Mısır, yeni bir ‘kişisel statü’ yasasına mı tanık oluyor?

Sisi, karmaşık bir konuya umut kapısı açarak, bir talk Show programında herkesi şaşırttı

Mısır Cumhurbaşkanı, kadınların ezildiğini ve adil kişisel statü yasası olması gerektiğini belirtti (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı, kadınların ezildiğini ve adil kişisel statü yasası olması gerektiğini belirtti (AFP)
TT

Mısır, yeni bir ‘kişisel statü’ yasasına mı tanık oluyor?

Mısır Cumhurbaşkanı, kadınların ezildiğini ve adil kişisel statü yasası olması gerektiğini belirtti (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı, kadınların ezildiğini ve adil kişisel statü yasası olması gerektiğini belirtti (AFP)

Emine Hayri
Kötü niyetli taraflar, ‘bir değişim atmosferinin hazırlandığını ve değişiklik için baskının planlandığını’ belirtti. Mağdur ve acı çeken kadın kitleleri, yasaların erkekten yana olduğunu dile getirirken, ufukta beliren şeyin, kader kendileri üzerlerindeki baskıya kurban gitmelerini istemesinden bu yana muhtemelen başlarına gelen en iyi şey olduğunu belirtti.
Yazar ve gazeteci İbrahim İsa, var olan kanunların ‘şeriat ve dindarlık bahanesiyle kadınlara yapılan bir haksızlık, haklarına ilişkin adaletsizlik ve onları boyun eğdirmek ve ezmek için bir araçtan başka bir şey olmadığını’ dile getirdi. Sanatçı Nilli Kerim de söz konusu kanunlar hakkında, “Zaman, binlerce kez yiyip içti, değişim zamanı onlarca yıl öncede kaldı’ yorumu yaptı.

Erkekler ise ‘örf ve âdet kapısından’, ister ‘din penceresinden’ olsun toplumun erilliğini elinde tutan evli çiftler ve boşanmış kadınlar arasında bölünmüştür. Öyle ki bir taraf, karısı veya eşleri konusunda statükoya bağlı kalırken, ancak kızları söz konusu olduğunda, bunu ‘haksızlık ve saldırganlık’ olarak görüyor. Bir diğer taraf ise, cinsiyet, zulüm, atalet ve eğilimlerin taşlaşmasına dayalı metafizik yanılsamalarından kurtulan grubu temsil ediyor.
Evlilik, boşanma, nafaka, vizyon, velayet, vesayet, evlilik dairesi, gelinin listesi, çeyizi ve evlilik yasaları üzerindeki egemenliğini savunmak için hazırlanan şeyin ateşli bir yanıt olduğu beklentisiyle resmi dini kurumların temsilcileri de durumu yakından takip etmeye ve değişim konusunu büyük bir endişeyle izlemeye devam ediyor.
Cumhurbaşkanının bir başka görüşü var
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ise farklı bir görüş benimsiyor. Kendisi, yakınlarının ‘yalnızca bir parça’ olduğunu bildiği bir açıklamayla ‘kötü niyetli, optimist, karamsar, yandaş, muhalif, sapık ve kötümser’ herkesi şaşırttı. Sisi, “Kadınlar eziliyor ve adil bir kişisel statü yasası olmalı. Dengeli bir kişisel statü yasası istiyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanının ‘Talk Show’ programında milyonlarca Mısırlıya konuşması, umudun kapılarını ardına kadar açan bir konu hakkında dolaylı bir yorum, destek veya ilan oldu. Ama bu sefer korkunun, kaygının, öfkenin ve kederin de kapılarını araladı.

Durgun sudaki taş
‘Faten Malik Harbi’ dizisi, diğerleri gibi eğlenceyi ve sezonluk finansal getiriler elde etmeyi amaçlayan sadece bir Ramazan dizisi değildi. Akıl hastalığı ve orta yaş kusurları konu alan, ‘farkındalık’ veya ‘eğitim’ kategorisine giren eserlerden de değildi. Dizi, bazılarının yorumlarına göre devrim niteliğindeydi. Ama bazılarına göre ise din duvarını, şeriatı, sünneti, vatanın koruyucusu olan din adamlarını ve hizmetkârları çiğneyen, eril toplumu yok eden bir diziydi.
Dizinin senaryosu, gazeteci ve yazar İbrahim İsa’ya ait. Dizide Nilli Kerim, boşandıktan sonra hayatını devam ettirebilmek için acı çeken, insani bir şekilde iki kızını yetiştiren ve haklarını yarı adil bir şekilde elde eden kadın rolünde başrolde yer alıyor. Eski karısına korkunç bir baskı uygulayan koca rolündeki Şerif Selame ise yasaların caydırıcılık olmadan kabul ettiği ve Allah’ı öfkelendirmediği, Resul’e muhalif davranmadığı ve inanan kitlelere zarar vermediği kabul edilerek, şeriat tarafından yasaklanmayan bir baskı uyguluyor.
Mısırlı kitleler, toplumun toplumsal, tarihsel, kültürel ve yasal olarak, ‘kadınları onurlandırmak ve korumak’ ve ‘nazik davranılması gereken unsurlar’ gibi farklı isimler altında kadınların pahasına erkeğe hakkaniyetli davranıldığını biliyor. Kişisel statü konularındaki yumuşaklık ve hoşgörü genellikle ‘koca’ kategorisine giriyor. Kadına gelince mahkeme koridorlarında, avukat kitaplarında ve Mısır’daki her kapının ardındaki hikayelerde boşan eyleminin, ‘boşanma davası açmaya cüret eden veya normal bir hayat yaşama hakkı talep eden’ kadınları disipline edip reforme ettiği görülüyor.

‘Faten Amal Harbi’ dizisi, kadınlar hakkındaki dikenli konuları açığa çıkardı (Nilli Kerim’in Facebook sayfası)

Damga
Boşanma olayı, daha yaygın ve popüler hale gelmesine rağmen Mısır toplumunda hala bir damgadır. Boşanmış kadın genellikle evliliğin başarısızlığının yükünü taşır. Ya haklarını kaybeder, ya kendi ve çocuklarının haklarına ulaşmakta baskıyla karşılaşır, ya da bunlardan vazgeçmek üzere baskı yaşar ve hepsinden vazgeçer.
Daha önce merhum Fatin Hamama’nın ‘I Want a Solution (Çözüm İstiyorum)’ dizisi, kişisel statü yasalarının gidişatını değiştirmiş ve onları kadınlar için daha adil hale getirmişti. Ama bu, 47 yıl önce, Mısır toplumunun daha çok aydınlandığı ve resmi dini kurumların eskilerin koyduğu mirasa ve kurallara daha az bağlı olduğu bir zamandaydı.
İlklerin, şimdikilerin ve öncekilerin hepsinin en az bir kişisel hikayesi var. Mona H., yirmi yıl boyunca tam ve eksiksiz olarak dua edip mahkemeleri gezdi. Nihayetinde tüm haklarına ulaşamadı ve eski kocası nafaka ‘taksitlerini’ tamamlayamadan öldü. Nadia ise, çocuklarına velayet yaşından sonra bakması karşılığında tüm haklarından vazgeçti. Manal, kendi geçimini sağlayamadığı için başka biriyle evlenmek zorunda kaldıktan sonra çocuklarını eski kocasına vermek zorunda kaldı. Meryem ise eski kocasının resmi evraklarını temsil etmesi sonrasında mahkeme kararınca aylık nafaka olarak bin Mısır sterlini alıyor. Söz konusu miktar, bir kediyi beslemek için bile yeterli değil.

Her iki dakikada bir boşanma
2020 yılında Mısır’da her iki dakikada bir ortalama 213 bin boşanma davası görüldü. Kadın Hakları ve Şiddetle Mücadele Merkezi Direktörü Intisar es-Said, medya organlarına yaptığı açıklamada Mısır’daki boşanma davalarının endişe verici bir şekilde arttığını söyledi. Boşanmalar, daha çok evliliğin ilk üç yılında gerçekleşiyor. En belirgin neden ise stresli ekonomik koşullar ve bir tarafın diğer tarafa egemenliğini dayatma girişimi. Pek çok kadın, şiddete maruz kalmanın yanı sıra, umudunu yitirene kadar kocanın maddi yükünü üstlenmekte ve boşanma davası açmaktadır.
Ancak şiddetin en kötü şekli, davaların yavaş ilerlemesi ve kocaların kişisel statü yasalarındaki boşlukları lehlerine kötüye kullanmadaki ısrarları nedeniyle kendilerini bataklıkta bulan boşanmış birçok kadının tanık olduğu psikolojik ve ahlaki şiddettir. Bu durumun yanında tarihi ve kültürel camianın geneli de bu durumdan memnuniyet duymaktadır. Elbette dini sistemin hakimiyeti, içtihadın sona ermesi ve belirli sınırlar içinde yorumun katılığı, kadınların erkeklere karşı ön saflarda yer almasının önemli bir nedeni olmaya devam etmektedir.

Donukluk
Durumu sürekli olarak iki cephenin karşı karşıya olduğu gibi tutma modelleri çoktur. Örneğin El-Ezher Kıdemli Alimler Konseyi üyesi Ahmed Ömer Haşim, üç yıl önce çok eşliliğin kadınlar için bir onur ve kazanç olduğunu dile getirdi.
Haşim’in bakış açısı şu; “Şeriat çok eşliliğe izin verir ve kadının bir veya iki kuması veya üç kuması olması, o kumanın ‘evde kalmasından’ daha iyidir. ‘Evde kalmış’ kavramı, insan hakları açısından bir kadın ihlali olarak ve tamamen insani bir bakış açısıyla değerlendirilmesi bir yana, bir hakaret ve aşağılamadır. Haşim, çok eşliliğin Mısır toplumunda kadın sayısını erkeklere göre artırma sorununu çözdüğünü vurguladı. Halk Seferberliği ve İstatistik Merkez Ajansı’na göre Mısır’da erkeklerin oranı kadınlarınkinden fazla. Erkekler yüzde 51,5, kadınlar ise yüzde 48,5.
Mısır’daki kadınlar, kafası karışmış ve dağılmış durumda. Zira bir yandan aydınlanma, eşitlik, kalkınma ve güçlenme silsileleri onları cezbederken, diğer yandan ise 1970’li yıllarda ülkeyi işgal eden katı bir dini söylemle suçluluk, günah, ahlaksızlık ve itaatsizlik zincirlerine vuruluyorlar.
Mevcut durumu düzeltmenin yolu, yüz yıl önce çıkarılan birçok kişisel statü kanununun metinleri gibi ciddi engellerden geçti. Örneğin boşanma sonrasında küçük çocukların velayeti ile ilgili metinler, ebeveynlerin çocuklarının velayetini alma kabiliyetine rağmen anne babayı değil, belirli durumlarda büyükanneyi yüceltiyor. Ayrıca mahkeme günleri, bazen bir seneye denk gelirken, davaların uzunluğu dolayısıyla gençler büyümüş, büyükler de yaşlanmış oluyor.

“Yaşlandık”
‘Mizah ve şaka’ anlamında Mısırlılar ya da daha doğrusu Mısırlı kadınlar, “Bu vakte gelene kadar yaşlandılar” derler. ‘Tahrir Salonu’ programı sunucusu İzzet Mustafa, “Sayın Cumhurbaşkanı, telefonda bizimle’ derken Sisi, “Selamun Aleykum” dedi. Daha sonra program gündemine, toplumu, bütünlüğünü ve geleceğini etkileyen en ciddi sorunlardan biri olarak aile meselelerini dürüst, tarafsız ve teklifsiz bir şekilde ele almak için kaçınılmaz bir bomba fırsattı.
Sisi, karı koca ayrılığından mustarip ailelerin sayısının son yirmi yılda önemli ölçüde arttığını belirtti. Ailenin bugün karşılaştığı sorunların 40 yıl önce onları engelleyenlerle aynı olduğuna dikkat çekti. Mısır Cumhurbaşkanı, kınayıcı bir ifadeyle, “Halkı böyle bir sorunu (kişisel durumu) çözememiş olan bir ülke olur mu?” dedi.
Mısır Cumhurbaşkanı ayrıca, “Kişisel durumlarda yaptıklarımızdan dolayı yargıçlar, devlet, cumhurbaşkanı, hükümet, meclis ve el-Ezher olarak Allah’ın huzurunda hesaba çekileceğiz. Oğullarımız ve kızlarımız, eşler arasında problemler olduğu sürece gözetimimizde” ifadelerini kullandı.

Sorumluluk ve kontrol
Mısır Cumhurbaşkanının sözleri, özellikle kronik kişisel durum davalarının küçük mağdurlarının sorumluluğunu taşıyan taraflarla ilgili. Cumhurbaşkanı tarafından atıfta bulunulan listedeki iki büyük taraf, telefondaki müdahalede utanmış veya endişe hissetmiş olabilir.
Söz konusu müdahaleden bir gün önce Başsavcılık, aile mahkemelerinde evlilik ve velayet uyuşmazlıklarının belge döngüsünü kısaltmak için komisyon kurulmasına karar verdi. İnsan hakları grupları da hızlı şekilde karara övgüde bulundu. Örneğin Mısırlı Kadın Sorunları Vakfı, kararın bu anlaşmazlıklarda kadınlar için süre faktörünü kısaltmada olumlu etkisinin olacağını belirten bir bildiri yayınladı. Vakıf, bu kararın ardından boşanmış kocanın nafaka ve ücret davalarında soruşturulma sorunları ve kararların uygulanma zorluğu gibi birçok ikilemin de gözden geçirileceğini umuyor.


Sisi’nin Kişisel Statü Yasasını değiştirme çağrısına El-Ezher’den yanıt geldi mi? (AFP)

Kişisel durum felaketleri
Kişisel statü trajedileri ve felaketler, yasalar ve modası geçmiş gelenek ve görenekler kadar eskidir. Cumhurbaşkanının, bu konuda bir vizyonu varmış gibi görünüyor. Ancak bu vizyon, din adamlarının, yargıçların, kocaların ve dul kadınların vizyonlarıyla örtüşmeyebilir.
Sisi, “Daha önce de kişisel statü reformu prosedürlerinin bir parçası olarak nafaka, vizyon ve diğer işlemlere yargıyı dahil etmememiz gerektiğini belirtmiştim. Evlenmeden önce anlaşacağız. Bu sözleşme yasalara aykırı olmayacak” diyerek, “Şeriat ve din, vicdanı kontrol eden bir faktördür. Bu durum, devletin kontrol durumlarına ilişkin prosedürlerini yok saymaz” ifadelerini kullandı.
Mısır Cumhurbaşkanı, dini söylemi modernize etmek üzere tekrar tekrar yaptığı çağrılarda, ayrıca inanç özgürlüğüne müdahale etme ısrarına şaşkınlığını dile getirirken ve kişisel statü yasalarındaki şeriat yorumlarından türetilen metinleri değiştirilmesini talep ederken, önceki vesilelerle sık sık şeriat ve dine değindi. Söz konusu metinler, El-Ezher Şeyhinin gaddarlıkla ve sert bir şekilde savunduğu metinlerdir.
Milyonlarca Mısırlı kadına, özellikle de boşanmış ya da boşanmayla sonuçlanabilecek bir evliliğe girmek üzere olan kadınlara insafla yaklaşan Cumhurbaşkanının müdahalesi, Ramazan dizisi olan ‘Faten Malik Harbi’ ışığında gelişti. Dizide, El-Ezher Şeyhi tarafından şiddetli saldırıya ve korkunç kınamaya maruz kalan birçok kadının trajedilerinden bahsediliyor.

‘Bilgilendirilmiş Aydınlara Destek’ konulu bir girişin ardından El-Ezher Uluslararası Elektronik Fetva Merkezi, Kuran ayetleriyle dalga geçilmesine, Peygamberin sünnetinin ihlal edilmesine, radikal fikirlerin körüklenmesine ve toplumdaki din alimi imajının bozulmasına karşı uyarıda bulunduğu bir bildiri yayınladı.
Bildiri, ‘tartışmaları alevlendirmek ve daha fazla ünlenmek amacıyla dini kavramların ve ahlaki değerlerin tahrif edilmesini’, toplumun bütünlüğü, disiplini ve barışı üzerinde olumsuz etkileri olan bencil ve nefret dolu bir çıkar olarak nitelendirdi ve bu durumun, bilim ve sanatla ilgisi olmadığını vurguladı.
Milyonlarca boşanmış kadının yarı normal bir yaşam sürmeye çalışırken çektikleri korkunç acıları bilmek, yasada yer alan metinlerin ciddi bir şekilde gözden geçirilmesine olanak tanıyor. Bu metinler, toplumu durgunluk veya kemikleşme evrelerinde tutmayacak veya bir toplumu kronik ve sürekli bir yorgunluk içinde bırakmayacak hikayeler ve masallar sunan güzel sanattır.

“Beni yoruyorsun, sayın imam”
‘Beni yoruyorsun, sayın imam’; Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin 2017 yılında Polis Günü kutlamaları sırasında El-Ezher şeyhi Dr. Ahmed et-Tayyib’e hitaben söylediği mizahla karışık bir cümle bu. Cümle, şer’i sözlü boşanma ikilemi ve boşanmanın sadece yetkili bir kişi önünde gerçekleşmesini sağlayan mevzuat düzenleme ihtiyacı bağlamında, aileyi korumak ve El-Ezher tarafından reddedilen kadın haklarını güvence altına almak amacıyla geldi.
Destek konusunda nispeten az bir ses mevcut. Ancak artıyorlar ve güç kazanıyorlar. Bazı taraflar çok geç kaldıklarına inanıyor. Başkaları, bunu dinin ötekileştirilmesi ve dindarlara düşmanlığın bir göstergesi olarak yorumlarken, bir yanda dini, insanları ve kurumlarını, diğer yanda ulusu, vatandaşlarını ve hayatlarını düzenleyen yasaları ayırmanın gerekli olduğunu savunuyorlar.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’’dan aktardığı habere göre El-Ezher’in tavrı açık ve net. Tayyib’in 2019’da ‘Savt El-Ezher’in’ gazetesine verdiği bir röportajda bu tavır özetlenmiştir. Tayyib, “Bazı insanlar, genel yasaları çıkaran bir organ olmadığı için El-Ezher’in konumuna dikkati çekiyor. Biz ise şunu beyan ediyoruz; Biz, bir kanun koyucu veya kanun kabul eden bir makam değiliz. Bizim kamu mevzuatıyla ve siyasi veya parlamenter meselelerle hiçbir ilgimiz yoktur. Ancak durum, kaynağı Kuran, Sünnet ve bu hükümlerin dayandırılabileceği tek kaynak olan İslam Şeriatı olan yasalarla ilgili olduğunda, ‘bununla evlilik, boşanma, miras ve diğerleri gibi ailenin kişisel durumunu kastediyorum’, bu meseleyi konuşmayı önüne gelen herkese bırakmak asla doğru ve makbul değildir. İşi saygıdeğer alimlere bırakmak örfe, adete uygun, anayasal ve hukukidir” ifadelerini kullandı.



ABD İran'a baskıyı sürdürüyor... Tahran, Trump'ı "diplomasiyi ihanet etmekle" suçladı

ABD İran'a baskıyı sürdürüyor... Tahran, Trump'ı "diplomasiyi ihanet etmekle" suçladı
TT

ABD İran'a baskıyı sürdürüyor... Tahran, Trump'ı "diplomasiyi ihanet etmekle" suçladı

ABD İran'a baskıyı sürdürüyor... Tahran, Trump'ı "diplomasiyi ihanet etmekle" suçladı

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, ülkesinin İran üzerinde baskıyı sürdürmeye devam edeceğini ve bunun ancak savaşı sona erdirecek "kabul edilebilir bir anlaşmaya" varılmasıyla son bulacağını açıkladı. Hegseth, ABD ordusunun İran limanlarına yönelik "çelikten kuşatmayı" sürdürdüğünü ve Hürmüz Boğazı üzerinde kontrolünü devam ettirdiğini belirtti. Bu açıklama, Başkan Donald Trump'ın ablukanın kaldırılacağını ve bu nedenle boğazda bekleyen gemilerin yeniden hareket edebileceğini duyurması sonrasında yapıldı.

ABD yönetimi, İran'a karşı savaşı yeniden başlatabilecek imkânlara sahip olduğunu vurgularken, Beyaz Saray da Trump'ın, bütün şartlarının yerine getirilmemesi halinde Tahran ile herhangi bir anlaşma imzalamayacağını bildirdi. Söz konusu açıklamalar, küresel ekonomiyi sarsan çatışmanın başlamasından üç ay sonra yapıldı.

Öte yandan İran dini lideri Mücteba Hamaney'in danışmanı Muhsin Rızai ise ABD Başkanı Donald Trump'ın, İran'a yönelik deniz ablukasını sürdürerek ve müzakerelerde "aşırı talepler" ileri sürerek "üçüncü kez diplomasiye ihanet ettiğini" belirtti.


İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyindeki ve Bekaa Vadisi'ndeki yedi köy için tahliye emri verdi

İsrail'in bugün Güney Lübnan'a düzenlediği bombardımanın ardından dumanlar yükseliyor (Reuters)
İsrail'in bugün Güney Lübnan'a düzenlediği bombardımanın ardından dumanlar yükseliyor (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyindeki ve Bekaa Vadisi'ndeki yedi köy için tahliye emri verdi

İsrail'in bugün Güney Lübnan'a düzenlediği bombardımanın ardından dumanlar yükseliyor (Reuters)
İsrail'in bugün Güney Lübnan'a düzenlediği bombardımanın ardından dumanlar yükseliyor (Reuters)

İsrail ordusu bugün, Güney Lübnan ve Bekaa bölgesindeki yedi köy için tahliye emri yayımladı. Ordu bu kararın, Hizbullah'ın taraflar arasında yürürlükte olan ateşkesi ihlal ettiği iddialarına verilecek yanıt kapsamında alındığını belirtti.

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Güney Lübnan ve Bekaa'da bulunan Mifdun, Şukin, Zebdin, Cedide Ensar, Zerrariye, Mezraat Kevseriyet er-Riz ve Meşgara köylerinin tahliye edilmesi çağrısında bulundu.

Adraee, bir başka paylaşımında ise “Terör örgütü Hizbullah'ın ateşkes anlaşmasını ihlal etmesi nedeniyle İsrail Savunma Kuvvetleri ona karşı güçlü şekilde harekete geçmek zorunda kalmıştır” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Hizbullah, bugün Kuzey İsrail'de Lübnan sınırına yakın Kiryat Shmona kasabasına roket saldırısı düzenlediğini açıkladı. Saldırı, İsrail ordusunun Lübnan içlerine yönelik kara operasyonları ve hava saldırılarını genişlettiği bir dönemde gerçekleşti.

Hizbullah ayrıca bir Demir Kubbe bataryasını, bir askeri Hummer aracını ve iki ayrı İsrail askerî araç ve personel grubunu hedef aldığını duyurdu. Örgütün açıklamalarına göre, dün öğleden sonra ve gece saatlerinde Ras en-Nakura bölgesindeki Demir Kubbe sistemi “Ebabil” tipi kamikaze insansız hava araçlarıyla vuruldu.

Açıklamada ayrıca, Nakura'da bulunan İsrail ordusuna ait bir Hummer aracının yine “Ebabil” tipi İHA ile hedef alındığı, Reşaf ve el-Beyyada bölgelerindeki iki İsrail askerî araç ve personel grubuna ise roket saldırıları düzenlendiği belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Sağlık Bakanlığı’ndan aktardığına göre dün Sur kentinde düzenlenen saldırılarda bir sağlık görevlisi dahil 11 kişinin hayatını kaybettiği, 8 kişi de yaralandı.


Ketaib Hizbullah, Irak'ta silah kısıtlamasını memnuniyetle karşılıyor

2 Mart 2026'da Suriye sınırındaki el-Kaim'de bulunan Haşdi Şabi karargahına düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybeden Irak Hizbullah Tugayları mensupları için Bağdat'ta düzenlenen cenaze töreni (Reuters)
2 Mart 2026'da Suriye sınırındaki el-Kaim'de bulunan Haşdi Şabi karargahına düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybeden Irak Hizbullah Tugayları mensupları için Bağdat'ta düzenlenen cenaze töreni (Reuters)
TT

Ketaib Hizbullah, Irak'ta silah kısıtlamasını memnuniyetle karşılıyor

2 Mart 2026'da Suriye sınırındaki el-Kaim'de bulunan Haşdi Şabi karargahına düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybeden Irak Hizbullah Tugayları mensupları için Bağdat'ta düzenlenen cenaze töreni (Reuters)
2 Mart 2026'da Suriye sınırındaki el-Kaim'de bulunan Haşdi Şabi karargahına düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybeden Irak Hizbullah Tugayları mensupları için Bağdat'ta düzenlenen cenaze töreni (Reuters)

Ketaib Hizbullah'ın güvenlik sorumlusu Ebu Mücahid el-Assaf, bugün yaptığı açıklamada, İslami direniş içinde yer almayanların, silahın yalnızca devletin elinde toplanmasını hedefleyen ve güvenlik, istikrar ile toplumsal barışı güçlendiren her türlü adımını memnuniyetle karşılıyoruz" dedi.

El-Assaf, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, "Cihat görevi bugün kifai bir yükümlülüktür. Bu görevi, onu terk etmeyi tercih edenler adına biz yerine getireceğiz. İhtiyaç duyulması halinde ise onlar yakınımızdadır ve görevden kaçınmayacaklardır" ifadelerini kullandı.

Ayrıca ilgili kurumlarla Haşdi Şabi yönetimi arasında yapıcı bir rol üstlenmeye hazır olduklarını belirten el-Assaf, silahların envanterinin çıkarılması, güvenli şekilde taşınması ve depolanması süreçlerinde destek sağlayabileceklerini söyledi. Devlet kurumlarında uzmanı bulunmayan bazı özel silahların teslim alınmasına da hazır olduklarını kaydeden el-Assaf, bunlar arasında insansız hava araçları (İHA), kamikaze dronlar, seyir füzeleri ve tanksavar sistemlerinin bulunduğunu ifade etti. Söz konusu silahlar için bedel ödemeye de hazır olduklarını ifade etti.

Bununla birlikte Assaf, geçmişte, bugün veya gelecekte silahlı mücadeleyi bırakıp farklı alanlara yönelmeyi tercih eden hiçbir grup ya da oluşuma yönelik olumsuz söylemleri kabul etmediklerini vurguladı. Bu tür kararların ilgili tarafların kendi tasarrufu olduğunu belirtti ve silahların devlet kurumlarına devredilmesini olumlu karşıladıklarını ifade etti.

Öte yandan Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr cuma günü yaptığı açıklamada, silahlı kanadının devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin bir hafta içinde tamamlanması için süre tanıdı. İktidardaki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı'nın önde gelen isimlerinden biri ise Irak'taki "silahlı direnişi" toplum üzerinde bir yük olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sadr, çarşamba günü silahlı kanadı Seraya es-Selam'ın devlet bünyesine entegre edileceğini duyurmuş ve Haşdi Şabi bünyesindeki gruplara silahlarını teslim etme çağrısında bulunmuştu.

Kararın ardından bir gün sonra Seraya es-Selam yöneticilerine talimat veren Sadr, ayrışma ve devlet kurumlarına entegrasyon işlemlerinin bir hafta içinde tamamlanmasını istedi.

Başbakan Ali ez-Zeydi de Sadr'ın kararını memnuniyetle karşıladığını belirterek, bunun iç istikrarın güçlendirilmesi ve silahın yalnızca devletin kontrolünde bulunması ilkesinin pekiştirilmesi açısından önemli bir adım olduğunu söyledi.

Zeydi, tüm silahlı gruplara devlet çatısı ve resmî kurumlar altında faaliyet göstermeleri çağrısında bulunurken, silah taşıma ve yasaları uygulama yetkisinin münhasıran devlete ait olduğunu vurguladı.