Körfez'in lokomotif ülkelerinden BAE'nin en önemli özelliği, tam anlamıyla bir "hoşgörü" ülkesi olması

BAE Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanı Nahyan bin Mubarek Al Nahyan, Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı

Fotoğraf: Independent Türkçe
Fotoğraf: Independent Türkçe
TT

Körfez'in lokomotif ülkelerinden BAE'nin en önemli özelliği, tam anlamıyla bir "hoşgörü" ülkesi olması

Fotoğraf: Independent Türkçe
Fotoğraf: Independent Türkçe

Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) kurucusu Şeyh Zayid bin Sultan El Nahyan'ın, BAE'nin temellerini hoşgörü, saygı, ılımlılık ve tolerans kavramları üzerine attığı her defasında vurgulanıyor.
Bu durum ülkeye Arap bölgesi ve dünyanın dört bir yanından insanların BAE'ye çekilmesini sağladı. Hala milyonlarca dünya vatandaşı BAE'de yaşamak için girişimlerde bulunuyor.
Dünyada ilk kez "Hoşgörü Bakanlığı" kuran BAE'de ayrımcılık ve nefret yasalarla ağır bir suç olarak kabul ediliyor. 200'den fazla milliyetten dünya vatandaşına ev sahipliği yapan ülkede en temel görev "diğerine" saygı duymak.
BAE'de Hoşgörü Bakanlığı'nı yerinde inceledik. BAE Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanı Nahyan bin Mubarek Al Nahyan sorularımızı yanıtladı.

- Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanı Sayın Nahyan bin Mubarek Al Nahyan, BAE'de hoşgörü ve bir arada yaşama işleriyle ilgili bağımsız bir bakanlık kurma felsefesinin röportajımızda ön plana çıkmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz.  Bakanlığın vizyonu ve stratejisi hakkında neler söylemek istersiniz?
Öncelikle bana değerli gazetenizin okuyucularıyla iletişim kurma fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Bu vesileyle gazetenin tüm okuyucularını selamlıyor ve hepsine Allah'ın izniyle hoşgörünün, bir arada yaşamanın ve barışın olduğu bir dünyada mutlu bir yaşam diliyorum.
Sorunuzun yanıtına gelecek olursak, Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı, tüm bakanlık çalışanları, toplumda hoşgörü, bir arada yaşama ve insan kardeşliği ilkelerine ulaşmak için ortak bir çaba içinde çalıştığı, vatandaşlar ve gurbetçiler dahil ülkenin tüm sakinlerinin bakanlığıdır. 
Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı'nın görevi, kültürleri ve inançları ne olursa olsun ülkenin tüm sakinleri arasında karşılıklı saygı, barış içinde bir arada yaşama ve olumlu bir anlayış ruhu geliştirmektir. Bu yüzden Bakanlığın çalışmaları dört alana ayrılmaktadır. Bunlar;
Çocuklar, aileler, ilk, orta ve üniversite öğrencileri, bakanlıklar ile tüm devlet kurumlarında çalışanlar ve kamuoyu gibi, toplumun tüm kesimlerine yönelik programlar aracılığıyla toplum bilincinin inşa edilmesi.
Hoşgörü ve barış içinde bir arada yaşamayı destekleyen toplumsal ve uluslararası ilişkiler kurulması. Ülkedeki tüm topluluklarla iletişim kurmak ve onları bakanlığın çalışmalarının önemli bir parçası haline getirmek için birtakım planlarımız var. Aynı şekilde ülkeleriyle ve uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapma konusunda başka planlarımız da var. Böylece BAE -şanlı yönetimimizin de umduğu üzere- her zaman lider bir ülke ve tüm dünyada hoşgörünün ve bir arada yaşamanın öncüsü olacak.
BAE'de hoşgörü, bir arada yaşama ve insan kardeşliğinin anlamlarını somutlaştırmak ve ülke genelinde mutluluk, uyum ve barışı elde etmek ve yaymak amacıyla herkesin birlikte çalıştığı ortamları sağlamak için tüm yıl boyunca çeşitli etkinlikler, faaliyetler ve kutlamalar yapılması.
 Araştırma ve çalışmalar yapılması, bunların uygulanmalarının takibinde faydalı göstergeler oluşturulması ve istenen hedeflere ne ölçüde ulaşıldığının ilk elden ölçülmesi. Araştırmalar ve çalışmalar, Bakanlığın planlarının yanı sıra, yurt içinde ve dışında iş birliği ve koordinasyon programlarının hazırlanmasının, başarılarının sürekli olarak değerlendirilmesinin ve geliştirilmesinin temelini oluşturuyor.
Özetle söylemek istediğim şu; Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı, aktif bir bakanlıktır. Ülkenin tüm sakinleri arasında ve sahada gayretle çalışır.  Açık ve çok özel sonuçlarla ve hedeflerle topluluktaki her bir bireye ayrı ayrı odaklanır. Bu da sahada ölçülebilir ve takip edilebilir etkiler geliştirmesini sağlar.

-  Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı 2016 Şubat ayında kuruldu. Siz de 2017 Ekim ayında dönemin hükümetinin kabinesinde bu göreve atandınız. Bakanlığın büyük sorumlulukları karşısında kısa sürede üstlendiğiniz rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu soruyu sorduğunuz için teşekkür ederim. Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı'nın toplumda ve dünyada önemli olan rolünü büyük bir başarıyla oynadığını söylemek isterim. 
Burada Bakanlığın çalışma planlarının kabine tarafından onaylanan Ulusal Hoşgörü Programı çerçevesinde belirlendiğini belirtmeliyim. Bu program, beş çalışma eksenine dayanıyor:
Hoşgörünün merkezi olarak hükümetin rolünün güçlendirilmesi,
Hoşgörülü bir toplumun inşasında birbirine bağlı ailelerin rolünün pekiştirilmesi,
Gençler arasında hoşgörünün teşvik edilmesi ve gençlerin hoşgörüsüzlük ve radikallikten korunması,
Hoşgörünün bilimsel ve kültürel içeriğinin zenginleştirilmesi,
Hoşgörünün teşvik edilmesi için uluslararası çabalara katkıda bulunulması ve BAE'nin hoşgörülü bir ülke olarak rolünün vurgulanması.
Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı'nın gerçekleştirdiği faaliyetlerde ve projelerde dikkate alınan tüm bu eksenlerde çeşitli eylem planları uygulamaktadır. Bu projelerden bazı örnekleri şöyle sıralayabiliriz:

Birinci proje: Ulusal Hoşgörü Festivali projesi. Bu festivalde, tüm yıl boyunca haftalık periyotlarla düzenlenen toplu etkinlikler ve faaliyetler yer alır.

İkinci proje: Hükümetin hoşgörünün merkezi olması projesi. Bu proje için çalışanlar düzeyinde, ardından Bakanlık düzeyinde, daha sonra Bakanlığın toplumdaki çalışmaları alanında hoşgörünün yayılma düzeyinde ve son olarak BAE hükümetinin hoşgörü ve birlikte yaşam değerlerini tüm dünyaya yaymada örnek ve model olması için tüm bakanlıklar arasında koordinasyon ve ortak eylem düzeyinde olmak üzere toplam dört düzeyde ayrıntılı eylem planları hazırlanmıştır.

Üçüncü proje: Devlet okullarında hoşgörünün kutlanması projesi. Milli Eğitim Bakanlığı ile yürütülen ortak bir projedir. Bu proje çerçevesinde devlet ve özel okullar arasında gerekli kardeşlik bağları kurulur. Böylece iki taraf, herkesin birbirini tanıdığı ve topluma ve insanlara hizmet eden faaliyetlerle birlikte çalıştığı öğrenci, öğretmen, yönetici ve veli düzeyinde hoşgörü içinde ortak girişimler hayata geçirirler.

Dördüncü proje: Hoşgörü Süvarileri programıdır. Toplumda hoşgörü savunucusu olmak isteyenleri yetiştirmek için ülkenin dört bir yanında uygulanan bir programdır. Programa katılan öğrenciler, hoşgörü ve birlikte yaşam değerlerini herkese yaymak için toplumda gönüllü çalışmaya dayalı projeler hazırlar ve uygularlar.

Beşinci proje: Ailenin hoşgörü ve birlikte yaşam alanındaki rolünü geliştirmek için Genel Kadın Birliği, Aile Geliştirme Vakfı ve kadın örgütleri ile birlikte çalışmayı öngören bir projedir.

Altıncı proje: Zayid'in Hoşgörüye Giden Yolu girişimidir. Girişim çerçevesinde ülkenin dört bir yanına toplum merkezleri kurulmuştur. Bu sayede her bir emirlikte bir ya da daha fazla merkez bulunmaktadır. Bu merkezler, toplumda hoşgörü ve birlikte yaşam ilkelerini yayan programlar ve faaliyetler düzenler.

Yedinci proje: Hoşgörü ve birlikte yaşam alanlarında ülke sakinlerinin tüm kesimlerine hitap eden hem basılı hem de dijital kütüphaneler oluşturulması için ülkedeki yazarlar ve yayınevleri ile birlikte çalışmayı öngören bir projedir.

Sekizinci proje: Ulusal Hoşgörü Araştırma projesidir. Ülke ve dünya genelindeki araştırmacılar için bireyler, aileler, yerel topluluklar ve genel olarak tüm dünya ülkeleri arasında hoşgörüyü yaymanın yollarıyla ilgili yaratıcılık ve yenilik alanı olmayı hedefleyen bir projedir.

Dokuzuncu proje: Hoşgörüyü herkese yaymak için bir araç olarak spor faaliyetlerine dayalı bir projedir. Örneğin, ülkedeki 20 milliyetten yabancı işçiler arasında 300'den fazla oyuncudan oluşan 16 takımın mücadele ettiği Hoşgörü Kriket Kupası maçları düzenliyoruz.

Onuncu proje: BAE'den tüm dünyaya hoşgörü mesajını iletme konusunda ülke sakinlerinin rolünü vurgulamak amacıyla yabancı topluluklarla ilişkiler kurulması projesidir.

On birinci proje: Expo 2020 Dubai sırasında başlattığımız Hoşgörü için Küresel İttifak girişimidir. Proje, dünyada hoşgörü ve barışı yaymak için bireyler, kuruluşlar, araştırma merkezleri ve diğer tüm kurumlar arasında iş birliği ve ortak eylem için uluslararası bir çatı oluşturuyor.
Ayrıca, toplumda hoşgörüyü yayma konusunda medyanın rolünü geliştirme, hoşgörü alanında sanatçılar, yazarlar ve usta isimlerle güçlü ilişkiler kurma, hoşgörüyle ilgili yasaları ve mevzuatları inceleme ve her zaman daha iyisi için birtakım değişiklikler önerme gibi başka projelerimiz de var. 
Bunun yanında tanışma ve bir arada yaşama araçları olarak Arap diline ve genel olarak tüm dillere dayanma, davranışları disipline etmek için modern teknikleri kullanma, hoşgörü ve barış değerlerini herkes arasında yayma projemiz bulunuyor. 
Bir de Hoşgörü Bahçeleri projesi var. Çevre ile bağımızı vurgulayan bu proje, çevremizdeki yaşamın tüm unsurlarıyla hoşgörüyü ve iyi davranışı teşvik etmeyi hedefliyor.
Bütün bunlar, Allah'a şükür, Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı'nın toplumun ilerleme, barış ve refah yolundaki yürüyüşünün önemli bir parçası haline geldiğini gösteriyor.
Nahyan bin Mubarek.jpeg
BAE Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanı Nahyan bin Mubarek Al Nahyan, Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı

-  Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı'nın kurulmasına ilişkin kararname hükümlerinde, takip etmekle görevlendirildiği ve sorumluluklarının en önemlisi olarak ifade edilen; ayrımcılık ve nefretle mücadeledir.  Söz konusu kararnamenin hükümleri, son yıllarda yüzlerce bölgesel ve uluslararası çevreden çeşitli milliyetlerden kişilerin varlığı nedeniyle BAE toplumundaki geniş açıklık ve büyük çeşitlilikten kaynaklanan yerel sorunların ele alınacağı bir zamanda mı geldi, yoksa bu, ayrımcılık ve ırkçılık krizlerini ele almaya yönelik BAE'nin kültürel katkısı mıydı?
Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı, hoşgörüyü ve insan kardeşliğini sağlamanın doğası gereği ülkede bilinçli bir farkındalığın sonucu olarak kuruldu. Bitmeyen bir iştir. İnsan toplumlarının doğası gereği süreklidir. BAE, Allah'a şükür, ülkenin tüm sakinleri arasında barış içinde bir arada yaşama konusunda öncü bir modeldir. Devletin, hoşgörü değerlerinin BAE toplumundaki herkes için geçerli olduğunu vurgulama kararlılığı ve aynı zamanda bu alanda dünya standartlarında bir model olma arzusu, bahsettiğimiz şeyin bir yansımasıdır.
BAE'nin evlatları olarak bizler gururlu hissediyoruz. Çünkü biz, dünyanın tüm milletlerinden insanların tanışması ve bir arada yaşamasının öncü bir örneğini dünyaya sunuyoruz. Allah'a hamdolsun, bilge bir liderliğin, bilinçli bir halkın, ebedi bir medeniyetin, köklü değerlerin ve geleneklerin, güçlü kurumların ve mevzuatın tadını çıkaran bir ülkeyiz.
Bunların hepsi, tüm insan medeniyetleri ve kültürleriyle ve dünya ülkelerinin gerek vatandaşları gerek gurbetçileri olsun tüm insanlarıyla güvenle iletişim kurma ve çalışma yeteneğimizi destekleyen temel faktörlerdir. 
Çok şükür insan onuruna yakışır bir yaşama ve insana saygı duyan, haklarını gözeten, yaşamını zenginleştirmeye çalışan, herkes arasında adalet, hoşgörü, bir arada yaşama ve tanışma değerlerini hoş karşılayan bir ülkeyiz.
Burada BAE'nin hoşgörü anlayışına işaret etmek isterim. Allah'a şükürler olsun ki BAE'nin bir toplumun barıştan, hoşgörüden ve bir arada yaşamadan hoşlandığının canlı bir uluslararası örneği olmasında dikkate değer ekonomik ve sosyal ilerleme eşlik etti. BAE toplumu, olağanüstü düzeyde refah, büyüme ve istikrarın keyfini çıkaran başarılı ve gelişmiş bir toplumdur.
Ayrıca, hoşgörü kültürünün dünyaya yayılmasında Bakanlığın önemli bir rolü olduğunu ve bu konudaki görüşümüzün ve rolümüzün ülkemizin vizyonuna dayandığını da söylemeliyim. BAE, hoşgörüde bir rol modeldir.
 Ülke içinde ve dışında hoşgörü birbiriyle bağlantılı bir konudur. Yurt içindeki ve yurtdışındaki hoşgörü birbirlerini tamamlıyorlar. Çok şükür, bu alanda başka toplumlar tarafından araştırılan ve yararlanılan bir model haline geldik. BAE'nin dünyadaki yumuşak gücünün önemli bir parçası olarak küresel düzeyde hoşgörü alanındaki etkimizi görüyoruz.

-  Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı, bu değerleri ve felsefeleri sizinle paylaşan bölgesel ve uluslararası forumlarda BAE devletinin imajını nasıl daha iyi hale getirdi?
Açıkça görüldüğü gibi BAE, Allah'a şükürler olsun, bir hoşgörü, bir arada yaşama ve tanışma modeli ve tüm insanlık için iyilik ve refahın öncüsüdür. BAE; ülkenin bilge ve samimi liderleri, barışçıl ve hoşgörülü halkı ve toplumun tüm kurumları arasındaki fanatizm ve radikalizm ile mücadele ve her yerde insanoğlunun paylaştığı insani değerlere ve ilkelere bağlılık konusundaki dayanışma sayesinde hoşgörü modeli oldu. 
BAE, şefkat, dayanışma ve insan kardeşliği anlamlarını somutlaştırmada dünya ülkeleri arasında ön plana çıkaran bir örnektir. Bu örneklik, 2019 yılında Papa Francis ve Ezher Şeyhi Prof. Dr. Ahmed et-Tayyib'in BAE'ye yaptıkları tarihi ziyaret sırasında Abu Dabi İnsan Kardeşliği Belgesi'ni imzalamalarıyla güzel bir şekilde resmedildi. 
BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan tarafından bilgelik ve aydın bir düşünce ile daveti yapılan ve himaye edilen tarihi bir ziyaretti. BAE Devlet Başkanı, ülkede tüm dinlere ve inançlara saygı duyduğumuzu ve hiçbir ayrım gözetmeksizin insanlar arasında iletişim, tanışma, diyalog ve ortak eylem için aralıksız çaba gösterdiğimizi vurguladı.
Dediğim gibi, bu hoşgörü ve birlikte yaşam ilkeleri Allah'a şükürler olsun ki BAE'nin yumuşak gücünün bir parçası olmakla birlikte, dünyadaki prestijli konumunu destekleyen araçlardır.

-  BAE, 200'den fazla milletten, kültürden ve dilden insanın, kültürel çeşitlilik ve çoğulculuk sayesinde örnek bir hoşgörü ve birlikte yaşama ülkesidir. Bu büyük kültürel, dini ve millet karışımından ötürü karşılaştığınız özel zorluklar var mı?
Ülke sakinleri arasındaki çeşitliliği ve çoğulluğu, toplum için bir güç kaynağı olarak görüyoruz. Bu çeşitliliğin bilinçli ve akıllıca ele alındığında, ilerleme, barış ve herkesin iyiliği için bir araç haline geldiğini düşünüyoruz. 
Size daha önce de söylediğim gibi Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı, herkesin bakanlığıdır. Vatandaş ve gurbetçi, genç ve yaşlı, kadın ve erkek, hepsi kararlılık ve bağlılıkla birlikte çalışırlar. Ülkedeki gurbetçiler, toplumun gelişimindeki rollerinin yanı sıra, BAE'den hoşgörü mesajını tüm dünyaya iletmede önemli bir role de sahipler. Bakanlıkta bu rolü daha da aktifleştirmek ve ülkenin tanıtılmasında ve Bakanlığın bu alandaki büyük başarılarının anlatılmasında önemli bir yol haline getirmek için çalışıyoruz. 
Gurbetçiler, BAE'deki iyi deneyimlerinden dürüst bir şekilde bahsediyorlar. Dini ayinlerini tam bir özgürlük içinde nasıl uyguladıklarını ve toplumdaki faaliyetlerin tüm yönlerine nasıl tam olarak katıldıklarını anlatıyorlar. 
Bakanlık, hoşgörüyü yaymak için yurt içinde ve dışında BAE halkı ile yaşadıkları ülkelerde ortak programlar düzenlemeyi önceliklerinden biri olarak görüyor. Ayrıca gurbetçilerin yurt içinde ve dışında düzenledikleri konferanslara ve toplantılara destek oluyor, diğer ülkelerinden uzmanları, BAE'ye davet ediyor ve BAE'lilerin diğer ülkelere ziyaretlerini organize ediyoruz. 
Yurt içinde ve dışında ortak festivaller düzenliyor, BAE ve diğer ülkeler arasında anlaşmalar yapılmasını ve ortaklıklar kurulmasını kolaylaştırıyor ve yine BAE ile diğer ülkeler arasında deneyim, fikir ve sanat paylaşımı dahil olmak üzere kültür ve bilgi alışverişini teşvik ediyoruz. 
Özetle ülkedeki farklı topluluklar, buradaki hoşgörü faaliyetleri ile tüm dünya ülkelerindeki muadil faaliyetler arasında bir bağlantı görevi görüyorlar.
-  Geçen yıllarda BAE'nin çeşitli şehirlerinde tüm dünya dinleri, mezhepleri ve toplumları için ibadethaneler inşa edildi. Bu adım, küçük bir coğrafya olmasına rağmen BAE toplumunun misyonunu büyüttü. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gerçek hoşgörü, herkese ibadetlerini korkmadan ve zorlanmadan uygulama fırsatı vermelidir. Bir süre önce bahsettiğim Abu Dabi İnsan Kardeşliği Belgesi'ni biliyorsunuz. Bu belge, ibadethaneleri korumaya ve herkesin ibadetlerini güvenlik ve huzur içinde gerçekleştirmesini güçlü bir şekilde öngörmektedir.
BAE'de farklı din ve inançlara ait ibadethanelerin bulunması, bu yüce insani değerlere bir bağlılık ve herkesin hiçbir ayrımcılığa uğramaksızın iyi bir yaşam sürmesini sağlamaya çalıştığımızın bir teyididir.

-  Hoşgörü kültürü ve değerleri Arap ve İslam mirasında hem teorik hem de pratik olarak en güzel ve en iyi formlarda bulunur. Tarih de buna şahittir. Bakanlığınız bu mirası, İslam ve dünya felsefelerine açıklığını doğru bir şekilde anlatmak için bir referans, bir felsefe, bir çağrı ve bir proje olarak baz alıyor mu? 
BAE'de, Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı'nda Arap ve İslam mirasını tüm dünyaya tanıtmanın ve BAE'nin çağlar boyunca İslam toplumlarını karakterize eden ırk ve etnik köken çeşitliliği için bu mirasın başarılı bir uzantısı olduğunu dünyaya anlatmanın büyük bir görev ve sorumluluğumuz olduğuna inanıyoruz.
Hak din İslam'ın bu çeşitliliği nasıl yaratıcı ve olumlu bir güç haline getirdiğini, hoşgörü ve barış içinde bir arada yaşamanın İslam dinin büyük önem taşıyan değerleri olduğunu tüm dünyaya aktarmalıyız. 
İslam dini, dünya hayatı için güçlü bir temeli temsil eder. Bu gerçeklere dayanarak dünyanın farklı ülkeleriyle iletişimin, Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı'nın çalışmaları ve hatta tüm BAE toplumunun çalışmaları için gerekli olduğunu düşünüyoruz.
Özellikle aralıksız farkındalık, etkili eğitim, başarılı medya ve ilham verici örneklerin önemli araçlar olduğuna inanıyoruz. Bunlar gayrimüslimlere İslam dinin bir hoşgörü dini ve insanlığa büyük katkıları olan, diyalogu ve ötekine saygıyı, herkesle bilgi paylaşmayı ve pozitif iletişimi gerektiren büyük bir din olduğunu anlatan araçlardır. 
İslam dini, her daim şura, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve sorumluluk alma ilkelerini vurgular. Bu ilkeler, Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı'nın çalışmalarının temelini oluşturur.

-  BAE bugün milletlerin, kültürlerin ve medeniyetlerin yakınlaşmasında benzersiz bir model olarak kabul ediliyor. Bu da BAE'ye kültürlerin yaklaştırılması konusunda sadece yerel olarak değil, küresel olarak da bir vizyon oluşturma sorumluluğu yüklüyor.  Bakanlığınız, BAE halkı ve yabancılar arasında hoşgörü kültürünü yaymaya çalışıyor mu? Yabancılar ve vatandaşlar bunun başarısı için sizinle iş birliği yapıyor mu?
BAE'de bizler, ülkenin kurucusu rahmetli Şeyh Zayid bin Sultan Al Nahyan olduğu için gerçekten şanslı olduğumuzu söyleyerek bu sorunuzun cevabını vermek istiyorum. O, herkes için iyiyi, refahı ve istikrarı sağlamak için sevgili BAE'nin kuruluşunun temellerini birlikte yaşama, hoşgörü ve herkesle olumlu iletişim kurmanın üzerine attı.
Allah'a hamd olsun, Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan'ın bilge liderliğiyle BAE, bu başarılı yolda ilerlemeye devam ediyor. O, bu güzel topraklarda yaşayan herkesin mutlu olması ve insan onuruna yakışır bir şekilde yaşaması için çabalıyor. 
Daha önce de bahsettiğim gibi bizler BAE'de ülke sakinleri arasındaki çoğulculuğun ve çeşitliliğin insan toplumları için bir güç kaynağı olduğunu kanıtladık. Farklı kültürlerden ve inançlardan insanlar arasındaki olumlu ilişkilerde dünyaya bir model sunduk ve tüm insanlığın paylaştığı asil değerlere bağlılığı başarılarımızla dile getirdik. 
Bu, aynı zamanda gelişme ve ilerlemenin yanı sıra, olumlu uluslararası ilişkiler kurmanın bir yoludur. Ülkenin tüm sakinleri, bu ilkeler ve değerler etrafında birleşirler. Böylece aralarında bir arada yaşama ilkesi bu sevgili ülkede bir yaşam biçimi haline gelir. 
Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı'nın, herkesin bakanlığı olduğunu söylemiştim. Bakanlığın herkesin iyiliği için herkesle birlikte çalışması bu mottoyu somutlaştırıyor.

-  Tüm dünya halkları arasında ve ülkenizde barışı ve bir arada yaşama kültürünü teşvik etmek için izlediğiniz araçlar nelerdir?
Bu çok önemli bir soru ve bu konuda dünyadaki konumumuzun ve tüm dünyada hoşgörü kültürünü yaymadaki rolümüzün, hoşgörünün tüm dünyaya yayılmasına etkin bir şekilde katkıda bulunmak için önemli bir adım olarak her şeyden önce BAE'nin hoşgörü için bir model olmasına dayanması gerektiğini düşünüyorum. 
Bu noktada birey ile başlayıp, onun eğitimine ve özellikle dinler ve medeniyetler arası ilişkiler ve halkların yaşam tarzları hakkında ona doğru bilgiler vermeye odaklanma yaklaşımını benimsiyoruz. Aynı zamanda, hoşgörüyü tüm dünyaya yaymak için önce yerel düzeyde, ardından ülkeler düzeyinde topluluklara odaklanıyoruz.
Şu an çok şükür uluslararası düzeyde hoşgörü ve bir arada yaşama alanında önemli girişimler ve faaliyetlerde bulunuyoruz. Örneğin, BAE'nin bu alanlardaki katkılarının tartışma konusu olduğu, tüm katılımcıların takdirini toplayan ve onlarda hayranlık uyandıran uluslararası konferanslara katılıyoruz.
Biz de bir ülkenin dış politikasının önemli bir parçası olarak hoşgörü alanında dünya genelinde etkili isimleri görüş, fikir ve deneyim alışverişinde bulunmak, hoşgörü ve kültürel paylaşımı yapmak üzere ülkemize davet ediyor ve onları ziyaret ediyoruz. 
Hoşgörü alanı, diğer ülkelerle karşılıklı ziyaretlerde her zaman olumlu bir tartışma ve diyalog konusudur. Hoşgörü alanında küresel düzeyde mevcut ve ileriye dönük rolümüzün BAE'nin yumuşak gücünün önemli bir parçası olduğunu daha önce birçok kez dile getirmiştim. Bu alanı dünyadaki prestijli konumumuzu teyit edecek bir araç olarak görüyoruz.
Yine daha önce ifade ettiğim gibi, BAE'de hoşgörüye giden yolu açarken, ülkedeki olumlu ve barışçıl bir arada yaşama deneyimlerini anlatırken ve bundan yararlanırken ülkedeki farklı topluluklara ve ülkeleriyle olan ilişkilerine son derece güveniyoruz. 
Ayrıca Bakanlık tarafından yürütülen toplumu bilinçlendirme programlarında, program katılımcılarını diğer ülkelerdeki muadilleriyle iletişim kurmaya, onları tanımaya ve onlarla fikir ve görüş alışverişinde bulunmaya teşvik etmeye büyük önem veriliyor. Gerek ziyaretler gerek modern iletişim teknolojileri aracılığıyla olsun, yurtiçi ve yurtdışı arasındaki bu iletişim, hoşgörü kültürünün ülkeler arasında yayılmasında büyük bir önem taşıyor.
Bunun yanında BAE'nin sahip olduğu hoşgörü, bir arada yaşama ve insan kardeşliğini tüm dünyaya gösteren bir etkinlik olan Expo 2020 Dubai Fuarı'nda başlattığımız Hoşgörü için Küresel İttifak gibi çok önemli bir girişim söz konusu.
Burada daha önce bahsettiğim gibi, BAE'de Arap ve İslam mirasıyla gurur duyduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyorum. Bize tarih boyunca ülkemizin ve dünyanın tüm sakinleri arasındaki iletişim ve etkileşimi sağlamamıza yardımcı olan bütünleşmiş bir köklü gelenekler ve değerler sistemi sağlayan da budur. 
Medeniyetimiz ve mirasımız bizi her zaman dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçileri karşılamaya ve onlarla BAE'de olumlu etkileşim kurmaya itiyor. Bizler tüm insanları tek bir insan topluluğunun üyeleri olarak görüyoruz. Herkesi dünyanın her köşesinde barış, refah ve insan onuruna yakışan bir yaşamın yer aldığı bir gerçekliğe itmek zorundayız. 

-  Bakanlığınızda, rekabet gücünü artırmayı ve halklar arasında hoşgörü ve bir arada yaşama örneği olarak BAE'nin dünyadaki konumunu daha da ileriye taşımayı hedefliyorsunuz.  Bunu başarmak için yurt dışında hangi yöntemleri kullanıyorsunuz? BAE'nin yurtdışındaki büyükelçiliklerinin bu insani mesajın yayılmasında rolleri var mı?
Size daha önce de söylediğim gibi, BAE olarak bizler ve Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı, hoşgörünün bir anda ortaya çıkabilecek bir şey olmadığının, bunun yerine beslenmesi, geliştirilmesi ve sürekli üzerinde çalışılması ve farklı kültürler ve medeniyetler arasındaki mevcut boşlukları giderilmesi gerektiğinin tamamen farkındayız. 
Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı olarak bu doğrultuda, birbirimize saygı duyma, anlayış gösterme ve bir arada yaşama ilkelerini yaygınlaştırmak ve hepimize ait olan insani değerlerin ve ilkelerin uygulanmasını sağlamak için bu tek gezegenin sakinleri olarak aramızda iş birliğinin ve ortak eylemin olması gerektiği yönünde önemli bir mesajımız var. 
Bununla birlikte tüm dünyaya Arap ve İslam kültürünü tanıtmak için bir takım eylem planlarımız da bulunuyor. Toplumlarımızı diğer toplumları ilgilendiren meselelerle tanıştırmak için hoşgörünün dünyada adaleti, eşitliği ve insan haklarına saygıyı yaymak için önemli bir araç olduğuna inancımız tam. Hoşgörü, çeşitli savaşların ve çatışmaların etkileriyle mücadele için de önemli bir araçtır. Hoşgörüyü dünya genelinde iyi bir toplumun önemli bir parçası olarak görüyoruz.
BAE olarak bizler, tüm dünyadaki insanlar, mezhepler ve milletler arasındaki ilişkilerde umudu ve iyimserliği yaymak için tüm ülkeler, kuruluşlar ve bireylerle tam iş birliği yapma konusunda kararlıyız. Başarılı olan deneyimimizi dünyanın dört bir yanına sunuyoruz.  
Bunun yanında başka yerlerdeki medeniyetlerin, kültürlerin ve inançların takipçileri arasında herkesin fikir ve deneyim alışverişinde bulunmaya, diğerini dinlemeye ve onunla barış ve uyum içinde bir arada yaşamaya alışması amacıyla olumlu ve dürüst diyaloga dayalı başarılı deneyimler hakkında bilgi edinmeyi de istiyoruz. 
Size yukarıda da söylediğim gibi dünyada hoşgörü ve barışı yaymak için bu konuyla ilgilenen kişi, kuruluş, araştırma merkezleri ve tüm kurumlar arasında iş birliği ve ortak eylem için uluslararası bir çatı olacak Hoşgörü için Küresel İttifak kurma sürecindeyiz. 
Gerçekten iyimser olmamızı sağlayan şey, tüm bu fikirlere ve girişimlere dünya genelinde iyi bir karşılık buluyor olmamız. Bakanlığın bu düzeydeki çalışmalarını Allah'ın izniyle verimlilik ve mükemmellik ile gerçekleştirmeyi başaracağına dair büyük bir umudumuz var.

-  BAE nüfusunun büyük bir bölümünü genç nesil oluşturuyor. Hırslı BAE'nin, gençler arasında hoşgörü ve bir arada yaşama değerlerini güçlendirmek ve onları güvenli bir geleceği kurabilecek güçte kılmaya yönelik planları var mı?
Genç nesli hoşgörülü bireyler olarak yetiştirmenin toplumun üyeleri arasında hoşgörü ve bir arada yaşama değerlerini geliştirmede hayati bir öneme sahip olduğu konusunda size tamamen katılıyorum. 
Eğitim programlarının her öğrencide farklı kültürlere, medeniyetlere ve dinlere saygı duymayı ve anlayış göstermeyi geliştirecek şekilde olması için okullar ve üniversitelerle iş birliği ve koordinasyon içinde sürekli çalışıyoruz. 
Öğrencilerin şiddete, terörizme veya asosyal davranışlara sürüklenmesini önlemek için okulları ve üniversiteleri etkin kurumlar haline getirmeyi hedefliyoruz. Toplumdaki her bireyin, insanlar arasındaki farklılıkların ardındaki ilahi hikmeti bilmesini, bunu yaşayan herkesle paylaşmasını ve kimsenin sırf renk, cinsiyet, dil, din ve yönelimi farklı olduğu için kimse tarafından ötekileştirilmemesini istiyoruz.
Okulların ve üniversitelerin bu rolü başarıyla üstlenebilmeleri için toplumun tüm kesimlerinin uyumlu ve ortak bir şekilde hareket etmesi gerekiyor. Allah'a şükür, bildiğiniz gibi BAE'deki herkes, toplumun genç nesle iletmek istediği mesajı tanımlamak ve iletmek için birlikte çalışıyor. 
Bu, toplumun tüm gençlerden ülkeye hizmet ederken ciddiyet ve özenle davranmasını, toplumun değerlerini ve ilkelerini korumasını ve yurtiçinde ya da yurtdışında barış, refah, anlayış, hoşgörü ve bir arada yaşamanın geliştirilmesinde BAE'nin başarılarını sürdürmesini beklediği mesajıdır. 
Eğitim sistemimizin bu alandaki sorumluluklarının tamamen bilincinde olmasından ötürü Allah'a şükrediyoruz. Bu sorumluluğu yerine getirmede de iyi bir iş çıkarıyor. Burada şimdi hatırladığım bir örneği vermek istiyorum. 
Burada, Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan, tüm devlet okullarında ‘ahlak bilgisinin' bir ders olarak verilmesi konusunda öncü girişim başlattı. Bu girişim, seçkin insani değerleri geliştirmek, yüksek ahlakı ve bilge davranış kurallarını desteklemeye yönelik büyük bir arzu çerçevesinde başlatılmıştır. Tüm bunlar, memleketin bütün evlatlarını hoşgörü ve bir arada yaşama, milliyetçilikten ve hoşgörüsüzlükten uzak durmaya teşvik eden özelliklerdir.
Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı olarak, Allah'ın izniyle gelecek nesilleri hazırlamak için bu toplumsal çabaya önemli katkılarımızı ortaya koyan planlarımız var. Az önce size söylediğim gibi çocuklar ve gençler dahil olmak üzere toplumun her kesimine yönelik, toplumu bilinçlendirici programlar sunuyoruz. Bu programlar yaparak-yaşayarak öğrenme ilkesine dayanıyor. 
Programlar sırasında gençler, topluma, millete ve dünyaya hizmet etmek için katıldıkları uygulamalı projeler ve programlar aracılığıyla hoşgörü ve bir arada yaşama değerlerini öğreniyorlar. 
Başlarda bahsettiğim Hoşgörü Süvarileri programı, bu programların en önemli örneklerinden biridir. Program, toplumun tüm düzeylerinde hoşgörünün öncülerini ve savunucularını yetiştirmeyi amaçlıyor. 

-  Aile, okul ve mahalle, hoşgörü ve bir aradayken var olan güvenlik, barış ve sevgi bilincinin oluşması için temel ortamlardır. Hoşgörülü bir toplum bilinci oluşturmak için Bakanlığın ne gibi planları var?
Hoşgörülü bir toplum bilinci oluşturmayı hedefleyen Bakanlığın eylem planı özellikle aileler ve gençler başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin hoşgörü konusunda eğitilmesi ve bu konuda toplum bilincinin oluşturulması gibi çeşitli alanlara odaklanıyor.
Sahada hoşgörüyü somutlaştıran toplumsal faaliyetler, etkinlikler kültürel ve spor aktiviteler düzenlenmesinin yanı sıra ülkenin tüm kesimleri arasında olumlu bir iletişim kurmanın ve herkesi toplumun ve dünyanın yürüdüğü yola katkıda bulunmaya teşvik eden çalışmalarımız var. 
Size daha önce de söylediğim BAE'deki Ulusal Hoşgörü Programı, ailenin hoşgörülü bir toplum oluşturmadaki rolünü pekiştirmeyi, gençler arasında hoşgörüyü teşvik etmeyi, onları hoşgörüsüzlük ve radikallikten korumayı ve hoşgörünün kültür ve bilinç açısından içeriğini zenginleştirmeyi hedefliyor. Tüm bunlar, daha önce bahsettiğim açık eylem planlarında somutlaşan Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı'ndaki çalışmalarımıza ilişkin önemli yönlerdir.

-  Hoşgörüyü ve birlikte yaşamayı teşvik projesinin kültürel çerçevesi, gerek beşeri ilimlerde uzman fakültelerin müfredatlarında, isterse diğer fakültelerin programlarını beslemede olsun, fakültelerin ve üniversitelerin eğitim misyonuyla tamamlanıyor.  Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı bu üniversitelerin eğitim programlarının hazırlanmasına katkıda bulundu mu?
Evet, ülkedeki yükseköğretim kurumlarıyla kesinlikle güçlü bir iş birliğimiz var. Örneğin üniversitelerde ve fakültelerde hoşgörü kulüpleri kurduk. Bu okullarda okuyan öğrenciler için Hoşgörü Süvarileri Programı düzenliyoruz. 
Buna ek olarak erkek ve kız öğrenciler arasında hoşgörülü davranış değerlerini pekiştirmeye yönelik yarışmalar ve hoşgörü, bir arada yaşama ve insan kardeşliği değerlerini derinleştirmeyi amaçlayan üniversite etkinlikleri ve faaliyetleri organize ediyoruz. Tüm bu çalışmalarda, BAE'nin evlatlarını her zaman dünyaya açık olmaları, dünyadaki tüm gelişmelere ve başarılara katılmaları, farklı görüşlerle her zaman başa çıkabilmeleri, herkese eşit davranmaya kararlı ve istekli olmaları için herkesle birlikte çalışıyoruz. 
BAE'nin evlatları Allah'a olan büyük inançlarına, tarihlerine ve miraslarına dair farkındalıklarına ve toplumu geliştirme ve insanlara hizmet etme konusundaki sorumluluklarına ilişkin tam bir bilince sahipler.

-  Dünya son yıllarda terörist ideolojilerden, terör örgütlerinden ve tüm dünyada gerçekleştirdikleri şiddet eylemlerinden büyük zarar gördü. Şiddet yanlıları ve şiddet örgütlerine yöneltilen belirgin suçlamalar, bu kişilerin Müslümanlar oldukları yönündeydi. Yabancı resmi basın organları ve Batı'daki sağcı partiler, terörü neredeyse İslam dininin ve Müslümanların bir özelliği haline getirdiler. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Bunun iki açıklaması var. Birincisi, insanlık tarihinin okunmamasıdır. İnsanlık tarihini okumak, bizi insanların her yerde ve her zaman dilimindeki gerçekliklerine götürür. İnsanlar bilinmeyenden korkarlar. Hatta birçok durumda bu bilinmeyene tüm araçlarla direnilmesi gereken bir şeytan gözüyle bakarlar.
Bundan kurtulmak için bu bilinmeyeni tespit etmek, araştırmak, ona açık olmak ve onunla ilgilenmek gerekir. Bu da esasen her bir halkın özelliklerinin, kültürlerinin ve medeniyetlerinin özelliklerinin tanıtıldığı etkili eğitimle ve farkındalıkla yapılabilir.  
Bu, bazı halkların diğer halklar için tehdit oluşturabileceği korkularını ortadan kaldırmak, diğeri ile ilgili bilinmezliği gidermek, eğitim, farkındalık ve insanlar arasında olumlu iletişim yoluyla hoşgörüyü dünyaya yaymak için önemli bir adımdır. Herkes, tüm insanlığın paylaştığı değerlerin ve ilkelerin bilincindedir. 
Yaşadığımız çağda insanlığın karşı karşıya olduğu yoksulluk, hastalık ve çevre sorunlarıyla mücadele için herkes birlikte çalışmak zorundadır. Bu sayede terörizm, şiddet, aşırılıkçılık ve ırkçılıkla mücadele edilebilir ve bazı halklar ya da dinler hakkında hakim olan olumsuz klişeler de ortadan kaldırılabilir.
İkincisi ise İslam ve Müslüman düşmanlığıdır. Bazılarının dini şiddete, nefreti yaymaya ya da ‘diğerine karşı biz' ilkelerini kışkırtmak için bir örtü olarak kullanmasıdır. Dinin bu yanlış ve kötü kullanımı insanlar arasındaki ilişkilerde tehlikeli sonuçlar doğuruyor. Dinler sevgiye, bir arada yaşamaya ve barışa davet eder.  
Ama dinleri, fanatizmi ve nefreti yaymanın bir aracına dönüştürenlerin olduğunu görüyoruz. Bu, dünya barışını tehdit eden ve dünyadaki tüm iyi niyetli insanların yoğun bir şekilde çabalarını gerektiren bir durumdur. Bu durumu başarılı bir şekilde ele almak için dünya ülkeler, olarak bir araya gelmek bizim sorumluluğumuzdur. Tüm ülkelerde ve ülkelerin aralarında başarılı ittifaklar kurulmaya çalışılmalı. 
Birçok kez din adına işlenen nefret ve şiddet olaylarını kaydedecek ve belgeleyecek gözlemevleri kurulmasının önemine dikkati çektim. Söz konusu olaylarla mücadele edecek kişilerin ve kurumların görev almalı ve bu olayların nedenlerini araştırıp bunlara bir son verilmesini sağlayacak toplumsal yapıyı geliştirmeye çalışmalılar. 
Bu önemli insani hedefe ulaşmak için tüm ülkelerde ve ülkeler arasında etkili kanallar bulunmalı. Burada dini hoşgörü değerlerini yaygınlaştırmayı ve farklı dinlere mensup kişiler arasındaki anlayış ve iletişim bağlarını derinleştirmeyi Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı'nın çalışmalarının önemli bir parçası olarak gördüğümüzü vurgulamalıyım.

-  BAE'de Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı'nın kurulmasının üzerinden yaklaşık yedi yıl geçmesine rağmen Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) üyelerinden sizden başka hiçbir ülkenin böyle bir bakanlık kurmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 
BAE'de Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı'nın kurulmasının, ülkenin ilerlemesinde hoşgörü ve insan kardeşliğinin öneminin bir ifadesi ve dünya genelinde tüm asil insani değerleri teşvik etmede seçkin bir rol oynamaya olan güçlü bağlılığının bir teyidi olduğundan bahsetmiştim. 
Allah'a şükür devletimiz, dinlere ve inançlara saygının ve farklı medeniyetlerden ve kültürlerden insanlarla ilişkileri geliştirme ilkelerinin yanı sıra insanlar arasında iletişim, tanışma ve sevgiyi yayma, insanlara başarılı bir gelecek inşa etmek için samimi bir çalışmanın yer aldığı sağlam temeller üzerine kurulmuştur. Devletimiz hoşgörülü bir toplumun her düzeyde başarılı bir toplum olduğunun bilincindedir.
Tüm bu nedenlerden ötürü devletimiz, dünyadaki tek hoşgörü ve birlikte yaşam bakanlığını kurdu. Burada istisnasız tüm ülkelerin hoşgörü, bir arada yaşama ve insan kardeşliği değerlerini desteklediğinin altını çizmeliyim. Ancak bu alanda her ülkenin kendine göre bir sistemi ve bir takım prosedürleri vardır. Her ne kadar BAE'de olduğu gibi, bağımsız bir bakanlık kurulmasa da her ülkenin, toplumu içinde hoşgörü ve bir arada yaşamayı gözeten bir hükümeti, toplumsal yapıları ve araçları olduğu açıktır.
Son birkaç yılda İslam dinine yönelik terör suçlamalarında bir artış oldu. Avrupa'da İslamofobi çağrısı yapan sağcı partizan akımlar ortaya çıktı. İslamofobi terimi Avrupa medyasında haksız bir şekilde kullanıldı. BAE Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı bu çağrıları nasıl görüyor?
İslamofobi menfur bir fenomendir. 
Size daha önce de belirttiğim gibi İslamofobi birkaç faktörden kaynaklanmaktadır. Bunlardan birincisi, bazılarının İslam dininin büyüklüğü ve insanlığın ilerleyişindeki önemli rolü hakkında bilgisiz olmalarıdır. İkincisi, İslam dini ve Müslümanlar hakkında yalanlar ve iftiralar yaymaya çalışan kötü niyetli insanlardır. Üçüncüsü ise bazı Müslümanların davranışları ve bazı durumlarda aşırılığa varan davranışlara başvurmalarıdır.
Müslümanların büyük değer, ilke ve tarih bakımından sahip olduğu büyük zenginliğini ve terörizm, şiddet, aşırılık ve ırkçılığın bir dine ya da bir bölgeye mal edilmemesi gerektiğini anlatmak için azimle ve kararlılıkla çalışmasının önemli olduğunu size daha söylemiştim. Dünyanın dört bir yanındaki insanların, insan topluluklarına yardım etmek ve bu menfur olaylarla etkili bir şekilde mücadele etmek için birlik olmaları gerekiyor.
İslam dini ve Müslümanlar hakkındaki olumsuz klişelerden kurtulmak ve herkesin Müslümanlarla fikir ve görüş alışverişinde bulunması, eşit şartlarda anlaşması, barış ve uyum içinde bir arada yaşaması amacıyla gayrimüslimlerle, karşılıklı ziyaretler, sivil diplomasi ve yazarlar, düşünürler, üniversiteler ve İslami araçlar aracılığıyla etkin iletişim kanalları açmak için herkesle çalışmanın öneminden daha önce bahsetmiştim. Tüm bu hedeflere ulaşmak için Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı olarak üzerimize düşeni yapıyoruz.

-  Türkiye'de İslami düşünce alanında Diyanet İşleri Başkanlığı dahil olmak üzere insani meselelerin savunulmasına odaklanan birçok kurum ve kuruluş bulunuyor. BAE Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanlığı'nın, hoşgörü, ılımlılık ve şiddetten uzak durma değerlerini yaymada bu resmi kurumlar ve bu konularla ilgili kuruluşlar arasında Müslümanların kardeşçe çabalarını koordine etmeye yönelik planları var mı?
Elbette. Herkesin iyiliği için herkesle çalışmayı istiyoruz. Ortak hedeflerimize ulaşmak için İslam dünyasındaki tüm muadil kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapıyoruz. Kısa bir süre önce Dünya Müslüman Topluluklar Konseyi'nin kurulduğunu biliyorsunuz. Merkezi, burada, hoşgörü ve barışın başkenti olan Abu Dabi'de. 
Bu merkez, dünyadaki Müslüman toplumlar için elverişli fırsatların oluşturulması, karşılaştıkları zorlukların belirlenmesi ve fırsatlardan yararlanılması, riskler ve zorluklar karşısında başarılı olmak için uygun model ve stratejilerin bulunması amacıyla ortak çalışmalar yapılmasında etkili bir araçtır. 
Dünya Müslüman Topluluklar Konseyi, Müslüman toplumların ekonomik, sosyal ve politik özellikleri ve bu toplumlardan bazılarının karşı karşıya kalabileceği yoksulluk, cehalet ve sıkıntıları, hatta bu toplumların bazılarının da dünyadaki çatışma ve savaş bölgelerinin kalbindeki konumları ile ilgili araştırmalar ve çalışmalar yapıyor. 
Bu merkez aynı zamanda Müslümanların, yaşadıkları ülkelere uyum sağlamalarına, İslami kimliklerinin güçlendirilmesine ve yaşadıkları ülkelerde bir hayır ve bağış kaynağı haline gelmelerine de katkıda bulunuyor. Özellikle teknolojilerin ve sosyal iletişim araçlarının gençleri etkilediği ve gençlerin yanlış ve yıkıcı fikirlerin hedefi haline geldiği bu çağda Müslüman gençler de merkezin ilgi odağıdır. 
Merkez, İslam ve Müslümanlar hakkındaki olumsuz klişeleri ortadan kaldırmaya, diğer dinlerin ve inançların takipçileriyle ilişkileri geliştirmeye çalışıyor. Dünya Müslüman Topluluklar Konseyi, İslam dininin dünyaya tanıtmak,  insanlık tarihindeki rolünü ve Müslümanların her zaman ve her yerde tüm dünyaya barış, uyum, iyilik ve refah mesajını nasıl verdiklerini anlatmak için önemli bir platformdur. 
Bu merkezi tüm gücümüzle destekliyoruz. Genel çerçevede toplumlar, özelde ise Müslüman toplumlar için insan onuruna yakışır bir yaşam için her zaman ulusal ve uluslararası ittifaklar kurmaya çalışıyoruz.

-  Bu ilgi çekici ve faydalı röportajın sonuna gelirken son olarak vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Teşekkür ederim. Independent Türkçe gazetesinin üstlendiği bu güzel rolü takdir ediyorum. Gazetenin saygıdeğer okuyucularını bir kez daha selamlıyorum ve herkese, ülkemizin, BAE'nin harika bir hoşgörü, yaratıcı bir çeşitlilik, bir arada yaşama ve kültürler arası tanışma modeli olmasından gurur duyduğumuzu söylemek istiyorum. 
Hoşgörü ve Bir Arada Yaşam Bakanlığı'nda edindiğimiz tecrübe, hoşgörünün doğası gereği sonu olmayan bir çaba olduğunu bize gösterdi. Hoşgörü, sürekli gelişmeyi, değişen koşullara ve artan hırslara uygun girişimlerin benimsenmesini gerektirir. BAE olarak elde ettiğimiz deneyim, hoşgörüye ulaşmanın aileler, din adamları, iş insanları, okullar ve üniversiteler, medya ve toplumun tüm kurumlarının sorumluluğu olduğunu bize teyit ediyor. 
Hoşgörüye ulaşma çabaları aynı zamanda yaratıcılık, yenilik ve herkesin iyiliği için ortak eylem için verimli bir alan sağlıyor. Deneyimlerimiz bize aynı zamanda, yeni nesillere dikkat etmemiz ve onlara toplumun ilerleyişine katkıda bulunma, yıkıcı fikirlerle savaşmalarına yardımcı olma ve toplumun değerlerine ve asil insani değerlere bağlılıklarını artırmaları için fırsatlar sunmamız gerektiğini gösterdi. 
BAE Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanı olarak her gün toplumun ölçülü bir örnek olması, aşırılıktan kaçınması, Allah'a inanan, tüm dünyadaki yüce insani değerler ve ilkelerle vatanına ve milletinin hedeflerine bağlı bir insan yetiştirmeyi önemsemesinin önemini, birey, toplum ve tüm dünya için iyiliğe ve refaha ulaşmanın yolu olduğu göz önüne alındığında halklar ve toplumun kesimleri arasında bir arada yaşama, tanışma ve olumlu iletişim için birlikte çalışmanın gerektiğini öğrendiğimizi söylemeliyim.



İtalya Savunma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik açıdan benzeri görülmemiş bir güç seviyesine ulaştı

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
TT

İtalya Savunma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik açıdan benzeri görülmemiş bir güç seviyesine ulaştı

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ile Riyad arasındaki ilişkilerin bugün benzeri görülmemiş bir stratejik güç aşamasında olduğunu belirterek, iki ülkenin tedarik zincirlerinin entegrasyonu, beceri transferi ve yerel kapasite geliştirmeye dayalı gerçek ortaklıklar inşa etmek için çalıştığını söyledi.

Crosetto, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliğinin Ortadoğu’da barış ve istikrarın güçlendirilmesi açısından temel bir unsur haline geldiğini ifade etti. İki ülkenin, bölgesel gerilimin tırmanmasını önlemek amacıyla ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin başarıya ulaşması için birlikte çalıştığını kaydetti.

Crosetto, Riyad’da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı’na (WDS 2026) katılımı kapsamında yaptığı değerlendirmede, Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamını ‘son derece cazip’ olarak nitelendirdi. Crosetto, söz konusu etkinliğin, Krallığın teknolojik ve endüstriyel inovasyondaki giderek artan merkezi rolünü yansıttığını ve geleceğe yönelik senaryolar ile yeni teknolojilerin ele alınmasına olanak sağlayan bir platform sunduğunu ifade etti.

Stratejik güç

Crosetto, Suudi Arabistan ile İtalya arasındaki ilişkilerin son derece iyi olduğunu ve ‘benzeri görülmemiş bir stratejik güç aşamasında’ bulunduğunu söyledi. Crosetto, “Liderlerimiz arasındaki siyasi anlayış, savunma alanında askerî ve sanayi boyutlarını kapsayan, somut ve kurumsal iş birliğine dönüşen bir güven çerçevesi oluşturdu. Ülkelerimiz; güvenilir ortaklıklar, verilen sözlere bağlılık, diplomasinin önemi ve uluslararası hukuka saygı gibi temel ilkeleri paylaşıyor. Bu da iş birliğimizi istikrarlı, öngörülebilir ve uzun vadeye yönelik kılıyor” ifadelerini kullandı.

Silahlı kuvvetler arasında diyalog

Crosetto, iki ülkenin silahlı kuvvetleri arasındaki diyaloğun sürdüğünü belirterek, bu kapsamda operasyonel tecrübe, askerî doktrinler, stratejik analizler ve bölgesel senaryo değerlendirmelerinin karşılıklı olarak paylaşıldığını söyledi. Crosetto, söz konusu temasların ‘birlikte çalışabilirliği ve karşılıklı anlayışı artırdığını’ ifade etti.

Crosetto, Kızıldeniz ile Arap Körfezi’nin birbirleriyle yakından bağlantılı iki stratejik bölge olduğunu belirterek, bu bölgelerin güvenliğinin İtalya ve Suudi Arabistan için ortak bir çıkar teşkil ettiğini kaydetti. Bu çerçevede Roma ile Riyad arasındaki iş birliğinin Ortadoğu’da barış ve istikrarın güçlendirilmesi açısından temel öneme sahip olduğunu vurgulayan Crosetto, Lübnan, Gazze Şeridi ve Suriye’de siyasi çözümlerin desteklenmesine özel önem verildiğini, ayrıca ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin başarıya ulaşmasının bölgesel gerilimin önlenmesi açısından kritik olduğunu dile getirdi.

vfgb
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Ocak 2025'te El-Ula’daki kış çadırında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’yi ağırladı. (SPA)

Bu siyasi taahhüdün pratik bir boyutunun da bulunduğunu belirten Crosetto, İtalya’nın tıbbi tahliyeler ve insani yardım sevkiyatları yoluyla Filistinli sivillere sağlık hizmeti sunan en aktif Batılı ülkeler arasında yer aldığını söyledi. Crosetto, bunun askerî imkânların istikrarı destekleyici hedefler doğrultusunda kullanılmasına somut bir örnek teşkil ettiğini ifade etti.

Veliaht Prens – Meloni görüşmesi

Crosetto, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile gerçekleştirdiği görüşmenin, ikili ilişkilere güçlü bir ivme kazandırdığını söyledi. Crosetto, askerî alanda iş birliğinin eğitim, lojistik, askerî doktrin, teknolojik inovasyon, deniz güvenliği ve kritik altyapıların korunması gibi alanlarda güçlendiğini belirterek, siber alan, uzay ve gelişmiş sistemler başta olmak üzere yeni ortaya çıkan alanlara yönelik ilginin de giderek arttığını ifade etti.

Crosetto, sanayi alanında ise iki ülkenin geleneksel müşteri-tedarikçi ilişkisi anlayışını aştığını belirterek, tedarik zincirlerinin entegrasyonu, beceri transferi ve yerel kapasitenin güçlendirilmesine dayalı gerçek ortaklıklar kurmayı hedeflediklerini söyledi.

Suudi Arabistan, İtalya’nın enerji güvenliği için önemli bir ortak

Crosetto, İtalyan şirketleri ile Suudi muadilleri arasındaki savunma kapasitesi, teknoloji transferi, havacılık ve gemi inşa projelerindeki iş birliğinin, Suudi Arabistan’ın sanayi, teknoloji ve insan sermayesini güçlendirmeyi hedefleyen Vizyon 2030 planıyla tamamen uyumlu olduğunu vurguladı.

Crosetto, “İtalyan şirketlerinin katkıları yalnızca platform sağlamakla sınırlı değil; aynı zamanda uzmanlık, eğitim ve mühendislik desteğini de kapsıyor. Bu yaklaşım, savunma sektörünün ötesine geçerek altyapı, teknoloji ve turizm alanlarını da kapsıyor. NEOM gibi büyük projeler, ekonomilerimiz arasındaki entegrasyonu gözler önüne seriyor” ifadelerini kullandı.

İş birliğinin enerji ve enerji dönüşümü sektörlerini de içerdiğini belirten Crosetto, Suudi Arabistan’ın İtalya’nın enerji güvenliği açısından kilit bir ortak olduğunu söyledi. Crosetto, hidrojen ve yenilenebilir enerji alanındaki iş birliğinin büyüdüğünü, ayrıca stratejik ve kritik hammaddelere yönelik Suudi yatırımlarının sanayi ve teknoloji alanındaki iş birliğinde önemli gelişmelere yol açabileceğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamı cazip

Crosetto, İtalya ve Suudi Arabistan savunma bakanlıklarının iş birliğiyle Riyad’da düzenlenen Suudi Arabistan-İtalya Yatırım Forumu’nun iki taraf arasındaki iş birliğini güçlendirme açısından çok güçlü bir mesaj verdiğini belirtti. Crosetto, forumun küçük ve orta ölçekli şirketler ile büyük grupları bir araya getirerek somut ve pratik bağlantılar kurulmasını sağladığını söyledi.

Crosetto, Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamının yüksek cazibeye sahip olduğunu vurgulayarak, ülkenin büyük kamu yatırımları, avantajlı vergi sistemi, malzeme ve ekipman teşvikleri ile çifte vergilendirmeyi önleyen anlaşmalarla stratejik bir sanayi ortağı olduğunu ifade etti.

sdbfrb
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Ekim 2024'te Roma'da İtalyan sanayi şirketleriyle yaptığı toplantıda (SPA)

Ticaretin yalnızca savunma sektörüyle sınırlı olmadığını belirten Crosetto, makineler, moda, tasarım ve ilaç sanayi gibi alanlarda da İtalyan ürünlerine yüksek talep olduğunu aktardı. Crosetto, ikili anlaşmaların değeri 10 milyar euroyu aştığını ve bunların Leonardo ile Fincantieri gibi büyük şirketleri kapsadığını kaydetti.

Prens Halid bin Selman’ın ziyareti

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Suudi mevkidaşı Prens Halid bin Selman’ın Roma ziyareti ile iki ülke arasındaki diyaloğun güçlendiğini belirtti. Crosetto, görüşmelerin uzaydan denizciliğe, havacılıktan helikopter projelerine kadar çeşitli sektörleri kapsadığını ve esas olarak askerî iş birliği, eğitim ve ortak stratejik analizlerin paylaşılmasına odaklandığını söyledi.

Riyad’da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı

Crosetto, Suudi Arabistan’ın üçüncü kez düzenlediği Dünya Savunma Fuarı’nın, Krallığın teknolojik ve endüstriyel inovasyondaki artan merkezi rolünü yansıttığını ve geleceğe yönelik senaryolar, yeni teknolojiler ile iş birliği modellerinin tartışılabileceği bir platform sunduğunu belirtti.

Crosetto, “Yatırım açısından büyük potansiyele sahip bir ülkenin, sürekli büyüyen bir sektörde dünyanın en iyi şirketleriyle doğrudan diyaloğa imkân veren uluslararası bir etkinliğe ev sahipliği yapmasının önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

tryjyuj
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto (İtalya Savunma Bakanlığı)

Crosetto sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu bağlamda, İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliği modelinin, diyalog, karşılıklı güven ve uzun vadeli vizyona dayalı olarak stratejik çıkarların, inovasyonun ve sorumluluğun birlikte nasıl sağlanabileceğine örnek teşkil ettiğine inanıyorum. Bu ilke doğrultusunda, mevcutun ötesine geçen, bölgesel istikrara katkı sağlayan ve hem iki ülkeye hem de uluslararası topluma somut fırsatlar sunan bir ortaklığı güçlendirmek için birlikte çalışmayı sürdüreceğiz.”


Kuveyt, terörist örgütler listesine sekiz Lübnan hastanesini ekledi

Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
TT

Kuveyt, terörist örgütler listesine sekiz Lübnan hastanesini ekledi

Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)

Kuveyt’te terörle mücadele ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi ile ilgili Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Yedinci Bölümü Kapsamındaki Kararların Uygulanması Komitesi, sekiz Lübnan hastanesini terör listesine ekledi.

Şarku’l Avsat’ın Kuveyt basınından aktardığına göre, Dışişleri Bakanlığı’na bağlı komite, söz konusu hastaneleri terörle bağlantılı kuruluşlar listesine dahil etti.

Komite, kendi inisiyatifiyle veya yabancı yetkili bir makam ya da yerel bir talep doğrultusunda, makul gerekçelerle terör eylemi gerçekleştirdiği, gerçekleştirmeye çalıştığı veya bu eylemleri kolaylaştırdığı şüphesi olan kişileri veya kurumları listeye alabiliyor.

Listeye eklenen hastaneler şunlar: Nebatiye’deki eş-Şeyh Ragıb Harb el-Camii Hastanesi, Bint Cubeyl’deki Salah Gandur Hastanesi, Baalbek’teki el-Emel Hastanesi, Hadath’taki Saint George Hastanesi, Baalbek’teki Daru’l Hikme Hastanesi, Hermel’deki el-Betul Hastanesi, Khalde’deki eş-Şifa Hastanesi ve Beyrut Havalimanı yolu üzerindeki er-Resulü’l Azam Hastanesi.

Komite, listeye ekleme kararının uygulanmasını, kendi yürütme yönetmeliğinin 21, 22 ve 23. maddelerine uygun olarak istedi.

Madde 21’e göre, herkesin söz konusu kişilere ait tüm mal ve ekonomik kaynakları, doğrudan veya dolaylı olarak, tamamen veya kısmen, gecikmeksizin ve önceden bildirim yapmaksızın dondurması gerekiyor.

Madde 23 ise Kuveyt sınırları içinde veya yurt dışında herhangi bir Kuveyt vatandaşının, listeye alınan kişi veya kuruluşlara para, ekonomik kaynak veya finansal hizmet sağlamasını yasaklıyor. Bu yasak, doğrudan veya dolaylı, kısmen veya tamamen sağlanan hizmetleri ve listeye alınan kişi tarafından kontrol edilen ya da yönlendirilen varlıkları kapsıyor. Ancak dondurulan hesaplara faiz eklenmesi bu yasak kapsamına girmiyor.


Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
TT

Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)

Suudi Arabistan, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) el-Kuvek Askeri Hastanesi'ne, Dünya Gıda Programı'na (WFP) ait bir yardım konvoyuna ve yerinden edilmiş sivilleri taşıyan bir otobüse yönelik gerçekleştirdiği suç teşkil eden saldırıları şiddetle kınadı. Bu saldırılar, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca silahsız sivilin ölümüne ve Sudan'ın Kuzey ve Güney Kordofan eyaletlerindeki yardım tesislerine ve konvoylarına zarar verilmesine yol açtı.

Suudi Arabistan, Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, bu eylemlerin tamamen haksız ve tüm insani normların ve ilgili uluslararası anlaşmaların açık bir ihlali olduğunu teyit etti. Krallık, HDK'nin bu ihlallere derhal son vermesini ve uluslararası insani hukuk ve 11 Mayıs 2023'te imzalanan Cidde Deklarasyonu (Sudan'daki Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt) uyarınca, ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırılmasını sağlama konusundaki ahlaki ve insani yükümlülüğüne uymasını talep etti.

Suudi Arabistan, Sudan'ın birliğini, güvenliğini ve istikrarını, meşru kurumlarının korunmasını ve yabancı müdahaleyi reddettiğini yineledi. Ayrıca, siyasi bir çözümü desteklediklerini iddia etmelerine rağmen, bazı tarafların yasadışı silah, paralı asker ve yabancı savaşçıların sürekli akışını kınadı. Bu davranış, çatışmayı uzatmanın ve Sudan halkının acılarını artırmanın önemli bir faktörüdür.

Sudan Doktorlar Ağı'na göre, HDK'nin Dubeyker bölgesinden Kuzey Kordofan Eyaleti'ndeki el-Rahad şehrine yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırması sonucu, aralarında sekiz çocuk ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi öldü.