Batılılar karamsar ama Tahran ‘nükleer müzakerelerle’ ilgili görüşmeleri sürdürmekte kararlı

ABD’li ve İranlı yetkililer, uzlaşı sağlanan konuların yeniden açılması hususunda birbirini suçladı

Avrupa Birliği’nin nükleer müzakereler koordinatörü Mora, 25 Haziran 2022'de Tahran'da düzenlenen basın toplantısında notlar alıyor. İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan ve baş müzakereci Kani Tahran’da. (AFP)
Avrupa Birliği’nin nükleer müzakereler koordinatörü Mora, 25 Haziran 2022'de Tahran'da düzenlenen basın toplantısında notlar alıyor. İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan ve baş müzakereci Kani Tahran’da. (AFP)
TT

Batılılar karamsar ama Tahran ‘nükleer müzakerelerle’ ilgili görüşmeleri sürdürmekte kararlı

Avrupa Birliği’nin nükleer müzakereler koordinatörü Mora, 25 Haziran 2022'de Tahran'da düzenlenen basın toplantısında notlar alıyor. İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan ve baş müzakereci Kani Tahran’da. (AFP)
Avrupa Birliği’nin nükleer müzakereler koordinatörü Mora, 25 Haziran 2022'de Tahran'da düzenlenen basın toplantısında notlar alıyor. İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan ve baş müzakereci Kani Tahran’da. (AFP)

İranlı yetkililer, Katar’ın ev sahipliği yaptığı ABD-İran dolaylı görüşmelerinin bir sonuç doğurmamasının ardından, ‘2015 nükleer anlaşmasının’ canlandırılması konusunda Washington’la dolaylı müzakereleri sürdürme niyetinde olduklarını açıkladı. Batılı diplomatlar ise, Kapsamlı Ortak Eylem Planı olarak bilinen ‘nükleer anlaşmanın’ yeniden canlandırılabileceği konusunda karamsar bir yaklaşım sergiledi.  
İran'ın Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Mecit Tahtırevançi Twitter hesabından yaptığı açıklamada, "Doha görüşmelerinin ardından Avrupa Birliği ile müzakerelerin bir sonraki aşamasını koordine edeceğiz. Ekibimiz bir anlaşmaya varılabilmesi için yapıcı bir katkı sunmaya hazırdır. ABD tarafı gerçekçi davranır ve yükümlülüklerini yerine getirmede ciddi bir niyet benimserse, anlaşma sağlanabilir’’ ifadelerini kullandı. İran’ın ABD’den nesnel ve doğrulanabilir güvenceler talep ettiğini belirten Tahtırevançi, ‘ABD’nin bir kez daha nükleer anlaşmadaki yükümlülüklerini ihmal etmeyeceğine ve İran’a farklı bahaneler ve farklı tanımlamalarla yaptırım uygulamayacağına dair güvence talep ettik. Doha görüşmeleri ciddi ve olumluydu. Anlaşmaya varılabilmesi için ekibimiz bir kez daha yapıcı bir şekilde müzakere yapmaya hazırdır’’ açıklamasında bulundu.  
Öte yandan BM Güvenlik Konseyi'ndeki ABD’li, İngiliz ve Fransız diplomatlar, bir yıldan fazla süren Viyana müzakerelerinde, Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) anlaşmasının yeniden canlandırma çabalarının başarısız olmamasının sorumluluğunu İran’a yükledi. Bu arada Doha görüşmelerinde, ABD'nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ile İran baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani’nin, Avrupa Birliği Koordinatörü Enrique Mora aracılığıyla ‘mesajlaşmalarına’ dair bazı ayrıntılar ortaya çıktı. Reuters haber ajansına adının gizli tutulması kaydıyla bilgi veren bir ABD’li yetkili, Doha görüşmelerinde bir ilerleme kaydedilemediğini ve iki ülke arasında anlaşmazlık noktalarının hala devam ettiğini söyledi. ABD’li yetkili, ‘’Doha toplantılarından sonra anlaşmaya varma şansı daha da düştü, bu şans gün geçtikçe azalıyor’’ dedi. Görüşmenin ayrıntılarına değinmeyen ABD’li yetkili şöyle devam etti: ‘’ “Doha görüşmelerini en iyi ihtimalle yerinde saymak, en kötü ihtimalle de geri adım atma olarak tanımlayabiliriz. Ancak bu noktada yerine saymak da tüm hedefler konusunda geri adım atmak anlamına geliyor. Öne sürdükleri bulanık talepler, mutabık kalınmış konuları tekrar açmaları ve Kapsamlı Ortak Eylem Planı’yla bağlantısız talepler, asıl müzakerenin görüş ayrılıklarını gidermek için İran ile ABD arasında değil, nükleer anlaşma ile gerçekten ilgilenip ilgilenmedikleri sorusuna bir cevap bulmak üzere İranlı tarafların kendi içinde yürütülmesi gerektiğini gösteriyor. Bu aşamada İranlıların tam olarak ne istediklerinden emin olup olmadıklarını bilemiyorum. Doha’ya net ayrıntılarla gelmediler, öne sürdükleri bazı şeylerin bizim ve Avrupalılar için kabul edilebilir olmayacağını biliyor olmalılar” değerlendirmesinde bulundu.
ABD’li yetkili, Washington’ın nisan ayında İran’a, ABD yönetiminin bir sonraki yönetimin muhtemel anlaşmadan çekilmeyeceğine dair ‘yasal garanti’ veremeyeceğini net bir şekilde ifade ettiğini hatırlattı. ‘’Gelecekteki bir yönetimi herhangi bir şey yapmaya zorlamamıza izin verecek yasal bir yol olmadığını söyledik, bu yüzden İran'ı rahatlatacak başka yollar aradık ve bu konunun kapatıldığına inanıyorduk’’ dedi.  ABD’li yetkili, ‘Viyana müzakerelerinin başarısız olması durumunda, İran yönetiminin, ciddi bir fark yaratmayacak konular için anlaşmanın sağlayacağı avantajlara niçin sırt çevirdiğini vatandaşlarına anlatmakta zorlanacağı’ uyarısında bulundu.  
ABD’li ve İranlı yetkililer, mart ayından bu yana durdurulmuş olan Viyana müzakerelerinde ilerleme sağlanamamasının sorumluluğunu birbirine yüklemeye devam etti. İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Vahid Celalzade ulusal bir televizyonda yaptığı konuşmada, ‘’Doha görüşmelerinde Amerikalılarla iki konuda anlaşmaya varamadık: Birincisi; elde edeceğimiz ekonomik avantajlar, ABD’liler Biden yönetiminin sonuna kadar dahi bu konuda bir güvence veremedi. İkincisi ise, İran’ın ‘kırmızı çizgi listesinin’ karşı taraftan olumlu karşılık görmemesidir.’’  
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Katar Emiri Şeyh Temim Bin Hamed Al Sani ile telefonda görüştü. İran Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Reisi’nin telefon görüşmesinde, İran’a yönelik uygulanan tek taraflı yaptırımların haksız, gayrı meşru ve adil olmadığını vurguladığı ve ülkesinin haklarını korumakta kararlı olduğunu belirttiği kaydedildi. Reisi, ‘’Uzun soluklu bir anlaşma, yaptırımların kaldırılmasını ve temeli olmayan iddialardan şartsız bir şekilde vazgeçilmesini gerektirir’’ dedi.
Bloomberg haber ajansı, konu hakkında bilgi sahibi diplomatik kaynaklara atıfta bulunarak, ‘2015 nükleer anlaşmasının’ yeniden canlandırılması yönündeki diplomatik çabaların ABD Başkanı Joe Biden'ın Ortadoğu ziyaretinin ardından yeniden başlayabileceğini değerlendirdi. Diplomatik bir kaynak, Biden ziyaretinin ardından Doha’da ABD ile İranlı yetkililer arasında bir toplantı daha yapılmasının ihtimal dahilinde olduğunu söyledi.  
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulunda 9 Haziran’da yapılan oylamada, 30 üye ülkenin oylarıyla İran'a karşı karar çıkarılması kabul edilmişti. UAEA’ya bildirilmeyen 3 yerde tespit edilen nükleer bulgulara ilişkin bu ülkenin kuruma yaptığı açıklamanın tatmin edici olmadığı hatırlatılan kararda, bu dosyayla ilgili, çözüme kavuşturulması gereken hususlara ilişkin Tahran yönetiminin, kurumla tam ve zamanında iş birliği yapmasının önemine işaret edilmişti. Avrupalı bir diplomat, İran’ın nükleer müzakere heyetinin sürekli olarak bu kararı eleştirdiğini aktardı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre UAEA müfettişlerinin, İran’ın ‘duraksayan müzakereleri’ fırsat bilip, gizli bölgelerde uranyum zenginleştirmesine yönelebileceği yönünde endişeleri var.  
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami, Amerikan istihbarat teşkilatlarının ve diğer bazı Batılı ülkelerin iddialarını tekzip ederek, İran'ın nükleer faaliyetlerinin tamamen barışçıl ve şeffaf olduğunu söyledi. İran’ın nükleer faaliyetlerinin güvenli olduğunu ispatladığını savunan İslami, ülkesinin nükleer müzakere heyetinin bu konudaki ‘yasal, güçlü delilleri öne sürerek, konunun kapatılmasını’ umduğunu söyledi. İslami, ''Bu uluslararası anlaşmada, nükleer programla ilgili suçlamalar kapatılmıştı. Varılan anlaşma, Batılı ülkelerin İran'a karşı yaptırımları kaldırma taahhüdünü içeriyordu. Irkçı İsrail rejimi, barışçıl nükleer faaliyetlerimizi sekteye uğratmak için sürekli engeller çıkarıyor. Bizden 50 bin belge çaldıklarını iddia ediyorlar ve sürekli peyderpey bir şeyler yayımlıyorlar. İran'ın nükleer müzakerelerinde beş artı bir ülkeleriyle tüm bu davalara yanıt verilmiş ve dosyalar kapatılmıştır. Şimdi sürekli aynı şeylerin yeniden açılması anlamsızdır’’ diye konuştu.  



Alpler'de çığ kabusu: Üç günde 4 can kaybı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Alpler'de çığ kabusu: Üç günde 4 can kaybı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Pazartesi günü Fransız Alpleri'nde meydana gelen çığlarda iki kayakçı hayatını kaybetti ve böylece üç günde toplam 4 kişi öldü.

Polis, Grenoble yakınlarındaki Saint-Agnes'te, Belledonne sıradağlarında pist dışında kayak yapan 38 yaşında bir adamın öğleden sonra saat 4'ten kısa bir süre önce öldüğünü bildirdi. Yanında bulunan diğer kayakçıysa yara almadı.

Savcı Marion Lozac'hmeur, İtalyan sınırındaki Montgenevre yakınlarında pist dışında kayak yaparken "çok büyük bir çığ" altında kalan 30'lu yaşlarının başlarında başka bir adamın da öldüğünü söyledi.

Ona da bir başka kayakçı eşlik ediyordu ve o da yara almadı.

Lozac'hmeur daha önce, cumartesi günü Fransa'nın güneydoğusundaki Saint-Veran köyü yakınlarında bir çığ tetiklenmesi sonucu iki kayakçının öldüğünü bildirmişti.

30'lu yaşlarındaki iki kurban, Tete de Longet dağ zirvesinin kuzey yamacından aşağıya doğru büyük bir çığ altında kalan 4 kişilik bir grubun parçasıydı. Diğer iki kayakçı yara almadan kurtuldu.

Ölüm nedeninin belirlenmesi için otopsi yapılacak.

Son günlerde Alpler'de yoğun kar yağışı birkaç çığa neden oldu. Aralıkla şubat arası kuzey yarımkürede en yoğun sezon.

Alp kurtarma servisi, cumartesi günü Milano Cortina Kış Oyunları'nın bazı pistlerine ev sahipliği yapan Trentino Alto Adige ve Lombardiya bölgelerinde kayak yapan üç kişinin öldüğünü bildirdi.

fdvgth
Avrupa Çığ Uyarı Servisi'nin tahminine göre Alpler'de çığ riski yüksek (Avrupa Çığ Uyarı Servisi)

Kadınlar Alp disiplini kayak müsabakalarının düzenlendiği Cortina d'Ampezzo'ya yakın Dolomit Dağları'ndaki Marmolada bölgesinde iki çığ meydana geldi.

Geçen ay,  Fransız Alpleri'ndeki çığda Britanyalı bir adam hayatını kaybetmişti. Yapılan açıklamaya göre, 50'li yaşlarında olduğu tahmin edilen kurban, La Plagne'de pist dışında bir grupla kayak yapıyordu.

Kurtarma ekipleri, 12 Ocak'ta yerel saatle öğleden sonra 2'den kısa süre önce çığ ihbarı almış ve hemen bölgeye sevk edilmişti.

Kimliği açıklanmayan adam, 50 dakikalık bir arama sonucunda yaklaşık 2,5 metre karın altında bulunmuştu.

Avrupa Çığ Uyarı Servisi'ne göre, Avrupa'da bu kayak sezonunda çığlarda en az 66 kişi hayatını kaybetti.

Risk tahminleri yapan kuruluş, kar çığlarının Avrupa'da her yıl ortalama 100 can aldığını belirtiyor.

Independent Türkçe 


Suriye ordusu, SDG ile varılan anlaşma uyarınca Haseke çevresinden çekilmeye başladığını duyurdu

SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
TT

Suriye ordusu, SDG ile varılan anlaşma uyarınca Haseke çevresinden çekilmeye başladığını duyurdu

SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)

Suriye ordusu Operasyonlar Heyeti, bugün (salı) yaptığı açıklamada, kuzeydoğudaki Haseke kenti çevresinden çekilme sürecinin başlatıldığını duyurdu. Açıklamada, söz konusu adımın hükümet ile Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan anlaşma kapsamında atıldığı belirtildi.

Heyet, Suriye el-İhbariye televizyonunda yayımlanan açıklamasında, ordunun çekildiği bölgelerde İç Güvenlik Güçleri’nin konuşlandırıldığını bildirdi.

Açıklamada, SDG’nin anlaşmayı uygulama konusunda taahhütlerine bağlı kaldığı ve olumlu adımlar attığı ifade edilerek, “Bir sonraki adımı belirlemek üzere izleme ve değerlendirme yapıyoruz” denildi.

Suriye hükümeti ile SDG, geçen ayın sonlarında kapsamlı bir ateşkes, güçlerin ve Kürt idari yapılarının kademeli olarak devlet kurumlarına entegre edilmesi konusunda anlaşmaya vardıklarını açıklamıştı.

Söz konusu anlaşma; Suriye hükümet güçlerinin, daha önce SDG’nin kontrolünde bulunan kuzey ve doğu Suriye’de geniş alanlarda yeniden hâkimiyet sağlamasının ardından hayata geçirildi. Anlaşma kapsamında, İçişleri Bakanlığı’na bağlı iç güvenlik güçlerinin, daha önce SDG kontrolünde olan Haseke ve Kamışlı kentlerine girmesi öngörülüyor.

Edinilen bilgilere göre, Haseke–Rakka ve Haseke–Deyrizor yollarının; otobüs, yolcu ve ticari konvoy trafiğine açılması için hazırlıklar yapılıyor. Bu adımın, son güvenlik gerilimleri nedeniyle yaklaşık bir aydır kopuk olan ilin, Suriye’nin diğer vilayetleriyle yeniden bağlantısının kurulmasına zemin hazırlaması bekleniyor.

Ayrıca, güven artırıcı önlemler çerçevesinde 48 saat içinde her iki taraftan bir grup esirin serbest bırakılabileceği, Kamışlı Havalimanı ile petrol sahalarının en geç bir hafta içinde Suriye hükümetine devrine yönelik işlemlerin tamamlanmasının öngörüldüğü belirtildi.

Bu gelişmeler, anlaşmanın ikinci aşamasını oluşturuyor. Bu aşama; petrol kuyuları ile Kamışlı Havalimanı’nın devrini kapsarken, üçüncü aşamada ise devletin sınır kapıları üzerindeki denetimi üstlenmesi planlanıyor. Bu kapsamda özellikle Türkiye ile Nusaybin Sınır Kapısı ile Irak Kürdistan Bölgesi’ne açılan Semalka Kapısı öne çıkıyor.


Suriye ve captagon ile mücadele: Bir yılda neler değişti?

İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
TT

Suriye ve captagon ile mücadele: Bir yılda neler değişti?

İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)

İsmail Derviş

İngiliz gazetesi The Guardian, 2021 yılının mayıs ayı ortalarında, Suriye muhalefetinin Baas rejimine karşı ayaklanmasının patlak vermesinden yaklaşık 10 yıl sonra, “Captagon, Suriye'yi bir uyuşturucu devletine dönüştürdü” başlıklı kapsamlı bir rapor yayınladı.

Raporda, Beşşar Esed'in eski Suriye rejiminin çeşitli uyuşturucu türlerinin imalatı, üretimi ve kaçakçılığına sağladığı resmi destek ele alınıyor. Mahir Esed liderliğindeki 4. Tümen'in subayları tarafından denetlenen laboratuvarlar ve fabrikalar, Suriye'nin güney, orta ve doğu bölgelerine, özellikle de aynı sektörde faaliyet gösteren İran bağlantılı grupların yaygın olduğu bölgelere dağılıyordu.

Ürdün toprakları, eski rejim ve müttefikleri tarafından, öncelikle Arap Körfez ülkeleri ve Mısır'ı hedef alan ‘zehirli maddelerin’ bölgeye kaçak olarak sokulması için kullanıldı. Daha sonra bu ticaret, Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yapılan ihracatı da kapsayacak şekilde genişledi.

Ürdün ordusu Suriye sınırında kaçakçılarla mücadele ederken, kaçakçılığı durdurmak umuduyla rejimle yakınlaşma temelli başka bir siyasi yol izledi, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı.

Eski Suriye rejimi ile Amman arasında 2023 ve 2024 yıllarında resmi ilişkiler kurulmasına rağmen, Ürdün, ‘Suriye ordusu içindeki unsurların Ürdün'e uyuşturucu kaçakçılığını kolaylaştırdığı’ suçlamasının yapıldığı birkaç resmi açıklamada bulundu.

Sonuç olarak Suriye, on yılı aşkın bir süredir uluslararası güvenlik kurumları ve sınır kontrol kurumlarının zihninde, özellikle captagon gibi büyük miktarlarda üretilip piyasalara kaçak olarak sokulan ve Suriye'nin modern tarihini değiştiren ‘Saldırganlığın Caydırılması Operasyonu’ başlatılmadan önce uyuşturucu maddelerin yasadışı akışında büyük rakamlara ulaşan küresel bir uyuşturucu üretim ve kaçakçılığı merkezi olarak anılmaya devam etti.

Uyuşturucu üretimi yüzde 80 azaldı

Suriye ayaklanmasının zaferinden bir yıl sonra, 2025 yılının aralık ayı sonlarında, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) Suriye'deki captagon üretiminin gerçek durumu hakkında bir rapor yayınladı.

Raporda, 2024 yılının aralık ayından bu yana yeni Suriye hükümetinin, captagon üretimi ve kaçakçılığıyla mücadele çabaları çerçevesinde captagon depolamak için kullanılan yaklaşık 15 endüstriyel laboratuvar ve 13 küçük tesisi kapatmış olduğu belirtildi.

dsfvdsv
BM verileri, bu kampanyanın daha önce Şam kırsalında ve Lübnan sınırına yakın bölgelerde aktif olan üretim zincirlerinde önemli bir kesintiye yol açtığını gösteriyor (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) ofisi, Suriye'de captagonun 2024 aralığından önce günlük üretiminin milyonlarca tablete ulaştığını, ancak siyasi değişimin ardından sadece bir yıl içinde Suriye'deki captagon üretiminin yaklaşık yüzde 80 oranında keskin bir düşüş gösterdiğini belirtti. Bu, uzun süredir yasadışı uyuşturucu ihracatında lider konumda olan bir ülkede eşi görülmemiş bir düşüştü.

BM’nin verilerine göre büyük laboratuvarların imha edilmesi, saklanma yerleri ve dağıtım ağlarını hedef alan yaygın baskınlar ve komşu ülkelerle istihbarat alanındaki iş birliği, daha önce Şam kırsalında ve Lübnan sınırına yakın bölgelerde aktif olan üretim zincirlerinin önemli ölçüde bozulmasına yol açtı.

Captagon imparatorluğunun çöküşü

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi’nden yapılan açıklamada, yeni Suriye'nin artık captagon veya diğer türdeki uyuşturucuların üreticisi veya imalatçısı olmadığı vurgulandı. Son aylarda ele geçirilen miktarların, Beşşar Esed rejiminin çöküşünden önce üretilmiş ve yurt dışına kaçırılmak üzere oldukları belirtilen açıklamada, “Suriye'nin özgürleştirilmesinden sonra, en tehlikeli aşama olan üretim aşamasını sona erdirebildik. Amacımız, eski rejim tarafından kurulan captagon imparatorluğunu yıkmaktı” denildi.

İçişleri Bakanlığı, son operasyonun Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi tarafından güney bölgelerinde yürütülen, uyuşturucu maddelerin ticareti ve kaçakçılığı konusunda uzmanlaşmış bir suç şebekesini hedef alan koordineli bir çaba olduğunu belirtti.

Bu çabalar, Ürdün'e kaçakçılık amacıyla getirilen büyük miktarda uyuşturucu maddenin ve gelişmiş kaçakçılık araçlarının ele geçirilmesinin yanı sıra, bir dizi önemli uyuşturucu kaçakçısının tutuklanmasına da yol açtı. Son ele geçirilenler arasında yaklaşık 2,5 milyon captagon hapı, tahmini ağırlığı 151 kilogram olan 605 torba esrar, 10 silindir helyum gazı, 75 balon, 30 plastik havan topu mermisi, uyuşturucu ile doldurulmuş bu mermileri fırlatmak için kullanılan bir top, bir insansız hava aracı ve iletişim cihazları ele geçirildi. Ele geçirilen tüm eşyalar müsadere edildi ve tutuklananlar, haklarında gerekli yasal işlemlerin yapılması için yetkili adli makamlara sevk edildi.

Uyuşturucuyla mücadele için bölgesel iş birliği

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada şunlar yer aldı:

“Birkaç gün önce, 2025 yılının ikinci yarısında Suriye'de uyuşturucuyla mücadele çabalarımızın sonuçlarını açıkladık. Altı aylık bir süre içinde, Suriye topraklarında uyuşturucu ile mücadele çalışmaları kapsamında yaklaşık 25,2 milyon captagon hapı ve 1.750 kilogram esrar ele geçirildi. Bu arada, uluslararası uyuşturucu ile mücadele çabaları sonucunda yaklaşık 23 milyon captagon hapı, 500 kilogram uyuşturucu üretiminde kullanılan hammadde, yaklaşık 54 kilogram kristal metamfetamin ve 229 kilogram esrar ele geçirildi. Ancak, dış veya uluslararası uyuşturucu ile mücadele çabalarına en büyük darbe Suriye ve Türkiye arasında vuruldu. Bu iki ülke, 14 milyon captagon hapına el koymayı ve kaçakçılık şebekelerinin yaklaşık 26 üyesini tutuklamayı başardı. Suriye ve Irak arasında yaklaşık 6 milyon hap ve 119 kilogram esrar ele geçirildi ve kaçakçılık şebekelerinin yaklaşık 31 üyesi tutuklandı.”

sdcfrgt
Bu çabalar, bir dizi önemli uyuşturucu kaçakçısının tutuklanmasına yol açtı (AFP)

Bakanlık Suriye ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliği kapsamında Suriye ile Kuveyt arasında yaklaşık 1,2 milyon captagon hapı ve 100 bin larica hapı, Suriye ile Ürdün arasında ise Brezilya'dan gelen 1,094 milyon hap ve 153 kilogram kokain ele geçirildi. Bu çabalar sonucunda yaklaşık 230 bin captagon hapının ele geçirildiğini ve kaçakçılık ağlarıyla temas halinde olan üç kişinin tutuklandığını kaydetti.

Çözümlerin önündeki engeller

Öte yandan Suriyeli gazeteci Abdullah Muslim, tüm verilerin önceki rejim dönemine kıyasla uyuşturucu kaçakçılığında önemli bir düşüşe işaret ettiği değerlendirmesinde bulundu. Müslim’e göre bu düşüş, güvenlik kampanyaları ve daha önce üretim, depolama veya transit merkezleri olarak kullanılan belirli geçiş noktaları ve bölgelerdeki daha sıkı kontrollerle kesinlikle ilişkilendirilebilir. Ancak, bu çabalar bu tehlikeli olgunun sona erdiği anlamına gelmez. Uyuşturucu kaçakçılığının tamamen ortadan kaldırılmasını engelleyen yapısal zorlukların halen olduğunu ifade eden Müslim, “En önemlisi Lübnan sınırının net bir şekilde belirlenmemiş olması, bu da kaçakçılık ağları tarafından istismar edilen coğrafi boşluklar yaratıyor. Bunun yanında sınır kontrolündeki zayıf teknik ve teknolojik kapasite, yetkililerin özellikle de geleneksel yöntemlerle güvenliğini sağlamak zor olan dağlık ve engebeli bölgelerde sızma ve kaçakçılığı kontrol etme yeteneğini sınırlıyor” ifadelerini kullandı.

Sadece rakamlara odaklanmak yeterli mi?

Öte yandan insan hakları savunucusu ve gazeteci Büşra Salih, “Sadece rakamlara odaklanmak yeterli değil. Bu, bağımlılığın önlenmesi ve sosyal tedavisi için politikalarla dengelenmeli. Çünkü iç kaçakçılıktan etkilenen topluluklar, halk sağlığı ve aile istikrarı açısından bu yasadışı endüstrinin sonuçlarından mustarip olmaya devam ediyor” yorumunda bulundu.

Salih, “Güvenlik çabaları önemli olsa da yıllardır uyuşturucunun ve Suriye şehir ve köylerinde kaçakçılık ağlarının gayri resmi işgalinin zarar verdiği toplulukları rehabilite etmek için programlarla desteklenmesi gerekir” diye ekledi.

Çok cepheli bir savaş

Sonuç olarak, gözlemciler Suriye'nin bir yıl içinde bölgenin en büyük uyuşturucu ihracatçılığından, uyuşturucu kaçakçılığı ağlarıyla mücadelede lider konuma gelmesinin, ülkenin modern güvenlik ve ekonomi tarihindeki en dramatik değişimlerden biri olduğunu düşünüyor. BM’ye göre yeni devlet, savaş ekonomisini finansman operasyonlarına bağlayan yasadışı üretim sistemini ve modern ve sofistike üretim üslerini ortadan kaldırmayı başardı. Ancak, en acil yanıt bekleyen soru, yeni kaçakçılık yöntemleri ve geleneksel güvenlik çerçevesinin dışında uyuşturucu ile mücadele çabalarına toplumun gerçek katılımını sağlama ihtiyacı karşısında bu dönüşümün sürdürülebilirliği olmaya devam ediyor.