Sudan’da güvenlik güçleri ve halkın arası açılmaya devam ediyor

Eski bir polis, polis güçlerini el-Beşir’in tarzını takip etmeye devam etmekle suçladı.

Sudan’da sivil yönetimin geri getirilmesi çağrısında bulunulan protestolardan bir kare (AFP)
Sudan’da sivil yönetimin geri getirilmesi çağrısında bulunulan protestolardan bir kare (AFP)
TT

Sudan’da güvenlik güçleri ve halkın arası açılmaya devam ediyor

Sudan’da sivil yönetimin geri getirilmesi çağrısında bulunulan protestolardan bir kare (AFP)
Sudan’da sivil yönetimin geri getirilmesi çağrısında bulunulan protestolardan bir kare (AFP)

Sudanlılar, her barışçıl protesto veya gösteriden sonra güvenlik servisleri ve polis tarafından yayınlanan resmi açıklamaları kınıyorlar. Bu kınamalar, Hartum Eyalet Polisi tarafından yapılan ve göstericileri geçtiğimiz Perşembe günkü protestolarda ülkede ‘bamban’ olarak bilinen göz yaşartıcı gaz atmakla suçlayan bir açıklamanın ardından zirveye ulaştı.
Vatandaşlar, olup biteni, dikkatleri güvenlik servislerinin göstericileri koruma görevinden başka yöne çekmeye dayalı bir ‘güvenlik hilesi’ olarak değerlendirdiler. Bazıları bunun devrik Devlet Başkanı Ömer el-Beşir rejiminin uyguladığı yöntemle aynı olduğunu belirtti. Bunların 30 yılı aşkın süredir devam eden bir dizi ‘yalan’ın uzantısı olduğunu ayrıca el-Beşir ve Müslüman Kardeşler tarafından kontrol edilen Ulusal Kongre Partisi’nin yönetimine son veren Aralık 2018 devriminin patlak vermesinden bu yana devam etmekte olan barışçıl protestolara karşı işlenen suçlar konusunda güvenlik güçlerini temize çıkarmanın amaçlandığını belirtiyor.
Hartum Eyalet Polisi, Perşembe günü yaptığı resmi bir açıklamada, göstericilerin polis memurlarına karşı yoğun bir şekilde göz yaşartıcı gaz kullandığını ve bunun onlarca kişinin yaralanmasına yol açtığını söyledi. Protestocular ise göz yaşartıcı gazların polisin tekelinde olduğunu belirttiler. Protestoculardan biri, “Eğer protestocular gerçekten bu miktarda gaz bombası ele geçirdilerse, bu polis teşkilatında bir boşluk olduğunu gösterir” dedi.
Protestocularda Mustafa Hasan, Şarku’l Avsat’a “Bazen güney rüzgarları polisin ateşlediği gazları kendi mevkilerine geri gönderiyor. Bazen de bazı protestocular kendilerine atılan gaz bombalarını ellerine alıp güvenlik güçlerine ve polise geri atıyor” ifadelerini kullandı. Geçtiğimiz Perşembe protestocular, kendilerine atılan göz yaşartıcı gaz bombalarını kullanmalarının ardından, polisin Devlet Başkanlığı sarayının girişlerinde oluşturduğu güvenlik kordonunu kırmayı başardı ve güvenlik güçleri geri çekilmek zorunda kaldı. Bu da, protestocuların başkanlık sarayının muhitine girmesini sağladı. Bazı gösterilerde kuzeyden esen rüzgarlar, göz yaşartıcı gaz dumanının protestoculara doğru gitmesine neden oluyordu. Ancak sonbahar mevsiminde rüzgarın yönü güneyden esecek şekilde değişti ve bu da gaz dumanının kuzeyde yer alan güvenlik güçlerine doğru gitmesine neden oldu.
Sudan güvenlik servislerinin protestolarla ilgili açıklamaları yeni değil, çünkü daha önce vatandaşların ‘ucuz, inandırıcı olmayan ve yanlış’ olarak nitelendirdiği birçok açıklama yapmışlardı. Sudan mahkemesinin, devrimin başında Ahmed el-Hayr’ı işkence altındayken öldürmekten mahkumiyet karar verdikten sonra, 29 güvenlik görevlisini asarak idam cezasına çarptırmasına atıfta bulundular. Zira bu olayda, Kassala Eyalet Polis Müdürü ortaya çıkıp Ahmed el-Hayr’ın tutuklama sırasında bozuk bir yemek yediği için zehirlenerek öldüğünü söylemişti.
17 Kasım protestolarının ardından, dönemin Sudan Polisi Genel Amiri Halid Mehdi bir basın toplantısında, protestolarda can kaybı olduğunu reddetmiş sadece bir vatandaşın ‘iskeleden’ düşerek öldüğünü söylemişti. Televizyon kanalları ise protestoculara ateş eden polislerin fotoğrafları gösteriliyordu ayrıca daha sonra söz konusu vatandaşın kurşun yarası nedeniyle hayatını kaybettiği doğrulandı. 19 Aralık 2018’den bu yana yaşanan protestolarda yüzlerce kişi hayatını kaybetti, bu can kayıplarından 102’si ordunun Ekim 2021’de iktidara gelmesinden sonra kaydedildi. Çoğu doğrudan kurşun ve biber gazı kapsülleri ile vuruldu. Ayrıca birçok yaralı kaydedildi.
Güvenlik servisleri bu suçları ismi açıklanmayan ve 3 yıldır yakalayamadığı bir ‘üçüncü tarafa’ atfediyordu. Bir polis memurunu öldürmekle suçladığı protestocuları tutuklarken, avukatları yaptıkları açıklamalarda müvekkillerinin itiraflarını işkence altında yazdıklarını söylüyor. 6 Mayıs’ta Al-Arabia televizyon kanalının, Hartum’un merkezindeki devriyelerinden birinin sürücüsünün protestocuları ezdiğini gösteren bir video yayınlamasının ardından polis, trafik kazasında bir vatandaşın öldüğüne yönelik açıklamasını geri çekmek zorunda kaldı. Polis, ilk ifadesini reddetti “Kabul edilemez bir davranış” dedi. Açıklamada, kazayı araştırmak için bir komite kurulduğu belirtildi. Ancak söz konusu komite aradan bir aydan fazla zaman geçmesine ve devriye arabasının ve içerisinde bulunanların sayısı videoda net bir şekilde görülmesine rağmen henüz bir rapor yayınlamadı.
Bu açıklamalarla ilgili olarak, eski polis memuru ve Eski Rejimin İzlerini Ortadan Kaldırma Komitesi Genel Sekreteri Tayyip Osman Yusuf, Şarku’l Avsat’a, polisin şu anki davranışının, sürekli sinirsel programlama ile karakterize edilen kurtarma sistemi yaklaşımının bir uzantısı olduğunu ve amacının güvenlik hizmetlerinin davranışı için gerekçeler sağlamak olduğunu belirtti. Tayyip, Sudan polisinin şeffaflığı, bilgi alışverişini ve bilgilerin yayılmasını ‘yasak’ olarak gördüğünü bu nedenle Arap ve Afrika bölgelerinde halkla bilgi alışverişinde bulunan polis teşkilatların çok gerisinde kaldığını açıkladı. Tayyip “Yaşananlar, eski rejimden bu yana devam eden ve mevcut polisimize miras kalan sinirsel programlamanın bir uzantısı olarak, dikkat dağıtma girişimidir, yani eskisiyle aynı yaklaşım ve davranış devam ediyor” dedi. Ayrıca “Bunlar, devrimde olacakları öngören Sudan vatandaşlarını yanıltmayan gerekçelerdir ve bu davranış kabul edilemez. Polis güçlerinin gerçekçi davranmaları gerekirdi” dedi.
Tayyip, protestocuların öldürülmesinin ‘üçüncü bir şahsa’ atfedilmesini eleştirdi ve polisin bu adımlarını, henüz bilinmeyen bir tarafa atarak sorumluluktan kaçma girişimi olarak değerlendirdi. Ayrıca protestocuların göz yaşartıcı gaz bulundurduklarını reddederek “Söz konusu üçüncü şahsın tespit edilmesinde polisin görevi giderek büyüyor. Polisin profesyonel davranmadığına yönelik net kanıtlar var, zira 25 Ekim darbesinden bugüne kadar ciddi bir soruşturma yürütülmedi ve 100’den fazla protestocuyu öldüren kişi ortaya çıkarılmadı” dedi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.