Dugin’den esinlenerek: Putin'in projesinde siyasal İslam’ın yeri nedir?

Rus düşünür son röportajında, ‘Türkiye İslamı’ da dahil olmak üzere imparatorlukların geri döndüğünü savundu.

Putin ve Dugin’in Batı karşıtı söylemlerinin siyasal İslam güçleriyle kesiştiği, giderek daha belirgin hale geliyor. (Getty)
Putin ve Dugin’in Batı karşıtı söylemlerinin siyasal İslam güçleriyle kesiştiği, giderek daha belirgin hale geliyor. (Getty)
TT

Dugin’den esinlenerek: Putin'in projesinde siyasal İslam’ın yeri nedir?

Putin ve Dugin’in Batı karşıtı söylemlerinin siyasal İslam güçleriyle kesiştiği, giderek daha belirgin hale geliyor. (Getty)
Putin ve Dugin’in Batı karşıtı söylemlerinin siyasal İslam güçleriyle kesiştiği, giderek daha belirgin hale geliyor. (Getty)

Mustafa el-Ensari
Birçok kesim, Ukrayna savaşının yansımalarının Rus-Batı hizası ve gıda tedarik zincirlerindeki bazı zorluklar üzerinde duracağı görüşünde. Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in konuşmaları ve Putin’i ‘tehlikeli adam’ olarak nitelendirdiği aklı Aleksandr Dugin, işgalin, Arap ve İslam bölgesinde ideolojik ve coğrafi olarak kötülüklerini daha uzak bölgelere yayabileceğini ortaya koydu. Dugin’e göre bu kötülükler, 1979’da Sovyetlerin elindeki Afganistan savaşının etkilerinden çok uzak olmayan bir düzeyde.
Kriz söyleminin kasten şişirildiği konuların öne çıkanları arasında ‘liberalizm ile muhafazakarlık arasındaki çatışmayı kışkırtmak’, ‘diğer halkların değerlerine karşı Batı değerleri’ gibi anlamlara uzanan benzer kelime dağarcığı yer alıyor. Çinliler, Avrasyalılar, Afrikalılar ve diğerlerinin Rus düşünürün ‘Batı’nın bağımlılığından kurtulmayı ve Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden kurmayı hayal etme hakkına sahip olduğunu’ söylediği İslamcılık da dahil farklı öncelikleri var.

Putin ve Nasıriye
Tartışmalarında, kitaplarında ve son olarak eş-Şark kanalında arkadaşı Advan el-Ahmeri’ye verdiği son röportajında, hiç şüphe duymaksızın bir süre önce başlayan Putin’in savaşının, ‘onuru korumak, ABD- Batı modelini reddetmek ve Haçlı Seferleri’ ile ilgilenen ve ‘eşcinsel evliliği, dinlerin ve geleneklerin marjinalleştirilmesi ve tek kutuplu sistem değerlerinden’ nefret eden tüm diğer ulusların savaşı olduğunu savundu.
Rus düşünüre göre Putin’in ‘dünya adına savaştığını’ söylediği liberalizm, dünyaya Rusların ekonomide, kültürde ve sanatta alternatifinin olmadığını gösteriyor. Rusya’nın kalkınma ve ekonomik açıdan gerileme yaşadığını da kabul eden Dugin, ancak bunun (kınayıcı sıfatlarla tanımladığı) Batı liberalizminden farklı bir sistemden bağımsız nedenlerden kaynaklandığını belirtti. Düşünüre göre çünkü Batı’nın örtüsü altına girmeden ekonomik ilerleme kaydedebilmiş, bağımsız bir kültüre sahip bir Çin var.

‘Bağımsız bir İslami kutup’
Savaşın özünün, ‘küresel yasaların tek bir imparatorluk kalmasın diye herkes adına karar verdiği dünya düzenini değiştirmek, Rusya ve Çin gibi yeni bağımsız kutupların ve dünyada bağımsız bir İslam kutbunun olması’ ile ilgili olduğunu belirten Dugin şunları söyledi:
“Medeniyet alanını ve medeniyet gücünü yenilemek ve vurgulamak için onlara imparatorluk diyoruz. Yalnızca bir devlet ve ulus değiller. Tek ABD kutbunun hegemonyası nedeniyle egemenliğini kullanamayan birçok ulus devletimiz var.”
Söz konusu ifadeler, muhabir Ahmeri’nin ‘Moskova’nın Dugin’in propagandasına göre Ukrayna’yı işgal ettiği’ yönündeki suçlamasına yanıt olarak geldi. Ahmeri, bu propagandanın ‘Osmanlı İmparatorluğu, Avusturya ve İngiltere gibi diğer güçlerin başka istilalar başlatmasına ve sözde ihtişamlarını geri kazanmaya çalışmasına kapı açabileceğini’ öne sürdü.

‘Batı, zihinlerimize nüfuz etti’
Ancak tartışmanın en kışkırtıcı tarafı, düşünürün ulusların ve medeniyetlerin Batı hegemonyasından bağımsızlığını ve onlara uygun yaşam biçimlerinin seçimini yaptığı ‘Dördüncü Teori’yi savunduğu kısım oldu.
Dugin şunları söyledi:
“Bu, sömürgeciliği baltalamak için bir teori… Çünkü halen Batı kültürünün kontrolü ve egemenliği altındayız. Batı, zihinlerimize, beyinlerimize, toplumlarımıza nüfuz etti. Toplumlarımızı Batı hegemonyasından kurtarmak için Batı faşizminden ve demokrasisinden uzak modern ve çağdaş siyaset teorimizi geliştirmeliyiz.” 
Dugin, sebeplere ilişkin de şu açıklamada bulundu:
“Biz, halen Batı fikirleri ve medeniyeti tarafından sömürülüyoruz. Teori, (program sunucusu Ahmeri’nin öldüğünü kabul ettiği) faşizm ve komünizm de dahil olmak üzere bu stratejik ve ideolojik engellerden ve önceki tüm teorilerden kurtulmak için geliştirildi.”

İdeolojik silah
Dugin, Afganistan ve Çin gibi ülkelerin ve akımların ve hatta ‘siyasal İslam’ın, Dördüncü Teori’nin uygulaması konusunda nasıl hissettikleri veya hissetmedikleri ile ilgilendiğini de dile getirdi. Bu çerçevede Rus düşünür, en önemli yönüyle, “Batı kültüründen kurtulmuş tüm siyasi akımlar, kendi içinde bu ismi bile zikretmeden, onun çerçevesine girer. Bu, aklımızı Batı hegemonyasından kurtarmak için pragmatik bir yaklaşım ve ideolojik bir silahtır” dedi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre özgürleşmeden sonraki adımın ‘geleneksel siyaset görüşlerini geliştirmeye başlamak’ olduğunu belirten Aleksandr Dugin şu değerlendirmede bulundu:
“Batı kendi yoluna, inancına ve değerlerine gitsin. Bu inançlar evrensel değildir. Tüm kültürler için kaçınılmaz da değildir. Çünkü kültürlerimiz ve diğer bölgelerin kültürleri haklıdır, kendi vizyonlarını geliştirebilir ve formüle edebilir. Bunun olmasını engelleyecek veya önleyecek hiçbir şey görmüyorum.”

Dugin’in Arapça konuşması ne anlama geliyor?
Bu konuşmayı iyi niyetle ele alanlar çerçevesinden bakıldığında Araplar ve Müslümanlar için herhangi bir endişe göze çarpmıyor. Bu bölge, ne Batı Amerika ne de Rusya- Avrasya tarafıdır. Ama terminolojiyi ve tüketici söylemini incelediğimizde, 1928’de kurulduğundan beri Müslüman Kardeşler’den (İhvan-ı Müslimin) başlayarak, onun soyundan gelen ve ondan etkilenen diğer Sünni- Şii örgütlere kadar siyasal İslam grupları tarafından kullanılanla aynı olduğunu görüyoruz.
Örneğin Tahran’daki İslami rejim, ideolojisini Amerikan ve Batı karşıtlığına dayandırdı. Dini Lider Ali Hamaney’den başlayıp, din adamları ve iktidardan geçerek Lübnan, Suriye, Irak ve (Ensarullah (Husiler) grubunun ‘Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm, Yahudilere lanet’ sloganıyla var olduğu) Yemen’deki Arap bölgesinde bulunan kollara kadar güç piramidinin tepesinden en altına değinen bir açıklama çerçevesinde sisteme de eleştirileri oldu.
El-Kaide’nin sivil veya asker olsun Batılıları ve özellikle de ABD’lileri hedef alan meşhur söylemi, unutulmayacak kadar ünlüdür.
Suudi Arabistan gibi ülkelerde çeşitli aşamalarda muhafazakârlar ve liberaller arasında bir tartışma mevcut. En belirgin terimleri arasında ‘toplumun batılılaşması’ ve ‘geleneksel ulusal ve İslami değerlerin savunulması’ suçlamaları geliyor. Bu durum, Batı’ya yönelim sapağına bir müdahale olarak, birçok sivil ve kalkınma uygulamasını eleştiriye ve hakarete maruz bıraktı. Bu söylem, ‘Cüheyman’dan Müslüman Kardeşler’e ve El-Kaide’ye, hatta 1970’li yıllar soluna kadar’ devletin karşısına çıkan ve toplumu harekete geçiren akımların çoğunu ateşledi. Öyle ki milliyetçi isimlerden biri olarak Suudi Arabistanlı yazar Turki el-Hamad, Cüheyman çetesinin iktidar düzenine karşı gelerek Kabe’ye yönelik saldırganlığını kutladı.

Putin’in arzusu karşısında muhafazakâr akım
Ancak farklı merkezler aracılığıyla ‘Dugin- Putin’ fikrini destekleyen Rusların dikkatini çeken fark, Arap rejimlerinin Batı’ya yönelik eleştirileri ne olursa olsun, onda ideal modeli bulmaları ve kendi dillerinde ‘egemenliğine teslim olmaları.’ Bu nedenle Arap bölgesindeki bu çatışmacı fikirlere ivme kazandırmak için siyasal İslam akımlarına bel bağlanıyor.
Bu fikri destekleyenler arasında, ‘Putin’in Müslüman Kardeşler’in bir müttefiki mi yoksa bir rakibi mi’ olduğuna dair doğrudan soru yönelten Rus yazar Nazarov da bulunuyor.
Nazarov, “Arap ülkeleri, sadece Batı’ya yönelim hızını korumakla kalmıyor, liberal değerlerin ithali de dahil olmak üzere bu hızı artırıyor. Bu hükümetler, ekonomik başarıya giden yolun bu olduğuna inanıyorlar. Ancak bunun yerine siyasal İslam ve devrimin payında artış elde ediyorlar” dedi.
Nazarov’a göre Arap yönelimiyle ilgili sorun, Putin’in ‘dünyada muhafazakâr değerler benimseyen ana lider olmasa da ana liderlerden biri’ olduğu bir dönemde, Arap dünyasının İslamcıların muhafazakâr hareketin liderliğini üstlendiğini iddia etmesi. Bu, tabii ki Putin ile Arap muhafazakârlar arasındaki olası bir ideolojik birliği engelliyor.
Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Arap ülkelerinin Rusya ile ilişkilerini geliştirmesinden sonra bu görüşün dile getirilmesine rağmen, Batı ile yakın ilişkiler ‘Rusların güvensizlik alanı’ olarak görülüyor.
Bu partizan ruh, Rus söyleminde ve Suriye, Ukrayna, Kırım ve Azerbaycan gibi jeopolitik konularda iki ülke arasındaki farklılıklara rağmen ‘siyasal İslam’ın yönetim yüzü olan’ Putin ile Erdoğan arasındaki yakınlaşmada belirgindi. Bununla birlikte Osmanlı insanının onu Moskova’nın gözünde, ‘Batı egemenliğinden kurtuluş’ ve ‘tek kutuplu sistemin hegemonyasını kıran imparatorlukların dönüşü’, teorisini uygulamada iş birliği yapılabilecek bir taraf yaptı.

Rusya’nın anlatısının delilikleri
Sömürgeciliği, İsrail’in Filistin işgalini ve Irak işgalini Batı’yı ve fikirlerini reddetme noktasında geçerli sebepler olarak görmeyen Washington’da Dünya İşleri Enstitüsü araştırmacısı Maher Cabra, ‘azgelişmişliğin’ ve ‘kendisi beğenmişliğin’ en büyük sebep olduğunu dile getirdi. Cabra, “ABD’nin atom bombalarının düştüğü Japonya’da, Batı’ya karşı reddi ve mevcut komünist veya Rus propagandasının kabulünü neden görmüyoruz?” diye sordu.
Cabra, pek çok kişinin bu savaş ve zafer hakkındaki tüm yalanlarıyla Rus anlatısını tekrarlama coşkusunun, ‘gazeteciler ve Ortadoğu uzmanları tarafından izlenmesi, takip edilmesi ve incelenmesi gereken bir şey’ olduğunu söyledi.
Cabra buna örnek olarak, Dugin’in Putin’i ‘dünyanın mutlak kötülükten, yani ABD’den kurtarıcısı’ olarak gördüğünü vurguladı.
Maher Cabra sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rus ve Batı propagandasına ilişkin tartışmalardan uzak bir şekilde dünyadaki zenginlerin çocuklarını Rus üniversitelerinde değil, Avrupa ve ABD üniversitelerinde okumaları için nereye gönderdiklerine bakmak gerekiyor. Aynı şekilde liberal, İslamcı veya komünist olsun hastalar, tedavi için Batı’daki hastanelere geliyorlar. Rusya, Çin, Küba, İran veya Kuzey Kore’ye değil.”
Dugin’in verdiği röportajın son bölümü, dağınık olarak dile getirdiği fikirlerinin birçoğunu özetledi. Ancak teorileri ve Batı’ya ve mevcut ‘dünya düzenine’ yönelik propagandalarına dair araştırmalar, Putin’in projesinin kelime dağarcığının çok olduğunu ve uygulamalarının daha önce Suriye’de sonlanmadığı gibi Ukrayna’da da sonlanmayacağını ortaya koyuyor. Ayrıca araştırmalar, Putin’in 2000 yılında devlet başkanlığına yükselmesinden bu yana, köklü değerleri savunmayı ve ‘yeni Batı putperestliği’ ile mücadeleyi üstlenen, ‘bugünün Rusya’sını’ yazan kişi olduğunu gösterdi.
Dugin, “2013’te iki kadının nikah şahidi olan George H. W. Bush’un ve ‘başkan, müttefik, kahraman ve eşcinsellerin destekçisi’ olan Barack Obama’nın aksine Rusya Devlet Başkanı, 2000 yılında devlet başkanlığını üstlendiğinden beri geleneğe bağlılığını her fırsatta vurguladı. Bu çerçevede Rusya ile Batı arasında yıllardır gizli bir ideolojik soğuk savaşın sürdüğü görülüyor” dedi.
Dikkat çeken nokta ise Putin’in bu savaşta ‘Hıristiyanlığın ve İslam’ın koruyucusu’ sıfatıyla geri dönülmez bir mücadelenin içine girdiğidir.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.