Putin, NATO’ya karşı müttefiklerini topluyor

İsveç ve Finlandiya parlamentoları NATO üyeliğini tartışıyor… Moskova ve Washington’ın ilişkileri geri dönülemez noktayı geçti.

Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü üyesi ülkelerin liderlerinin Moskova’daki zirvesinden bir kare. (Reuters)
Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü üyesi ülkelerin liderlerinin Moskova’daki zirvesinden bir kare. (Reuters)
TT

Putin, NATO’ya karşı müttefiklerini topluyor

Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü üyesi ülkelerin liderlerinin Moskova’daki zirvesinden bir kare. (Reuters)
Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü üyesi ülkelerin liderlerinin Moskova’daki zirvesinden bir kare. (Reuters)

Kremlin, Batı'nın Rusya'ya karşı yürüttüğü ‘hibrit ve kapsamlı savaşa’ karşı koyabilmek için, Sovyetler Birliği zamanındaki ittifaklarını canlandırma yönündeki hamlelerini hızlandırdı. Kolektif Güvenlik Anlaşması'nın imzalanmasının 30'uncu, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütünün (KGAÖ) (Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Ermenistan ve Belarus) kuruluşunun 20. yıl dönümü dolayısıyla Kremlin Sarayı'nda yapılan liderler zirvesinde NATO’yla mücadele edebilecek bir ‘ittifak’ kurulması yönünde çağrılar yapıldı. Sovyetler Birliği liderliğinde NATO'ya karşı kurulan Varşova Paktı’nın ‘modern bir versiyonunun’ yeniden canlandırılabileceği tartışıldı.  
Analistler Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, geçtiğimiz yıllarda sınırlı bir rolü olan KGAÖ’yü güçlendirmeyi amaçladığını değerlendirdi. KGAÖ, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin akabinde ve Kazakistan olaylarında kendini gösterebilmişti, bu iki olay dışında ise son yıllarda ciddi bir faaliyetine tanık olunmadı.  
Putin zirvede yaptığı konuşmada, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütünün önemli bir rol oynadığını ve bu aşamada rolünün gün geçtikçe daha da önemli hale geldiğini söyledi. KGAÖ bir güvenlik ittifakı örgütü olup dış tehditlere karşı ortak hareket etmeyi öngörüyor, kuruluş için imzalar 1992 yılında atıldı. Gürcistan, 2008 yılında Rus müdahalesinin ardından örgüt üyeliğinden çekildi.Özbekistan da 2012 yılında örgütten ayrıldı. Ukrayna savaşının ardından ilk toplantı olma özelliği taşıyan Moskova’daki zirvede, üye ülkelerin liderleri açılış konuşmaları yaptı, ardından ikili görüşmelere geçildi.  
Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko, “Rusya, NATO’nun genişleme çabalarıyla tek başına yüzleşmek zorunda kalmamalı, Kolektif Güvenlik Örgütü’nün birleşik bir cephede hızlı bir şekilde seferber edilmemesi durumunda hepimiz zarar görürüz. En başından beri birleşik bir cephe olarak hareket etseydik, bize karşı bu ‘cehennemi yaptırımlar’ uygulanmazdı” ifadelerini kullandı.

İsveç ve Finlandiya konusu
İsveç ve Finlandiya parlamentosu dün NATO üyeliği başvurusunu tartışmaya devam etti. İki ülkenin parlamentosunda çoğunluğun NATO’ya katılmayı desteklediği öğrenildi. Finlandiya Devlet Başkanı Sauli Niinistö önceki gün, ülkesinin NATO üyeliğine başvuracağını söylemişti. Finlandiya parlamentosu dün sabahki oturumunda NATO üyeliği başvurusunu tartıştı. Fin medyasında yer alan haberlere göre, bugün yapılması planlanan oylamada 200 milletvekilinin en az yüzde 85’i üyelik lehinde oy kullanacak. İsveç Başbakanı Magdalena Andersson’un NATO üyeliğine başvurmanın ülkenin güvenliği için olumlu değerlendirmesinin ardından parlamento desteği talep etmesi nedeniyle dün bir oturum düzenlendi. İsveç’teki milletvekillerinin de çoğunun üyeliği destekleyeceği öğrenildi. İktidarda bulunan Sosyal Demokrat Parti yönetiminin önceki günkü toplantısından NATO'ya üyelik başvurusu yapılması kararı çıkmıştı. İsveç ve Finlandiya'nın en geç 18 Mayıs'a kadar NATO'ya üyelik için başvuru yapması bekleniyor.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, "İsveç ve Finlandiya’nın NATO girişimleri, uzak sonuçları bakımından büyük bir hata. Bu karar neticesinde iki ülkenin de güvenliğinin güçlendirilmeyeceği bizim açımızdan çok açık. NATO’ya girme kararı almaları durumunda dünyadaki durum köklü bir şekilde değişecektir. Bu karara basit bir tepki vereceğimiz yanılgısına düşülmesin. Rusya’nın tepkisi atacakları askeri adımlarla bağlantılı olacaktır” demişti.
Rusya Devlet Başkanı Putin, KGAÖ zirvesinin açılış konuşmasında, katılımcılara selam vererek KGAÖ’nün Sovyet sonrası alanda durumu istikrara kavuşturmada önemli bir rol oynadığını vurguladı ve örgütün bölgede yaşanan süreçler üzerindeki etkisinin artmasını umduğunu ifade etti. İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği konusuna da değinen Putin, "İsveç ve Finlandiya ile sorunumuz yok. NATO'nun İsveç ve Finlandiya'ya genişlemesinde Rusya’ya doğrudan tehdit yok ancak askeri altyapının bu bölgeye genişletilmesi tepkimizi tetikleyecek. Oluşturulacak tehditlere bakacağız, buna göre tepki vereceğiz. Kuzey Atlantik İttifakı coğrafi hedefinin ötesine geçti ve kötü bir şekilde diğer bölgelere etki etmeye çalışıyor ve uluslararası durumu kontrol etmeye çalışıyor, tüm bu durumlar ek dikkat gerektiriyor” diye konuştu.  

Putin: Pentagon, ortak alanlarımızda onlarca biyolojik laboratuvar oluşturdu
Washington’ın Ukrayna'da biyolojik silahlar geliştirmeye devam ettiğini belirten Putin, "ABD'nin, Sovyetler Birliği sonrası alanlarda biyolojik laboratuvarlar kurduğuna dair uzun zamandır uyarılarda bulunduk. Pentagon, ortak alanlarımızda onlarca biyolojik laboratuvar oluşturdu. Bu tür laboratuvarların ana görevi tehlikeli hastalıklar ve virüsler yaymaktı, yoksa hastalıklara çözüm bulmak ya da bölge halklarına yardım etmekle ilgilenmiyordular. Ukrayna operasyonunda özellikle sınır bölgelerimizin yakınında bu tesislerin kurulduğuna dair sağlam kanıtlar elde ettik” ifadelerini kullandı.  
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “ABD’deki misyon şefimizin endişelerine katılıyoruz, Kremlin durumun farkında. Güvenlik güçlerinin, misyon çalışanlarımıza ve vatandaşlarımıza kaba ve çirkin davranışları kabul edilemez” dedi. Rusya'nın ABD Büyükelçisi Anatoly Antonov, büyükelçilik çalışanlarının tehdit telefonları aldığını ve ABD istihbarat kurumlarının Rus diplomatları ‘ihanete’ zorladığını söylemişti.

Dış politikada ‘yeni bir vizyon’ vurgusu
Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Batı'nın saldırgan tutumunun, Moskova’nın dost olmayan ülkelerle olan ilişkisini radikal bir şekilde gözden geçirmesini gerektirdiği, bu bağlamda Rus dış politikasının yeniden gözden geçirilerek yeni bir vizyon oluşturulacağı kaydedildi. Putin’in talimatı uyarınca yeni bir dış politika vizyonu oluşturulması amacıyla ilk toplantının gerçekleştiği ifade edildi. Washington’ın ‘Kolektif Batı'yı tamamen boyun eğdirmesinin ardından ne pahasına olursa olsun dünya üzerinde tam hegemonya iddia etme ve çok kutuplu bir dünya sürecini sona erdirme hedefiyle geri dönüşü olmayan bir yola girdiği’ belirtilen açıklamada, Rusya’nın, dost olmayan ülkelerle ilişkisini radikal bir şekilde gözden geçireceği ve diğer dış politika alanlarında kapsamlı ve güçlü bir vizyon hazırlayacağı kaydedildi.  



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.