Rusların tutkusundan kurtulamadıkları “Anna Karenina”

Rusya'da Tolstoy'un kaleme aldığı bir kadının hikayesi tekrar tekrar ele alındı

“Anna Karenina: Vronsky’nin Öyküsü” filminden bir kare (Filmin internet sitesi)
“Anna Karenina: Vronsky’nin Öyküsü” filminden bir kare (Filmin internet sitesi)
TT

Rusların tutkusundan kurtulamadıkları “Anna Karenina”

“Anna Karenina: Vronsky’nin Öyküsü” filminden bir kare (Filmin internet sitesi)
“Anna Karenina: Vronsky’nin Öyküsü” filminden bir kare (Filmin internet sitesi)

İbrahim el-Uris
Rus okuyucular da tıpkı Dünyanın dört bir yanına dağılmış ve hala klasik romanları ve barındırdıkları tutkularını onlarca dilde okumayı kabul eden diğer okuyucular gibi, Lev Tolstoy’un 1870’lerin sonlarında, Anna Karenina’nın adını taşıyan başyapıtında hikayesini anlattığı o hanıma bağlayan tutkudan kurtulmak istemiyorlar. Burada akıllara şu soru gelir: Ya bu güzel kadının Tolstoy gibi duygularını benimseyip hikayesini anlatacak bir yazarı olmasaydı, tarihte böyle bir yere sahip olabilir miydi? Bu sorunun çok basit bir dayanağı var. Eğer Tolstoy'un kalemi ve olağanüstü edebi yeteneği olmasaydı, kendisini kocasından başka bir erkeğe aşık olmuş ve kafası karışmış halde bulan, hayatını mahveden ve sonunda kendini bir trenin önüne atarak intihar eden o genç kadının hikayesi, bir buçuk asırdır tüm dünyada okunmazdı. Eser, her yerde ve her zamanda geçen ve yüzlerce sayfayı dolduracak ‘büyük’ olayları barındırmasa da Tolstoy'un yeteneği ve kaleminden çıkan buruk bir hikayedir. Hikayesini bugüne kadar yaşadığı gibi güzel yaşadı. Gerçekten de bugün dünyada, özellikle Rusya'da her zamankinden daha canlı görünüyor. Anna Karenina hakkında yazılar yazılıyor, saygı duyuluyor ve her fırsatta yerli yersiz hikayesi yeniden gündeme geliyor. Raflardan hiç eksilmeden sürekli yayınlanmasından bahsetmiyorum bile.

Anna ve kız kardeşleri
O halde Madam Bovary'nin kız kardeşini, Lady Chatterley'in kuzenini ve Effi Briest’in âşık olma ve o karanlık sona beraber gittiği yol arkadaşını kaçırmayın. Kaçırmayın çünkü daha güçlü ve bazen de yenilikçi yollarla geri gelmediği, özellikle memleketi Rusya’da geri dönemediği sürece onu düşünmek zor olabilir. Belki en fazla dikkati çeken bir diğer yenilik de, son yıllarda neredeyse aynı dönemde ortaya çıkmalarına rağmen, aralarındaki pek çok farklılık nedeniyle Anna Karenina adını taşıyan iki eserin olmasıdır. Bu eserlerden ilki, Anna Karenina’nın incelemesi sayılabilecek içeriğe sahip bir kitap, ikincisi ise, bu talihsiz güzelliğin sonunda Anna'nın intihar etmesinden yaklaşık otuz yıl sonra onun etrafında dönen hikayenin anlatıldığı bir film. Hadi gelin, Rus eleştirmenlere fazla önemli görünmeyen, ancak aynı zamanda gerekli olan ve romanın konusunun bir derinliği olmadığı sonucuna varılan kitaptan başlayalım. Kitap, genel olarak konu derinliğiyle ilgili çekici görünen bir başlığa sahip olsa da “Anna Karenina'nın Gerçek Hikayesi" başlığı altında yüzlerce sayfalık metnin sonunda kitabın vaatlerini yerine getiremediğini gören eleştirmenler bu durum karşısında öfkelendiler.

Vaatlerini yerine getiremeyen bir inceleme
Kitap, özellikle Tolstoy'un yazılarına ve hayatına adadığı sayısız çalışmayla tanınan ünlü bir eleştirmen ve yazar olan Rus gazeteci Pavel Basinsky tarafından kaleme alındı. Basinky’nin bugüne kadar beş çalışması yayınlandı.


Lev Tolstoy ve ölümsüz edebiyatı (Getty)

Kitabın incelendiği basında yer alan makalelere göre Basinsky, kitabının başında, Anna Karenina romanını yeniden gözden geçirmesinin tek nedeninin, romanın hakkını vermeyen ve birçok özelliğini yok eden birçok film ve televizyon dizisinin, romanı kendisi için tamamen bilinmez bir hale getirmesi olduğunu söylüyor. Yazar, Vedomosti gazetesinde yayınlanan ve Fransa’da Box dergisinin son sayılarından birinde alıntılanan makalesinde, “Bu harika romanın 30'dan fazla sinema uyarlaması var. Her bir uyarlamanın değerli olduğu yadsınamaz, ancak çok azı romanda neler olduğunu gerçekten aktarıyor. Hiçbiri, örneğin Anna'nın Vronsky ile yıkıcı aşk hikayeleri öncesinde tanışıp tanışmadığını bize açıklamıyor” ifadelerine yer veriyor.
Yazar, bize açıklanmayan bir diğer noktaya ise şöyle dikkati çekiyor: “O dönemde Rusya'da boşanmaya izin veriliyorsa, Anna neden bunu istemedi?”

Anna karakterinin gerçek kökleri
Bu tür sorulardan sonra yazar, Lev Tolstoy'un kız kardeşi Maria Nikolaevna Tolstoya'nın ve şair Alexander Puşkin'in en büyük kızı Maria Hartung’un karakteri de dahil olmak üzere kahramanının karakterini inşa ettiği gerçek insan modelleri hakkında konuşmaya koyuluyor. Yazar, aynı zamanda Tolstoy'un yaşadığı ve bir mürebbiye olan Anna Pegoreva’nın bir trenin altına kendini atarak intihar ettiği olayın üzerinde de duruyor. Basinsky, Pegoreva’nın büyük yazarın bir komşusunun metresi olduğunu, Tolstoy'un Pegoreva’nın otopsisine katıldığını ve romanının sonunu bağlamak için onun hikayesini ödünç aldığını belirtiyor. Tüm bunlar güzel detaylar ve birçok eleştirmen tarafından yorumlandı. Ancak uzun zamandır bilinen detaylardı ve yazar Basinsky bu konuda yeni bir şey ekleyememişti. Yeni gerçeklik, başka bir yerdeydi. Basinsky’nin kitabı yayınlanmadan kısa bir süre önce gösterilen bir Rus filmindeydi. Film, konusu açısından gerçekten çarpıcı ve ‘yeni’ görünüyordu, ancak oldukça fazla yenilik var gibiydi.

28 yıl sonra!
Eğer Tolstoy'un romanı, Anna'nın intihar tarihini doğru bir şekilde 3 Haziran 1876 olarak gösteriyorsa,  “Anna Karenina: Vronsky'nin öyküsü” filmi bu tarihten tam 28 yıl sonrasında yani, 1900’lerin ilk yıllarında, Rus askerlerinin, Japonya’nın topçu ateşi altında ağır kayıplar verdiği Rusya-Japonya Savaşı'nın ortasında geçiyor. İlk bakışta, bu olaylar ne Tolstoy'un romanıyla ne de olayların varsayılan zamanıyla alakasız gibi görünse de, birazdan göreceğimiz gibi bu doğru değildir. Filmde, bu savaşın zirvesinde, yaralı bir albay başka bir yaralıyı tedavisi için Rus askerlerinin götürüldüğü bir sahra hastanesine getirir. Hastane, genç bir doktor olan Sergey Karenin tarafından yönetiliyordur. Bu doktor, Anna'nın intihar ettiği gün, kocasının velayetindeki çocukken terk ettiği oğlundan başkası değildir. Ama en önemlisi, yaralı albayın Anna'nın aşık olduğu ve trajik bir sonla bu aşka son verdiği adamla yani Aleksey Vronski ile aynı kişi olmasıydı. Albay için genç doktorun kim olduğunu anlamak zor olsa da  genç doktor, onun ailesini parçalayan ve annesinin ölümüne neden olan adam olduğunu hemen anlar.

İki adam arasında bir çatışma
Genç doktor, yaptıkları yüzünden albayı affetme konusunda isteksiz olduğu açıktı. Yaralı albayı görür görmez tek düşündüğü bir uykudan uyanan öfkesiydi. Bu şekilde, iki adam bir güç mücadelesi ve şiddetle karşı karşıya gelseler de Albay Vronski kısa sürede durumu sakinleştirmeyi başarır. Aradan yıllar geçmesine rağmen hiç solmayan bir hatıranın ve belki de o sevgiliye karşı hiç solmayan bir aşkın yardımıyla sevgilisinin oğluna başına gelen her şeyi anlatmaya başlar. Sergey'in öfkesi yavaş yavaş dindikten ve annesinin hikayesini, hafızasında kalandan, özellikle de hikayenin babasının anlattığı versiyonundan farklı bir şekilde anlamaya başlamasının ardından yıllar öncesinde kaldığı sanılan bir olay hakkında iki adam arasındaki geçenlerin hikayesine tanık oluyoruz. Bu iki erkeğin, her birinin kendine has bir şekilde sevdiği, ayrı ayrı hatıralarının olduğu, trajik ölümü karşısında üzüntü yaşadıkları kadından bahsetmek için kendilerini kurtarmalarına dayanan başka bir hikaye ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu çalışma, yıllar geçmesine rağmen adeta ölmeyi reddediyormuş gibi görünen o aşka hayret verici bir saygı duruşudur. Anna'nın hikayesinde bu iki sevgilinin yeniden canlandırılan sahnelerini mühürleyen son selamlama olduğuna şüphe yok. Film, Rusya'da vizyona girdiğinde birçok ödül kazanmasını ve Rus seyircisinin merakla izlediği televizyon dizi olarak sunulduğunda büyük bir başarı elde etmesini sağlayan buydu. Yüz binlerce kişi romanı yeniden okudu. Belki birçoğu bu aşk hikayesi için üzülerek bol bol gözyaşı döktü. Belki de bir kadının trenin altına kendini atarak intihar etmesine neden olan bir katil olsa bile, aşk ve tutkunun özel bir yere sahip olduğu zamana ağıt yaktılar!
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Trump'ın 2026'daki Ortadoğu yaklaşımına bakış

Fotoğraf: Reuters/Al-Majalla
Fotoğraf: Reuters/Al-Majalla
TT

Trump'ın 2026'daki Ortadoğu yaklaşımına bakış

Fotoğraf: Reuters/Al-Majalla
Fotoğraf: Reuters/Al-Majalla

Brian Katulis

Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılı hem içeride hem de dışarıda keskin dönüşler ve hızlı değişimlerle dolu, siyasi bir iniş çıkışlar silsilesine benziyordu ve bu amansız aktivizmin merkezinde Ortadoğu yer alıyordu. Bölgesel odak noktasını iki ana faktör belirledi; net bir kendini beğenme duygusu ve olayların hızlandığı, çeşitli aktörlerin hesaplarının giderek daha fazla iç içe geçtiği çalkantılı bölgesel ortamda, tarihte önemli bir yer edinme arzusu.

Trump, 2020’deki İbrahim Anlaşmaları'nı ve aynı yıl İranlı General Kasım Süleymani'nin öldürüldüğü saldırı da dahil olmak üzere İran'a karşı azami baskı kampanyasını, ilk dönemindeki dış politikasının kilit kilometre taşları olarak sunmaya devam ediyor. Ukrayna'daki savaşı sona erdirmekten, Amerika Birleşik Devletleri'nin dünyanın büyük bölümüyle ekonomik bağlarını yeniden şekillendirmeye, göçmenlik politikalarını on yıllardır görülen en sert şekilde sıkılaştırmaya kadar uzanan geniş küresel emelleri arasında, Ortadoğu hesaplarında sürekli bir yer tutuyor. İbrahim Anlaşmaları, ilk döneminde bölgenin tarihinde açık bir iz bıraktı ve ikinci döneminde de bu mirası sağlamlaştırmayı ve güçlendirmeyi amaçlıyor.

Ancak, kişisel hırs tek başına onun bu konuya dahil olmasını açıklamakta yetersiz kalıyor. Bölgesel gelişmeler, onu mutlaka öncelikleri arasında yer almayan konuları ele almaya zorladı. Bu, Amerikan başkanlarının deneyimlerinde tekrar eden bir kalıptır; bölge meselelerine müdahalelerini ne kadar en aza indirmeye çalışsalar da kendilerini bölgenin krizlerinin içine çekilmiş bulurlar. Her başkanın, tıpkı “Baba” serisinin üçüncü filminde Michael Corleone’nin yaptığı gibi, bu döngüden kalıcı olarak kurtulamayacağını acı bir şekilde kabul ettiği bir anı vardır.

Bu eğilim, Trump'ın 2025'te İsrail'in eylemlerine yanıt olarak attığı bir dizi adımla pekişti. İsrail, mart ayında Hamas ile ateşkesi tek taraflı olarak sona erdirdi, haziran ayında İran'a saldırdı ve hassas müzakerelerin yürütüldüğü bir sırada Doha'yı bombaladı. Buna ilave olarak Trump, göreve başlamasından sadece birkaç gün önce, Aralık 2024'te Esed rejiminin devrilmesinin akabinde Suriye'de hızla gelişen olaylarla karşı karşıya kaldı.

Son aylarda, İsrail'in Batı Şeria üzerinde daha fazla kontrol kurma ve muhtemelen bu bölgeyi ilhak etme girişimleri nedeniyle, Trump'ın İsrail Başbakanı Netanyahu'dan uzaklaşabileceğine dair spekülasyonlar arttı

sdcfvg
ABD Başkanı Donald Trump tarafından paylaşılan ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun ABD ordusu tarafından yakalanmasının ardından USS Iwo Jima uçak gemisinde çekilmiş bir fotoğrafı, 3 Ocak 2026 (AFP)

Geçtiğimiz yıla dair bu yoğun okuma, modern tarihin en tahmin edilemez ABD başkanı hakkında 2026'nın neler getirebileceğini tahmin etmek için makul bir temel sunuyor. Yatırım firmaları geçmişteki performansın gelecekteki sonuçların göstergesi olmadığı konusunda uyarmayı adet edinmişlerdir, bu kural açıkça Trump için de geçerli. Karar alma kalıplarını ve eylemlerini izlemek önemli ipuçları veriyor. Dolayısıyla geçtiğimiz yıl boyunca yaklaşımını belirleyen üç genel özellik olduğu gözlemlenebilir.

Şok ve korku uyandıran açıklamalar

Dikkat çeken ve rakiplerini tedirgin eden sansasyonel açıklamalar yapmak, Trump'ın tarzının ayrılmaz bir parçası. 2025’te başkanlığının ilk haftalarında, ABD'nin Gazze'yi kontrol edeceğini ilan etmiş ve komşu ülkelere Filistinlileri kabul etmelerini önermişti. Bir yıl sonra, bu öneri, ister gerçek bir plan isterse sadece retorik bir manevra olsun, artık tartışılmıyordu. Ancak, şok etkisi yadsınamazdı; çünkü diğer tarafları pozisyonlarını yeniden değerlendirmeye ve bu sürprizin baskısı altında hareket etmeye sevk etti.

Hızlı kazançları tercih etme

İkinci özelliği, ABD için sınırlı maliyetle net bir siyasi getiri sağlayan adımlar veya anlaşmalar olarak adlandırdığı hızlı kazanımlara olan eğilimidir. ABD'nin Karakas'ta Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutukladığı haberi buna örnek gösterilebilir. Böyle bir senaryoda, Başkan kararlı, George W. Bush yönetimi sırasında Irak'ta olduğu gibi uzun süren, kaynak tüketen bir savaşa saplanmadan Amerikan gücünü kullanabilen birisi gibi göründü.

Başarıları abartmak

Trump, sahadaki çok daha karmaşık ve iç içe geçmiş gerçeklere rağmen, Ermenistan ve Azerbaycan, Kongo ve Ruanda, Hindistan ve Pakistan ile Kamboçya ve Tayland arasındaki anlaşmaları örnek göstererek, on ayda sekiz savaşı bitirdiğini sürekli olarak vurguladı. Büyük vaatlerde bulunmaya, bu vaatlerin gerisinde kalan sonuçlar elde etmeye ama bu sonuçları tarihi bir başarı olarak sunmaya meyillidir. Bu tarzı muhtemelen mevcut yıl boyunca da devam ettirecek.

Bu üç özellik İran, İsrail, Filistin ve Suriye'yi kapsayan çatışmalara uygulandığında, Trump'ın 2026'da Ortadoğu'ya yaklaşımını şekillendirebilecek potansiyel senaryoların özellikleri belirginleşmektedir.

İran

2026 yılı, Trump'ın İran rejimine karşı olası bir saldırısı hakkındaki spekülasyon dalgasıyla başladı. Bu açıklamaları, mevcut hükümete karşı sokaklara dökülen protestocuların umutlarını körükledi. Haftalar sonra binlerce kişi öldürüldü ve Trump, Tahran'ın hesaplarını etkilemek için bölgeye daha fazla askeri varlık ve diplomat gönderdi. Tüm seçenekler masada olmaya devam etse de ilk döneminde Kuzey Kore gibi ülkelere veya Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e yaklaşımı, rejimi zayıflatmak için baskı yapmaya devam ederken, diplomatik kanallar aracılığıyla bir tür uzlaşmaya ulaşmak için çalışabileceğini ve belki de geçen yıl Yemen'de Husilere yaptığı gibi sınırlı bir güç kullanımına başvurulabileceğini akla getiriyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail'in İran'a karşı tutumu, hesapları her an değiştirebilecek belirsiz bir faktör olmaya devam ediyor.

İsrail ve Filistin

Son aylarda, İsrail'in Batı Şeria üzerinde daha fazla kontrol kurma ve hatta ilhak etme girişimleri nedeniyle, Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan uzaklaşabileceğine dair değerlendirmelerde bir artış görüldü. Trump geçen yıl bu tür girişimlere karşı kırmızı çizgi çekmiş olsa da sağcı İsrail hükümetine sarsılmaz desteğini sürdürmesi ve Filistinlilere yönelik sembolik jestlerle yetinmesi muhtemel.

Trump'ın kişiliğinin öngörülemezliği ve belirsizliği, bölgede hüküm süren kırılgan, dağılması olası sükunet göz önüne alındığında, tüm bu değerlendirmeler sürprizlere açık kalmayı sürdürüyor

sdcfrgt
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yaptıkları görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

Bununla birlikte, Trump'ın, eylül ayında Doha’ya düzenlenen ve Hamas liderlerini hedef alan hava saldırısından sonra yaptığı gibi, İsrail'e karşı belirli Amerikan baskı taktikleri kullanması da uzak bir ihtimal değil. O dönemde, şu ana kadar Gazze ve Batı Şeria'da Filistinlileri öldürmeye devam etmesine rağmen, İsrail'i ateşkes anlaşmasını kabul etmeye zorlamayı başarmıştı. İsrail ve Filistin içindeki siyasi dengesizlikler ve bu aşamada ciddi bir barış sürecine girme vizyonuna sahip liderlerin yokluğu göz önüne alındığında, yaklaşan “Barış Konseyi” toplantısının somut sonuçlardan yoksun, sadece diplomatik formalitelerin tekrarı olması muhtemeldir.

Suriye

Trump'ın Suriye'de Ahmed eş-Şara'ya beklenmedik desteği, ikinci döneminin ilk yılında en dikkat çekici değişiklik oldu ve bu hamle Suudi Arabistan'ın açık desteğini aldı. Bu eylem biçimi, ABD'ye çok az maliyet getirdi ve Washington terörle mücadele çabalarına, Suriye, İsrail ve Türkiye arasında daha geniş bölgesel istikrarsızlığa yol açabilecek gerilimlerin artmasını önlemeye odaklanmaya devam etti. Bu yaklaşımın, yani ABD'nin doğrudan katılım maliyetini en aza indirirken, asıl yükü bölgesel ortaklara kaydırmanın devam etmesi bekleniyor.

Trump'ın kişiliğinin öngörülemezliği ve belirsizliği, bölgede hüküm süren kırılgan ve dağılması olası sükunet göz önüne alındığında, tüm bu değerlendirmeler sürprizlere açık kalmayı sürdürüyor. Ancak, bunların gündeme getirilmesi, olası yollar ve bunların ABD ve kilit ortakları için önümüzdeki yılda taşıdığı fırsatlar ve riskler hakkında daha geniş bir tartışma alanı sağlıyor.

Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


God of War hayranlarına müjde üstüne müjde

Uzun süre boyunca PlayStation'a özel çıkarılan God of War serisi, Microsoft Xbox'la rekabet içindeki Sony'nin piyasayı domine etmesinde büyük rol oynadı (Sony)
Uzun süre boyunca PlayStation'a özel çıkarılan God of War serisi, Microsoft Xbox'la rekabet içindeki Sony'nin piyasayı domine etmesinde büyük rol oynadı (Sony)
TT

God of War hayranlarına müjde üstüne müjde

Uzun süre boyunca PlayStation'a özel çıkarılan God of War serisi, Microsoft Xbox'la rekabet içindeki Sony'nin piyasayı domine etmesinde büyük rol oynadı (Sony)
Uzun süre boyunca PlayStation'a özel çıkarılan God of War serisi, Microsoft Xbox'la rekabet içindeki Sony'nin piyasayı domine etmesinde büyük rol oynadı (Sony)

God of War hayranları iki güzel haber birden aldı. 

Sons of Sparta adlı yeni bir oyun duyurulur duyurulmaz piyasaya sürüldü. 1299 TL'ye satışa sunulan iki boyutlu platform oyununa PS5'ten erişilebiliyor. 

PlayStation Store'da oyunun konusu şöyle özetleniyor:

Kratos'un yolculuğunda anlatılmamış bir bölümü, kardeşi Deimos ile birlikte aldığı zorlu Sparta eğitimi yıllarını deneyimleyin. Zihinleri, bedenleri ve kalpleri, sonsuz sınavlarla yoğrularak vazife ve onurun her şey demek olduğu birer Sparta askerine dönüşmek üzere şekillendi. Bir öğrenci arkadaşları kaybolduktan sonra Kratos ve Deimos onu bulmaya yemin eder. Eğitimlerini ve Sparta ruhunu sınayacak bir maceraya atılırlar.

2005'te PlayStation 2'de başlayan serinin ilk üç oyununun remake'inin çalışmalarına başlandığı da açıklandı. Henüz ilk aşamalarında olduğu tahmin edilen projenin 2027 ya da 2028 civarında piyasaya sürülmesi bekleniyor. 

İlk üç oyunda Kratos'u seslendiren TC Carson, PlayStation'ın perşembe düzenlediği State of Play etkinliğinde bu duyuruları yaptı. 

Carson, Sons of Sparta'nın dış sesi olan yetişkin Kratos'la seriye dönüyor. 

Diğer yandan Amazon Prime Video'nun God of War dizisi de hazırlanıyor. Ryan Hurst'ün Kratos'u, Callum Vinson'ın da oğlu Atreus'u canlandıracağı biliniyor. 

Kadrodaki diğer isimler ise şöyle: Max Parker (Heimdall), Ólafur Darri Ólafsson (Thor), Mandy Patinkin (Odin), Alastair Duncan (Mimir) ve Danny Woodburn ile Jeff Gulka (Brok ve Sindri kardeşler).

Daha önce bildirildiği üzere dizi, hikayesini son iki God of War oyunundan alacak. Bu hikayede Kratos, bir yandan 10 yaşındaki oğlu Atreus'u büyütmeye çalışırken, diğer yandan İskandinav panteonunun tanrılarıyla mücadele ediyor. 

Resmi özete göre, "Kratos ve Atreus, Faye'in küllerini savurmak üzere bir yolculuğa çıkıyor. Macera boyunca Kratos oğluna daha iyi bir tanrı olmayı öğretmeye çalışırken, Atreus da babasına daha iyi bir insan olmanın yollarını göstermeye uğraşıyor."

Independent Türkçe, Variety, NME


Harry Potter'ın yıldızı neden sosyal medya kullanmadığını açıkladı

Daniel Radcliffe, sosyal medya hesabı olmamasına rağmen hâlâ "internete girdiğini" söylüyor (AP)
Daniel Radcliffe, sosyal medya hesabı olmamasına rağmen hâlâ "internete girdiğini" söylüyor (AP)
TT

Harry Potter'ın yıldızı neden sosyal medya kullanmadığını açıkladı

Daniel Radcliffe, sosyal medya hesabı olmamasına rağmen hâlâ "internete girdiğini" söylüyor (AP)
Daniel Radcliffe, sosyal medya hesabı olmamasına rağmen hâlâ "internete girdiğini" söylüyor (AP)

Daniel Radcliffe, ruh sağlığını korumak için sosyal medya kullanmadığını açıkladı.

Rolling Stone'da perşembe günü yayımlanan yeni röportajında, Harry Potter'la tanınan 36 yaşındaki oyuncuya, sosyal medyada içerik paylaşmadığı veya tüketmediği için hiç "bir şeyleri kaçırıyor" gibi hissedip hissetmediği soruldu.

Radcliffe, "Kesinlikle hiçbir zaman böyle hissetmiyorum" yanıtını verdi.

Aktör "Instagram'da yokum. Mevcut hiçbir Twitter versiyonunda da yokum. İnsanların bunu nasıl yaptığını anlamıyorum" diye devam etti. 

Dürüst olmak gerekirse, çok stresli görünüyor. Zaten yeterince stresliyim. Bunun ruh sağlığıma iyi geleceğini sanmıyorum.

Röportaj sırasında, 12 Mart'ta Hudson Theatre'da prömiyerini yapacak tek kişilik yeni Broadway gösterisi Every Brilliant Thing'in provalarının ortasındaydı.

Radcliffe "Prova odasındaydım ve herkes telefonlarından uzak durmalarını sağlayan brick'ler (dikkat dağıtıcılara erişimi engelleyen uygulama -çn.) veya uygulamalar hakkında konuşuyordu" dedi.

İnternet kullanmaya devam ettiğini söyleyen Radcliffe, sosyal medya uygulamalarından uzak duruyor.

Oyuncu "Eminim bu, oğlumun büyüdüğü zaman beni tarif edilemez derecede yaşlı ve bitmiş biri gibi görmesine neden olacak. Ama evet, bunu yapamıyorum" diye ekledi.

Radcliffe ve eşi Erin Darke'ın, ismi henüz kamuoyuna açıklanmayan iki yaşında bir oğlu var.

Merrily We Roll Along'un yıldızı, sosyal medyadan uzak durma kararlılığı hakkında daha önce de konuşmuştu. 2020'de First We Feast kanalına konuk olduğunda, başkalarıyla hararetli tartışmalara girme yönünde tahrik edilebileceğini düşündüğü için eskiden Twitter diye bilinen X'e katılmamayı tercih ettiğini açıklamıştı.

Hot Ones'ın sunucusu Sean Evans'a o zaman yaptığı açıklamada "Bunun entelektüel, iyi düşünülmüş bir nedeni olduğunu söylemek isterdim çünkü Twitter'a katılmayı düşündüm" demişti. 

Ve eğer katılsaydım, hepinizin 'Dan Radcliffe, Twitter'da rasgele biriyle kavga etti' gibi haberlere uyanacağına yüzde 100 eminim.

"Gençken (şükürler olsun ki artık değilim) internette kendimle ilgili yorumlara bakıp bu tür saçmalıkları okurdum" diye anlatmıştı. 

Bu çılgınca ve kötü bir şey. Ve Twitter ve diğer her şey bunun bir uzantısı gibi geliyor. Tabii kendimle ilgili sadece güzel şeyleri okuyacaksam başka ama bu da bir diğer sağlıksız davranış gibi geliyor.

Ayrıca kendi sosyal medya hesaplarını açacak kadar "zihinsel dayanıklılığa" sahip olmadığını ve bunu "sorun etmediğini" de belirtmişti.

Independent Türkçe