Suriye Anayasa Komitesi’nin 8. turunda gündem: Ordunun konumu

Rejim temsilcileri, ordunun yeniden yapılandırılmasının Irak’ta felaketlere yol açtığını ifade ederken muhalefet temsilcileri, ordunun tarafsızlığı ve kurumlarda reform gerçekleşmemesi durumunda devlet başarısız olur dedi

Muhalefet temsilcilerinin ve Esed rejimi temsilcilerinin anayasal ilkelerle ilgili önerilerinin yer aldığı taslak metinler.
Muhalefet temsilcilerinin ve Esed rejimi temsilcilerinin anayasal ilkelerle ilgili önerilerinin yer aldığı taslak metinler.
TT

Suriye Anayasa Komitesi’nin 8. turunda gündem: Ordunun konumu

Muhalefet temsilcilerinin ve Esed rejimi temsilcilerinin anayasal ilkelerle ilgili önerilerinin yer aldığı taslak metinler.
Muhalefet temsilcilerinin ve Esed rejimi temsilcilerinin anayasal ilkelerle ilgili önerilerinin yer aldığı taslak metinler.

İsviçre'nin Cenevre kentinde 30 Mayıs'ta başlayan Suriye Anayasa Komitesi toplantılarının 8. turu sona erdi. Toplantılarda bir kez daha, başta ordu olmak üzere devlet kurumlarının yapısı ve geleceğiyle ilgili tartışmalar, hükümetle muhalifler arasındaki anlaşmazlığın odak noktasında yer aldı. Esed rejimini temsil eden heyetin eş başkanı hukukçu Ahmed Kuzbari ile muhaliflerin eş başkanı Hadi el-Bahra karşı karşıya geldi. Şam’dan gelenler ‘Irak’ta ordunun yeniden yapılandırılma tecrübesinin felaketlere yol açtığını’ örnek göstererek, Suriye ordusunun tarafsızlığı önerisini reddetti. Muhalifler ise, Suriye devletinin tamamen çökmemesi ve ‘başarısız bir yapıya’ dönüşmemesi için reform çağrısında bulunarak, ‘ordunun tarafsız bir rol benimsemesi’ gerektiğini vurguladı.
Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen'in ofisinden yapılan yazılı açıklamada, "Bazı konularda farklılıklar sürdü. Bazı konularda ise ortak noktada buluşma potansiyeli görüldü. Özel Temsilci (Pedersen), müzakerelerin yavaş ilerlemesi ve ilerleme kat edilmesi gereken konularda somut uzlaşıların sağlanmasına ilişkin yetersizliğe dikkat çekti, ancak masadaki diyaloğun tonunu ve niteliğini takdir etti" ifadeleri kullanıldı. 
Birleşmiş Milletlerin himayesinde 8. turu düzenlenen Suriye Anayasa Komitesi toplantılarında, tarafların komiteye sunduğu anayasanın ilkelerine ilişkin taslak metinlerin genel değerlendirmesi yapıldı, bazı sorunların tespitinde uzlaşı işaretleri oluştu. Ancak bu sorunların somutlaştırılması ve bir uzlaşı metnine aktarımı mümkün olmadı. 8. tur kapsamında yapılan oturumlarda, ‘Ordunun statüsü, anayasal çerçevede tek taraflı zorlayıcı tedbirler, devlet kurumlarının yapılandırılması ve güçlendirilmesi, anayasanın üstünlüğü, uluslararası anlaşmaların anayasal statüsü ve ‘geçiş dönemi hukuku’ ilkeleri tartışıldı. BM Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen, cuma günü gerçekleşen son oturumda, bir sonraki turdan önce Suriyeli taraflar arasında mekik görüşmelerinde bulunacağını açıkladı.  
Suriye rejimi temsilcisi heyet pazartesi günü, ‘anayasal çerçevede tek taraflı zorlayıcı tedbirler’ konusunda önerilerini sunmuş, muhalefet eş başkanı Hadi el-Bahra ise ‘anayasanın düzenlenmesi ve uluslararası anlaşmaların statüsü’ ile ilgili tekliflerini arz etmişti. Suriye rejimi temsilcisi Kuzberi ertesi gün, ‘devlet kurumlarının yapılandırılması ve güçlendirilmesiyle’ ilgili öneride bulunurken, muhalefeti temsil eden sivil heyet, ‘geçiş dönemi hukuku ilkelerini’ tartışmaya açtı.  
Müzakereleri yakından takip eden Batılı bir yetkili Şarku’l Avsat’a Anayasa Komitesi’nin 8. Turu’nda tartışılan ilkelerle ilgili aktarımda bulundu.  

Zorlayıcı tedbirler 
Suriye rejimi temsilcisi Kuzberi’nin başkanlık ettiği oturumda, rejimi temsil eden sivil toplum heyetinin, ‘’Suriye halkına uygulanan tek taraflı zorlayıcı tedbirlerin, Suriye halkının temel anayasal haklarını ve gereksinimlerini ihlal eden ekonomik terörizm teşkil ettiğini" içeren önerisi sunuldu. Kuzberi bu bağlamda, anayasanın, “devletin, tek taraflı zorlayıcı tedbirlerin kaldırılmasını isteme ve bu yaptırımları uygulayan üçüncü ülkelerden uygun tazminat ödemelerini talep etme yükümlülüğünü” içermesini, ayrıca “yaptırımlara karşı çıkmayı ve reddetmeyi her Suriyeli için ulusal bir görev olarak görme yükümlülüğünün” anayasada yer bulması gerektiğini önerdi. Kuzberi, ülke içinde, terörizm ve dış saldırganlık tarafından tahrip edilen bölgelerin yeniden inşasının Suriye halkının bir görevi olduğunun anayasada yer alması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Suriyeli mültecilerin güvenli ve gönüllü geri dönüş hakkının, temel insani bir hak olduğunu ve bu hakkın herhangi bir siyasi koşul ile ilişkilendirilmemesi gerektiğini ifade etti.  
Söz konusu ilke tartışılırken, hükümet temsilcisi heyet, "zorlayıcı tedbirlerin uluslararası meşruiyetle bağdaşmadığını’’ ve bu tedbirlerin "Suriye'ye yönelik terör savaşıyla" ilişkilendirilmesi gerektiğine odaklandı. Muhalefeti temsil eden heyet ise söz konusu öneriyi ‘anayasaya aykırı’ olarak değerlendirerek, ‘yeniden inşanın en doğal ekonomik haklar bağlamında olduğunu ve tek taraflı zorlayıcı tedbirlerle’’ ilgisi olmadığını savundu. Katılımcılardan bazıları, Suriye’ye uygulanan yaptırımları teşvik eden herkesi hain” olarak nitelendirdi.   

Kurumların yapılandırılması ve ordunun tarafsızlığı 
Ertesi gün Hadi el-Bahri başkanlığındaki oturumda, Kuzberi ‘devlet kurumlarının yapılandırılması ve güçlendirilmesiyle’ ilgili öneride bulundu. Kuzberi’nin önerisinde “Devlet kurumlarının anayasayla korunan yetkileri bulunmaktadır, kurumların içeriden ya da dışarıdan hedef alınması kanun tarafından cezalandırılır. Ordu vatanı terörizme ve işgale karşı korur, ordunun korunması ve güçlendirilmesi ulusal bir gerekliliktir” ifadeleri yer aldı.
Tartışmalarda muhalifler, devlet kurumlarının köklü reformlara ihtiyaç duyduğunu, nitekim insan hakları ihlalleri nedeniyle güvenilirliklerini kaybettiklerini vurguladı. Muhalifler, ordunun bazı birimlerinin ve bazı kurumların güçlendirilmesi yerine lağvedilmesi ve yeniden kurgulanması gerektiğini, ayrıca kurumların özellikle de ordunun siyasi olarak tarafsız olması gerektiğinin anayasada vurgulanmasının zorunlu olduğunu belirtti.  
Şam heyeti ise ‘ordunun ve kurumların, terörizme ve dış müdahalelere maruz kalmalarına rağmen direnebildiklerini, meşru olduklarını ve kısmi ya da külli olarak lağvedilmelerinin söz konusu olamayacağını’ ifade etti. Suriye rejimi temsilcilerinden biri “Irak’ta ordunun ve kurumların yeniden yapılandırılması girişimi felaketlerle sonuçlandı, uluslararası kuruluşların reform önerileri başarısızlık doğurur” dedi. Bunun üzerine muhalefeti temsil eden heyet, ‘’Devlet kurumlarının tüm Suriye topraklarında yeniden aktif olabilmesi için reform kaçınılmazdır. Reformun en önemli öğelerinden biri de kurumların yeniden yapılandırılması, yolsuzluğa ve halka yönelik suçlara bulaşanların yargılanması ve hesap verebilirliğin sağlanmasıdır. Mevcut ordu halkı koruma konusunda tarafsız olamaz ve yeniden yapılandırılması bir zorunluluktur. Aksi takdirde devlet çöker ya da başarısız bir devlet olarak kalır” görüşlerini savundu.
Hükümet temsilcisi heyet ise, ‘Devlet kurumları ayaktadır ve yapılandırmaya değil reforma ihtiyacı vardır, ancak reform ve yapılandırma yıkımın ya da dış müdahalenin bahanesi olmamalıdır. Ordu tarafsız olamaz, hiçbir ordu halkının çıkarlarını koruma noktasında tarafsız değildir. Yolsuzluk ise ferdi olaylardır ve direnen Suriye kurumlarının tümünün lekelenmesine olanak sağlamaz.’ ifadelerini kullandı. Katılımcılardan biri, ‘’Reform hali hazırda devam ediyor, bu alternatif kurumlar inşa edilmesini gerektirmez, başka ülkelerde alternatif kurumların inşa tecrübeleri başarısızlığa mahkum olmuştur” dedi.

Anayasa ve uluslararası anlaşmalar 
Kuzberi başkanlığındaki oturumda, Hadi el-Bahra ‘uluslararası anlaşmaların anayasal statüsüyle’ ilgili konuyu gündeme taşıdı. Bu öneriye göre, uluslararası anlaşmaların anayasaya eklemlenmesi ve resmi gazetede yayınlanarak kanunlaştırılması teklif edildi. Bazı katılımcılar, uluslararası anlaşmaların anayasayla korunması konusunun doğal olduğunu ve ayrıca anılmasının gereksiz olduğunu iler sürdü. Bazı katılımcılar ise teknik sorular sordu. Örneğin; bu anlaşmalar imzalanmasının ardından anayasaya mı eklenir, yoksa önce anayasayla uyumu gözden geçirildikten sonra mı anlaşma yapılır, ilgili yasaların bu konuda düzenlenmesi nasıl olacaktır?  
Muhalefeti temsil eden heyet, insan haklarıyla ilgili yapılan uluslararası anlaşmaların anayasada anılmasını teklif ederken, Şam rejiminin temsilcileri hükümetin insan hakları ihlalleri gerçekleştirdiği suçlamalarını reddederek, uluslararası anlaşmaların, Suriye devletinin egemenlik haklarını ihlal etmesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu. Suriye rejimi temsilcilerinden biri, “Önerilen bu ilke Suriye’yi uluslararası vesayete dahil etme girişimidir” dedi. Bunun üzerine yaşanan sert tartışmalar oturuma bir süre ara verilmesini gerektirdi.  

Adalet mi, intikam mı? 
Muhalefet temsilcileri, ‘geçiş dönemi hukuku ve adaletin sağlanmasıyla’ ilgili öneride bulundu. Öneriye göre, devletin kapsamlı bir yasa tasarısı benimseyerek, geçmişteki savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve insan hakları ihlallerinin etkilerini iyileştirmeye yönelik adımlar atması ve toplumsal barışı inşa etmeyi amaçlayan ‘geçiş dönemi hukukunu’ uygulayacağına dair taahhütte bulunması gerektiği kaydedildi. Geçmişteki suçların zaman aşımına uğrayamayacağı, sorumlularının cezalandırılması gerektiği, bu bağlamda bir dizi reformun gerçekleşmesinin taahhüt edilmesi gerektiği ve hesap verebilirliğin uygulanmasının zorunlu olduğu vurgulandı.  
Şam rejimi heyeti bu önerinin “dış müdahaleye kapı açtığını ve Suriye'ye yönelik uluslararası savaşın amaçlarından biri olan; devlet kurumlarının ve sosyal dokunun bozulmasıyla sonuçlanacağını” iddia ederek itiraz ettiler. Katılımcılar arasında bu konuda hararetli tartışmalar yaşandı. Şam heyeti bu metnin şimdiden Suriye hükümetini suçlu ilan ettiğini öne sürdü. Muhaliflerden biri söz alarak, “bu önerimizin benzerleri birçok Arap ve diğer devletlerin anayasalarında bulunuyor, konu intikam alma meselesi değil geçiş döneminde adaletin sağlanmasıdır. Kalıcı sürdürülebilir bir barışın sağlanabilmesi için bir dizi önlem alınması zorunludur. Bu önlemlerin bir kısmı suçluların yasalar önünde hesap vermelerinin sağlanması bir kısmı ise kurbanların onurlarının iadesi, zararlarının mümkün mertebe tazmin edilmesi ve kurumların ıslah edilmesidir” diye konuştu.

Taslaklar üzerindeki değişiklikler 
Toplantıların son oturumunun gerçekleştiği cuma günü, taraflar daha önce sundukları önerilerin taslaklarında değişikliklere gitti. BM Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen, Kuzberi ve el-Bahra'ya oturumları başarılı bir şekilde yönettikleri için teşekkür etti. Pedersen, müzakerelerin yavaş ilerlemesi ve ilerleme kat edilmesi gereken konularda somut uzlaşıların sağlanmasına ilişkin yetersizliğe işaret ederek, bu hızla devam edilmesi durumunda ilkeler üzerinde uzlaşmanın dahi yıllar alabileceği uyarısında bulundu ve tüm komite üyelerine “uzlaşma duygusu içinde hareket ederek Suriye halkının desteğini alabilecek anayasal metinler hazırlamak üzere çalışma tavsiyesinde bulundu”. Eş başkanların, Suriye Anayasa Komitesi toplantılarının 9. turunun 25-29 Temmuz'da yapılması konusunda anlaşmaya vardığı öğrenildi.
 



Suriye’deki yabancı askeri üslere ne olacak?

Suriye'deki Türk askeri varlığı, Şam'ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara'nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor (AFP)
Suriye'deki Türk askeri varlığı, Şam'ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara'nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor (AFP)
TT

Suriye’deki yabancı askeri üslere ne olacak?

Suriye'deki Türk askeri varlığı, Şam'ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara'nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor (AFP)
Suriye'deki Türk askeri varlığı, Şam'ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara'nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor (AFP)

İsmail Derviş

Suriye toprakları, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden önceki yıllarda bölgedeki muhtelif orduların cirit attığı bir alana dönüşmüştü. Bu süreçte sahada dört ana güç konuşlanmıştı. Bunlar, Uluslararası Koalisyon Güçleri çatısı altında ABD, düşen rejime destek vermek için gelen Rusya, yine rejimi desteklemek amacıyla on binlerce unsurunu gönderen İran ve muhalefeti desteklemek, rejimin sınır bölgelerini istila etmesini engellemek ile milli güvenliğini korumak üzere Suriye'nin kuzeyine yerleşen Türkiye’ydi.

Ancak 8 Aralık 2024 tarihi Suriye tarihinin seyrini değiştirdi. Esed rejiminin düşmesinin hemen ardından İranlı milisler Suriye topraklarından kayboldu. Binlercesi kaçarken geride kalanlar ise ülkeden ayrılmak için fırsat kollayarak gözlerden uzaklaştı. Bundan aylar sonra, Şam ile Washington arasındaki ilişkilerin güçlenmesine paralel olarak Amerikan askerlerinin kademeli çekilme süreci başladı. Nitekim Suriye, ABD'ye düşman ülkeler arasında sınıflandırılırken, Ortadoğu'daki müttefiklerinden biri haline geldi.

Rusya'ya gelince; Şam ile siyasi ilişkilerini güçlendirmesiyle eş zamanlı olarak Suriye sahilindeki iki askeri üssünü muhafaza etti. Türkiye'nin nüfuzu ise çok daha büyük bir oranda arttı. Öyle ki ABD Başkanı Donald Trump, bunu birçok kez farklı mecralarda “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'de kazandı” diyerek ilan etti.

Rusya’nın Suriye’deki askeri üsleri ve akıbetlerinin netleşmesi

Bugün, eski rejimin devrilmesinin üzerinden bir buçuk yılı aşkın bir süre geçmişken, Suriye'de İran'ın veya ABD'nin herhangi bir askeri varlığı kalmamış bulunuyor.Şarku’l Avsat’ın  Şam, Suriye'nin resmi haber ajansı SANA'dan aktardığı habere göre Moskova ile Rusya’nın ülkenin kıyı kesimlerindeki varlığının yeniden düzenlenmesi sürecini başlatacak bir mutabakat zaptına ulaştı. Suriye Dışişleri Bakanlığı'ndan aktarılan bilgilere göre başta Hmeymim Hava Üssü ve Tartus Limanı'ndaki dördüncü ticari rıhtım olmak üzere sivil nitelikteki tesislerin yönetimi Suriye devleti tarafından üstlenilecek ve böylece bu tesisler kademeli olarak sivil yönetim sistemine dahil edilecek.

Dışişleri Bakanlığı, “Askeri nitelikteki üsler ve tesislere gelince, Suriye ve Rus tarafları mutabakat uyarınca bunların işlevinin yeniden tanımlanması hususunda anlaştı. Buna göre söz konusu noktalar, karşılıklı çıkarları koruyan yeni düzenlemeler çerçevesinde askeri üs olmaktan çıkarak ortak eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine dönüştürülüyor” ifadelerini kullandı. Mutabakat zaptı, dönüşüm sürecinin tamamlanması için üç ayı geçmeyen bir zaman sınırı belirliyor. Ardından bu yeni düzenlemeler yürürlüğe giriyor. Yaklaşık 18 ay önce başlayan müzakerelerden bu yana en göze çarpan adım sayılan bu hamle, Suriye-Rusya ilişkilerinde farklı bir dönemin kapısını aralıyor. Bu mutabakat, söz konusu ilişkileri dönemin şartlarına uygun şekilde Rusya’nın Suriye’deki varlığının niteliğini yeniden düzenleyen ve iki ülke arasındaki münasebetleri karşılıklı çıkarlar temelinde sürdüren yeni bir aşamaya taşıyor. Bu anlaşmayla birlikte Rusya’nın Suriye'deki varlığı resmi olarak düzen altına alınırken Şam’ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara’nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiren Türk askeri varlığı ise varlığını sürdürüyor.

Türkiye’nin Suriye'deki askeri varlığının sebebi

Askeri analist Nevvar Şaban, yaptığı değerlendirmede “Suriye'deki Türk üslerinin geleceğiyle ilgili olarak öncelikle bu üslerin kurulduğu bağlama bakmak gerekir. Söz konusu üsler, o dönemde Fırat Kalkanı Harekat Operasyon Odası ile iş birliği ve koordinasyon halinde, Türk milli güvenliğine yönelik tehditlerle mücadele etmeyi hedefleyen bir güvenlik harekatı kapsamında kuruldu. Daha sonra bu üslerin konuşlanması genişleyerek bölgenin istikrarı, ister hücre yapılanmaları ister başka şekillerde olsun bölgeden kaynaklanabilecek her türlü güvenlik tehdidinin önlenmesi ve kurtarma süreciyle eş zamanlı olarak Suriye tarafından Türkiye tarafına doğru sınırın denetim altına alınmasıyla bağdaşır hale geldi” ifadelerini kullandı.

Şaban sözlerine şöyle devam etti:

“Şu an sorulması gereken soru şu: Bu bölgeler üzerindeki tehdit ortadan kalktı mı? Bölge halen kırılganlığını koruyor. Suriye'deki güvenlik tehditleri ise çok boyutlu ve karmaşık. Nitekim sınır ötesi terör hücreleri var. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) içerisinde anlaşmayı halen reddeden ve tehlike oluşturabilecek bir kesim bulunuyor, ayrıca uyuşturucu ticareti de mevcut. Dolayısıyla bölge halen güvenlik odaklı bir nitelik taşıyor. Bu bakımdan, Ankara'nın perspektifinden bakıldığında bölgede askeri üsler şeklinde varlık göstermek halen bir dereceye kadar gereklilik arz ediyor ve Suriye'nin bu bölgelerindeki istikrarın korunmasında fayda sağlıyor."

Güvenlik ortamı Türk çekilmesine izin veriyor mu?

Şaban açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Güvenlik ortamının henüz bir çekilme için elverişli hale gelmediğini düşünüyorum. Ancak güvenlik ortamı istikrara kavuşur, Türkiye'nin perspektifindeki koşullar ve kaygılar ortadan kalkar ve Suriye'nin güvenlik kapasitesi güçlenirse; işte o zaman bu askeri varlığa gerek kalmayacaktır. Zira bu varlık maliyetlidir ve dolayısıyla bir çekilme gerçekleşebilir. Şu an için, güvenlik durumunun çoğu unsurunda belirgin bir iyileşme olmasına rağmen, Türk tarafını bu askeri varlığı çekmeye sevk edecek ideal bir güvenlik ortamının oluştuğunu görmüyorum. Türk tarafının önümüzdeki aşamalarda bu varlığı azaltılabilir, ancak bu durum, Türk tarafının Suriye hükümetiyle koordinasyon sağladıktan sonra tamamen çekilmesine imkan tanıyacak eksiksiz bir güvenlik durumuna ve istikrarlı bir güvenlik ortamına ulaşılmasına bağlı kalmayı sürdürmektedir."

Adana Anlaşması ve Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının hukuki zemini

Siyaset araştırmacısı Yaser el-İyade ise konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Suriye hükümeti mevcut durumda; Suriye'de henüz tam bir istikrarın sağlanamamış olması nedeniyle ülkede yaşanan istikrarsızlıktan ötürü bu tür üslerin kaldırılmasını Türk tarafıyla konuşmak veya müzakere etmek için henüz erken olduğu görüşünü taşıyor. Zira her iki ülke de kendilerini halen gizlice faaliyet gösteren ve Suriye ya da Türk topraklarında her an terör eylemleriyle ortaya çıkabilecek terör örgütlerinin hedefinde görüyor. Aynı şekilde, projeleri Suriye, Türkiye ve diğer bazı ülkelerin topraklarını kapsayan ayrılıkçı örgütler şeklindeki ortak bir düşmanla karşı karşıya bulunuyorlar. Dolayısıyla iki tarafın da bu tür üslerin -en azından orta vadede- varlığını sürdürmesi gerektiği hususunda hemfikir olduğu söylenebilir. Bu noktada, Türk güvenlik varlığının Suriye topraklarındaki hukuki zeminini, iki taraf arasında 1998 yılında -yani 2011 Suriye Devrimi'nden ve ardından gelen güvenlik boşluğu ile Türkiye'ye komşu Suriye topraklarında muhtelif akımlardan askeri güçlerin belirmesinden önce- imzalanan Adana Anlaşması’nın oluşturduğunu belirtmek gerekir. Yaşanan bu süreç, Esad rejiminin çöküşünün ardından Türkiye'yi kendi milli güvenliğini ve gelecekteki çıkarlarını korumak adına üsler kurmaya mecbur bırakmıştır. Ankara da Suriye topraklarını kendi topraklarındaki güvenliğin anahtarı olan bir arka bahçe olarak değerlendiriyor.”

İyade, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Ayrıca bu tür üslerin varlığının, bölgesel güvenlik ve istikrar durumuna bağlı olduğu gerçeğini de belirtmek gerekir. İsrail kaynaklı tehlikeler her iki ülkenin de ana gündem maddesini oluşturuyor. Özellikle Binyamin Netanyahu liderliğindeki mevcut İsrail hükümetinin uygulamaları, Suriye'nin güneyine yönelik günlük ve tekrarlanan saldırıları ve askeri birliklerinin 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması uyarınca belirlenen ayrışma hatlarını ihlal etmesi, iki tarafın da bölgesel dengenin sütunu olarak görülen bu üslerin muhafaza edilmesi gerekliliği hususunda mutabık kalmasını sağlıyor. Netanyahu kampına yakın çevrelerden gelen ve 'İran'dan sonraki hedefin Türkiye olduğunu' iddia eden bazı açıklamalar ise durumu daha da karmaşıklaştırıyor. Bu durum, Türk tarafının olası bir çatışma anında İsrail ile mücadelesinin ön cephesi olarak değerlendirdiği bu üslere daha da sıkı sarılmasına yol açıyor.”


Hartum ve Sudan’ın kuzeyindeki iki şehre İHA saldırısı düzenlendi

Sudan ordusundan bir asker, Hartum’da savaş nedeniyle hasar görmüş evlerin arasından geçiyor. (Arşiv – Reuters)
Sudan ordusundan bir asker, Hartum’da savaş nedeniyle hasar görmüş evlerin arasından geçiyor. (Arşiv – Reuters)
TT

Hartum ve Sudan’ın kuzeyindeki iki şehre İHA saldırısı düzenlendi

Sudan ordusundan bir asker, Hartum’da savaş nedeniyle hasar görmüş evlerin arasından geçiyor. (Arşiv – Reuters)
Sudan ordusundan bir asker, Hartum’da savaş nedeniyle hasar görmüş evlerin arasından geçiyor. (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın AFP muhabiri ve görgü tanıklarından aktardığına göre, Sudan’ın başkenti Hartum ve ülkenin kuzeyindeki iki kente bugün sabaha karşı insansız hava araçlarıyla (İHA) koordineli olduğu değerlendirilen bir saldırı düzenlendi. Saldırının, başkentte aylardır süren sakinliğin ardından gerçekleştiği bildirildi.

Hartum’u yerel saatle 05.00 sularında hedef alan İHA saldırısının ardından, Omdurman’ın kuzeyindeki bir askeri üsten uçaksavar atışlarının yapıldığı duyuldu. Görgü tanıkları, ordunun kontrolünde bulunan Atbara ve ed-Damir kentlerinde de İHA’ların görüldüğünü ve patlama seslerinin işitildiğini aktardı.


Hakan Fidan ile Abdulhamid ed-Dibeybe arasında Trablus’taki görüşmede Libya’daki resmi kurumların birleştirilmesi meselesi öne çıktı

UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan dün, Libya'nın başkenti Tarablus'ta bir araya geldiler (Dubeybe'nin ofisi)
UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan dün, Libya'nın başkenti Tarablus'ta bir araya geldiler (Dubeybe'nin ofisi)
TT

Hakan Fidan ile Abdulhamid ed-Dibeybe arasında Trablus’taki görüşmede Libya’daki resmi kurumların birleştirilmesi meselesi öne çıktı

UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan dün, Libya'nın başkenti Tarablus'ta bir araya geldiler (Dubeybe'nin ofisi)
UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan dün, Libya'nın başkenti Tarablus'ta bir araya geldiler (Dubeybe'nin ofisi)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Bingazi'yi de kapsayan iki günlük ziyareti çerçevesinde, Libya'nın batısındaki geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe'nin dün Libya'nın başkenti Tarablus'ta Fidan ile gerçekleştirdiği görüşmede, ülkenin resmi kurumlarının birleştirilmesi dosyası öne çıktı. Bu görüşmeler, ülkenin yıllardır süregelen siyasi ve askeri bölünme durumunu sona erdirmeye yönelik hızlanan siyasi ve diplomatik hareketliliğe tanık olduğu bir dönemde gerçekleşti.

UBH, ziyareti ‘iki ülke arasında ortak ilgi alanına giren bir dizi dosya üzerinde sürekli istişare ve koordinasyon’ çerçevesinde değerlendirdi. Görüşmeler, Libya krizine ilişkin, başında krizi çözmek için ortaya atılan Amerikan girişiminin geldiği hızlanan uluslararası ve bölgesel hareketlilik gölgesinde gerçekleşti.

Dibeybe-Fidan görüşmesi, bölgedeki durumdaki gelişmeleri ve bunların bölgesel güvenlik ile istikrar üzerindeki yansımaları üzerinde yoğunlaştı. Bunun yanı sıra Libya siyasi sürecindeki son gelişmeler ile ulusal kurumları birleştirme ve istikrarı güçlendirme çabalarını destekleme yolları da ele alındı.

UBH’nin açıklamasına göre görüşmede ayrıca, Libya ile Türkiye arasındaki iş birliği dosyaları ve bunları her iki ülkenin çıkarlarına hizmet edecek şekilde birçok alanda geliştirme yolları da ele alındı; ancak bu dosyaların niteliği veya görüşmelerin sonuçlarına ilişkin ek ayrıntı paylaşılmadı.

Fidan'ın ziyareti hem Tarablus'u hem de Bingazi'yi kapsaması nedeniyle özel bir önem taşıyor. Bu durum, Ankara'nın Libya’daki taraflarla temaslarının kapsamının genişlediğini yansıtıyor. Bu ziyaret, Ankara'nın ülkedeki siyasi ve kurumsal tabloyu yeniden düzenlemeye yönelik ortaya atılan girişimleri yakından takip ettiği bir dönemde gerçekleşti.

DERBTBH
Dibeybe ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Ankara'da daha önce gerçekleştirdiği bir görüşmeden (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Fidan’ın Bingazi'de, Türkiye’nin Libya'nın doğusundaki farklı güç merkezleriyle iletişimi güçlendirmeye yönelik çabaları çerçevesinde, bazı yetkililer ve askeri liderle görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor.

Türk Anadolu Ajansı'nın bir Türk diplomatik kaynağa dayandırdığı haberde, Fidan’ın gündeminin, Libya siyasi sürecindeki mevcut gelişmelere ve ülkedeki istikrarın önemine ilişkin görüş alışverişinde bulunmaya, bunun yanı sıra ABD’nin girişimlerini ve Birleşmiş Milletlerin (BM) siyasi sürecini takip etmeye odaklandığı belirtildi.

G
Massad Boulos (AFP)

Türkiye’nin hamleleri, Libya sahnesi açısından hassas bir dönemde gerçekleşiyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika'dan Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos'un öncülük ettiği ve sızdırılan bilgilere göre ülkedeki yürütme organının yeniden düzenlenmesini, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter'in Başkanlık Konseyi başkanlığını üstlenmesini, Dibeybe’nin ise başbakan olarak kalmaya devam etmesini öngören ABD girişimine ilişkin temaslar sürüyor.

Ankara, yıllardır Libya'daki farklı güç merkezleriyle, özellikle ülkenin doğusuyla ilişkiler kurma konusunda giderek artan bir açılıma imza atıyor. Bu durum, Trablus Savaşı (2019-2020) sırasındaki desteğinin Libya'nın batısındaki eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile yakın ilişkiler kurmasının ardından yaşanıyor.

Türkiye’nin temaslarının Trablus'tan Bingazi'ye kayması, Libya dosyasında hareket alanını genişletme ve ilişkileri tek bir tarafla sınırlamama yönünde bir eğilimi yansıtıyor. Özellikle siyasi ve askeri tablonun karmaşıklaşması ve ülkenin doğusu ile batısındaki etkin güçleri sürece dahil etmeden bir çözüme ulaşmanın zorlaşması bu eğilimi güçlendiriyor.

FD B
Saddam Hafter (AFP)

Anadolu Ajansı'nın (AA) haberine göre bir diplomatik kaynak, Ankara’nın Libyalı yetkililerle diyaloğu ‘ülkenin batısı, doğusu ve güneyi arasında ayrım gözetmeden’ güçlendirmeye çalıştığını söyledi. Kaynağa göre iki ülkenin Doğu Akdeniz'deki hak ve ortak çıkarlarının ‘kazan-kazan’ ilkesi temelinde korunmasının önemi vurgulanıyor.

Türkiye'nin tutumu ayrıca, BM’nin Libya'da ‘adil, güvenilir ve şeffaf’ seçimler yapılmasını amaçlayan çabalarına verilen desteği de kapsıyor. Libyalı çeşitli taraflarla ve uluslararası toplumla iş birliği yaparak siyasi süreci ileriye taşıma vurgusu yapılıyor.

Öte yandan ekonomi dosyası, Türkiye’nin hamlelerinin başlıca boyutlarından birini oluşturuyor. Ankara, Libya ile enerji sektöründe karşılıklı fayda temelinde sürdürdüğü iş birliğini geliştirmek, yeni projeler uygulamak, bunun yanı sıra Türk şirketlerinin Libya'daki faaliyetlerinin güvenli ve sürdürülebilir bir şekilde sürmesini garanti altına almak istiyor.

Müteahhitlik sektörü, özellikle Libya'da Türk şirketlerinin dikkat çekici bir varlığına sahne oluyor. Ankara, Doğu Akdeniz bölgesinde stratejik bir konuma sahip olan Libya’da siyasi ve güvenlik varlığını pekiştirmesiyle eş zamanlı olarak ekonomik çıkarlarını korumaya ve genişletmeye çalışıyor.

Son haftalarda Türkiye'nin, her iki kampa mensup Libyalı siyasi, güvenlik ve askeri liderlerle temaslarının temposu arttı. Bu durum, Ankara'nın Libya dosyasına yaklaşımında dikkat çekici bir dönüşümü yansıtıyor ve önümüzdeki dönemde bu açılımın sınırlarına ve hedeflerine ilişkin sorular gündeme getiriyor.

Diğer taraftan UBH Savunma Bakanlığı Müsteşarı Abdusselam ez-Zubi ve Ulusal Güvenlik Danışmanı İbrahim ed-Dibeybe, İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın temsil ettiği Türk tarafıyla görüşmeler gerçekleştirdi.

Bu temaslar, Saddam Hafter'in Türkiye'ye gerçekleştirdiği ziyaretin üzerinden iki haftadan kısa bir süre sonra gerçekleşti. Hafter bu ziyarette Fidan ile bir araya gelerek, Libya'daki son gelişmeler ile bölgesel ve uluslararası meseleleri görüştü, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı güçlendirecek koordinasyonun sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 18 Nisan'da Antalya Diplomasi Forumu kapsamında Dibeybe'yi kabul etmişti. Bu görüşme, iki taraf arasında gerçekleştirilen en son üst düzey görüşme niteliği taşıyordu.

Türkiye’nin Trablus ile Bingazi arasında eş zamanlı hareketliliği, ikili temasların ötesinde anlamlar taşıyor. Bu hareketlilik, uluslararası ve bölgesel güçlerin Libya'daki siyasi ve askeri düzenlemelerin geleceğine ilişkin hesaplarını yeniden yaptığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu sırada Ankara, nüfuzunu ve çıkarlarını korumaya, olası gelecekteki herhangi bir çözümde etkin farklı taraflarla iletişim kanalları açmaya çalışıyor.