UAEA Yönetim Kurulu’ndan İran’a kınama

Tahra yönetiminden oy çokluğuyla alınan kınama kararına tepki geldi.

UAEA, 8 Ağustos 2019’da Natanz nükleer tesisinde güvenlik kamerası kurdu.  (AP)
UAEA, 8 Ağustos 2019’da Natanz nükleer tesisinde güvenlik kamerası kurdu. (AP)
TT

UAEA Yönetim Kurulu’ndan İran’a kınama

UAEA, 8 Ağustos 2019’da Natanz nükleer tesisinde güvenlik kamerası kurdu.  (AP)
UAEA, 8 Ağustos 2019’da Natanz nükleer tesisinde güvenlik kamerası kurdu. (AP)

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu’nda ezici çoğunlukla, üç yerde tespit edilen nükleer bulgulara ilişkin ‘tatmin edici açıklamalarda bulunmadığı’ için’ İran’ı kınayan bir karar alındı. Yönetim Kurulu kararında, İran'ın nükleer programının barışçıl olarak sürdürülmesini sağlamak yönündeki çabaların desteklenmeye devam edileceği kaydedildi. Ajansa bildirilmeyen söz konusu üç yerde tespit edilen nükleer bulguların ‘ciddi endişeye neden olduğu’ ifade edilen kararda, Tahran yönetiminin, kurumla tam ve zamanında iş birliği yapmasının önemi vurgulandı. Kararda, Ajans’ın, Güvence Denetimi Anlaşması kapsamında, beklemede olan sorunları çözüme kavuşturmak için İran'la çalışmaya hazır olduğu belirtilerek, İran’a, sorunların giderilebilmesi için vakit kaybetmeden eyleme geçmesi çağrısında bulunuldu. UAEA Yönetim Kurulu’nun söz konusu kararı 30 üyenin evet, iki üyenin hayır ve üç üyenin ise çekimser oy vermesi ile alındı. ABD, İran’ı ‘uranyum izleri rastlanan bildirilmeyen bölgelerle ilgili’ iş birliği yapması konusunda sert bir tonda uyardı. İran ise nükleer tesislerinden birindeki iki güvenlik kamerasını kaldırarak ve Natanz nükleer tesisinde altıncı nesil santrifüjleri çalıştırarak karara tepki gösterdi. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Batı’nın bu adımına karşı bir dizi önlem alacaklarını vurguladı.
UAEA Yönetim Kurulu’nun kararının ardında Şarku’l Avsat’a açıklamada bulunan Batılı bir diplomat şunları söyledi:
“İran’la ilgili karar çok farklı ülkelerin ortak görüşünü yansıtıyor. Bu da İran’ın UAEA ile acil bir şekilde iş birliğine gitmesi gerektiğini gösteriyor. Muhtemelen İran bu karara sert bir dille tepki gösterecektir. Şimdi gelecekte atılacak adımları inceleyeceğiz ve İran’la müzakerelere dönmeye odaklanacağız. Gerçi bu müzakerelerde anlaşmaya varmanın zor olduğunun farkındayız ama yine de deneyeceğiz.” 
UAEA Yönetim Kurulu’nda alınan karara Rusya ve Çin itiraz ederlerken Libya, Pakistan ve Hindistan ise çekimser oy kullandı. Karar metnine göre, ‘İran’ın yeterince iş birliği yapmaması nedeniyle Ajans’a bildirilmemiş bölgelerde niçin uranyum bulgularına rastlandığının yanıtı çözülemedi.’ Bu durumun endişe verici olduğu belirtilen kararda İran’dan derhal acil bir şekilde daha fazla iş birliği yapması istendi.
ABD'nin UAEA Temsilcisi Büyükelçi Laura Susan Holgate üye ülkeleri, Avrupa Üçlüsü (Fransa, Almanya ve İngiltere) ile birlikte sundukları karar taslağını desteklemeye davet etti. Holgate şu açıklamada bulundu:
“Burada amacımız siyasi olarak gerilimi tırmandırmak değil, askıda olan sorunları ve İran’ın sunması gereken nükleer garantiler konusunu çözüme kavuşturmaktır. Yönetim Kurulu, İran'ı yükümlülüklerini yerine getirmemesinden sorumlu tutmak için uygun önlemleri alma sorumluluğuna sahiptir. UAEA Başkanı Rafael Grossi eğer İran'dan geçmişteki gizli faaliyetleri hakkında net yanıtlar aldığını Yönetim Kurulu’na bildirirse, Ajans’ın bu konuda herhangi bir adım atmasına artık gerek kalmayacaktır. İran’ın kınanmasını destekliyoruz. Ancak bu kınamanın İran’ın Ajans’la olan iş birliğini azaltmasına neden olmamasını da umuyoruz. İran'ın bu karara karşılık şeffaflığı azaltmayı planladığına dair haberler doğruysa bu çok talihsiz bir durum olur ve almak istediğimiz diplomatik sonuçlarla çelişir. İran’la gerilimi tırmandırmak istemiyoruz ancak bu sorunlar çözülmeli.”  
Avrupa Birliği'nin Yönetim Kurulu'ndaki temsilcisi de Yönetim Kurulu üyelerine, ABD-Avrupa karar taslağını desteklemeleri çağrısında bulundu. AB temsilcisi Yönetim Kurulu Toplantısı’nda yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
“Avrupa Birliği daha önce bildirilmemiş bölgelerde izine rastlanan uranyum partikülleriyle ilgili endişelerini defalarca dile getirdi ve İran’ı UAEA ile etkin bir iş birliği yapması ve gerekli açıklamalarda bulunması için defalarca uyardı. İran’ın önünde açıklama yapmak için yeterince fırsat vardı ancak bu konuda çok az ilerleme kaydedilebildi. Daha da endişe verici olan; müfettişlerin tespit ettikleri bulguların hala İran’da farklı yerlerde nükleer faaliyetler olabildiğine işaret etmesidir. İran ikna edici açıklamaları yaparak, nükleer faaliyetlerinin barışçıl olduğu güvencesini vermelidir.”  
Suudi Arabistan’ın BM Daimi Temsilcisi Prens Abdullah bin Halid bin Sultan bin Abdülaziz, "İran, nükleer programını geliştirmek için üye ülkelerin sabrından yararlanarak, inandırıcılığı olmayan yorumlarda bulunma konusundaki muğlak yaklaşımını sürdürüyor" dedi. İran'a UAEA ile iş birliği çağrısında bulunan Prens Abdullah, Yönetim Kurulu’ndan da Ajans Başkanı Grossi’ye tam destek vermelerini talep etti.  
İran önceki gün, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kuruluna sunulan karar taslağına yanıt olarak bir nükleer tesiste Ajans'ın gözlem için kullandığı iki kameranın kaldırıldığını açıkladı. İran Atom Enerjisi Kurumu'ndan yapılan açıklamada, nükleer tesislerinden birinde, Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın ek anlaşmaları uyarınca yerleştirilen, UAEA'ya ait çevrim içi zenginleştirme monitörü ile akış ölçer kameralarının kaldırıldığı belirtildi. Şarku’l Avsat’ın bu gelişmelerin, Viyana’daki nükleer müzakerelere etkisini sorduğu Batılı bir diplomat şu yanıtı verdi:
“Viyana’daki müzakereler zaten geçen mart ayından bu yana askıya alınmış durumda. Dolayısıyla o tarihten itibaren bir ilerleme kaydedilmemişti. Avrupa Birliği yetkilileri, İran ve ABD arasında arabulucu rolü üstlenerek müzakerelerin ilerletilmesi için çaba gösterdi ancak şu ana kadar başarılı olamadılar.”
Rusya'nın Birleşmiş Milletler (BM) Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Mihail Ulyanov, UAEA Yönetim Kurulu’nda İran karşıtı bir karara alınmasının, Viyana’daki nükleer müzakereleri olumsuz etkileyeceği konusunda uyarmıştı.  

İran’ın tehditleri
İran resmi medyası, Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın UAEA Yönetim Kurulu’nun kararına tepki olarak bir dizi önlem almayı kararlaştırdığını kaydetti. Abdullahian, “Karşı tarafa bir mesaj verdik; İran üzerinde siyasi baskı kurmak amacıyla bir karar vererek yeni bir yola giriyorsunuz, tehditleri sürdürür ve kınama kararı çıkarırsanız buna sessiz kalmayız” dedi. Abdullahiyan bu tepkisini, AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile Almanya, Fransa, Çin, Rusya ve İngiltereli mevkidaşlarına bildirdiğini belirtti. İran Dışişleri Bakanı, Kasım 2020'de ‘Amerikan Yaptırımlarını Kaldırma Yasası’na dayanan bir ‘nükleer adım paketini’ saatler içinde başlatabileceklerini kaydettiği açıklamasında şunları söyledi:
“Ancak karşı taraf siyasi ve diplomatik yolu izlemek istiyorsa, bu yolu akıllıca açmak için şimdiye kadar Amerikan tarafıyla mesaj alışverişi konusu da dahil olmak üzere birçok girişimde bulunduk. Amerikan tarafı önümüzdeki saatlerde yeniden düşünmez ve gerçekçi olmayan bir karar alır ve kararda ısrarcı olursa biz de boş duracak değiliz.”  
BM Viyana Ofisi Nezdinde Daimî Temsilcisi Vekili Büyükelçi Muhammed Rıza Gaibi de resmi IRNA haber ajansına yaptığı açıklamada, Batı’nın İran karşıtı yapıcı olmayan bir kararı benimsemesi durumunda ülkesinin ‘güçlü bir şekilde karşılık’ vereceğini söylemişti. İran, BM nezdinde henüz daimi temsilci atamadı. Gaibi görevden ayrılan Kazım Garipabadi’nin yerine vekaleten İran misyonuna başkanlık ediyor. Gaibi Avrupa Üçlüsü ve ABD’nin ‘karar taslağını’ geri çekmesini umduğunu belirtmiş ve Viyana’daki müzakerelerin durmasının sorumluluğunu Washington’a yüklemişti.  
İran nükleer anlaşmasının Avrupalı tarafları İngiltere, Fransa ve Almanya ile ABD, UAEA Yönetim Kuruluna ‘İran'ın nükleer programıyla ilgili endişelerinin’ yer aldığı ve İran’ın ‘iş birliği yapmadığı için kınanmasını’ isteyen bir karar taslağı sunmuştu. İran, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kuruluna sunulan karar taslağına yanıt olarak bir nükleer tesiste Ajans'ın gözlem için kullandığı iki kameranın kaldırıldığını açıkladı.
İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi’nin açıklaması şöyle oldu:
“UAEA ile güçlü iş birliğimize rağmen Ajans’ın bize yaklaşımı maalesef uygun değil. Avrupalı üç ülke ve ABD bize karşı hareket ediyor. Buna tepki olarak iyi niyet göstergesi olarak izin verdiğimiz iki kameranın kaldırılmasını kararlaştırdık. Bu kameraların faaliyeti UAEA ile İran arasındaki Güvenlik Denetimi Anlaşması'nın dışındadır. Nükleer tesislerde Ajans'ın gözlem için kullandığı standart gözlem kameraları çalışmaya devam edecektir. Umarım Yönetim Kurulu’nda Batılı karar taslağı kabul edilmez. Eğer bu kabul edilirse İran bazı ek önlemler almak durumunda kalır. Bizim iş birliğimize rağmen böylesi uygun olmayan davranışlar sergilemeleri kabul edilemez.”
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami daha önce yaptığı bir açıklamada, İran’ın hiçbir gizli nükleer faaliyeti bulunmadığını vurgulamıştı. Resmi İRNA haber ajansının aktarımına göre İslami’nin açıklamasında şu ifadeler yer almıştı:
“İran İslam Cumhuriyeti gizli ve gayrı resmi hiçbir nükleer faaliyette bulunmuyor. İran’ın bildirmediği hiçbir nükleer tesisi veya faaliyeti söz konusu değildir. Üç Avrupa ülkesi ve ABD’nin İran’ın aleyhine karar taslağını sunması, maksimum baskı doğrultusunda yapılan politik bir eylemi yansıtıyor. 20 yıldır bu konuda bizi suçluyorlar, İran ‘nükleer anlaşmayı’ bu suçlamalar bir son bulsun ve güven sağlansın diye kabul etti. İran nükleer kısıtlamaları kabul etti ancak karşı taraf varılan anlaşmaya uymadı. Şimdi bu kararla yine eskiye dönmüş olacağız ve aynı hikâye tekrar edecek.” 
Bu arada Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi dün bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Kremlin’den yapılan açıklamada, görüşmede ‘2015 nükleer anlaşmasının’ yeniden canlandırılması konusundaki diplomatik çabaların sürdürülmesinin ve bölgesel konuların ele alındığı belirtildi. Ayrıca iki lider, Rus-İran ilişkilerini güçlendirme yönündeki isteklerini de dile getirdi.  



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.