Şarku’l Avsat’a konuşan ABD Özel Temsilcisi Norland: Libya’da seçimler çoğu kişinin düşündüğünden erken gerçekleşebilir  

Barış sürecini engelleyenleri yaptırım ve tecritle tehdit etti. Wagner’in istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerinde azalma belirtisi görülmediğini söyledi  

ABD’nin Libya Büyükelçisi ve Özel Temsilcisi Richard Norland 
ABD’nin Libya Büyükelçisi ve Özel Temsilcisi Richard Norland 
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan ABD Özel Temsilcisi Norland: Libya’da seçimler çoğu kişinin düşündüğünden erken gerçekleşebilir  

ABD’nin Libya Büyükelçisi ve Özel Temsilcisi Richard Norland 
ABD’nin Libya Büyükelçisi ve Özel Temsilcisi Richard Norland 

ABD’nin Libya Büyükelçisi ve Özel Temsilcisi Richard Norland, Libya’daki mevcut siyasi çıkmazın sona ermesinin ancak ‘en kısa sürede seçimlerin düzenlenmesiyle’ mümkün olduğunu vurguladı. Şarku’l Avsat’a röportaj veren Norland, ‘Seçimlerin çoğu kişinin düşündüğünden daha erken gerçekleşebileceğine’ inandığını ifade etti. ABD Büyükelçisi, iktidar için rekabet halindeki Abdulhamid Dibeybe ve Fethi Başağa liderliğindeki iki hükümetin ‘meşruiyeti’ konusunda görüş belirtmeyi reddetti. Barış sürecini engelleme girişiminde bulunanları sert bir dille uyaran Norland, “Libya’daki barış sürecini, güvenliği ve istikrarı baltalayanların yaptırımlara ve tecride maruz kalacağını” söyledi. Ülkesinin Libya’da Muammer Kaddafi destekçisi ‘yeşillerle’ temas halinde olduğunu belirten ABD’li diplomat, geçen yıl cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan Seyfülislam Kaddafi’yi eleştirerek, “Uluslararası Ceza Mahkemesi Seyf’i insanlığa karşı suçlar işlemekle itham etti. Libyalı mahkemeler tarafından da Libya halkına yönelik cinayet ve tecavüze teşvik gibi vahim suçlar nedeniyle hüküm giydi” dedi. Aynı zamanda ABD’nin Trablus Büyükelçisi olan Norland, Rus güvenlik şirketi Wagner Grubu’nun Libya’dan çekildiğine dair haberlerle ilgili, “Wagner paralı askerlerinin Libya ve Sahel bölgesinde istikrarı zedeleyici faaliyetlerinde azalma belirtileri görülmüyor” yorumunda bulundu.

ABD’nin Libya Büyükelçisi ve Özel Temsilcisi Richard Norland’ın Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın ayrıntıları:

- Libya'da iktidar için rekabet halinde olan iki paralel hükümet var. ABD hangi hükümetin meşru hangisinin meşru olmadığı hususunda niçin net bir görüş belirtmiyor? Hangi hükümetin meşru olduğu sizin için açık değil mi?
Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Libya’daki mevcut siyasi açmaza bir çözüm bulunması ve siyasi geçiş sürecinin tamamlanmasının başlıca sorumlusunun Libyalılar olduğuna inanıyor. Bu nedenle bir an önce özgür ve adil ulusal seçimlerin yapılması önem arz ediyor. Bu süreçte ise, tam üretim kapasitesinin yeniden sağlanması konusunda bir anlaşmaya varıldığında önemli ölçüde artabilecek olan Libya petrol gelirlerinin yönetimi konusunda işbirliği yapma fırsatımız var. Berlin Konferansı’ndaki ‘ekonomik çalışma grubunun’ desteğiyle Libyalı ilgili taraflar bu konuda toplantılar düzenledi. Bu toplantılarda, maaşlar ve sübvansiyonlar gibi öncelikli harcamaların yanı sıra petrol gelirlerinin harcamalarında şeffaflık ve hesap verebilirliği sağlayacak bir mekanizma üzerinde uzlaşılması için çaba gösterildi. Libya’daki kilit kurumların temsilcileri, fonların başka yollara yönlendirilmediğine dair güven oluşturmak için bu hesap verebilirlik mekanizmasına katılmalıdır. Bunu 5+5 Ortak Askeri Komite’nin mali karşılığı olarak görüyoruz.


İstikrar Hükümeti Başbakanı Fethi Başağa. (AP)

Libya liderliğindeki ortak mali yönetim süreci, siyasi duruma istikrar kazandırmak ve seçimlerin bir an önce yapılmasının önünü açmak için bir köprü görevi görebilir. Libya Merkez Bankası tarafından yakın zamanda yayınlanan harcama verileri, şeffaflık yolunda atılmış önemli bir ilk adımdır. Libya kurumlarının 25 Mayıs'ta Tunus'ta katıldığı toplantıya dayanarak, bu sürecin erken uygulanmasında gerçek ilerleme kaydedilebileceğine inanmak için nedenlerimiz var, ancak bu konuda yalnızca Libyalılar ve liderleri nihai bir karar verebilir.

-ABD, Abdulhamid Dibeybe hükümeti ile rakibi Fethi Başağa hükümetinin Trablus'ta yönetimi elde etmek konusundaki rekabetinin bir askeri çatışmayı tetikleyebileceğinden endişe ediyor mu? Başağa bir süre önce Trablus’a girme girişiminde bulunduğunda bu risk oluşmuş gibiydi.
Trablus sakinleri, 17 Mayıs'ın erken saatlerinde silah seslerine uyandılar. Şiddet olaylarının başkente geri dönme ihtimali haklı olarak vatandaşları öfkelendirdi. Bu tür olayların ülkenin hiçbir yerinde tekrarlanmasına izin verilmemelidir. Şunu ifade etmeliyim Libya'da barışı, güvenliği ve istikrarı baltalayanlar yaptırım ve tecrit riskiyle karşı karşıyadır. Şiddet tolere edilemez, rekabet halindeki siyasi güçler, seçimlerin bir an önce yapılması için gerekli koşulları yaratmak için diyalog halinde olmalı ve nüfuzlarını kullanarak çaba göstermelidir.

-ABD hükümetinin Libya'daki temsilcileri, yanılmıyorsam uzun süredir Mareşal Halife Hafter ile görüşmüyor. ABD, Hafter'in Libya'daki siyasi süreçteki rolünün, kolaylaştırıcı mı yoksa yıkıcı mı olduğuna inanıyor? Dibeybe hükümeti bu unvanı kabul etmese de Libya Ulusal Ordusu Genel Komutanı olarak Hafter’in rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Diplomatik misyonumuzun bir parçası olarak General Hafter ve yardımcılarıyla rutin olarak iletişim kuruyoruz. Son zamanlarda, seçimlerin yapılması, Ekim 2020’de yapılan ateşkes anlaşmasının uygulanması ve tam kapasite üretime geçildikten sonra Libya petrol gelirlerinin nasıl yönetilmesi gerektiği konularındaki görüşlerimizi kendileriyle paylaştık.


Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Dibeybe, Trablus’ta 17 Mayıs’ta çıkan çatışma mahallini inceliyor.  

-Sizce yakın bir zamanda Libya’da seçimlerin yapılma ihtimali var mı? Bildiğiniz üzere 24 Aralık 2021 tarihinin kaçırılması büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştı. Size göre seçimlerin yapılmasının önündeki en büyük engel nedir ve ABD bu konuda bir çözüm bulunmasına yardımcı olabileceğini düşünüyor mu?
Bence seçimler çoğu kişinin düşündüğünden daha erken olabilir, çünkü Libyalıların talep ettiği şeffaf ve meşru liderliğin oluşturulmasının başka bir yolu yok. Mevcut statüko aynı zamanda kimsenin istemediği istikrarsızlığı da giderek artırıyor. BM temsilcisi Stephanie Williams Kahire'de seçimlerle ilgili anayasa görüşmelerinde ilerleme kaydedildiğini bildirdi. Bence tüm Libyalılar, bizim de yaptığımız gibi, Temsilciler Meclisi ve Yüksek Devlet Konseyi heyetlerinin Kahire’de bir anlaşmaya varacağını umuyor. Bu anlaşma sağlanırsa, seçim sürecine önemli bir ivme kazandıracaktır. Bu arada Libyalı liderler, seçimlerin yapılmasının gerektiği hakkında konuşuyor. Yüksek Ulusal Seçim Komisyonu teknik olarak hazırlıklı görünüyor, o halde beklemenin anlamı ne?

-Birleşmiş Milletler Libya Özel Temsilcisi Jan Kubis’in yerini alacak yeni bir temsilci atanması konusundaki tutumunuz nedir? Yeni temsilcinin Afrikalı olması önerisine bir itirazınız var mı? Bazıları bu görevde ABD’li diplomat Stephanie Willams’ın olmasından memnun olduğunuzu ve durumun bu şekilde devam etmesini istediğinizi iddia ediyor.  
 Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Genel Sekreteri acilen bir Özel Temsilci atamaya çağırdı. Biz tüm nitelikli adayları hoş karşılıyoruz. Kahire’deki anayasa görüşmeleri bildiğiniz üzere 12 Haziran’da yeniden başladı, şimdi tüm odak noktamız; bu görüşmeleri başarılı kılmak için Stephanie Williams'ı desteklemek.


Mareşal Halife Hafter (AP) 

-Rus güvenlik şirketi Wagner Grubu’nun, Doğu Ukrayna'da konuşlandırmak amacıyla Libya'daki personel ve teçhizatının ciddi bir kısmını geri çektiğine dair haberler var. ABD bu raporların güvenilir olduğuna inanıyor mu? Wagner'in Libya'dan ayrıldığına veya en azından varlığını azalttığına dair herhangi bir işaret gördünüz mü?
Bazı Wagner kuvvetlerinin ayrıldığına dair raporları zaten gördük. Ancak Wagner'in Libya ve Sahel'deki istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerinde hiçbir azalma belirtisi görülmüyor. ABD’ye göre ve bence çoğu Libyalıya göre, Wagner'in Libya’daki varlığının istikrarı baltaladığı açıktır. Wagner, Libya'daki BM silah ambargosunu ihlal etti. Wagner’in Trablus'un bazı bölgelerinde kurduğu bubi tuzakları hala siviller için ciddi tehdit oluşturuyor. Açık ve kapalı toplantılarda söylediğimiz gibi, Wagner dahil tüm yabancı savaşçılar ve paralı askerler Libya'yı terk etmelidir.

-ABD ve Birleşik Krallık, Wagner birliklerinin Libya'da konuşlandırılmasını şiddetle eleştirdi ve şirkete paralı askerlerini geri çekmesi çağrısında bulundu. Eleştirmenler, Türkiye'nin Libya'ya getirdiği Suriyeli paralı askerlere Ruslara davrandığınız gibi davranmadığınızı söylüyor. Yanılmıyorsam Türkiye'nin getirdiği bu savaşçıları tarif etmek için ‘paralı asker’ kelimesini kullanmıyorsunuz. Bu konudaki tutumunuzu açıklar mısınız? Yakın zamanda tüm yabancı savaşçıların Libya'dan çekilmesi için gerçekten bir umut görüyor musunuz?
Ne yazık ki, Suriyeli savaşçılar her iki tarafta, doğuda ve batıda kullanıldı. 2020 Ateşkes Anlaşması ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2570 sayılı kararıyla uyumlu bir şekilde, paralı askerler konusundaki tavrımız, hepsinin Libya’dan derhal ayrılması gerektiği yönündedir.

-ABD şimdiye kadar, Libya ordusunda reform yapılmasında ve Batı Libya’da faaliyet gösteren çeşitli silahlı milisler sorununa bir çözüm bulma çabalarının bir parçası olmuştu. Bu rol, özellikle o sırada başkanlığını Fethi Başağa’nın yaptığı İçişleri Bakanlığı ile koordineli olarak gerçekleşmişti ve Serrac hükümeti döneminde aktif bir boyuttaydı. Geçen yılki hükümet değişikliğinden sonra ABD hala bu çabalara dahil mi? Sizce bu milisler arasında yeniden geniş çaplı çatışmalar yaşanır mı? Nitekim zaman zaman çatışıyorlar. Türkiye, Batı Libya’da Libya ordusunu yeniden inşa etme görevini mi üstlendi?  
 Amerika Birleşik Devletleri uzun süredir silahlı gruplardaki gençleri sivil hayata döndürecek ya da gerçek bir ulusal Libya askeri yapısına katılmalarını sağlayacak bir silahsızlanma, terhis ve yeniden entegrasyon programı geliştirme çabalarını destekliyor. Başağa İçişleri Bakanı iken bunu başarmak için onunla birlikte çalıştık. Bu konuyu derinlemesine incelemek için 23-24 Mayıs tarihleri arasında İspanya'nın ev sahipliğinde Toledo'da düzenlenen uluslararası konferansa, 5 + 5 Ortak Askeri Komitesi’nin tüm üyeleri de dahil olmak üzere bir dizi üst düzey Libya askeri ve sivil yetkilisi iştirak etti. Burada yapılması gereken; ekonomik, sosyal, askeri ve siyasi boyutları olan bir program geliştirmektir ve biz bu süreci desteklemeye hazırız. Silahlı gruplar arasında çatışma riski çok gerçek görünüyor, dolayısıyla tüm sorumlu siyasi aktörlere, milis desteği almak için çatışmaları körüklememelerini tavsiye ediyoruz. Türkiye'nin Libya'nın güvenlik işbirliğindeki ortak rolü konusunda, ayrıntıları elde etmek için Ankara'ya başvurmanız gerekir.

-ABD Muammer Kaddafi rejiminin destekçileri ve temsilcileriyle bir herhangi bir teması sürdürüyor mu? Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylık arzusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?  
 Libya’daki siyasi yelpazenin çeşitli taraflarıyla temas kapsamında ‘yeşiller’ ile de temas halindeyiz.  
Ancak Seyfülislam ile doğrudan irtibatımız yok. Burada önemli olan aday olarak onun hakkında ne düşündüğümüz değil, Libyalılar Seyfülislam’ı aday olarak ya da ülkelerinin seçilmiş bir lideri olarak görmeye hazır mı? Sonuçta Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından insanlığa karşı suç işlemekle itham edilen birisidir. Libyalı mahkemeler tarafından da Libya halkına yönelik cinayet ve tecavüze teşvik gibi vahim suçlar nedeniyle mahkûm edilmiştir.  
 
-Size göre, DEAŞ veya El-Kaide'nin, Libya'daki siyasi kargaşadan yararlanıp yeniden organize olmaya çalıştığına dair işaretler var mı? Siyasi açmaz devam ederse bu konuda endişeleriniz var mı?  
 Bu terörist gruplar bir süre önce Libya topraklarında yeni saldırılar düzenlemek için girişimde bulundu. Bu girişimler birer uyarı olarak addedilmeli. Libyalı liderler sınır güvenliğini sağlayabilecek olan güvenlik yapılarının birleştirilebilmesi için, bir an önce özgür ve adil seçimlerin yapılabilmesi için çaba göstermelidir. Güçlü bir hükümet, özellikle güneydeki ekonomik ve sosyal koşulları iyileştirebilir ve böylece aşırılıkçı eğilimlerin cazibesini azaltabilir.


Geçen ay Trablus’ta çıkan çatışmalarda zarar gören araçlar. (Reuters)

-ABD 2011'de Kaddafi rejiminin devrilmesinde önemli bir rol üstlendi. Eski rejimin devrilmesinin ardından ortaya çıkan siyasi sorunların çözümüne yardım etmek hususunda ahlaki bir yükümlülüğünüz olduğunu düşünüyor musunuz?  
 Evet, nitekim diktatörlüğün sona ermesinden sonra demokratik yapılar kurmaya çalışırken Libya halkının yanında durduk. On yıldan fazla bir süre önce başlattıkları demokratik devrimi tamamlayana kadar Libyalıların yanında olmaya devam edeceğiz. Kısa vadede ise, Libya petrol gelirlerinin şeffaf yönetimini desteklemek ve Libyalıların arzu ettiği seçimleri kolaylaştırmak için Birleşmiş Milletler’in çabalarını desteklemek için çalışıyoruz.

-Libya'da tutulan ve ABD tarafından iadesi istenen Pan Am uçak faciasında yer aldığı iddia edilen Libyalı zanlıyla ilgili yeni bir gelişme var mı?  
 Şu anda bu konuda yeni bir gelişme yok, ancak Pan Am'in 103 sefer sayılı uçuşu hedef alan saldırının tüm sorumlularının adalete teslim edilmesi konusundaki kararlılığımız güçlü. Kurbanların yakınları adalet talep ediyor, tabi ki bizde bunun en doğal hakları olduğuna inanıyoruz.



İsrail'in Mescid-i Aksa’nın idaresi üzerindeki kontrolünü güçlendirme girişimleri endişeleri artırıyor

Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa kubbesi ile Kubbetu's-Sahra'nın bir bölümünden görünüm (AFP)
Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa kubbesi ile Kubbetu's-Sahra'nın bir bölümünden görünüm (AFP)
TT

İsrail'in Mescid-i Aksa’nın idaresi üzerindeki kontrolünü güçlendirme girişimleri endişeleri artırıyor

Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa kubbesi ile Kubbetu's-Sahra'nın bir bölümünden görünüm (AFP)
Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa kubbesi ile Kubbetu's-Sahra'nın bir bölümünden görünüm (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Kudüs'teki Mescid-i Aksa ile ilgili herhangi bir karar alınmadığını ve oradaki ‘statükoyu’ değiştirme niyeti bulunmadığını defalarca kez öne sürmesine karşın Mescid-i Aksa çevresinde yaşanan her gelişme bunun tam tersini ortaya koyuyor.

İsrail, fiili durum itibarıyla Mescid-i Aksa’nın güvenliğini kontrol ediyor. Oysa onlarca yıldır uluslararası ve ikili anlaşmalar çerçevesinde gözetim hakkına sahip olan Ürdün Haşimi Krallığı'na bağlı İslam Vakıfları İdaresi Mescid-i Aksa’nın yönetiminden sorumlu.

Bununla birlikte İsrail, bu idareyi sessiz sedasız hedef alarak sahadaki fiili gerçeklikleri değiştirmeye çalışıyor.

Filistin yönetimine bağlı Kudüs Valiliği Vali Vekili Maruf er-Rifai, salı günü ‘İsrail'in İslam Vakıfları İdaresi’ni ve çalışanlarını sürekli olarak hedef aldığını, bu durumun idarenin mescitteki rolünü ve yönetim işlevini yerine getirme kapasitesini tehdit ettiğini’ söyledi.

sdc
İran, İsrail ve ABD arasında ateşkes anlaşması imzalanmasının ardından Kudüs’ün Eski Şehri’ndeki El-Aksa Camii avlusunda bir işçi, alanı temizliyor (AP)

Rifai açıklamasında işgal makamlarının Mescid-i Aksa içindeki görevli ve personel sayısını sistematik biçimde azaltma politikası izlediğini teyit etti. Buna göre her vardiyada 50 kişi olması gereken görevli sayısı 20'ye düşürüldü. Bu durum yıllardır Mescid-i Aksa’nın güvenlik sisteminin karşılaştığı en ağır krizlerden biri.

Rifai, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu tarihi, keskin ve emsalsiz gerileme, 37'den fazla görevli ve personelin mescitten uzaklaştırılması ve Batı Şeria'dan gelen 30 idari personelin erişim izninin iptal edilmesi dahil bir dizi keyfi uygulamanın ürünüdür. Bu durum, idari, teknik ve hizmet boyutlarıyla Vakıflar İdaresi’nin farklı birimlerinde açık bir felce uğrattı.”

Rifai, söz konusu uygulamaların İslam Vakıfları İdaresi’nin rolünü zayıflatmayı ve mescidin yönetim kapasitesini engellemeyi hedefleyen daha kapsamlı bir İsrail politikasından bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurguladı.

Açıklamaya göre İsrail, Vakıflar Dairesi'nin bakım ve restorasyon çalışmaları yapmasını engellemeye devam ediyor. Mescid-i Aksa avlusunda zorunlu olan basit işleri bile sekteye uğratıyor. Öte yandan polis, İmam Gazali Kubbesi, Daru'l-Hadis eş-Şerif, Süleyman Kubbesi ve Musa Kubbesi gibi yapılar için güvenlik bahanesiyle Mescid-i Aksa'daki tesis ve tarihi alanlara el koyma politikasını artırarak sürdürüyor.

Rifai, “Tüm bunlar Mescid-i Aksa içinde yeni fiili gerçeklikler dayatmaya yönelik tehlikeli bir eğilimi yansıtıyor” diye vurguladı.

Tüm bunlar, işgal polisi ile aşırı sağcı ‘Tapınak’ grupları arasında emsalsiz bir koordinasyon düzeyini yansıtan başka adımlarla eş zamanlı gerçekleşti. İşgal polisi 3 Haziran'da ‘Tapınak Dağı Birimi’ olarak adlandırdığı yapıya yeni gönüllüler kazandırmayı hedefleyen bir kampanya başlattı. Söz konusu birim, yerleşimcilere eşlik ederek mescide baskınlarını güvence altına almak ve onları korumakla görevlendiriliyor.

Rifai, bu yönelimin işgalci İsrail’in Mescid-i Aksa içinde aşırılıkçı grupların nüfuzunu genişletmeye çalıştığını açıkça ortaya koyduğunu vurguladı. Bu girişim, İslam Vakıfları İdaresi’nin rolünü kısıtlama ve çalışmalarını engelleme girişimleriyle eş zamanlı yürütülüyor. Böylece Mescid-i Aksa ve ona bağlı alanların İsrail’in kontrolüne geçirilmesi projesine zemin hazırlanıyor.

Mescid-i Aksa üzerindeki egemenlik savaşı

Mescid-i Aksa üzerindeki egemenlik mücadelesinin geçmişi çok eskilere uzanıyor. Bu mücadele İsrail'in kurulması kararından önce başladı. Siyasi, güvenlik ve çok cepheli hassasiyetler olmasaydı İsrail bu meseleyi çok daha erken çözüme kavuşturmuş olabilirdi.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı'na göre hikâye 1924 yılında Şerif Hüseyin bin Ali döneminde başladı. Mescid-i Aksa'nın tüm hakları o dönemde kendisine bırakıldı. Bu gelenek, 1954 yılında Mescid-i Aksa ve Kubbetu's-Sahra'nın imarı için bir komisyon kuran merhum Kral Hüseyin bin Talal döneminde de sürdü. Ürdün'e bağlı İslam Vakıfları İdaresi, bu kutsal mekanlar üzerinde gözetim yetkisini elinde bulunduran son dini idari otorite olması nedeniyle bu uygulama İsrail'in Kudüs'ü işgalinin ardından da devam etti. Ürdün'ün 1988'de Batı Şeria ile yasal ve idari bağını kopardığını ilan ettiğinde, kentin bir boşluğa düşmesine ya da işgalin buraya sızmasına zemin hazırlamamak amacıyla Kudüs şehri bu kararın kapsamı dışında tutuldu.

Ürdün, 1994'te İsrail ile imzaladığı ‘Vadi Arabe Barış Anlaşması’ uyarınca Kudüs'teki dini işlere ilişkin gözetim hakkını korudu.

2013 yılının mart ayına gelindiğinde Ürdün Kralı Abdullah ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistin’deki Kudüs ve kutsal mekânlar üzerinde Ürdün Haşimi Krallığı'nın ‘vesayet ve savunma hakkını’ teyit eden bir anlaşma imzaladı.

xsdfv
Kudüs’teki Mescid-i Aksa avlusunda, Kubbetu’s-Sahra yakınlarında sabah namazını kılan cemaat (AFP)

Filistin Yönetimi Ürdün'ün kutsal mekânlar üzerindeki gözetim rolünü kabul ediyor, ancak bu durum İsraillilerin hiç hoşuna gitmiyor.

İsrail, yıllar içinde Mescid-i Aksa üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdı, İslam Vakıfları İdaresi’nin rolüne karşı girişimlerde bulundu, her olayı mekân üzerindeki tam hâkimiyetini sergileme fırsatına dönüştürdü. Savaşlar ve dini bayramlar sırasında Müslümanların Mescid-i Aksa’ya erişimini engelledi. Erişimi kısıtladı ve belirli yaş ve kategorilerin yalnızca belli zamanlarda girebileceğini belirledi.

İsrail hükümetleri Mescid-i Aksa’ya baskınları destekledi. Bakanlar bu baskınlara öncülük etti. Hem İsrailli hem Filistinli taraflar, 1969 yılında Mescid-i Aksa içinde yer alan Kıble Mescidi’nin yakılması olayından başlayarak 2000 yılındaki Mescid-i Aksa İntifadası'na, ‘Aksa Hareketi’ ve ‘Kapılar Savaşı’ gibi küçük çaplı çatışma ve intifadalara, 2021'de Gazze'de Hamas ile yaşanan toğyekun savaşa ve son olarak Hamas'ın büyük ölçüde Mescid-i Aksa ile ilgili gerekçelerle başlattığı ‘Aksa Tufanı’ adını verdiği 7 Ekim’de başlayan savaşa kadar uzanan süreçte kutsal mekândan kaynaklanan pek çok çatışmayı birlikte deneyimledi.

cfvrbg
Aşırı sağcı İsrailli Bakan Itamar Ben-Gvir, geçtiğimiz perşembe günü Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinde bulunan Mescid-i Aksa avlusunda İsrail bayrağıyla poz verirken (Reuters)

Filistinliler, Ürdünlüler ve tüm Müslümanlar Mescid-i Aksa'yı İslam dininin üçüncü en kutsal mekânı olarak benimseyip tüm Müslümanlara ait olduğunda ısrar ederken fanatik Yahudi gruplar bir gün orada ‘Tapınak’ inşa edeceklerini söylüyor.

İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben Gvir, son iki yılda Mescid-i Aksa’ya düzenlenen çok sayıdaki baskına öncülük etti. Orada Yahudi inancına göre ibadet etti ve ‘Tapınağın yıkılışı’ olarak adlandırdıkları yıldönümünde başkalarını da burada ibadet etmeye teşvik ederek Mescid-i Aksa’da ‘hâkimiyet ve egemenlik’ kuracağı vaadinde bulundu.

İsrail Başbakanı Netanyahu, Mescid-i Aksa’nın statükosunun değişmeyeceğini söylese de İsrail'de pek çok kesim Ben Gvir ve Yahudi yerleşimcilerin bu statükoyu fiilen ihlal edip değiştirdiğini öne sürdü.

Filistin meselesine ilişkin sürdürülen çok sayıda müzakere sürecinde Mescid-i Aksa üzerindeki İslami egemenliğe son verilmesini, İslam Vakıfları İdaresi’nin feshedilmesini ve Mescid-i Aksa’nın denetimini İslam Vakıfları İdaresi’nin yerine işgal devletinin de dahil olduğu uluslararası bir kurula devredilmesini öngören ve ABD tarafından hazırlandığı belirtilen bir plana dair haberler sızdı. Ancak ABD, böyle bir plandan haberdar olmadığını savunurken İsrail, herhangi bir yorum yapmadı.


Filistinlilerin, Gazze’den sürülmesi yeniden gündemde

BM'in son raporunda, İsrail'in Gazze'de devam eden saldırılarıyla soykırımı sürdürdüğü bildirildi (AP)
BM'in son raporunda, İsrail'in Gazze'de devam eden saldırılarıyla soykırımı sürdürdüğü bildirildi (AP)
TT

Filistinlilerin, Gazze’den sürülmesi yeniden gündemde

BM'in son raporunda, İsrail'in Gazze'de devam eden saldırılarıyla soykırımı sürdürdüğü bildirildi (AP)
BM'in son raporunda, İsrail'in Gazze'de devam eden saldırılarıyla soykırımı sürdürdüğü bildirildi (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı Shmuel Ben Ezra, Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilerin "gönüllü göçü" için plan hazırlanması amacıyla acil toplantı düzenledi.

Haaretz'in aktardığına göre salı günü düzenlenen toplantıya İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Şin Bet ve Mossad yetkilileri katıldı. Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Mossad yetkilileri, toplantıda hiçbir ülkenin Gazzelileri almayı kabul etmediğini hatırlatarak, konuyla ilgili bir gelişme olmadığını söyledi.

İsrail ordusu, mayısta düzenlediği operasyonda Hamas'ın askeri kanadı İzzeddin Kassam Tugayları'nın lideri Muhammed Odeh'in öldürüldüğünü duyurmuş, Filistinli örgüt de bunu doğrulamıştı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, harekatın ardından yaptığı açıklamada "gönüllü göç" planının vakti geldiğinde uygulanacağını söylemişti.

Tel Aviv yönetimi, Filistinlileri Gazze Şeridi'nden sürme planlarını birçok kez gündeme getirmişti. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump'ın öncülüğünde hazırlanan barış planında "Filistinlilerin bölgede kalmaya teşvik edilmesi ve kendilerine daha iyi bir Gazze'nin inşasında yer alma fırsatı tanınması" gerektiği bildirilmişti. Ancak Trump yönetimi daha önce de Filistinlilerin bölgeden sürüleceğini, Gazze'nin lüks bir tatil bölgesine dönüştürüleceğini duyurmuştu.

Kaynakların aktardığına göre güvenlik yetkilileri, Ezra'nın acil toplantı düzenleyerek konuyu yeniden gündeme getirmesine şaşırdı. Diğer yandan bir savunma yetkilisi, bunun Netanyahu'yla Trump arasında yapılmış gizli bir anlaşmanın parçası olabileceğini öne sürüyor. ABD'nin, İran'la anlaşma yaparak İsrail'i zor duruma soktuğunu, Beyaz Saray'ın bunu telafi etmek isteyebileceğini savunuyor.  

İsrail yönetimi, Filistinlilerin Kongo ve Somaliland gibi üçüncü ülkelere gönderilmesi için geçen yıl diplomatik faaliyetler yürütmüş ancak bunlardan sonuç alınamamıştı. Tel Aviv, Somali'den ayrılarak tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Somaliland'ı Aralık 2025'te tanımıştı.

Bunlara ek olarak Tel Aviv yönetiminin, Gazzelileri göndermek için Endonezya, Uganda, Güney Sudan ve Libya'yla görüştüğüne dair haberler çıkmıştı.

Amerikan haber ajansı AP'nin araştırmasında, geçen yıl mayıs ve kasım arasında Filistinlilerin Güney Afrika ve Endonezya'ya götürüldüğü, bu uçuşların İsrailli asker ve eski istihbarat görevlileri tarafından kurulan radikal sağcı Ad Kan örgütü tarafından fonlandığı belirlenmişti.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, AP


Barrack, Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığında uzlaşma sürecini hızlandırıyor

Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
TT

Barrack, Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığında uzlaşma sürecini hızlandırıyor

Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)

Kürt siyasetçiler, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın geçen hafta Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’e yaptığı ziyarette Bağdat ile Erbil arasındaki petrol anlaşmazlığının çözüm imkânlarını ele aldığını belirtti. Ancak aynı kaynaklar, ülkenin içinde bulunduğu ağır mali krizin doğal kaynakların yönetimini kalıcı biçimde düzenleyecek federal bir yasanın çıkarılmasını sağlayacağı konusunda iyimser değil.

Federal hükümetin dönemin Başbakanı Nuri al-Maliki liderliğinde ilk petrol ve doğal gaz yasa taslağını sunduğu Mart 2007’den bu yana, Irak Parlamentosu’nun farklı dönemleri boyunca doğal kaynakların üretimi ve gelir dağılımını düzenlemesi beklenen yasa bir türlü kabul edilemedi. Bunun yerine siyasi aktörler, kırılgan siyasi uzlaşmalarla süreci yönetmeyi tercih etti.

Petrol ve doğal gaz yasası yeniden gündeme, Barrack’ın 16 Haziran 2026’da Erbil’e yaptığı ziyaretin ardından geldi. ABD’li temsilci burada bölgesel hükümet yetkilileri ve iki büyük Kürt partisiyle görüşmeler gerçekleştirdi. Yerel kaynaklar, Barrack’ın Başbakan Ali ez-Zeydi’nin Bağdat ile Erbil arasındaki geleneksel anlaşmazlıkları çözebileceği konusunda iyimser olduğunu aktardı.

Eski Irak Kürt milletvekili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Barrack’ın Erbil temaslarında ABD-Irak enerji iş birliğinin güçlendirilmesini görüştüğünü söyledi. Görüşmelerde hem Bağdat hem de Erbil ile enerji alanındaki ortaklıkların yanı sıra, Irak petrolünün Suriye üzerinden Akdeniz’e taşınmasını sağlayan Kerkük-Baniyas boru hattının modernizasyonu da ele alındı.

Eski milletvekili Miyade en-Neccar ise Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığının “durgunluk aşamasından ciddi müzakere aşamasına geçtiğini” ifade etti.

Neccar, son haftalarda iki taraf arasındaki temasların belirgin biçimde hız kazandığını, üst düzey ziyaretler ve görüşmelerin yeniden petrol ihracatının başlatılması, mali dosyaların çözümü ve petrol-doğal gaz yasasının çıkarılması için uygun zeminin hazırlanmasına odaklandığını belirtti.

Anlaşmazlığın kökeni

Gözlemcilere göre petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılamamasının temel nedeni siyasi anlaşmazlıklar oldu. Bunun yanında, Irak Anayasası’nın özellikle IKBY’nin yetkileriyle ilgili maddelerinin farklı yorumlanması da bugüne kadar çözülemeyen sorunlar arasında yer alıyor.

Taraflar arasında hâlen şu temel konularda görüş ayrılığı bulunuyor:

  • IKBY’nin yabancı şirketlerle doğrudan sözleşme yapma hakkına sahip olup olmadığı,
  • Bölgesel yönetimin bağımsız petrol projeleri yürütüp yürütemeyeceği,
  • Federal hükümetin anayasa ve yasalar gereği tek yetkili makam olup olmadığı,
  • Keşfedilen sahaların statüsü,
  • Hizmet sözleşmeleri ile üretim paylaşımı anlaşmaları arasındaki hukuki farklılıklar.

IKBY, Ağustos 2007’de kendi petrol ve doğal gaz yasasını çıkararak hukuki boşluğu doldurmaya çalıştı. Ancak Bağdat’taki Federal Yüksek Mahkeme, Şubat 2022’de aldığı kararla bu yasanın meşruiyetini reddetti ve uygulanmasını geçersiz kıldı.

Milletvekili  Macid Şengali, yakın gelecekte petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılması konusunda umutlu olmadığını belirterek, bunun nedenini Bağdat’ın bölgedeki petrol kaynakları üzerinde tam ve merkezi kontrol kurma eğilimine bağladı.

Kürdistan Demokrat Partisi üyesi olan Şengali, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin parlamentodaki siyasi bloklar arasında uzlaşma sağlanmadan yasayı geçirmesinin mümkün olmadığını söyledi. Mevcut parlamentonun, Erbil, Bağdat ve petrol üreten vilayetler arasında kabul görecek ortak bir formül geliştiremediğini belirten Şankali, 20 yılı aşkın süredir devam eden anlaşmazlıkların sona erdirilemediğini vurguladı.

sfrgthy
Mesud Barzani ve yanında Mazlum Abdi, Erbil'de ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yapılan görüşmeler sırasında (Arşiv fotoğrafı – Kürdistan Demokrat Partisi)

Şengali’ye göre siyasi güçler, geçmişte olduğu gibi krizi geçici anlaşmalarla yönetmeye devam edecek. Bu çerçevede, Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti döneminde kabul edilen üç yıllık bütçe yasasına temel oluşturan son anlaşmanın uygulanması sürecek.

Haziran 2023’te Bağdat’taki siyasi güçler, özellikle Koordinasyon Çerçevesi ile Kürdistan Demokrat Partisi arasında yapılan uzlaşı kapsamında, IKBY’nin yerel tüketim payı düşüldükten sonra günlük 250 bin varil petrolü federal hükümete teslim etmesi kararlaştırılmıştı. Buna karşılık Kerkük petrolünün bölgesel boru hattı üzerinden Türkiye’deki Ceyhan Limanı’na taşınmasına izin verilmiş, federal hükümet de bölgenin bütçe payını ödeme taahhüdünde bulunmuştu.

Şengali, mevcut mali kriz nedeniyle tüm tarafların yeni bir uzlaşma arayışında olduğunu ve önümüzdeki dönemde bu anlaşmanın daha da geliştirilebileceğini söyledi.

Olumlu işaretler

Kürdistan Demokrat Partisi üyesi Subhi el-Mendelavi, Ali ez-Zeydi’nin göreve başlamasından bu yana olumlu gelişmeler gözlemlediklerini belirtti.

Mendelavi’ye göre yeni Irak hükümeti, görevinin ilk dönemlerinden itibaren iç siyasi çevrelerle ve Erbil ile ilişkiler gibi ihtilaflı dosyalarla yapıcı bir şekilde ilgilenmeye başladı. IKBY Başbakanı Mesrur Barzani yönetimi de bu gelişmeleri olumlu değerlendiriyor.

Bununla birlikte Mendelavi, Bağdat ile Erbil arasındaki sorunların çözüm sürecinin özellikle ABD başta olmak üzere uluslararası toplumun baskıları sayesinde hız kazanacağını düşünüyor.

Kürdistan Demokrat Partisi’nin tüm yeni hükümetlerle petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılması konusunda iş birliği yaptığını belirten Mendelavi, mevcut yasama döneminde de yasanın kabul edilmesini umduğunu söyledi. Ancak geçmişte yasaya karşı çıkan siyasi güçlerin bugün de süreci engellemek için çalışacağını ifade etti.

Eski milletvekili Miyade en-Neccar da güvenlik ve ekonomi alanlarında artan koordinasyonun anlaşmazlıkların sona erdirilmesi için umut verici işaretler sunduğunu söyledi.

Haziran 2026’nın ortalarında, Irak Genelkurmay Başkanı Abdülemir Reşid Yarallah başkanlığındaki askeri heyet Erbil’de çeşitli temaslarda bulundu ve bazı petrol sahalarını ziyaret etti. Heyet, güvenlik durumunu değerlendirdi ve tesisler ile çalışanların korunmasına yönelik önlemleri görüştü.

Siyasi temasların hız kazanmasıyla birlikte Neccar, petrol anlaşmazlığında gerçek ve kesin bir ilerlemenin ancak Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani ile Başbakan Ali ez-Zeydi arasında petrol ve doğal gaz krizini tamamen çözecek kapsamlı bir anlaşmanın resmen ilan edilmesiyle mümkün olacağını belirtti.