Örümcek ve yılan zehir bileşenleri tedavi için kullanılıyor

Hayvan zehirleri, keşfedilmeyi bekleyen binlerce ilaçta kullanılabilecek bileşenlere sahip.

Örümcek ve yılan zehir bileşenleri tedavi için kullanılıyor
TT

Örümcek ve yılan zehir bileşenleri tedavi için kullanılıyor

Örümcek ve yılan zehir bileşenleri tedavi için kullanılıyor

Arizona-Sonora’daki Çöl Müzesi’nde küçük bir odada, Omurgasızlar Birimi Amiri Emma Califf, plastik bir kutunun ortasındaki bir taşı kaldırdı. Califf, sivri kuyruğu sırtının üzerinde olan 8 santim uzunluğunda bir akrebi göstererek, “Bu yaratık bizim çöl akreplerimizden biri. Kuzey Amerika’daki akreplerin en büyüğüdür” dedi.  
Başka bir kutuda da 2,5 cm uzunluğunda Arizona Akrebi (bark scorpions) sürüsü tutuluyordu. Ayrıca zehirleri alınacak çeşitli tür ve alt ailelerden 20 çıngıraklı yılan da vardı.  

Hayvan zehirleri
Hayvan zehirlerde bulunan protein çeşitlerini tanımlamak için son yıllarda yürütülen ortak çabalara dayanan ve ‘hayvan zehirleri bilimi’ (Venomics) olarak bilinen bu yeni alandaki çalışmalar önemli bir şekilde arttı. Bu doğal toksinlerin bileşenleri gelişen teknolojiler ile incelenmeye devam ettikçe, umut vadeden bileşenlerin sayısı da giderek çoğaldı.
Arizona Üniversitesi’nde fahri patoloji profesörü olan Leslie V Boyer şu açıklamada bulundu:
 “Bilim insanları yüzyıl önce zehirlerin üç veya dört bileşeni olduğunu sanıyordu. Ancak biz bugün sadece bir zehir türünün bile binlerce bileşeni olabileceğini biliyoruz. Yeni keşifler yapabilecek tüm taraflara bilgi sağlayan bazı laboratuvarlar sayesinde, bu alandaki gelişmeler hızlanıyor. Toksikoloji dünyası, keşfedilmeyi bekleyen ilaç dünyasını içinde bulunduruyor. Modern bilimsel kimya dünyasında inanılmaz bir durumla karşı karşıyayız. Yeryüzündeki son derece gelişmiş hayvan zehirleri, bir dizi etkili ilacın keşfedilmesine yardımcı oldu ve şüphesiz başka ilaçların da keşfedilmesine katkıda bulunacak.”

Kalp hücrelerini koruma
Zehir bileşenleri üzerinden keşfedilen ilaçların en umut verici olanı, Fraser Adası’nda yaşayan ölümcül Avustralya örümceğinden zehrinden elde edilenler oldu. Bu örümceklerin zehrinden elde edilen ilaçların kalp krizi sonrasında, hücre ölümüne engel olabileceği belirtildi.
Kalp krizinden sonra kalbe giden kan akışı azalır, bu da hücre ortamının daha asitli hale getirir ve hücre ölümüne yol açar. Avustralya örümceğinden elde edilen Hi1A adlı ilacın, önümüzdeki yıl klinik denemelerin başlaması planlanıyor. İlaç laboratuvarda insanlar üzerinde test edildi.
İlacın keşfedilmesine yardımcı olan, Avustralya’daki Queensland Üniversitesi’nden  araştırmacı Nathan Palpant’a göre ilaç kalbin aside duyarlılığını etkileyuebiliyor. Yani ölüm mesajını bloke ederek hücre ölümü azaltıyor ve kalp hücrelerinin hayatta kalmasını sağlıyor.
İlacın etkinliği klinik denemelerde kanıtlanırsa, ilaç acil sağlık çalışanları tarafından uygulanabilir, kalp krizi sonrası oluşan hasarı önleyebilir ve donör kalbini daha uzun süre sağlıklı tutarak kalp nakli sonuçlarını iyileştirebilir.
Toksikoloji alanında çalışmalar yürüten, Queensland Üniversitesi’nden Doçent Bryan Fry, söz konusu ilaçla ilgili açıklamasında olarak “Bu, Avustralya’daki en nefret edilen canlılardan elde edilmiş olmasına rağmen kalp krizine karşı harika bir ilaç olacak gibi görünüyor” dedi.
Zehir bileşiklerinden tedavi üretmek için kullanılan teknikler o kadar güçlü hale geldi ki daha fazla yeni fırsatlara kapı aralıyorlar. Fry “10 veya 15 yıl önce binlerce mikrograma ihtiyaç duyulurken bugün bilim insanları birkaç mikrogram zehir kullanarak birçok deney yapabiliyorlar” dedi.

Evrimsel özellikler
Zehir, benzersiz özelliklere sahip proteinlerin bulunduğu bir toksin karışımından oluşuyor. Son derece ölümcül canlıların doğal evrimleri, çok uzun bir süre boyunca (yılanlar için yaklaşık 54 milyon yıl ve denizanası için 600 milyon yıl) güçlerini geliştirmelerine yardımcı oldu.
Hayvan zehirlerinden üretilen ilaçkar, zamana karşı biyolojik bir silahlanma yarışının bir ürünü. Zehirler daha ölümcül hale geldikçe, kurbanlar daha fazla direnç geliştiriyor. İnsanların fazla direnç göstermesi doğal döngüde zehri daha da ölümcül hale getiriyor. Venom İmmünokimya, Farmakoloji ve Acil Müdahale Enstitüsü’nün kurucusu olan Boyer konuya dair şunları söyledi:
“İnsanlar proteinden oluşuyor ve proteinler bizi insan yapan, çok fazla karmaşık olmayan kombinasyonlardan meydana geliyor. Bu da bizi zehirlerin bir numaralı hedefi haline getiriyor.”
Zehirli mikro hedefleme molekülleri tarafından geliştirilen hücresel proteinler, aynı protein yollarını kullanan veya zehirden türetilen bir ilacın son derece etkili olmasında en büyük rolü oynuyor. Ancak bazı proteinlerin, yeni ilaçları kullanılamaz hale getirebilecek doğal sorunları bulunuyor.
Söz konusu ilaçları yapmak için genellikle zehir toplamaya gerek yok. Zira zehirler bir kez tanımlandıktan sonra laboratuvarda üretilebiliyor. Zehrin üç ana etkisi bulunuyor. Bunlar sinir sistemini hedef alan ve kurbanı felç eden nörotoksinler, kanı hedef alan hemotoksinler ve zehirlenen noktanın etrafındaki alana saldıran yerel bir yerel doku toksinleri.
Piyasada hayvan zehirlerinden üretilen çok sayıda ilaç mevcut. Bunların başında 1970’lerde yüksek tansiyonu tedavi etmek için Brezilya’daki Jararaca çukur engereğinin zehrinden geliştirilen captopril ilacı geliyor. Başka bir ilaç olan eksenatid, Gila canavarı zehrinden elde ediliyor ve Tip 2 diyabet için kullanılıyor. Vampir yarasa zehrinden elde edilen Draculin ilacı ile pıhtılaşma önleniyor, felç ve kalp krizleri tedavi ediliyor. Son olarak, Necef çölü akrebinin zehiri, kolon ve meme tümörlerini bulmak ve optik olarak yerleştirmek için halen klinik deneme aşamasında olan bir bileşenin kaynağı olarak kullanılıyor.

Yeni ilaçlar
Bugün, yeni ilaçlar yapmak için birçok aday protein var. Ancak uzun yıllar sürebilen ve milyonlarca dolara mal olabilen uzun klinik deneyler ve üretim sürecinden geçmeleri gerekiyor. Utah Üniversitesi’nden araştırmacılar, mart ayında koni salyangozlarında, balıkları hızla zehirleyen, kurbanın vücudundaki insülin seviyesini hızla düşürüp, onu öldüren hızlı etkili bir molekül keşfettiklerini açıkladılar. Bu ilaç şeker hastaları için büyük umut vaat ediyor. Arı zehrinin ayrıca çok çeşitli patolojilere karşı tedavi edici şekilde çalıştığı görülüyor. Son zamanlarda meme kanseri hücrelerini öldürdüğü de tespit edildi.
Brezilya’daki araştırmacılar şu an ülkedeki gezgin örümceğin zehrini keşfetmek için çalışıyorlar. Zira açıklamalara göre bu, örümceklerin ısırığının kurbanların vücudu üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, erektil disfonksiyonu tedavi eden yeni bir ilaç için potansiyel bir kaynak olabilir. Fry, “Isırılan erkekler, örümcek tarafından ısırılmalarının ardından olağanüstü ağrılı, uzun süreli ereksiyonlar yaşıyorlar. Elbette zehri öldürücü faktöründen ayırmaları ve onu bir ilaca çevirmenin yolunu bulmak gerekiyor” dedi.
Ancak Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığına göre zehirler, bugünlerde çok daha iyi anladığımız ve üzerinde iyice araştırmalar yaptığımız tek madde değil. Son birkaç yılda, hayvan panzehirleri geliştirmek için büyük fonlarla finanse edilen araştırmalar koordine edildi. Wellcome Trust 2019’da bu araştırmaları sürdürmek için 100 milyon dolarlık bir fon kurdu. O zamandan bu yana dünya çapında, herhangi bir tür zehirli yılan tarafından ısırılan birine hemen yardım etmek için uzak bölgelere taşınabilecek tek bir tedavi için birçok çalışmaya tanık olundu. Dünyada birçok panzehir bulunuyor ve bunların her biri farklı bir yılan ısırığını tedavi ediyor.
Bu yolculuk zor ve yeni ilaç araştırmalarına fayda sağlayan zehirlerin geniş içerik yelpazesine sahip olması, onları nötralize edebilecek bir ilaç bulmayı da zorlaştırıyor. Bununla birlikte, bugün dünya halen klinik deneme aşamasında olan ‘varespladib’ adı verilen, umut verici kapsamlı bir antitoksinin geliştirilmesini bekliyor.
Son olarak uzmanlar, zehrin rolünün, korku uyandıran yaratıklara daha fazla saygı duyulması ve koruma sağlanmasına yardımcı olacağını umut ediyor.

*New York Times



Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
TT

Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)

Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampusun, anıları yeniden düzenleyerek gelecekteki sonuçları öngördüğü bulundu.

Hipokampus, fiziksel alan ve geçmiş deneyimlerin haritalarını oluşturarak kişinin, etrafındaki dünyayı anlamasını sağlıyor. 

Beyin aktivitesi kalıplarının değişmesiyle bu haritaların da zaman içinde değiştiği biliniyor. Ancak sözkonusu değişimin rasgele gerçekleştiği düşünülüyordu.

McGill ve Harvard üniversitelerinden bilim insanları, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde bu sürecin rasgele değil, sistematik bir şekilde geliştiğini saptadı.

Araştırmacılar, nöronları yalnızca kısa süre izleyebilen yöntemler yerine, aktif nöronların parlamasını sağlayan yeni görüntüleme tekniklerine başvurdu. 

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmada, bir görevi öğrenen ve ödül alan farelerin nöron aktivitesi izlendi.

Bilim insanları farelerin nöron aktivitesinin önceleri ödül verildiği sırada zirveye ulaştığını gözlemledi. Ancak daha sonra bu zirve gittikçe erken bir zamana kaydı ve nihayetinde, fare henüz ödülü almadan görülmeye başladı.

Bulgular, hipokampusun anıları depolamakla kalmadığını, aynı zamanda sonuçları aktif olarak tahmin ettiğini gösteriyor.

Makalenin kıdemli yazarı Mark Brandon bu durumun "şaşırtıcı" olduğunu ifade ediyor.

Daha önce Ivan Pavlov'un deneylerinde, beynin ödülleri öğrenme becerisi olduğu ve hayvanların, zil gibi bir ipucunu yiyecekle ilişkilendirebildiği saptanmıştı. 

Ancak yeni çalışma, Pavlov'un deneylerindeki basit ipucu-ödül ilişkisinin ötesine geçiyor ve hipokampusun, hafıza ve bağlamı kullanarak sonuçları tahmin ettiğini ortaya koyuyor.

Brandon, "Hipokampus genellikle beynin dünyaya ilişkin içsel modeli olarak tanımlanır" diyerek ekliyor: 

Burada bu modelin statik olmadığını görüyoruz; beyin tahminlerdeki hatalarından ders çıkararak bu modeli her gün güncelliyor. Sonuçlar beklendiği gibi gelmeye başladığında, hipokampustaki nöronlar bundan sonra ne olacağını öğreniyor ve daha erken tepki vermeye başlıyor.

Bulgular, Alzheimer gibi hastalıklardan muzdarip kişilere de yardım etme potansiyeli taşıyor.

Alzheimer hastaları genellikle sadece geçmişi hatırlamakta değil, deneyimlerden ders çıkarma ve karar vermekte de zorluk çekiyor.

Hipokampusun anıları tahminlere dönüştürdüğünü gösteren bu çalışma, Alzheimer'ın erken evrelerinde öğrenme ve karar verme süreçlerinin neden etkilendiğini anlama yolunda yeni bir çerçeve sunuyor. 

Bilim insanları bu becerinin nasıl bozulduğunu anlamanın yeni tedavilere kapı aralayabileceğini düşünüyor.

Independent Türkçe, McGill Üniversitesi, Quantum Zeitgeist, Nature


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.


"Sessiz katil"e karşı yeni umut: Mekanizma bozulunca tümörler küçüldü

(Unsplash)
(Unsplash)
TT

"Sessiz katil"e karşı yeni umut: Mekanizma bozulunca tümörler küçüldü

(Unsplash)
(Unsplash)

Harriette Boucher 

Bilim insanları, "sessiz katil" diye adlandırılan pankreas kanserinin bağışıklık sisteminden nasıl gizlendiğini ve bu süreci bozmanın tümörlerin küçülmesine nasıl yardımcı olabileceğini keşfetmiş olabilir.

Yakın zamanda yapılan çalışmada, Almanya'daki Würzburg Üniversitesi'nden araştırmacılar, kanser hücrelerinin büyümesine katkıda bulunan kanser geni MYC'nin, normalde bağışıklık sistemini harekete geçiren ve tümöre saldıran alarm sinyallerini bastırarak tümörleri kamufle ettiğini buldu.

Ancak araştırmacılar, hayvanlarda bu mekanizmayı bloke ederek tümörlerde çarpıcı bir küçülme tespit etti ve kanserin vücudun kendi savunmasına maruz kalabileceği yeni bir yol önerdi.

Çalışma, Cancer Grand Challenges KOODAC araştırma ekibinden Martin Eilers tarafından yönetildi. Eilers şunları söyledi:

Normal MYC'ye sahip pankreas tümörlerinin boyutu 28 günde 24 kat artarken, kusurlu MYC proteinine sahip tümörler aynı dönemde çöktü ve yüzde 94 oranında küçüldü. Ama bu durum yalnızca hayvanların bağışıklık sistemleri sağlam olduğunda görüldü.

Eilers, bulguların kanser tedavisi için umut verici yeni yollar açtığını çünkü gelecekteki ilaçların sağlıklı hücrelere zarar vermeden tümörleri vücudun bağışıklık sistemine karşı görünür ve savunmasız hale getirmek için kullanılabileceğini sözlerine ekledi.

Pankreas kanseri, Birleşik Krallık'ta her yıl yaklaşık 10 bin ölüme yol açarak en çok can alan 5. kanser türü. Tüm yaygın kanserler arasında en düşük sağkalım oranına sahip ve 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 7'nin altında.

Hastaların semptomları genellikle ancak hastalık tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu bir aşamaya ilerledikten sonra ortaya çıktığı için "sessiz katil" diye adlandırılıyor.

MYC kanserde önemli bir rol oynuyor ve önceki araştırmalara göre insanlarda  kanserlerin yüzde 70'ine kadarında aktive oluyor.

Cancer Grand Challenges KOODAC ekibi, çocukluk çağı solid tümörleriyle mücadele etmek üzere 2024'te finansman desteği aldı.

Ekip, tümör büyümesini sağlayan proteinleri hedef almak için yenilikçi yöntemler geliştiriyor ve çalışmanın bulguları, ekip tarafından çocuklarda MYC kaynaklı kanserler için potansiyel yeni tedaviler tasarlamak üzere kullanılacak.

Ekibin Direktörü Dr. David Scott şunları söyledi:

Cancer Grand Challenges, KOODAC gibi kanser hakkında bildiklerimizin sınırlarını zorlayan uluslararası ekipleri desteklemek için var.

Bunun gibi araştırmalar, tümörlerin bağışıklık sisteminden saklanmak için kullandıkları mekanizmaların ortaya çıkarılmasının, sadece yetişkin kanserleri için değil, KOODAC ekibinin odak noktası olan çocukluk çağı kanserleri için de nasıl yeni olanaklar yaratabileceğini gösteriyor.

Bu, uluslararası işbirliğinin ve farklı uzmanlıkların kanser araştırmalarındaki en zorlu zorluklardan bazılarının üstesinden gelmeye nasıl yardımcı olabileceğinin cesaret verici bir örneği.

 Independent Türkçe, independent.co.uk/news/health