Rusya’nın, Suriye’de olası bir Türk askeri operasyonu karşısında alacağı pozisyonla ilgili 4 senaryo

Ukrayna savaşı Ankara’ya baskı kurması için en güçlü kozu verdi.

Haseke Türkiye sınırı yakınındaki Dirbesiye beldesinde daha önce gerçekleştirilen ortak Türk-Rus devriyesi (AFP)
Haseke Türkiye sınırı yakınındaki Dirbesiye beldesinde daha önce gerçekleştirilen ortak Türk-Rus devriyesi (AFP)
TT

Rusya’nın, Suriye’de olası bir Türk askeri operasyonu karşısında alacağı pozisyonla ilgili 4 senaryo

Haseke Türkiye sınırı yakınındaki Dirbesiye beldesinde daha önce gerçekleştirilen ortak Türk-Rus devriyesi (AFP)
Haseke Türkiye sınırı yakınındaki Dirbesiye beldesinde daha önce gerçekleştirilen ortak Türk-Rus devriyesi (AFP)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rus mevkidaşı Vladimir Putin’den Suriye’nin kuzeyinde askeri operasyon başlatmak için yeşil ışık aldı mı? Bu soru, iki lider arasında dün gerçekleşen telefon görüşmesinden sonra, Erdoğan’ın Putin ile görüşmesinde Suriye-Türkiye sınırında güvenli bölge kurulmasının “zorunluluğunu” dile getirdiğini açıklamasının ardından en çok sorulan soru oldu.
Türkiye Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Erdoğan görüşmede Ekim 2019’daki mutabakatta yer alan Türkiye sınırından itibaren 30 kilometre derinliğinde terörden arındırılmış bir bölgenin oluşturulamadığını belirterek, ‘bu bölgelerin güvenli hale getirilmesinin bir zorunluluk olduğunu’ vurguladı.
Rusya’nın yaklaşmakta olan bu operasyonla ilgili tutumunun netleşmediği görülüyor. Zira Moskova Türkiye’nin hazırlıklarıyla ilgili tavrını açıklamaktan çekiniyor. Moskova’dan bu konuda verilen tek işaret, birkaç gün önce Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov tarafından geldi. Ateşkes mekanizmasını korumanın önemine dikkat çeken Lavrov, iki noktaya vurgu yaptı: Birincisi, Rusya’nın Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını ‘anlayışla karşıladığını’ fakat aynı zamanda ‘yavaş ve zor ilerleyen’ İdlib’le ilgili anlaşmaları uygulamak istediğini dile getirmesiydi. İkincisi, ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde ayrılıkçı eğilimleri teşvik ettiğini yinelemesiydi. Lavrov ayrıca Kürt bileşene (SDG/YPG) “ABD himayesi yanılsamalarından” vazgeçme ve Şam ile diyalog kanallarını aktifleştirerek çıkarlarını sağlayacak pragmatik bir politika izleme çağrısında bulundu.
Bu bağlamda, Moskova’da yapılan değerlendirmeler, Rusya şu anda Ukrayna’da savaştayken Suriye’de yeni bir cephe açılmasının Rusların çıkarına hizmet etmeyeceğine ve Rusların Suriye’de mevcut güç dengeleri ile güç dağılım haritaları üzerinde büyük değişiklikler olmasını istemediğine işaret ediyor.
Rus çevreler başlangıçta Erdoğan’ın aslında çatışmadan yana olmadığı ve güvenli bölgeyle ilgili taleplerinin, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmasına karşılık Batı ittifakını Ankara’ya taviz vermeye zorlamaya dönük bir manevra hareketinden ibaret olduğu görüşündeydi. Fakat Erdoğan daha sonra şüpheye yer bırakmayacak şekilde önemli bir saha gelişmesinin eşiğinde olduklarını söyledi.
Türkiye’den yapılan bu açıklamalar karşısında Rus devletinin basın yayın organları, Moskova’nın özellikle Türkiye’nin muhtemel operasyonunun hedefleri arasında yer alan Menbiç ve Tel Rıfat’ta “durumun istikrarsızlaştırılmasını” kabul etmeyeceği söylemlerini dillendiriliyor.
Rus analistler, stratejik öneme sahip yolların kesişim noktasında yer alan Menbiç kentinden geçen M4 karayolunu “Moskova’nın kırmızı çizgisi olarak” nitelendirerek, Moskova’nın bu yolun yeniden açılması konusundaki tutumundan geri adım atmasının mümkün olmadığı değerlendirmesinde bulunuyor.
Rus devlet medyasının bu tutumu, Türkiye ile Rusya’nın pozisyonları arasında ciddi bir farklılık olduğuna yönelik spekülasyonlara yol açtı. Ayrıca Rus güçlerin Türkiye’nin hedef aldığı bölgenin etrafında aktif olduğu ve Türkiye destekli gruplara ait mevzilerin savaş uçaklarıyla hedef alındığını ifade eden haberler bu spekülasyonları güçlendiriyor.
Erdoğan ve Putin arasındaki telefon görüşmesinden sonra Kremlin’den yapılan açıklamada olası Türk operasyonu hakkında onaylayan veya reddeden bir ifadenin kullanılmaması dikkat çekti.
Şarku’l Avsat muhabirinin konuştuğu Rus uzmanlar Moskova ve Ankara arasındaki anlaşmazlık boyutunun “bazı çevrelerin işaret ettiğinden çok daha küçük” olduğunu ve iki tarafın üzerinde uzlaşı sağladığı gündemlerin “çok daha fazla” olduğunu söyledi.
Bazı uzmanlar, Türkiye ve ABD arasındaki çatlağın genişlemesiyle sonuçlanacak ve Şam rejimi ile daha fazla yakınlaşması için Suriyeli Kürtlere karşı baskı uygulanmasına imkan tanıyacak bir gelişme olarak gördükleri Türk operasyonuna, Moskova’nın itiraz etmeyebileceğini ifade etti.
Bununla birlikte Rus gazeteleri, Erdoğan’ın tehdidini hayata geçirerek beklenen savaşı başlatması halinde Rusya’nın alacağı muhtemel pozisyonla ilgili birtakım senaryolar oluşturdu. Rusya’nın Suriye’de yaklaşmakta olan Türk askeri operasyonuyla başa çıkmada zorlanacağı kanaati, bu senaryoların ortak noktasını oluşturuyor.
Birinci senaryoya göre, Moskova, gerginliği tırmandıracak yeni bir adıma karşı durarak Ankara ile anlaşmaya varmaya çalışacak. Bunun, Moskova için en iyi seçenek olduğuna fakat Rusya’ya ağır bir fatura çıkarabileceğine işaret eden senaryo sahipleri, Türkiye’nin böyle bir anlaşmada ticari ve ekonomik imtiyazların yanı sıra Suriye sahasında bazı avantajlar elde edebileceğini öngörüyor.
İkinci senaryoya göre, gerginliği tırmandırma seçeneğine başvurularak toprak takası yapılacak. Bu senaryoda, İdlib’deki Cebel Zaviye’nin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki bölgelere yönelik operasyonu ile takas edilmesi “tamamen olası” görülüyor. Türkiye açısından, Cebel Zaviye bölgesine karşılık Suriye’de kontrolündeki bölgeleri tek bir bölgede birleştirme imkânı daha çok önemli. Bu senaryoyu ortaya koyanlar, bu seçeneğin 24 Şubat’tan önce yani Ukrayna’daki savaşın başlama tarihinden önce daha çok olası olduğu görüşünde. Fakat şu an Türkiye, Moskova’nın önüne birden fazla şart sunabilecek kadar Rusya’dan çok daha iyi konuma geldi.
Üçüncü senaryoya göre, Moskova sessiz kalacak ve hiçbir bir tepki göstermeyecek. Yani Rusya, Türkiye’nin yeni operasyonu karşısında tepkisiz kalacak. Böylece Ankara, SDG bölgelerinin bir bölümünde kontrolü ele geçirecek fakat ABD güçleriyle karşı karşıya gelebileceği endişesiyle SDG’nin topraklarında fazla ilerlemeyecek. Bu senaryoda öngörülen adımlar, Rusya’nın imajına zarar verebilir fakat aynı zamanda Kürtleri Şam hükümetiyle müzakere yapmaya ikna etme noktasında Moskova tarafından kullanılabilir. Bu senaryoya göre, Moskova Ankara’ya taviz vermek zorunda kalmayacak ama Ukrayna müzakerelerinde Türkiye’nin eli büyük ölçüde zayıflayacak. Analistler, bunu Rusya açısından “en objektif senaryo” olarak değerlendiriyor.
Dördüncü ve sonuncu senaryo ise Rusya’nın, Türk operasyonuna karşılık olarak, İdlib’e operasyon başlatması için Şam rejimini teşvik etmesini öngörüyor. Fakat bu durumda askeri kaynaklarını boşa harcayacak olan Rusya açısından bu kârlı bir seçenek değil. Buna ek olarak Rusya’nın, İdlib’de Ankara ile doğrudan yaşanacak bir çatışmaya müdahil olmayacağına kesin gözüyle bakılıyor.



İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
TT

İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)

Washington Post gazetesinin Bakanlığın iç rakamlarına vakıf altı Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre; İran’a yönelik savaşın ortasında ABD ordusunun verdiği kayıplar, Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından açıklanan resmi istatistiklerin üzerinde.

Söz konusu yetkililerden beşi, ABD ordusunda en az 22 can kaybı olduğunu vurguladı. Bu sayı, Pentagon’un halka açık "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" (DCAS) olarak bilinen veri tabanındaki veriye dört kayıp daha ekliyor.

Rakamları değerlendirmek üzere isminin açıklanmaması şartıyla konuşan altıncı bir yetkili ise Trump yönetiminin İsrail ile koordineli olarak İran’a karşı savaşı başlattığı 28 Şubat’tan bu yana 23 askeri personelin hayatını kaybettiğini söyledi. Yetkili, açıklanmayan bütün ölümlerin doğrudan çatışmalarla bağlantılı olmadığını, ancak devam eden düşmanca eylemlerin ortasında Ortadoğu'da konuşlu bulunan Amerikalı personeli de kapsadığını belirtti.

Yetkili ayrıca, çatışma operasyonlarının başlamasından sonra bölgede konuşlanmış üç Amerikalı müteahhidin (yüklenicinin) de hayatını kaybettiğini belirtti.

Dün itibarıyla Pentagon’a bağlı "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" veri tabanı, İran ile çatışmaların başlangıcından bu yana çatışma kaynaklı ve çatışma dışı nedenler dahil olmak üzere Amerikan askeri personeli arasında 18 ölüm vakası kaydetti.

Açıklanmayan ölümler etrafındaki belirsizlik

Aralarında askeri personelin kimlikleri, ölüm zamanları, şekilleri ve yerleri de olmak üzere duyurulmayan ölümlere ilişkin ayrıntılar belirsizliğini koruyor. Yüksek zayiat sayısına vakıf olan yetkililer, ilave kayıpların Pentagon’un halka açık zayiat veri portalına yansıtılmamasından duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Pentagon ise zayiat sayılarındaki çelişkiye ilişkin sorulara cevap vermekten kaçındı.

Kamuoyu araştırmalarının Amerikalılar arasında hiç de popüler olmadığını gösterdiği İran savaşı, kasım ayında yapılması planlanan ara seçimler öncesinde ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti üzerinde siyasi bir yüke dönüştü.

Yönetimin zayiat sayımına ilişkin uygulamaları, bu yılın başlarında İran savaşı sonucu hayatını kaybeden 4 ABD askerinin isminin Pentagon’un resmi verilerinden geçici olarak çıkarılmasıyla da yoğun eleştirilere maruz kalmıştı.

ABD kuvvetlerinin kayıplarının doğru sayılmasının önemi

Askeri ölümlerin doğru şekilde sayılması yalnızca kamuoyuna karşı şeffaflıkla sınırlı değil. Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre bir ABD silahlı kuvvetler mensubu hayatını kaybettiğinde ordu, ölümün resmi görev sırasında gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemek için bir inceleme yürütüyor.

Bu incelemelerin sonuçları, Askeri personel ailelerinin hak kazanacağı tazminat ve hakları doğrudan etkiliyor.

Dün itibarıyla veri tabanı, 14 ölümü Trump yönetiminin İran ile savaşa verdiği ad olan "Destansı Öfke Operasyonu" (Operation Epic Fury) kapsamında gerçekleşmiş olarak kaydetmişti.

"Dış Operasyonlar" başlığı altındaki ayrı bir kategoride yer alan diğer 4 ölüm ise Washington ile Tahran arasında temmuz ayında imzalanan ve daha sonra çökerek saldırıların yeniden başlamasına yol açan ateşkese dayanıyor.

Ayrıca Pentagon, şubat ayından bu yana Ortadoğu’da İran savaşıyla ilgisi olmayan görevlere katılan 2 ABD askerinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Bu iki ölüm, İran kuvvetlerinin saldırısına uğrayan iki üste gerçekleşmesine rağmen, isimleriyle DCAS veri tabanına dahil edilmedi.

Savaşın başından bu yana 820’den fazla ABD askeri yaralandı

Washington Post’a göre, kamuya açık zayiat veri tabanı, İran ile çatışmanın başlamasından bu yana 820’den fazla ABD askerinin operasyonlarda yaralandığını gösteriyor.

Yaralananların birçoğu, İran’ın Ortadoğu genelindeki ABD üslerine düzenlediği misilleme darbeleri sonucunda travmatik beyin hasarı geçirdi.

Pentagon’un zayiat sayım yöntemine inceleme talebi

Savaştan kaynaklanan bütün ölümlerin ve yaralanmaların, ordunun katıldığı çatışmalarda ölen veya yaralanan personelin verilerini kaydettiği DCAS sistemi aracılığıyla kamuoyuna duyurulması gerekiyor.

Yaz aylarında, çatışmalarda ölen 4 ABD askerinin ismi zayiat veri tabanından geçici olarak çıkarıldığında, Trump yönetimi İran ile yeniden başlayan çatışmaları İran savaşıyla ilişkilendirmek yerine "Dış Operasyonlar" olarak yeniden sınıflandırmıştı.

Bu değişiklik, Amerikalı müzakerecilerin Tahran ile kalıcı bir barış anlaşmasına varmakta zorlandığı bir zamanda gerçekleşti. Aynı zamanda yönetim, İran’ın ABD kuvvetlerine ateş açmaya ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemileri hedef almaya devam etmesine rağmen, savaşı bir başarı olarak göstermeye çalışıyordu.

Senato’daki Demokrat üyeler, ara seçimlerin ardından çoğunluğu yeniden ele geçirmeleri halinde Pentagon’un askeri zayiat bildirimlerini ele alış biçimine ilişkin bir soruşturma açacaklarını taahhüt ettiler.


ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
TT

ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)

CNN’de dün yer alan bir habere göre ABD ordusu, bu yılın başlarında yapay zekâ yardımıyla hazırlanan hatalı bir istihbarat raporu doğrultusunda, Ortadoğu'daki bir Çin gemisine müdahale ederek gemiye çıkmanın eşiğinden döndü.

Konuya yakın bilgili dört kaynağa dayandırılan haberde, ABD istihbaratının söz konusu geminin nükleer silahlarla bağlantılı bileşenler taşıdığına işaret ettiği ve bunun üzerine ABD güçlerinin gemiyi durdurmak üzere harekete geçtiği belirtildi.

Ancak askeri yetkililerin, analistlerden birinin kullandığı yapay zekâ programının geminin kargosunu yanlış tanımladığı sonucuna varmasının ardından operasyon son anda iptal edildi.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre kaynaklardan biri, hazırlanan istihbarat raporunun "tamamen yanlış" olduğunu, ancak "neredeyse bir savaş başlatacağını" ifade etti. Kaynak, geminin gerçekte ne taşıdığını veya rotasının neresi olduğunu ise açıklamadı.

Söz konusu gelişme, bu ayın başlarında önde gelen yapay zekâ şirketlerinden Anthropic'te görevli bir araştırmacının, bu teknolojinin insan kontrolünden çıkabileceği endişesiyle istifa ettiğini kamuoyuna açıklamasının yarattığı yankıların ardından geldi.

Fransız haber ajansı AFP'nin aktardığına göre, son dönemde sektörün önde gelen isimleri, siyasetçiler ve uluslararası kuruluşlar dahil olmak üzere pek çok kesimden yapay zekânın gelişim hızının sınırlandırılması yönünde çağrılar yapılıyor.

Bütün bu uyarılara rağmen ABD Başkanı Donald Trump ve yakın müttefikleri, yapay zekânın geliştirilmesine radikal kısıtlamalar getirilmesine karşı olduklarını dile getiriyor.


Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
TT

Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)

Küresel deniz taşımacılığının en önemli geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğinin kırılganlığını bir kez daha ortaya koyan gelişmede, bir petrol tankeri boğazdan geçişi sırasında kimliği belirsiz bir cisimle saldırıya uğradı. Saldırının ardından gemide çıkan yangın söndürülürken, İran da başka bir tankerin hedef alındığını açıkladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Donanması ise boğazdan izinsiz geçen gemilerin ‘imha edileceği’ uyarısında bulunarak, gemilere yönelik tehditlerinin tonunu sertleştirdi. Bu açıklama, Tahran’ın stratejik su yolundaki deniz trafiğine kendi şartlarını dayatma konusundaki tutumunun sertleştiğini gösteriyor.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO) dün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nda bir tankerin ‘kimliği belirsiz bir cisimle’ vurulduğunu ve bunun ardından gemide yangın çıktığını, ancak yangının kontrol altına alındığını bildirdi. Kurum, mürettebatın güvende olduğunu belirtirken, çevreye yönelik herhangi bir zarar meydana geldiğine ilişkin bilgi vermedi.

UKMTO’nun bildirdiği saldırının, DMO’nun sorumluluğunu üstlendiği olayla aynı olup olmadığı ilk etapta netlik kazanmadı. Zira boğazda bundan birkaç saat önce başka bir güvenlik olayının meydana geldiğine ilişkin haberler de yayıldı.

Öte yandan DMO, Togo bayraklı Trend adlı petrol tankerini hedef aldığını açıkladı. İran tarafı, tankerin Hürmüz Boğazı’ndan ‘yasa dışı’ şekilde geçmeye çalıştığını öne sürdü. Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre, DMO Donanma Komutanı Ali Azmai, tankerin ‘ABD ordusunun kışkırtması ve yanıltması’ sonucu geçiş yapmaya çalıştığını söyledi. Azmai, tankerin vurulmasının ardından gemide yangın çıktığını ve seyrinin durduğunu belirtti.

UKMTO ise daha önce Umman’ın Hasab kentinin yaklaşık 16 deniz mili kuzeydoğusunda bir ‘güvenlik olayı’ meydana geldiğini bildirmiş, ancak o sırada ayrıntı vermemişti. Bu nedenle DMO’nun sözünü ettiği tankerin, İngiliz denizcilik makamlarının kimliği belirsiz bir cisimle vurulduğunu bildirdiği tankerle aynı olup olmadığı belirsizliğini korudu.

Deniz taşımacılığı düşük seviyelere geriliyor

Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)
Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)

Yeni gelişme, çarşamba günü başka bir tankerin de Hürmüz Boğazı’ndan ayrıldığı sırada UKMTO tarafından ‘kimliği belirsiz bir cisim’ olarak tanımlanan bir saldırıya maruz kalmasının ardından yaşandı. UKMTO, tankerin mürettebatının durumunun iyi olduğunu ve çevreye yönelik herhangi bir zarara ilişkin ilk etapta bir işaret bulunmadığını açıkladı. Olayın duyurulmasının neden geciktiği veya son dönemde bölgede yaşanan gelişmelerle bağlantılı olup olmadığı ise netlik kazanmadı.

Arka arkaya yaşanan bu olaylar, İran’ın geçiş trafiği üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştığı, ABD’nin ise Tahran’ın getirdiği kısıtlamalara karşı deniz ulaşım koridorlarını açık tutmaya çalıştığı bir dönemde, ticari gemilerin boğazda karşı karşıya olduğu risklerin arttığına işaret ediyor.

Güvenlik gerilimi, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi trafiğindeki sert düşüşün devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. Gemi hareketlerini takip eden Kpler şirketinin ön verilerine göre, perşembe günü boğazdan 4 yük gemisi geçti. Bu sayı bir gün önce 6 olurken, önceki 10 günün günlük ortalaması yaklaşık 16 gemi olarak kaydedilmişti. Perşembe günü boğazdan geçen 4 gemi arasında 2 Panamax tipi petrol tankeri, bir Supermax ve bir Kamsarmax tipi gemi bulunuyordu.

Söz konusu rakamlar değişebilir. Zira bazı gemiler, tespit edilme ihtimalini azaltmak amacıyla çatışma bölgelerinden geçerken kimlik ve takip sistemlerini kapatıyor. Savaşın başlamasından önce Hürmüz Boğazı, küresel petrol ve gaz sevkiyatının yaklaşık beşte birinin geçtiği güzergâh konumundaydı. Bu nedenle boğazdaki deniz trafiğinin uzun süreli olarak aksaması, küresel enerji piyasaları üzerinde doğrudan etkiler yaratma potansiyeli taşıyor.

LNG tankerlerinin sınırlı ölçüde geri dönüşü

Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)

Hürmüz Boğazı üzerinden enerji taşımacılığının yeniden başlatılmasına yönelik çabaların sürdüğüne işaret eden Kpler verilerine göre, önceki günlerde bölgede görünmeyen 3 sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankeri perşembe günü boğazın dışında yeniden tespit edildi.

Bu tankerler arasında Katar’daki Ras Laffan’dan yük alan Al Daayen ve Al Samriya ile Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Das Adası’ndan yükünü aldıktan sonra Hindistan’a doğru yola çıkan Marigold LNG yer aldı.

Fortexsa şirketi ayrıca Qatar Energy ile bağlantılı Al Rayyan adlı tankerin, Umman açıklarında takip sistemlerini çalıştırmadan gemiden gemiye yük transferi gerçekleştirdiğini bildirdi. Kpler verilerine göre söz konusu operasyon 13 Eylül’de gerçekleşti.

Savaşın etkileri Hürmüz Boğazı’yla sınırlı kalmazken, Kızıldeniz’in güney girişinde yer alan Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz trafiğinde de düşüş yaşanıyor. Perşembe günü Babu’l Mendeb’ten 23 yük gemisi geçti. Bunların 13’ü Kızıldeniz yönünde, 10’u ise Aden Körfezi yönünde ilerledi. Önceki 10 günlük ortalama ise günde yaklaşık 26 gemi seviyesindeydi.

Çatışmaların kapsamının genişlemesi, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığına yönelik kısıtlamaların devam etmesi halinde Kızıldeniz’in Körfez ülkelerinden yapılan enerji sevkiyatları açısından başlıca alternatif güzergâhlardan biri olması nedeniyle, petrol ihracat yollarına ilişkin endişeleri artırıyor.

Seul, savaşa katılmayı reddediyor

Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)
Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)

Asya’da ise Güney Kore, deniz taşımacılığı krizindeki rolünün sınırlarını net biçimde ortaya koydu. Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung dün yaptığı açıklamada, ülkesinin İran’la savaşa sürüklenmesine yol açabilecek şekilde Ortadoğu’ya asker veya askeri unsurlar göndermeyeceğini söyledi.

Lee, Seul’ün savaşa müdahil olmama ilkesine bağlılığını sürdürdüğünü vurgularken, ülkesinin bölgedeki ticari gemilerini, ham petrol sevkiyatlarını ve vatandaşlarını korumadaki rolünü güçlendirme seçeneklerini değerlendirdiğini belirtti. Güney Kore, korsanlıkla mücadele görevi kapsamında Somali açıklarında deniz gücü bulundururken hükümet, çatışma operasyonlarına dahil olmadan deniz ulaşımının güvenliğini korumaya yönelik faaliyetlerini genişletme ihtimalini değerlendiriyor.

Güney Kore’nin bu tutumu, ABD’nin Seul üzerinde ‘Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin korunmasına daha fazla katkı sunması’ yönündeki baskısının arttığı bir dönemde geldi. Bununla birlikte, savaşa doğrudan askeri müdahalede bulunulması Güney Kore’de geniş bir toplumsal destek görmüyor.

Savaşın tam ortasında yer alan stratejik bir boğaz

Gemilere yönelik saldırıların sürmesi ve geçiş trafiğinin gerilemesiyle Hürmüz Boğazı, savaşta giderek en önemli dolaylı çatışma alanlarından birine dönüşüyor. İran su yolundan geçen gemilere kendi şartlarını dayatma konusunda ısrar ederken, ABD ticaret ve enerji trafiğini açık tutmaya çalışıyor. Denizcilik şirketleri ise geçişin riskini üstlenmek, beklemek ve gecikmelerden kaynaklanan maliyetleri karşılamak arasında zor bir tercihle karşı karşıya kalıyor.

Gerilimin Hürmüz’den Babu’l Mendeb’e uzanmasıyla savaşın etkileri de çatışmanın iki tarafıyla sınırlı kalmıyor. Küresel enerji ve ticaret açısından en önemli iki deniz geçiş güzergâhının güvenliği, bölgedeki askeri çatışmanın seyrine doğrudan bağlı hale geliyor.