Cep telefonları hızlı şarj etmenin tehlikeleri

Hızlı şarj batarya ömrünü ve performansı azaltıyor

Xiaomi'den 200 watt kapasiteli şarj teknolojisi
Xiaomi'den 200 watt kapasiteli şarj teknolojisi
TT

Cep telefonları hızlı şarj etmenin tehlikeleri

Xiaomi'den 200 watt kapasiteli şarj teknolojisi
Xiaomi'den 200 watt kapasiteli şarj teknolojisi

Bazı cep telefonu üreticileri, 200 watt şarj kapasiteli Xiaomi, 150 watt kapasiteli OnePlus ve Realme ve 120 watt kapasiteli iQoo gibi ultra hızlı şarj hızları sunmakla övünüyor.
Ancak sorulması gereken soru şu: Artan bu şarj hızları herhangi bir olumsuz etki oluşturmayacak mı? Yoksa cep telefonunuzun veya tabletinizin pili bu hızlı şarj yarışından olumsuz mu etkilenecek?
Bu yazıda, pil ömrünü ve ultra hızlı şarjla ilgili performansı etkileyen üç faktörü ve mobil cihazınızın pillerinin daha uzun ömürlü olmasını sağlamak için Şarku’l Avsat okuyucuları için bir dizi ipucunu inceleyeceğiz.

Hızlı şarjın etkileri
Mobil telefon bataryaları, elektron sayısı açısından elektriksel potansiyel farkı olan pozitif ve negatif elektrotlar aracılığıyla çalışır. Elektronlar cihazın elektronik devrelerinden geçerek negatif elektrottan pozitif elektrota hareket ediyorlar. Bu akış bittiğinde pil çalışmayı durdurur ve istenen voltaj farkını bulmak ve pili şarj etmek için elektronları pozitif elektrottan negatif elektrota hareket ettirmek için yeniden şarj edilmesi gerekir.
Elektronların tümünü telefon devrelerinden geçirmek yerine, doğrudan negatif elektrottan pozitif elektrota hareket etmemesini sağlamak için elektrotlar arasına dahili bölücüler yerleştirerek elektronları daha hızlı hareket ettiren ultra hızlı şarj teknikleri geliştirildi.
Şarj hızı ne yüksek olursa, bölücüler o kadar kalın olur ve böylece pilin kullanılabilir boyutu azalır. Bu da, toplam kapasiteyi veya olası yükü düşürür.
Bazı şirketler, şarj sürecini hızlandırmak için büyük bataryaları daha küçük boyutlara bölerler. Böylece bataryayı tekrar doldurmak için kullanılacak olan hacim azalır. Bu, ultra hızlı şarj teknolojilerinin yalnızca büyük telefonlarda uygulanabileceği, daha küçük boyutlu telefonların aynı yeteneklerle sahip olamayacağı anlamına gelir.

Infinix'ten 160W şarj cihazı
Bataryayı etkileyen ikinci faktör ise, ultra hızlı şarj tekniklerinin elektronları pozitif elektrottan negatif elektrota daha yüksek hızlarda hareket ettirmesi ve dolayısıyla daha fazla ısı yayarak pilin kalitesini ve ömrünü olumsuz yönde etkilemesidir.
Bunun nedeni, yüksek sıcaklığın pilin iç yapısını kademeli olarak değiştirmesi ve zamanla şarjı koruma yeteneğini azaltmasından kaynaklanır. (Sıcaklık 30 santigrat derecede tutulursa pil kapasitesi yılda yaklaşık yüzde 20 azalır. Sıcaklık 40 santigrat derece olursa kapasite yılda yaklaşık yüzde 40 azalır.)
Bu sebeple telefonu şarjdayken kullanmamanız tavsiye ediliyor. Bu, telefonun yoğun kullanım sırasında (örneğin zorlu oyunlar oynamak gibi) telefonun devrelerini çalıştırmak için Bypass Şarj özelliğini desteklemediği zamanda yaydığı ısıyı azaltmak ve pil ömrünü korumak içindir.
Böylec, ultra hızlı şarj, pilin zaman içinde ömrünün azalmasına sebep olur ve kullanıcı belli peryotlarda bataryayı üretici servis merkezlerinde değiştirmesi gerekir. Üreticilerin büyük çoğunluğu, telefonları üretirken yeni yapıştırıcılar kullanarak kullanıcının pili kendisinin değiştirmesi için açmasına engel olacak şekilde yapıştırıyorlar.
Üçüncü faktör, üreticiler genellikle pilin ilk yüzde 50'sini şarj etme hızından bahsederek ultra hızlı şarj teknolojilerini teşvik ettiğinden, artan ultra hızlı şarj özelliklerinin azalan faydasıdır. Çünkü şirketin bahsettiği şarj kapasitesi, sürekli şarj kapasitesi değil, mümkün olan maksimum kapasitedir. Ultra hızlı şarj teknolojileri, bu maksimum kapasiteyi her zaman değil, yaklaşık yüzde 50'lik ilk şarj sırasında elde edebilir. Bu, telefonun pil ömrünü korumak için bundan sonra şarj işlemini yavaşlatacağı anlamına gelir.
Bu, telefonu 60 watt'lık bir şarj cihazıyla şarj etmenin, 30 watt'lık bir şarj cihazından iki kat daha hızlı olduğu anlamına gelmediği ve telefonu 120 watt'lık bir şarj cihazıyla şarj etmenin 60 watt'lık bir şarj cihazından iki kat daha hızlı olmadığı anlamına geliyor.
Bu durum, büyük cep telefonu şirketlerinin neden şarj hızı yarışına katılmadığını gösteriyor. Apple en yeni iPhone 13 Pro Max telefonlarında 27 watt'a kadar şarj hızı sunarken, Samsung, en yeni Galaxy S22 Ultra telefonlarında 45W şarjı destekliyor. Ultra hızlı şarj teknolojilerini tanıtan diğer bazı şirketlerin aksine, aşırı kullanım, telefonunuzu daha hızlı bir başkasıyla değiştirmenize neden olabilir. Bu şirketlerin, kullanıcı için faydalı gibi görünen, ancak gizlice telefonunuzun pil ömrünü azaltan bir özelliği kullanarak daha fazla satış ve kar elde etmek istedikleri şey de işte bu.
OPPO, bu yılın başlarında 240 watt kapasiteli ultra hızlı bir şarj teknolojisi geliştirdiğini açıklamıştı. Aynı zamanda pil kalitesine etkisinden endişe duymadan yeni şarj teknolojisini kullanırken pilin ömrünü ve güvenlik seviyesini artıran yeni bir formül geliştirdiğini de duyurmuştu.
Bu teknoloji aynı zamanda  bin 600 kez şarj ettikten sonra (telefon günlük olarak tam şarj olduğunda yaklaşık 4 yıl 4 ay ediyor) pil kapasitesini yaklaşık yüzde 80 oranında korur ve böylece diğer teknolojilere kıyasla pil ömrünü iki katına çıkarır.

Cihazlarınızı şarj etmek için bazı ipuçları
Telefonun kablosuz olarak şarj edilmesinin, şarj pedinde telefon gövdesine aktarılacak ısıya neden olması ve pil ömrünü olumsuz etkilemesi dikkat çekici. Kablosuz şarj cihazı üreticileri, kablosuz şarjın telefonunuzu yüzde 100 şarjda tutmanın mükemmel bir yolu olduğunu söylüyorlar. Ancak bu, mevcut piller için sağlıklı değildir. Çünkü negatif veya pozitif elektrotta (pil dolu veya boş) elektronların varlığı bir dengesizliğe neden olur ve pilde basınç oluşturur. Daha uzun bir kullanım ömrü sağlamak için pil şarjının her zaman yüzde 50 civarında olması önerilir. Bu nedenle cep telefonu üreticileri, telefonlarını, pili boş veya tam şarjlı bırakmak yerine kutularına koymadan ve telefonların nispeten daha uzun süre kalacağı mağazalara ve perakende mağazalara göndermeden önce yarıya kadar şarj ederler.
Ultra hızlı şarj işlemi sırasında cep telefonunuzun koruyucu kılıfını çıkarmanız önerilir. Bu, lityum iyon pillerin ömrünü olumsuz etkileyen ve bu işlemi engelleyen bir kılıfla şarj etmek yerine şarjın neden olduğu ısıyı daha iyi dağıtır.
Birçok telefonda, bataryanın uzun bir süre sonra ne sıklıkta şarj edildiğini öğrenmek için Optimize Edilmiş Şarj adlı bir özellik vardır. Telefonun kullanıcının her gün sabah yedi civarında uyandığını bildiği uyku dönemleri gibi, örneğin telefonu sadece gece boyunca yüzde 50'ye kadar şarj eder. Ardından, kullanıcı uyanmadan yaklaşık bir saat önce şarjını yüzde 100'e tamamlamak için pil ömrünü korumak için şarj etmeyi bırakır.
Şarjı yüzde 30'un altına düşmeden telefonunuzu sık sık şarj etmeniz önerilmez. Çünkü, elektronların dağılımının kalitesini, iki elektrot arasındaki elektriksel basınç farkının yüksek olduğu bir noktaya ulaşmadan önce korur. Aynı nedenle, şarjı yaklaşık yüzde 80'e ulaştığında telefonu şarj etmeyi bırakmanız da tavsiye ediliyor.
Çoğu şirket, şarj cihazlarının telefonla iletişim kurmasına ve pil durumunu bilmesine ve doluluk yüzde 100'e ulaştığında şarjı durdurmasına izin verdiğinden, başka bir şirketin herhangi bir şarj cihazı yerine telefonunuzun şarj cihazını kullanmanız önemlidir. Bunu dikkate almadan başka bir şarj cihazı kullanılırsa, telefon pili aşırı şarjdan korunmadığından pil aşırı şarj olmuş olabilir.
Ultra hızlı şarjın olumsuz etkilerine dayanıklı pillerin yaygınlaşmasına kadar ultra hızlı şarj teknolojilerine sahip cihazlarınızın pillerini şarj ederken dikkatli olmalısınız. Çünkü pilleri şarj etmek sadece cep telefonları ve tabletler ile sınırlı değil. Şarj edilebilir cihazlar, bazıları şarj olurken patlayan taşınabilir pillere, elektrikli arabalara ve elektrikli bisikletlere kadar uzanıyor.



Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)
TT

Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)

Andrew Griffin 

Araştırmacılar, insanların uzayda nasıl üreyebileceğini araştırmacıların acilen düşünmesi gerektiğini söylüyor.

İnsanlık Dünya'nın ötesinde yaşamayı hedeflerken, insan üremesinin gerçekte nasıl işleyeceğini anlamamız gerektiğini belirtiyorlar.

Ancak bu soru "soyut bir olasılıktan pratik bir meseleye" dönüşmesine rağmen uzayda insan doğurganlığı ve üreme sağlığını yönetmek için net standartlar hâlâ yok.

Bunlar, üreme sağlığından uzay tıbbına kadar farklı alanlardan 9 uzmanın bir araya gelerek insanların uzayda nasıl üreyebileceğini anlamak için yeni bir çerçeve önerdiği yeni bir çalışmanın sonuçları.

Uzayın insan yaşamı için "düşmanca bir ortam" sunduğu gerçeğine dayanan araştırmacılar, halihazırda bilinen bir dizi zorluk olduğunu belirtiyor. Bunlar arasında yerçekimindeki değişiklikler, artan radyasyon ve uyku döngülerindeki bozulmalar yer alıyor, ki bunların hepsi üreme sağlığını etkileyebilir.

Bu soruları incelemeden uzay araştırmalarına devam etmenin tehlikeli olabileceği uyarısı yapan uzmanlar, gerçek anlamda pratik sorunlara dönüşmeden önce bu meseleleri ele almamız gerektiğini belirtiyor. Üreme teknolojileri genellikle adım adım tanıtılır ve biz çoğunlukla sonradan bunları kavrarız ama uzay araştırmalarında bundan kaçınmak gerekiyor.

NASA'nın araştırmacı bilim insanı ve çalışmanın kıdemli yazarı Fathi Karouia "İnsan uzayda daha geniş bir alana yayıldıkça üreme sağlığı artık politikanın kör noktası olmaya devam edemez" diyor. 

Kritik bilgi boşluklarını kapatmak, hem profesyonel hem de özel astronotları koruyan etik yönergeler belirlemek ve nihayetinde Dünya'nın ötesinde sürdürülebilir bir yaşantıya doğru ilerlerken insanlığı korumak için acilen uluslararası işbirliğine ihtiyaç var.

"Reproductive biomedicine in space: implications for gametogenesis, fertility and ethical considerations in the era of commercial spaceflight" (Uzayda üremenin biyotıbbı: Ticari uzay uçuşları çağında gametogenez, doğurganlık ve etik değerlendirmelerin etkileri) başlıklı rapor, hakemli dergi Reproductive BioMedicine Online'da yayımlandı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/space


Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
TT

Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)

Paris Savcılığı dün X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, bu sosyal medya platformunu terk ettiğini duyurdu. Açıklamada, Fransa’daki X ofislerinde çeşitli ihlaller şüphesiyle gerçekleştirilen bir aramaya atıfta bulunuldu.

Savcılık, ilave ayrıntı vermeden, “Bizi LinkedIn ve Instagram’dan takip edin” ifadelerini kullandı. Mesajda ayrıca, Ocak 2025’te başlatılan bir soruşturma kapsamında, Fransa’daki X ofislerinde Ulusal Siber Suçlarla Mücadele Birimi’nin, Avrupa polis teşkilatı Europol ile  iş birliği içinde bir arama gerçekleştirdiği belirtildi.

Paris Savcılığı daha önce, X platformunun sahibi Elon Musk’ın 20 Nisan’da ifade vermek üzere çağrıldığını açıklamıştı. Fransa Başsavcısı Laure Beccuau, Musk ile X’in eski CEO’su Linda Yaccarino’nun, “iddia edilen ihlallerin gerçekleştiği dönemde X platformunun fiili ve hukuki yöneticileri sıfatıyla” 20 Nisan’da ifade vermeye çağrıldıklarını bildirdi.

2025 yılının başlarında milletvekillerinin yaptığı şikâyetler üzerine başlatılan bir soruşturma kapsamında bu gelişmeler yaşandı. Şikâyetlerde, Musk’a ait X platformunun algoritmalarının taraflı olduğu ve bunun platformun işleyişini olumsuz etkilediği öne sürüldü.

Soruşturma daha sonra genişletilerek, çocuk pornografisi görüntülerinin bulundurulması ve yayılması ya da sistematik biçimde erişime sunulmasına iştirak, cinsel içerikli deepfake üretimi ve Holokost inkârı gibi başka iddialarla da genişleyerek kapsamlı hale geldi. X platformu ise dün yayımladığı bir açıklamada, Fransız makamlarını, siyasi adımlar atmakla nitelendirdi.

Platformun “uluslararası hükümet ilişkileri” ekibi, “Paris Savcılığı, bugünkü baskını geniş biçimde duyurarak, bunun siyasi amaçlar doğrultusunda tasarlanmış, istismarcı ve gösterişli bir kolluk kuvveti eylemi olduğunu açıkça ortaya koymuştur” ifadelerini kullandı. Açıklamada ayrıca, “Bugünkü baskına dayanak oluşturan iddiaların hiçbir temeli yoktur ve X platformu herhangi bir ihlal gerçekleştirdiği iddiasını kesin bir dille reddetmektedir” ifadeleri yer aldı.

Beccuau’nun açıklamasına göre Musk ve Yaccarino’nun yanı sıra X’te çalışan bazı personel de 20-24 Nisan 2026 tarihleri arasında ifade vermeye çağrıldı. Başsavcı, “Yöneticilerle yapılacak bu gönüllü ifadeler, kendilerine olaylara ilişkin görüşlerini sunma ve gerekirse kurallara uyum için önerilen tedbirleri açıklama imkânı tanıyacaktır” dedi.

Öte yandan, Birleşik Krallık Veri Koruma Düzenleme Kurumu da dün, Elon Musk’ın platformu ve yapay zekâ şirketi xAI hakkında, sohbet botu Grok tarafından oluşturulan cinsel içerikli açık görüntüler nedeniyle soruşturma başlatıldığını duyurdu. Söz konusu görüntüler dünya genelinde tepkilere yol açmıştı.


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.