Moskova Madrid Zirvesi"ni kınadı ve ‘Demir Perde’ konusunda uyardı

Zelenskiy’nin mesaj gönderdiği Putin, NATO'nun ‘emperyalist ihtiraslarını’ eleştirdi

Putin dün Endonezyalı mevkidaşı Joko Widodo ile Moskova'da bir araya geldi. (Reuters)
Putin dün Endonezyalı mevkidaşı Joko Widodo ile Moskova'da bir araya geldi. (Reuters)
TT

Moskova Madrid Zirvesi"ni kınadı ve ‘Demir Perde’ konusunda uyardı

Putin dün Endonezyalı mevkidaşı Joko Widodo ile Moskova'da bir araya geldi. (Reuters)
Putin dün Endonezyalı mevkidaşı Joko Widodo ile Moskova'da bir araya geldi. (Reuters)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, NATO’nun Madrid Zirvesi’nde Rusya’nın ‘vahşeti’ karşısında Ukrayna’yı desteklemeye devam edileceği taahhüdünün ardından, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) ‘emperyalist hırslarını’ kınadı.  
İspanya'nın başkenti Madrid'deki NATO Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirisinde Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı güçlü bir şekilde kınandı ve yaşanan insani felaketin tüm sorumluluğu Rusya’ya yüklendi. Bildiride, Ukrayna hükümeti ve halkıyla tam dayanışma içinde olunduğu vurgulandı. Ukrayna'nın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüne sarsılmaz destek yinelendi. Ayrıca Ukrayna'nın savunma hakkını ve kendi güvenlik düzenlemelerini seçme hakkının desteklendiği belirtilerek, savunma ve siber alanlarda Ukrayna’ya sağlanan yardımların devam edeceği kaydedildi.
NATO ülkeleri, Rusya'yı ittifaka en önemli ve doğrudan tehdit olarak tanımlayarak, İttifak'ın yeni stratejik konseptini kabul etti. Sonuç bildirisinde, ‘Rusya Federasyonu, müttefiklerin güvenliğine, Avrupa-Atlantik bölgesindeki istikrar ve barışa en ciddi ve doğrudan tehdittir’ ifadesi yer aldı.  
Rusya Devlet Başkanı Putin, Türkmenistan’ın ev sahipliğinde başkent Aşkabat’ta düzenlenen "6. Hazar Denizi Ülkeleri Liderler Zirvesi’nin ardından yaptığı açıklamalarda Batılı ülkelerin tutumunu eleştirerek, NATO'nun Soğuk Savaş döneminin kalıntısı olduğunu ve ABD’nin NATO’yu ‘dış siyasetinin bir enstrümanı olarak uydularını buyruğu altında tutmak için’ kullandığını söyledi. NATO’daki büyük devletlerin ‘emperyalist ihtirasları’ olduğunu söyleyen Putin, ‘’Ukrayna’yı savaşı sürdürmesi için desteklemeleri ve müzakereleri reddetmesi yönünde çağrılar yapmaları, Ukrayna ve Ukrayna halkının çıkarlarının Batı ve NATO’nun amaçları arasında olmadığı tezimizi desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda Ukrayna’yı kendi çıkarlarını korumak için bir araç olarak kullandıklarını gösteriyor. NATO’daki büyük devletler hegemonyalarını pekiştirmek istiyorlar’ diye konuştu.  
NATO’nun ve özellikle ABD’nin uzun süredir, ‘müttefikleri bir arada tutmak için’ harici bir düşmana gereksinim duyduğunu belirten Putin, İran’ın bu rolü üstlenmesinin yeterli görülmediğini söyledi. Putin şaka yollu, ‘’Şimdi onlara bu fırsatı tanıdık, herkesi etraflarında toplamaları fırsatı’’ dedi.  
NATO liderlerinin Madrid Zirvesi'nde kabul ettiği yeni Stratejik Konsept belgesinde Çin ilk defa ‘tehdit unsuru’ olarak anıldı. Daha önce stratejik ‘dış ortak’ addedilen Rusya ise bu kez "en önemli ve doğrudan tehdit" olarak sınıflandırıldı. Stratejik Konsept belgesinde Çin ile ilgili şu ifadelere yer verildi: "Çin'in hırsları ve zorlayıcı politikaları, çıkarlarımıza, güvenliğimize ve değerlerimize meydan okuyor. Çin küresel gücünü artırmak için geniş bir yelpazede siyasi, ekonomik ve askeri enstrümanlar kullanırken, stratejisi, niyetleri ve askeri birikimi hakkında belirsizliğini koruyor. Çin, ekonomik gücünü stratejik bağımlılıklar yaratmak ve etkisini artırmak için kullanıyor. Çin ile Rusya arasında derinleşen stratejik ortaklık ve kurallara dayalı uluslararası düzenin altını oymak için karşılıklı olarak güçlendirici girişimleri, değerlerimize ve çıkarlarımıza aykırıdır." 
Pekin NATO’nun ‘stratejik konsept belgesini’ eleştirdi. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Cao Licien, NATO'nun daha önce defalarca, başka ülkelere yayılma hedefinin olmadığını vurguladığını ancak son yıllarda, Asya-Pasifik bölgesine yönelik hamlelerde bulunduğunu söyledi. Cao Licien, "NATO yeni alanlara ve bölgelere yönelen hamleler yapma ve bloklar arası cepheleşme yaratma arayışında, dünya bu girişimleri reddetmeli. NATO yeni bir Soğuk Savaş başlatma arayışını sonlandırmalı. NATO’nun son ‘stratejik belgesi’ gerçeklerle uyumlu değildir ve Çin’in dış politikasını karalamayı hedeflemektedir." dedi. 

Demir Perde 
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ukrayna'daki çatışmayla ilgili benzeri görülmemiş bir diplomatik krizin zemininde şu anda Rusya ile Batı arasında bir ‘Demir Perde’ oluşturulduğu uyarısında bulundu. Rusya Federasyonu ile Belarus arasında diplomatik ilişkilerinin tesis edilmesinin 30. yıl dönümü vesilesiyle Belarus'un başkenti Minsk'te bulunan Lavrov, Winston Churchill'in ünlü sözünü hatırlatarak, "Gerçek şu ki Rusya ve Batı arasına Demir Perde iniyor’’ dedi. Lavrov, "Demir perde, pratikte iniyor ancak dikkatli olsunlar, bir şeylerini sıkıştırmasınlar. Avrupa Birliği, çıkarlarımızı anlamak ve dinlemekle hiç ilgilenmiyor. O sadece Brüksel'de alınan kararlarla ilgileniyor. Brüksel'de alınan kararların Washington'da biçildiğini son yıllarda zaten gördük" diye konuştu.  
NATO’nun Madrid Zirvesi’nin, ABD’nin her ülkeyi kendi iradesine boyun eğdirmek istediğini ortaya çıkardığını belirten Lavrov, ‘’Bu Demir Perdeyi Batılılar kendileri oluşturuyor’ dedi. Churchill’in Demir Perde ibaresi, kapitalist ülkelerle Sovyet ülkeleri arasındaki Soğuk Savaş’a atıf olarak biliniyor.  

Peki ya Tahatcher? 
İngiltere Başbakanı Boris Johnson'un "Rusya Devlet Başkanı kadın olsaydı, savaş olmazdı" yönündeki açıklamasına Rusya Devlet Başkanı Putin, eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher'dan örnek vererek yanıt verdi. Putin, "eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher'in Falkland Adaları için Arjantin'e karşı savaş başlattığını" anımsatarak, "Yakın tarihten hatırlatma yapmak isterim. Bir kadın savaşı başlatma kararı aldı. Falkland Adaları nerede ve İngiltere nerede? Bunun sebebi, emperyalist hırslar ve emperyalist statünün onaylattırılmasıdır. Bu nedenle mevcut İngiltere Başbakanı'nın bugün olanlarla ilgili atıfları yanlıştır" dedi. 
Boris Johnson, Alman ZDF televizyon kanalına verdiği röportajda, Putin'in cinsiyetini çatışmaya katkıda bulunan bir faktör olarak göstermiş ve "Putin bir kadın olsaydı, ki öyle olmadığı çok açık, ama öyle olsaydı çılgın, erkeksi bir işgal ve şiddet savaşına gerçekten girişmezdi" demişti.  
 
Zelenskiy’den mesaj  
Endonezya Devlet Başkanı Joko Widodo, Ukranya Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’in mesajını Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ilettiğini aktardı. Joko Widodo, Kiev’de Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile görüştükten sonra Rusya’nın başkenti Moskova’ya geldi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Widodo’nun ülkesini ilk kez ziyaret ettiğini belirterek, “Endonezya Devlet Başkanı’nı Kremlin'de ağırlamaktan mutluluk duyuyoruz. Bu ziyaretten çok memnunuz. Endonezya'nın Asya-Pasifik bölgesindeki kilit ortaklarımızdan biri olduğunu belirtmeliyim. Görüşmemiz oldukça verimli geçti, Rusya-Endonezya ilişkilerinde yapıcı ve karşılıklı yarar sağlıyoruz. Başkan Widodo’nun, Endonezya’da gerçekleşecek olan G20 Zirvesi için çabalarını destekliyoruz” dedi. 
Joko Widodo ise, Moskova’dan önce Kiev’i ziyaret ettiğini ve Zelenskiy ile bir görüşme yaptığını hatırlatarak, “Başkan Zelenskiy'den, Başkan Putin'e bir mesaj ilettim ve iki lider arasında iletişim kurmaya hazır olduğumu ifade ettim. Endonezya’nın savaşın sona ermesi dışında bir başka çıkarı yoktur. Tüm liderler iş birliği ruhuyla hareket etmelidir ve bu zorlu durumla ilgili diyalog başlatılmalıdır’’ dedi. 
Zelenskiy’nin mesajının içeriğine dair ise herhangi bir bilgi verilmedi.  



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.