Asker ve muhalefet arasındaki diyalog Sudan’ı nereye götürür?

ABD ve Suudi Arabistan arabulucu oldu: Sudan ordusu ve muhalefeti 8 ay aradan sonra ilk kez bir araya geldi

Hartum şehir merkezinde askeri yönetim karşıtı protesto düzenleyen Sudanlılar (AP)
Hartum şehir merkezinde askeri yönetim karşıtı protesto düzenleyen Sudanlılar (AP)
TT

Asker ve muhalefet arasındaki diyalog Sudan’ı nereye götürür?

Hartum şehir merkezinde askeri yönetim karşıtı protesto düzenleyen Sudanlılar (AP)
Hartum şehir merkezinde askeri yönetim karşıtı protesto düzenleyen Sudanlılar (AP)

Sudan’da sivil siyasetteki güçlerin büyük kısmının çatı yapılanması olan Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) ile ordu arasında, ABD ve Suudi Arabistan’ın arabuluculuğunda düzenlenen sürpriz toplantı, muhalif siyasi çevrelerin tepkisini çekti. Bu adım, Sudan krizinin çözüleceği bir sürece mi girdiği yoksa askerlerin 8 aydır elde edemedikleri meşruiyete kavuşmaları anlamına mı geleceği sorularını beraberinde getirdi.
Sudan 25 Ekim 2021’den bu yana “demokratik geçişe aykırı” olarak nitelendirilen kararlardan geri adım atılması, “Sudan devrim şehitlerinin” intikamının alınması ve sivil yönetime geri dönüş talepleriyle düzenlenen sürekli gösterilere sahne oluyor. Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Sudan Merkezi Doktorlar Komitesi’ne göre, askeri otoritenin bu gösterileri bastırmak amacıyla orantısız güç kullanması sonucu 101 gösterici hayatını kaybetti, binlerce gösterici yaralandı.
Askerler ile ÖDBG arasında müzakere toplantısının yapıldığı haberinin duyurulmasının üzerinden çok geçmeden siyasi, sivil ve toplumsal gruplar bu toplantıyı “muhalefetin yenilgisi” ve “askeri yönetime meşruiyet kazandırma adımı” olarak nitelendirdi. ÖDBG ise bu eleştiriler karşısında sessizliğini koruyor. Bu toplantıyı şüpheyle karşılayan bazı çevreler ise askerlerin verdiği taahhütlere ve yaptıkları anlaşmalara birçok kez bağlı kalmamalarına işaret ederek, ÖDBG’nin bu adımla “suçluyu test etmeye çalıştığını” savundu.
Askerlerle “müzakereye hayır, ortaklığa hayır ve darbeye meşruiyet kazandırmaya hayır” sloganının sahibi olan Sudan Direniş Komiteleri, ordu ile diyaloğu “devrim güçleri cephesinin parçalanması” olarak niteledi. Direniş komitelerinden bazıları ordu ile diyaloğu kesin bir dille reddetti. Direniş Komiteleri Sözcüsü Ömer Zahran, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Komitelerin bu konudaki tutumunu belirleyen yemini açık: ‘Askerlerle ne doğrudan ne dolayı müzakereye hayır’. Direniş Komiteleri şimdiye kadar koordinasyon, ittifak veya ortak yapı gibi tutumların hiçbirini benimsemedi” dedi.
Milli Ümmet Partisi, dün yaptığı açıklamada, askeri bileşene siyasi krizin aşılması için dürüst davranma çağrısında bulundu. Parti, durumların daha da kötüleşmesine karşı uyararak, bütün sorunlarla ilgili çözüme varılması gerektiğini vurguladı. Bu durumda kazananın vatan ve vatandaş olacağını belirten Parti, ÖDBG’nin çabalarını ve siyasi çözümü destekleme konusundaki kararlı tutumunu dile getirdi. Parti son atılan adıma tüm devrimci güçlerin katılması ve milli birliğin sağlanması gerektiğini belirtti.
ÖDBG’den bir kaynak, isminin açıklanmaması kaydıyla yaptığı açıklamada, askerlerle doğrudan iletişim kurulması sayesinde en yakın zamanda Sudan kriziyle ilgili çözüme ulaşmayı beklediğini söyledi. Başka bir kaynak ise müzakerelerin zorlu geçmesi nedeniyle kısa vadede çözüme ulaşılmasına ihtimal vermediğini söyledi. Kaynak yakın zamanda askerlere sunmak üzere bir müzakere belgesi hazırlamaya başladıklarını belirterek, “Üzerimize düşen her şeyi yapmak için çalışacağız ve aynı zamanda sokağa ve devrimci güçlere bağlı kalacağız” dedi.
Ordunun toplantı hakkında sessiz kalması ise dikkati çekti. Perşembe günü ÖDBG ile ordu arasında yapılan toplantıdan bu yana askerlerden hiçbir açıklama yapılmadı. Sudan ordusu ÖDBG’nin toplantıyı duyurduğu açıklamayla ilgili yorum da yapmadı. Siyasi analist Abdulmunaim Ebu İdris’e göre bu durum bazı soru işaretlerine yol açtı. İdris, “Askerler geri planda durma planını sürdürüyor. Sürecin başarılı olması halinde bu süreci üstlenecekler. Fakat başarısız olursa kafaları rahat bir şekilde üslerine geri dönecekler” dedi.
Sudan’ın bağımsızlığını kazanmasından bu yana ülkenin en geniş katılımlı siyasi koalisyonu kabul edilen ÖDBG, devrik lider Ömer el-Beşir liderliğindeki İslamcı rejime karşı düzenlenen protestolara öncülük etti ve askerler devrimin tarafında olduğunu ilan etti. Ancak İslamcı rejimin düşmesinin ardından askerler ile sivillerin kurduğu ortak yönetim, ordunun 25 Ekim’de ilan ettiği kararlarla dağıldı. Sudan Genelkurmay Başkanlığı binası önünde oturma eylemi düzenleyen göstericilere yönelik orantısız güç kullanımı, askerlerin eski iktidar ortağı siviller başta olmak üzere tüm kesimlerde şok etkisi yarattı. Genelkurmay Başkanlığı önünde çıkan olaylarda yüzlerce kişi hayatını kaybetti, onlarca kişi kayboldu, barışçıl göstericiler tutuklandı ve işkenceye maruz kaldı, kadın göstericilere karşı cinsel suçlar işlendi.
Sudan Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki askeri bileşen Ömer Beşir rejiminin devrilmesinin ardından ÖDBG ile müzakereleri durdurdu ve yeni bir geçiş hükümeti kurma sözü verdi. Ancak sokağın ve 30 Haziran 2019’da ülke tarihinin gördüğü en kalabalık gösterilerin oluşturduğu baskılar sonrasında dengeler yeniden devrimci güçlerin lehine döndü.
Afrika Birliği (AfB), Etiyopya Başbakanı Ahmed Abiy ve Moritanyalı diplomat Muhammed el-Hasan Veled Labat liderliğindeki ünlü arabuluculuğu üzerinden sürece katıldı ve Sudan’daki askeri bileşen ile sivil bileşen arasında Anayasa Belgesi imzalandı.
ÖDBG’nin yönetimden uzaklaştırılması ve yöneticilerinin tutuklanmasının ardından Sudan Devrimci Komiteleri askerlerle “müzakereye hayır, tanımaya hayır, ortaklığa hayır” sloganıyla askeri bileşenin sivil bileşeni iktidardan uzaklaştırma hamlesiyle mücadele etti. Devrimci Komiteler bu kapsamda son 8 aydır aralıksız bir şekilde geniş katılımlı kitlesel gösteriler düzenliyor. Bu gösteriler sırasında birçok kez Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na ulaşmayı başardı. Ardından siyasi parti ve gruplar Devrimci Komiteler’in sloganını benimseyerek askerlerle hiçbir diyaloğa katılmayacaklarını birçok münasebetle ilan ettiler.
ÖDBG’nin, ABD'nin Afrika işlerinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Molly Phee ve Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali bin Hasan Cafer’in arabuluculuğunda perşembe günü Hartum’da askerlerle toplantı düzenlediklerini ilan etmesi, sivil ve siyasi çevrelerde şaşkınlığa neden oldu.
ÖDBG ile askerler arasındaki görüşme, BM Sudan'daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS), Afrika Birliği (AfB) ve Doğu Afrika'da Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi’nin (IGAD) Sudan’da yönetim krizini çözmek amacıyla bir araya gelerek oluşturduğu üçlü mekanizmanın düzenlediği müzakere toplantısının ardından geldi. Ülkenin önde gelen muhalefet partileri ve Komünist Parti, orduya meşruiyet kazandıracağını söyleyerek üçlü mekanizmanın toplantısına katılmayı reddetti. Orduyu destekleyen siyasi grupların yanı sıra Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) başkanlığındaki Askeri Müzakere Komitesi üçlü mekanizmanın toplantısına katıldı. Analistler bu durumu “darbeciler arasında monolog” olarak nitelendirdi.
Üçlü mekanizma himayesindeki müzakere görüşmelerin önceki gün devam etmesi planlanmıştı. Ancak ÖDBG ile ordu arasındaki toplantı nedeniyle üçlü mekanizma bu görüşmeleri erteleme kararı aldı. Bu adım, üçlü mekanizmanın kolaylaştırdığı müzakerelerin sonu ve ülkede yeni bir siyasi sürece giriş olarak değerlendiriliyor.



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.