceğini ve iki tarafın da yaşadığı yıpranmayı savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya dönüştürüp dönüştüremeyeceğini henüz belirlemedi.


Vance, İran'la müzakerelerin yeniden başlatılması için dolaylı temasları yürütüyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre'de düzenlenen “Luzern Gölü” Zirvesi kapsamında ABD ile İran arasında gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (AFP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre'de düzenlenen “Luzern Gölü” Zirvesi kapsamında ABD ile İran arasında gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (AFP)
TT

Vance, İran'la müzakerelerin yeniden başlatılması için dolaylı temasları yürütüyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre'de düzenlenen “Luzern Gölü” Zirvesi kapsamında ABD ile İran arasında gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (AFP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre'de düzenlenen “Luzern Gölü” Zirvesi kapsamında ABD ile İran arasında gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (AFP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in, yeni bir ateşkes anlaşmasına varılması ve müzakerelerin yeniden başlatılması amacıyla son iki hafta içinde İran'la yürütülen dolaylı görüşmelere bizzat katıldığı ortaya çıktı. Axios haber sitesi, söz konusu temaslar hakkında bilgi sahibi iki kaynağa dayandırdığı haberinde bu bilgiyi aktardı.

Vance'in rolü, Washington'un savaştan çıkış arayışını yansıtıyor

Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığına göre Vance'in görüşmelere yoğun biçimde katılması, ABD'yi savaştan çıkarma sorumluluğunu üstlendiğini gösteriyor. Vance, savaşın Cumhuriyetçilerin bu haftaki seçimlerde aldığı ağır yenilgiden sorumlu olduğunu düşünüyor. Vance'in sürece dahil olması, dolaylı müzakerelerin son turunu ABD yönetimi içindeki en üst düzeyde yürütülen temaslar hâline getiriyor.

ABD'li yetkililer ve bölgesel kaynaklar, ABD Başkanı Donald Trump'ın şu aşamada diplomatik girişimlere ilerleme fırsatı vermeye hazır olduğunu ve herhangi bir anlaşmaya varılmasının mümkün olup olmadığını görmek istediğini belirtti.

Katarlı ve Pakistanlı arabulucularla neredeyse her gün temas

Görüşmeler hakkında doğrudan bilgi sahibi kaynaklar Axios'a, Vance'in İran'la yürütülen müzakereleri ele almak üzere Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir ve diğer arabulucularla neredeyse her gün temas kurduğunu belirtti.

ABD'nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Trump'ın danışmanı ve damadı Jared Kushner de bu diplomatik girişimlerde yer alıyor.

Kaynaklar, Vance'in Katarlı ve Pakistanlı arabulucularla birlikte önümüzdeki günlerde ABD ile İran arasında uzmanlar düzeyinde teknik bir toplantı düzenlenmesi ihtimalini görüştüğünü, ancak söz konusu toplantının henüz gerçekleştirilmediğini belirtti.

Vance, daha önce savaşa karşı çıkmış ve diplomatik çözümü savunmuştu

Vance, şubat ayının sonunda savaş başlamadan önce Trump'ın yakın çevresinde savaşa en fazla şüpheyle yaklaşan isimlerden biriydi. Vance, bunun yerine diplomatik bir çözüm bulunması çağrısında bulunmuştu.

Vance, nisan ayında İslamabad'da düzenlenen İran konulu zirvede ABD müzakere heyetine başkanlık etmiş, haziran ayında ise ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptıyla sonuçlanan görüşmelere bizzat katılmıştı.

Ardından İsviçre'de İran'la gerçekleştirilen doğrudan görüşmelerde ABD heyetine başkanlık etti. Görüşmeler, İran'ın Birleşmiş Milletler müfettişlerini nükleer tesislerini ziyaret etmeye davet etme taahhüdüyle sonuçlanmıştı.

Ancak İran Devrim Muhafızları kısa süre sonra gemilere yönelik saldırılarına yeniden başladı ve bu gelişme mutabakat zaptının çökmesine yol açtı.

Vance'ten İranlı yetkiliye müzakerelerin yeniden başlatılması mesajı

Axios'un haberine göre en dikkat çekici gelişme yaklaşık iki hafta önce yaşandı. Vance, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai'ye bir mesaj göndererek, doğrudan müzakerelerin yeniden başlatılmasını önerdi.

Habere göre İranlı yetkililer, Vance'in mesajının müzakerelerin yeniden başlaması yönünde olumlu bir ivme oluşmasına katkı sağladığını ifade etti.

Arabuluculukta yavaş ilerleme, anlaşma ihtimaline ilişkin işaretler

Axios'a göre arabuluculuk girişimlerinde yer alan kaynaklar, görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ancak bu ilerlemenin oldukça yavaş olduğunu ifade etti.

Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, dün akşam yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Son iki hafta boyunca, durumu kontrol altına almak ve gerilimi düşürmek için gerçekten çözüm bulma niyetinde olan ABD yönetimindeki yetkililerle birlikte çalıştık. Onların ve Tahran'daki sağduyulu isimlerin katkıları sayesinde durumun kontrolden çıkmasını önlemeyi başardık.”

Katar Başbakanı ayrıca, ara seçimlerin ardından da Trump yönetimiyle görüşmelerin sürdüğünü, ancak yönetimin başka meselelerle de ilgilenmesi nedeniyle temasların önceki günlerdeki yoğunlukta devam etmediğini belirtti.


Ara seçim yenilgisi, Cumhuriyetçiler arasında sorumluluk tartışmasını alevlendirdi

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta düzenlenen yönetim toplantısında Savaş Bakanı Pete Hegseth'in konuşmasını dinlerken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta düzenlenen yönetim toplantısında Savaş Bakanı Pete Hegseth'in konuşmasını dinlerken (Reuters)
TT

Ara seçim yenilgisi, Cumhuriyetçiler arasında sorumluluk tartışmasını alevlendirdi

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta düzenlenen yönetim toplantısında Savaş Bakanı Pete Hegseth'in konuşmasını dinlerken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta düzenlenen yönetim toplantısında Savaş Bakanı Pete Hegseth'in konuşmasını dinlerken (Reuters)

ABD Kongresi ara seçimlerinde Cumhuriyetçilerin ağır bir yenilgiye uğraması, Başkan Donald Trump yönetiminde karışıklığa yol açtı. Yenilginin sorumluluğuna ilişkin tartışmalar, özellikle İran savaşının sonuçları üzerinden yoğunlaşırken, ulusal güvenlik ekibinin önde gelen isimlerinin geleceğine ilişkin soru işaretleri de arttı.

Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Thomas Massie'nin, Savaş Bakanı Pete Hegseth'in görevden alınmasına yönelik suçlama kararını yeniden gündeme getireceğini açıklamasıyla, Hegseth'in görevden alınmasına yönelik girişimler yeniden hız kazandı. Trump ise savaşın yönetimine yönelik eleştiriler artmasına rağmen, bakana desteğini yineleyerek performansını övdü.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, istifa etmeyi planladığı yönündeki haberleri yalanladı. Trump'ın görev süresinin sonuna kadar görevini sürdürmeyi planladığını belirten Rubio, 2028 başkanlık seçimlerine ilişkin siyasi hedefleri hakkında ise yorum yapmaktan kaçındı.