Şarku’l Avsat’a konuşan ABD Özel Temsilcisi Norland: Libya’da seçimler çoğu kişinin düşündüğünden erken gerçekleşebilir  

Barış sürecini engelleyenleri yaptırım ve tecritle tehdit etti. Wagner’in istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerinde azalma belirtisi görülmediğini söyledi  

ABD’nin Libya Büyükelçisi ve Özel Temsilcisi Richard Norland 
ABD’nin Libya Büyükelçisi ve Özel Temsilcisi Richard Norland 
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan ABD Özel Temsilcisi Norland: Libya’da seçimler çoğu kişinin düşündüğünden erken gerçekleşebilir  

ABD’nin Libya Büyükelçisi ve Özel Temsilcisi Richard Norland 
ABD’nin Libya Büyükelçisi ve Özel Temsilcisi Richard Norland 

ABD’nin Libya Büyükelçisi ve Özel Temsilcisi Richard Norland, Libya’daki mevcut siyasi çıkmazın sona ermesinin ancak ‘en kısa sürede seçimlerin düzenlenmesiyle’ mümkün olduğunu vurguladı. Şarku’l Avsat’a röportaj veren Norland, ‘Seçimlerin çoğu kişinin düşündüğünden daha erken gerçekleşebileceğine’ inandığını ifade etti. ABD Büyükelçisi, iktidar için rekabet halindeki Abdulhamid Dibeybe ve Fethi Başağa liderliğindeki iki hükümetin ‘meşruiyeti’ konusunda görüş belirtmeyi reddetti. Barış sürecini engelleme girişiminde bulunanları sert bir dille uyaran Norland, “Libya’daki barış sürecini, güvenliği ve istikrarı baltalayanların yaptırımlara ve tecride maruz kalacağını” söyledi. Ülkesinin Libya’da Muammer Kaddafi destekçisi ‘yeşillerle’ temas halinde olduğunu belirten ABD’li diplomat, geçen yıl cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan Seyfülislam Kaddafi’yi eleştirerek, “Uluslararası Ceza Mahkemesi Seyf’i insanlığa karşı suçlar işlemekle itham etti. Libyalı mahkemeler tarafından da Libya halkına yönelik cinayet ve tecavüze teşvik gibi vahim suçlar nedeniyle hüküm giydi” dedi. Aynı zamanda ABD’nin Trablus Büyükelçisi olan Norland, Rus güvenlik şirketi Wagner Grubu’nun Libya’dan çekildiğine dair haberlerle ilgili, “Wagner paralı askerlerinin Libya ve Sahel bölgesinde istikrarı zedeleyici faaliyetlerinde azalma belirtileri görülmüyor” yorumunda bulundu.

ABD’nin Libya Büyükelçisi ve Özel Temsilcisi Richard Norland’ın Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın ayrıntıları:

- Libya'da iktidar için rekabet halinde olan iki paralel hükümet var. ABD hangi hükümetin meşru hangisinin meşru olmadığı hususunda niçin net bir görüş belirtmiyor? Hangi hükümetin meşru olduğu sizin için açık değil mi?
Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Libya’daki mevcut siyasi açmaza bir çözüm bulunması ve siyasi geçiş sürecinin tamamlanmasının başlıca sorumlusunun Libyalılar olduğuna inanıyor. Bu nedenle bir an önce özgür ve adil ulusal seçimlerin yapılması önem arz ediyor. Bu süreçte ise, tam üretim kapasitesinin yeniden sağlanması konusunda bir anlaşmaya varıldığında önemli ölçüde artabilecek olan Libya petrol gelirlerinin yönetimi konusunda işbirliği yapma fırsatımız var. Berlin Konferansı’ndaki ‘ekonomik çalışma grubunun’ desteğiyle Libyalı ilgili taraflar bu konuda toplantılar düzenledi. Bu toplantılarda, maaşlar ve sübvansiyonlar gibi öncelikli harcamaların yanı sıra petrol gelirlerinin harcamalarında şeffaflık ve hesap verebilirliği sağlayacak bir mekanizma üzerinde uzlaşılması için çaba gösterildi. Libya’daki kilit kurumların temsilcileri, fonların başka yollara yönlendirilmediğine dair güven oluşturmak için bu hesap verebilirlik mekanizmasına katılmalıdır. Bunu 5+5 Ortak Askeri Komite’nin mali karşılığı olarak görüyoruz.


İstikrar Hükümeti Başbakanı Fethi Başağa. (AP)

Libya liderliğindeki ortak mali yönetim süreci, siyasi duruma istikrar kazandırmak ve seçimlerin bir an önce yapılmasının önünü açmak için bir köprü görevi görebilir. Libya Merkez Bankası tarafından yakın zamanda yayınlanan harcama verileri, şeffaflık yolunda atılmış önemli bir ilk adımdır. Libya kurumlarının 25 Mayıs'ta Tunus'ta katıldığı toplantıya dayanarak, bu sürecin erken uygulanmasında gerçek ilerleme kaydedilebileceğine inanmak için nedenlerimiz var, ancak bu konuda yalnızca Libyalılar ve liderleri nihai bir karar verebilir.

-ABD, Abdulhamid Dibeybe hükümeti ile rakibi Fethi Başağa hükümetinin Trablus'ta yönetimi elde etmek konusundaki rekabetinin bir askeri çatışmayı tetikleyebileceğinden endişe ediyor mu? Başağa bir süre önce Trablus’a girme girişiminde bulunduğunda bu risk oluşmuş gibiydi.
Trablus sakinleri, 17 Mayıs'ın erken saatlerinde silah seslerine uyandılar. Şiddet olaylarının başkente geri dönme ihtimali haklı olarak vatandaşları öfkelendirdi. Bu tür olayların ülkenin hiçbir yerinde tekrarlanmasına izin verilmemelidir. Şunu ifade etmeliyim Libya'da barışı, güvenliği ve istikrarı baltalayanlar yaptırım ve tecrit riskiyle karşı karşıyadır. Şiddet tolere edilemez, rekabet halindeki siyasi güçler, seçimlerin bir an önce yapılması için gerekli koşulları yaratmak için diyalog halinde olmalı ve nüfuzlarını kullanarak çaba göstermelidir.

-ABD hükümetinin Libya'daki temsilcileri, yanılmıyorsam uzun süredir Mareşal Halife Hafter ile görüşmüyor. ABD, Hafter'in Libya'daki siyasi süreçteki rolünün, kolaylaştırıcı mı yoksa yıkıcı mı olduğuna inanıyor? Dibeybe hükümeti bu unvanı kabul etmese de Libya Ulusal Ordusu Genel Komutanı olarak Hafter’in rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Diplomatik misyonumuzun bir parçası olarak General Hafter ve yardımcılarıyla rutin olarak iletişim kuruyoruz. Son zamanlarda, seçimlerin yapılması, Ekim 2020’de yapılan ateşkes anlaşmasının uygulanması ve tam kapasite üretime geçildikten sonra Libya petrol gelirlerinin nasıl yönetilmesi gerektiği konularındaki görüşlerimizi kendileriyle paylaştık.


Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Dibeybe, Trablus’ta 17 Mayıs’ta çıkan çatışma mahallini inceliyor.  

-Sizce yakın bir zamanda Libya’da seçimlerin yapılma ihtimali var mı? Bildiğiniz üzere 24 Aralık 2021 tarihinin kaçırılması büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştı. Size göre seçimlerin yapılmasının önündeki en büyük engel nedir ve ABD bu konuda bir çözüm bulunmasına yardımcı olabileceğini düşünüyor mu?
Bence seçimler çoğu kişinin düşündüğünden daha erken olabilir, çünkü Libyalıların talep ettiği şeffaf ve meşru liderliğin oluşturulmasının başka bir yolu yok. Mevcut statüko aynı zamanda kimsenin istemediği istikrarsızlığı da giderek artırıyor. BM temsilcisi Stephanie Williams Kahire'de seçimlerle ilgili anayasa görüşmelerinde ilerleme kaydedildiğini bildirdi. Bence tüm Libyalılar, bizim de yaptığımız gibi, Temsilciler Meclisi ve Yüksek Devlet Konseyi heyetlerinin Kahire’de bir anlaşmaya varacağını umuyor. Bu anlaşma sağlanırsa, seçim sürecine önemli bir ivme kazandıracaktır. Bu arada Libyalı liderler, seçimlerin yapılmasının gerektiği hakkında konuşuyor. Yüksek Ulusal Seçim Komisyonu teknik olarak hazırlıklı görünüyor, o halde beklemenin anlamı ne?

-Birleşmiş Milletler Libya Özel Temsilcisi Jan Kubis’in yerini alacak yeni bir temsilci atanması konusundaki tutumunuz nedir? Yeni temsilcinin Afrikalı olması önerisine bir itirazınız var mı? Bazıları bu görevde ABD’li diplomat Stephanie Willams’ın olmasından memnun olduğunuzu ve durumun bu şekilde devam etmesini istediğinizi iddia ediyor.  
 Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Genel Sekreteri acilen bir Özel Temsilci atamaya çağırdı. Biz tüm nitelikli adayları hoş karşılıyoruz. Kahire’deki anayasa görüşmeleri bildiğiniz üzere 12 Haziran’da yeniden başladı, şimdi tüm odak noktamız; bu görüşmeleri başarılı kılmak için Stephanie Williams'ı desteklemek.


Mareşal Halife Hafter (AP) 

-Rus güvenlik şirketi Wagner Grubu’nun, Doğu Ukrayna'da konuşlandırmak amacıyla Libya'daki personel ve teçhizatının ciddi bir kısmını geri çektiğine dair haberler var. ABD bu raporların güvenilir olduğuna inanıyor mu? Wagner'in Libya'dan ayrıldığına veya en azından varlığını azalttığına dair herhangi bir işaret gördünüz mü?
Bazı Wagner kuvvetlerinin ayrıldığına dair raporları zaten gördük. Ancak Wagner'in Libya ve Sahel'deki istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerinde hiçbir azalma belirtisi görülmüyor. ABD’ye göre ve bence çoğu Libyalıya göre, Wagner'in Libya’daki varlığının istikrarı baltaladığı açıktır. Wagner, Libya'daki BM silah ambargosunu ihlal etti. Wagner’in Trablus'un bazı bölgelerinde kurduğu bubi tuzakları hala siviller için ciddi tehdit oluşturuyor. Açık ve kapalı toplantılarda söylediğimiz gibi, Wagner dahil tüm yabancı savaşçılar ve paralı askerler Libya'yı terk etmelidir.

-ABD ve Birleşik Krallık, Wagner birliklerinin Libya'da konuşlandırılmasını şiddetle eleştirdi ve şirkete paralı askerlerini geri çekmesi çağrısında bulundu. Eleştirmenler, Türkiye'nin Libya'ya getirdiği Suriyeli paralı askerlere Ruslara davrandığınız gibi davranmadığınızı söylüyor. Yanılmıyorsam Türkiye'nin getirdiği bu savaşçıları tarif etmek için ‘paralı asker’ kelimesini kullanmıyorsunuz. Bu konudaki tutumunuzu açıklar mısınız? Yakın zamanda tüm yabancı savaşçıların Libya'dan çekilmesi için gerçekten bir umut görüyor musunuz?
Ne yazık ki, Suriyeli savaşçılar her iki tarafta, doğuda ve batıda kullanıldı. 2020 Ateşkes Anlaşması ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2570 sayılı kararıyla uyumlu bir şekilde, paralı askerler konusundaki tavrımız, hepsinin Libya’dan derhal ayrılması gerektiği yönündedir.

-ABD şimdiye kadar, Libya ordusunda reform yapılmasında ve Batı Libya’da faaliyet gösteren çeşitli silahlı milisler sorununa bir çözüm bulma çabalarının bir parçası olmuştu. Bu rol, özellikle o sırada başkanlığını Fethi Başağa’nın yaptığı İçişleri Bakanlığı ile koordineli olarak gerçekleşmişti ve Serrac hükümeti döneminde aktif bir boyuttaydı. Geçen yılki hükümet değişikliğinden sonra ABD hala bu çabalara dahil mi? Sizce bu milisler arasında yeniden geniş çaplı çatışmalar yaşanır mı? Nitekim zaman zaman çatışıyorlar. Türkiye, Batı Libya’da Libya ordusunu yeniden inşa etme görevini mi üstlendi?  
 Amerika Birleşik Devletleri uzun süredir silahlı gruplardaki gençleri sivil hayata döndürecek ya da gerçek bir ulusal Libya askeri yapısına katılmalarını sağlayacak bir silahsızlanma, terhis ve yeniden entegrasyon programı geliştirme çabalarını destekliyor. Başağa İçişleri Bakanı iken bunu başarmak için onunla birlikte çalıştık. Bu konuyu derinlemesine incelemek için 23-24 Mayıs tarihleri arasında İspanya'nın ev sahipliğinde Toledo'da düzenlenen uluslararası konferansa, 5 + 5 Ortak Askeri Komitesi’nin tüm üyeleri de dahil olmak üzere bir dizi üst düzey Libya askeri ve sivil yetkilisi iştirak etti. Burada yapılması gereken; ekonomik, sosyal, askeri ve siyasi boyutları olan bir program geliştirmektir ve biz bu süreci desteklemeye hazırız. Silahlı gruplar arasında çatışma riski çok gerçek görünüyor, dolayısıyla tüm sorumlu siyasi aktörlere, milis desteği almak için çatışmaları körüklememelerini tavsiye ediyoruz. Türkiye'nin Libya'nın güvenlik işbirliğindeki ortak rolü konusunda, ayrıntıları elde etmek için Ankara'ya başvurmanız gerekir.

-ABD Muammer Kaddafi rejiminin destekçileri ve temsilcileriyle bir herhangi bir teması sürdürüyor mu? Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylık arzusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?  
 Libya’daki siyasi yelpazenin çeşitli taraflarıyla temas kapsamında ‘yeşiller’ ile de temas halindeyiz.  
Ancak Seyfülislam ile doğrudan irtibatımız yok. Burada önemli olan aday olarak onun hakkında ne düşündüğümüz değil, Libyalılar Seyfülislam’ı aday olarak ya da ülkelerinin seçilmiş bir lideri olarak görmeye hazır mı? Sonuçta Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından insanlığa karşı suç işlemekle itham edilen birisidir. Libyalı mahkemeler tarafından da Libya halkına yönelik cinayet ve tecavüze teşvik gibi vahim suçlar nedeniyle mahkûm edilmiştir.  
 
-Size göre, DEAŞ veya El-Kaide'nin, Libya'daki siyasi kargaşadan yararlanıp yeniden organize olmaya çalıştığına dair işaretler var mı? Siyasi açmaz devam ederse bu konuda endişeleriniz var mı?  
 Bu terörist gruplar bir süre önce Libya topraklarında yeni saldırılar düzenlemek için girişimde bulundu. Bu girişimler birer uyarı olarak addedilmeli. Libyalı liderler sınır güvenliğini sağlayabilecek olan güvenlik yapılarının birleştirilebilmesi için, bir an önce özgür ve adil seçimlerin yapılabilmesi için çaba göstermelidir. Güçlü bir hükümet, özellikle güneydeki ekonomik ve sosyal koşulları iyileştirebilir ve böylece aşırılıkçı eğilimlerin cazibesini azaltabilir.


Geçen ay Trablus’ta çıkan çatışmalarda zarar gören araçlar. (Reuters)

-ABD 2011'de Kaddafi rejiminin devrilmesinde önemli bir rol üstlendi. Eski rejimin devrilmesinin ardından ortaya çıkan siyasi sorunların çözümüne yardım etmek hususunda ahlaki bir yükümlülüğünüz olduğunu düşünüyor musunuz?  
 Evet, nitekim diktatörlüğün sona ermesinden sonra demokratik yapılar kurmaya çalışırken Libya halkının yanında durduk. On yıldan fazla bir süre önce başlattıkları demokratik devrimi tamamlayana kadar Libyalıların yanında olmaya devam edeceğiz. Kısa vadede ise, Libya petrol gelirlerinin şeffaf yönetimini desteklemek ve Libyalıların arzu ettiği seçimleri kolaylaştırmak için Birleşmiş Milletler’in çabalarını desteklemek için çalışıyoruz.

-Libya'da tutulan ve ABD tarafından iadesi istenen Pan Am uçak faciasında yer aldığı iddia edilen Libyalı zanlıyla ilgili yeni bir gelişme var mı?  
 Şu anda bu konuda yeni bir gelişme yok, ancak Pan Am'in 103 sefer sayılı uçuşu hedef alan saldırının tüm sorumlularının adalete teslim edilmesi konusundaki kararlılığımız güçlü. Kurbanların yakınları adalet talep ediyor, tabi ki bizde bunun en doğal hakları olduğuna inanıyoruz.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.