TSK’nın görev süresinin uzatılmasıyla ilgili Libya’da görüş ayrılıkları var  

Bazı siyasiler tüm yabancı güçlerin ülkelerinden gitmesi gerektiğini savunuyor  

Efes 2022 tatbikatı çerçevesinde Libyalı ve Türk yetkililerin İzmir’de çektirdiği hatıra fotoğrafı. (Libya Hükümeti)  
Efes 2022 tatbikatı çerçevesinde Libyalı ve Türk yetkililerin İzmir’de çektirdiği hatıra fotoğrafı. (Libya Hükümeti)  
TT

TSK’nın görev süresinin uzatılmasıyla ilgili Libya’da görüş ayrılıkları var  

Efes 2022 tatbikatı çerçevesinde Libyalı ve Türk yetkililerin İzmir’de çektirdiği hatıra fotoğrafı. (Libya Hükümeti)  
Efes 2022 tatbikatı çerçevesinde Libyalı ve Türk yetkililerin İzmir’de çektirdiği hatıra fotoğrafı. (Libya Hükümeti)  

Libya'ya asker gönderilmesi için verilen iznin süresinin 18 ay uzatılmasına ilişkin cumhurbaşkanlığı tezkeresi, geçen hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı'na sunuldu. Libyalı politikacılar ve akademisyenler, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ülkelerindeki varlığının sürmesiyle ilgili görüş ayrılığına düştü. Bazıları TSK’nın Libya’daki varlığının yeniden bir iç savaş yaşanmasını önlediğini savunurken, bazıları ise ‘siyasi kutuplaştırmayı’ arttırdığını öne sürdü.  
Libya Temsilciler Meclisi Üyesi Muhammed el-Haşimi, Ukrayna savaşının Libya’ya yansımaları olduğunu belirterek, TSK’nın görev süresinin uzatılmasının zamanlamasına dikkat çekti ve yabancı güçlerin ülkesindeki varlığından duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Şarku’l Avsata değerlendirmede bulunan Haşimi, ‘’Türkiye’nin buradaki askerlerinin görev süresini uzatması diğer etkin uluslararası güçleri de benzer kararlar almaya sevk edecektir, hangi ülke olursa olsun yabancı güçlerin ülkemizdeki varlığı sadece siyasiler için değil herkes için endişe kaynağıdır. Türkler yerel milis güçleriyle koordine halinde hareket ediyor, bu da o güçlerin nüfuzunu arttırmasına neden oluyor. Oysa tüm uluslararası anlaşmalar, bu milis gruplarının silahlardan arındırılması ve güvenlik kurumlarına entegre edilmeleri yönünde çabalara işaret ediyor’’ diye konuştu.  
Johns Hopkins Üniversitesi Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü'nde akademisyen olarak görev yapan Hafız el-Guveyl ise, ‘iç çatışmaların yaşanmasının engellenmesi için Libya’da Türk askeri varlığının devam etmesi gerektiğini’’ söyledi. Türkiye’nin Libya’da çıkarlarını koruyor olabileceğini kabul eden Guveyl, ‘’Bu durum Türkiye’ye has bir şey değil, Libya sahnesine müdahil olan ülkelerin tümü için de geçerli, ancak Ankara’nın başkent Trablus’un Wagner ve müttefiklerinin eline geçmesine engel olan tek gücü temsil ettiğini kabul etmek gerekir’’ dedi.  
Görev süresi sona eren Libya Genel Ulusal Kongresi üyelerinden Abdulmunim Yesir, Türkiye’nin Libya’daki varlığını, Batı dünyası ve Rusya arasındaki çatışmada kazanımlar elde etmek için kullanabileceğini savundu. Şarku’l Avsat’a açıklamada bulunan Yesir, ‘’Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan şimdilerde, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik askeri operasyonunun sonuçlarını görmeyi bekliyor. Geçici olarak Moskova’ya karşı ılımlı bir tavır takınıyor, ancak Washington ve müttefikleri savaşı kazanırsa, onlarla olan koordinasyonunu arttıracaktır. Libya Osmanlı İmparatorluğu’nun geri dönüşü hayalleri için bir çıkış noktasını temsil ediyor, bu yüzden Libya’dan vazgeçilmeyecektir. Libya Türk dış politikasında hayati bir öneme sahiptir. Türkiye için Libya’daki varlığı Akdeniz’deki petrol ve gaz arama faaliyetleriyle ilgili Avrupa Birliği ve Yunanistan’la olan ihtilaflarında da önem arz ediyor.’’ değerlendirmesinde bulundu.  
Türkiye’nin ülkede rekabet halindeki Fethi Başağa Hükümeti ile görev süresi dolan Abdulhamid Dibeybe Hükümeti arasında denge politikası izlediğini savunan Yesir, ‘’Türkiye Libya’daki bazı siyasi güçlerin yanı sıra Müslüman Kardeşler örgütü ve silahlı milis gruplarıyla güçlü ilişkiler geliştirdi. Dolayısıyla her kurumda kendisine destekçiler bulabiliyor, Başağa, Dibeybe veya bir üçüncü kişi de iktidarı elde etse Türkiye kendisine sağlam destek bulmaya devam edecektir’’ açıklamasında bulundu.  
Uluslararası ilişkiler profesörü Semir Saliha ise Türkiye’nin Libya’daki askeri varlığının Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin talebi doğrultusunda meşru bir şekilde gerçekleştiğine dikkat çekerek, Türk Silahlı Kuvvetleri ile ülkede bulunan diğer yabancı güçler arasında bir kıyas yapmanın haksız olacağını belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan Saliha, ‘’Türkiye’nin Libya’daki varlığı meşru mutabakatlarla kaimdir, bu anlaşmalara resmi itirazların olmaması anlaşmanın geçerliliğini koruduğunu gösterir’’ dedi.  
 Türkiye, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında, Birleşmiş Milletler’in bir an önce Libya’da seçimlerin gerçekleşmesi yönündeki çabalarını destekleme noktasında bir dereceye kadar koordinasyon ve fikir birliği olduğuna işaret eden Semir Saliha, söz konusu koordinasyonun ülkedeki istikrarın ve sükunetin sağlanması için temel dayanaklardan biri olduğunu söyledi.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.