Trump'a yönelik 'darbeye teşebbüs’ suçlaması ABD’de soruna neden oldu

Trump'ın seçimleri kaybetmesine rağmen iktidarda kalmaya çalışan bir başkanın ürkütücü imajını yansıtması ve ardından 'darbeye teşebbüsle’ suçlanması ABD için sorun haline geldi.

ABD Kongresi 16 Haziran'da, ‘Kongre Binası Baskını’ ile ilgili olarak tanıkları dinledi. (AFP)
ABD Kongresi 16 Haziran'da, ‘Kongre Binası Baskını’ ile ilgili olarak tanıkları dinledi. (AFP)
TT

Trump'a yönelik 'darbeye teşebbüs’ suçlaması ABD’de soruna neden oldu

ABD Kongresi 16 Haziran'da, ‘Kongre Binası Baskını’ ile ilgili olarak tanıkları dinledi. (AFP)
ABD Kongresi 16 Haziran'da, ‘Kongre Binası Baskını’ ile ilgili olarak tanıkları dinledi. (AFP)

Cumhuriyetçi kanattan isimlerin son günlerde ABD Kongresi’nde yaptıkları tanıklıklar, eski ABD Başkanı Donald Trump için seçimi kaybettiğini bilen ancak iktidarda kalmaya çalışan bir başkanın ürkütücü imajını gözler önüne serdi. Beyaz Saray çalışanlarından, Donald Trump’ın seçim kampanyasında görev alanlardan, avukatlardan ve hatta aile üyelerinden bazılarının verdikleri ve Trump'ın başkanlığı sırasında yapmış olabileceği ve 6 Ocak 2021'de Kongre Binası’na (Capitol) düzenlenen baskınla sonuçlanan ihlallere işaret eden ifadeler, açılması muhtemel davaların genel çerçevesini çizdi.
Kongre’nin baskın olayını araştıran komisyonun üyeleri tarafından derlenen dosya, olayın, seçimlerde yenilgiye uğrayan eski Başkan Trump ve avukatı John Eastman'ın başını çektiği ve emsal teşkil etme konusunda ABD’nin başına sorun açan daha kapsamlı bir darbe girişiminin parçası olduğunu göstermeyi amaçlıyor.
Şimdi sorulması gereken asıl soru ise ‘Federal savcılar Donald Trump'ı suçlamalı mı?’ oldu. Eski New York Federal Savcısı Kevin O’Brien, AFP’ye yaptığı değerlendirmede Trump’ın Adalet Bakanlığı tarafından bir takım suçlamalarla karşı karşıya kalma ihtimali olduğunu söyledi. O’Brien, dosyanın güçlü olduğunu ve federal savcıların Trump’ın ve Eastman'ın büyük eyaletlerdeki oyların sayılmasını iptal etme planları ile Kongre Binası Baskını’nı birbirine bağlayabilmeleri şartıyla jüriye ikna edici görüneceğini söyledi.
Komisyon, iddianame konusunu ilgili makamlara bırakacağını sık sık vurgulasa da Donald Trump'ı ‘oyların sayımını engellemek ve ABD'ye karşı suç planına katılmak’ olmak üzere en az iki suçla itham edeceğini ima etti. Toplanan deliller, eski realite şov yıldızı Trump’ın çıkarına görünmüyor. Trump, Washington'daki şiddet olaylarından önce destekçilerini seçimin kendisinden çalındığına inandırmış ve onları 6 Ocak'ta başkentte toplanmaya teşvik etmişti. O gün binlerce kişiye hitap eden Trump, Kongre üyeleri seçim sonuçlarını onaylarken yüzlerce metre uzaklıktaki Kongre Binası’na yürümelerini söyledi. Komisyon ayrıca süreçte Adalet Bakanlığı'nın sandık görevlilerine ve üst düzey yetkililerine büyük bir baskı yapıldığını da vurguladı.
Eski ABD Başkanı’nın destekçilerine göre Trump seçimlerde hile yapıldığına ikna olmuştu ve iyi niyetle seçmenleri korumaya çalışıyordu. Ancak Kongre’deki oturumlar, 76 yaşındaki iş insanının seçimleri kaybettiğini çok iyi bildiğini ve yakın danışmanlarının bunu kendisine söylediğini gösterdi. Bu oturumlar sırasında en güçlü ifadelerden birini ABD’li muhafazakar çevrelerde süperstar olarak kabul edilen emekli yargıç Jay Michael Luttig verdi. Luttig ifadesinde, Donald Trump'ın Amerikan demokrasisi için ‘açık ve gerçek bir tehdit’ olduğunu belirtti. Destekçileri dışında, milyarder iş insanı Trump'ın suçlanabileceğine dair oldukça geniş bir fikir birliği olsa da bu kez de ABD Adalet Bakanı Merrick Garland’ın Trump’ı suçlaması mı yoksa suçlamaması mı gerektiği sorusu ortaya çıkıyor.
Washington merkezli Financial Times gazetesi yazarı Edward Luce, ‘beceriksizce’ yapılan arayışların Trump'ı güçlendirebileceğini, hatta yeniden seçilmesine yardımcı olabileceğini yazdı. Luce, “Bir krala saldırdığınızda, eski bir kral bile olsa onu mutlaka devirmelisiniz” ifadelerini kullandı.
ABC News ve Ipsos tarafından yapılan yeni bir ankete göre Amerikalıların yaklaşık yüzde 60'ı eski ABD Başkanı’nın yargılanması gerektiğine inanıyor. Bu yüzden eğer Bakan Garland, Donald Trump'ı suçlamaya karar verirse halktan güçlü bir destek görebilir.
Ancak Kaliforniya eyaletinin San Diego şehrinin eski Federal Savcısı Neama Rahmani'ye göre Adalet Bakanı’nın bu savaşı başlatacak cesareti yok. AFP'ye konuşan Rahmani şu değerlendirmeyi yaptı:
“Eski bir Başkanı suçlamak emsal teşkil edecek. Bu da zorlu ve siyasi açıdan yüklü bir davayla ilgilenmeye hazır güçlü bir davacı olmasını gerektiriyor. Merrick Garland'ın o kişi olduğunu düşünmüyorum.”
Georgia Koleji ve Eyalet Üniversitesi'nde hukuk profesörü olan Nicholas Creel, Donald Trump hakkında soruşturma başlatılmamasının Amerikan adaletinin temel ilkelerinden biri olan kimsenin hukukun üstünde olmadığı ilkesine ihanet olacağını savundu. Creel, AFP’ye şu açıklamada bulundu:
“Trump’a yönelik bir iddianame, eski başkanlar hakkında soruşturma açmamaya ilişkin kalıplaşmış düşünceleri yıkacak ve büyük ihtimalle destekçileri tarafından yoğun bir muhalefet görecek. Ancak bunun tek alternatifi, darbe girişimini sonuçsuz bırakmak olacaktır.”



İsrail ordusu, Refah’ta bir tünelden çıkan dört ‘silahlı kişiyi’ öldürdü

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
TT

İsrail ordusu, Refah’ta bir tünelden çıkan dört ‘silahlı kişiyi’ öldürdü

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)

İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah bölgesinde bir tünelden çıkan dört silahlı kişiyi öldürdüğünü duyurdu. Ordu, söz konusu kişilerin İsrail askerlerine ateş açtığını iddia etti.

Ordu tarafından yapılan açıklamada, “Dört silahlı terörist az önce bir tünelden çıkarak askerlerimize ateş açtı… Kuvvetlerimiz teröristleri etkisiz hale getirdi” denildi.

İsrail Ordu Sözcüsü de resmi X hesabından yaptığı paylaşımda, “Bölgeyi sabotajcılar ve terör altyapılarından temizleme faaliyetleri kapsamında, askerlerimiz Refah’ın doğusunda yer altı tünel ağı içinde bir tünel çıkışında dört sabotajcıyı fark etti. Sabotajcılar askerlerimize ateş açınca, askerlerimiz karşılık vererek dört sabotajcıyı etkisiz hale getirdi” ifadelerini kullandı.

İsrail, bir hafta önce Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki sınır kapısını yeniden yaya geçişine açtı. Bu adım, Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden çıkmasına ve savaş nedeniyle bölgeden kaçanların geri dönmesine imkân tanıyacak. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre İsrail, Refah Sınır Kapısı’ndan giriş-çıkış yapan Filistinlilere güvenlik taraması yapılmasını şart koşuyor.

İsrail, sınır kapısını Mayıs 2024’te kontrol altına almıştı; bu, Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın başlamasından yaklaşık dokuz ay sonra gerçekleşti. Savaş, ABD Başkanı Donald Trump’ın arabuluculuğunda ekim ayında uygulamaya konan ateşkesle geçici olarak sona ermişti. Sınır kapısının yeniden açılması, Trump’ın çatışmayı durdurmayı amaçlayan planının ilk aşamasında önemli bir adım olarak öne çıkıyor.


Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.