Kutlu yolculuk: Darfur'dan Mekke'ye Mahmil-i Şerif Alayı

Sudan'ın batısından başlayıp Mekke'ye uzanan yolculuk kervanbaşının sesiyle başlıyordu (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)
Sudan'ın batısından başlayıp Mekke'ye uzanan yolculuk kervanbaşının sesiyle başlıyordu (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)
TT

Kutlu yolculuk: Darfur'dan Mekke'ye Mahmil-i Şerif Alayı

Sudan'ın batısından başlayıp Mekke'ye uzanan yolculuk kervanbaşının sesiyle başlıyordu (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)
Sudan'ın batısından başlayıp Mekke'ye uzanan yolculuk kervanbaşının sesiyle başlıyordu (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)

Mina Abdulfettah
Şam, Mısır ve Sudan arasında Kisve'yi (Kabe örtüsü) Mekke'ye taşıyan Mahmil-i Şerif Alayı hikayeleri bir birlerine benzer. Hacı adaylarını bir araya getiren ve Mahmil-i Şerif Alayı tarafından yönetilen yolculuğun özünde dini ve kültürel boyutlar yer alırken aylarca yaya ve deve üzerinde süren yolculuğun birçok zorlukları da vardır. Öte yandan Mahmil-i Şerif Alayı’nın geçtiği ülkelerdeki hükümdarlar ve padişahlar kervanı kraliyet törenleri ve dini ritüellerle karşılarlar, kervan görkemli alaylarla hedefine doğru hareket etmeye başlardı. Hz.İsmail, babası Hz. İbrahim ile birlikte Beytullah’ın duvarlarını yükselttikten sonra Kabe’nin üzerini örttüğü için Kabe'nin örtülmesi Allah'a yaklaşmakla ilişkilendirilmiştir. Önceleri Arap kabileleri Kisve için iş birliği yaparlardı. Daha sonra İslam ülkelerinin padişahları ve hükümdarları Kabe'nin örtülmesi talimatı vermişlerdir. Bugün de bu talimat Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz tarafından verilmektedir.
Sudan ve Batı Afrika'dan Müslümanları arasında yıllık hac yolculukları sırasında getiren özel bir manevi ilişkileri vardır. Bu, sıradan bir hac yolculuğunun çok ötesine geçen bir deneyimdir. Yüzyıllar önceki o dönemin hatıraları, onu en özel ve eşsiz dini yolculuklardan biri yapan çeşitli tezahürler ve detaylarla doludur.
Tarihçilere göre Sahra Çölü'nün güneyinde, Atlantik Okyanusu'ndan Nil Nehri üzerindeki Nübye’ye kadar uzanan bir bölge olan Sudan’dan yola çıkan hacılar çölde kum tepelerini aşar, vadilere iner, vahalardan ve yeşil alanlardan geçerlerdi. Hac yolculuğu, diğer ticari, askeri yahut fetih amacıyla çıkılan yolculuklar arasında en çeşitli olanıydı. Müslüman tarihçiler de bu yolculukları ilgili bilgiler aktardılar.
IMG-20220704-WA0008.jpg
Sudan ve Batı Afrika'dan Müslümanları hac yolculuklarında bir araya getiren özel bir manevi ilişki vardı (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)

Mahmil-i Şerif Alayı
Hac kervanları Sudan'ın batısından Mekke'ye başlayan yolculuğa kervanbaşının seslenişiyle başlarlardı. Yol boyunca tüm istasyonları geçerken Hz. Muhammed için yazılan naatlar, dua ve telbiye seslerine karışır, gece yahut dinlenme saatleri dışında kesintisiz olarak işitilirdi.
Hacı kervanının önünde Kisve'yi Mekke'ye taşıyan Mahmil-i Şerif Alayı olurdu. Kisve genellikle gümüş kaplamalı ve sarı ipekle kaplı bir deve havudunda (semer) taşınırdı. Havutu kaplayan kumaşa altın simlerle Kuran-ı Kerim ayetleri ve süslemeler işlenmiş olurdu.
Bazı kaynaklarda ilk kişi, 1272 yılında Mısır'dan Mekke'ye hacı kervanına eşlik eden bir muhmil gönderen ve Kabe örtüsünün kraliyet törenleri ve dini ritüellerle karşılayan Memluk Sultanı Zahir Baybars’tır ve bu gelenek Osmanlı dönemi boyunca devam etmiştir.

Sultan Ali Dinar'ın yeri
Fur sultanlarının sonuncusu olan Sultan Ali Dinar, 1898 yılında 1916 yılına kadar Fur Sultanlığı'nı yönettiği dönemde Sudanlılar arasında büyük bir yere edindi. İktidarını İslami öğretilere göre yönetti, sosyal adaletin yayılmasını bir öncelik olarak gördü. Ayrıca Halaviler (hafızlık okulları) ve Şeriat mahkemeleri kurarak ve askerleri tarafından korunan hac kervanları düzenleyerek dini olarak da bir yer kazandı. Hatta Batı Afrika Müslümanları onu ‘Deftey el-Mushaf’ (Kuran-ı Kerim’in iki kapağı) olarak anmaya başladılar.
Sultan Ali Dinar'ın soyu, bugüne kadar Sudan'ın batısında yaşayan ve Darfur adının türetildiği Fur kabilesine uzanır. Osmanlı Hilafeti'ne yakınlığı ve İngilizlere karşı verdiği mücadele ile tanınan Sultan Ali Dinar,  Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı’nın yanında İngilizlere karşı olduğunu ilan ederek savaşa girdi. Ancak 1916 yılında ordusu ile İngiliz sömürge güçleri arasında saltanatının başkenti el-Faşir şehri eteklerinde gerçekleşen Berneciye Savaşı'nda hezimete uğratıldı ve öldürüldü. Bu savaşın ardından Fur Sultanlığı, Sudan devletinin ona tabi olacak son kısmı olarak İngiltere’nin boyunduruğu altına girdi.
569916-210370170.jpg
Askeri tarafından korunan hac kervanları düzenleyen Sultan Ali Dinar, Sudanlılar ve Batı Afrika Müslümanları arasında kendine büyük bir yer edindi (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Diplomatik bir faaliyet
Hac yolculuğu sırasında zamanın ve mekanın uyarıcısı kendini gösterir. Mahmil-i Şerif Alayı’na eşlik eden hemen hemen her şey daha da önem kazanır ve hacı adaylarına yeni bir hayat verilmiş gibi görünür. Müslümanlar için hac ibadeti, kişinin geçmişteki günahlarından arınması anlamına gelir. Hac yolculuğu tüm zorluklarına rağmen en keyifli yolculuklardan biridir. Mahmil-i Şerif Alayı’nın Darfur'dan çıkıp Kurdufan'dan geçmesi ve ardından Sevakin Adası’ndan inilen Kızıldeniz'den geçerek Mekke'ye gitmeden önce törenler yapılır. Bu yolculuk esnasında, Mahmil-i Şerif Alayı’nın yola çıkışı ve Mekke'deki varış noktasına ulaşıncaya kadar geçen süreç ve ardından hacıların ibadetlerini gerçekleştirdikten sonra dönüşleriyle yapılan kutlamalara kadar Darfur’un yeri tarihçiler tarafından kaleme alınmıştır.
Bu yolculuğun dini ve ekonomik dönüşümleri ve bunların insanların yaşamları ve sosyal hayatları üzerindeki etkilerini yansıtan birçok metin olmasına rağmen Darfur tarihinde o dönemi ele alan Allen Theobald, Na’um Shuqayr ve Avn Şerif Kasım gibi diğer yazarların yazıları da, Sudanlıların hac yolculuklarıyla ilişkilerini kısmen gözlemleme fırsatı sunuyor.  Ayrıca Sudan’da yerel liderlerin ahlakını da yansıtıyor. Darfur'un Batı Afrika'nın Mekke ve Medine’nin bulunduğu Suudi Arabistan ile bağı Ali Dinar’ın dış siyasi ilişkiler kurmasını ve saltanatına önem verilmesini sağladı. O dönemin standartlarına göre modern bir ordu oluşturmak için Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa ondan yardım aldı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre,akademisyen ve araştırmacı Abdullah Adem Hatir, Sultan Ali Dinar hakkında şunları söyledi:
“O bir devlet adamı ve otorite sahibiydi. Mahmil-i Şerif Alayı, özellikle yönetimi iç savaşlarla ve dış gerilimler ve çatışmalarla bezendiğinden saltanatı ile İslam dünyası arasında bir iletişim aracı olarak ülkenin diplomatik ve ekonomik faaliyetlerinin bir parçasıydı. Ancak bu iç savaşlara ve dış gerilimlere rağmen dış dünya ile iletişim kurarak, hizmetlerini ve ilişkilerini yetki sınırları dışına taşıyarak bölgesinin bağımsızlığını uzun süre koruyabilmiştir. Yurtdışına uzanan diplomatik ve ekonomik faaliyetlerinin Ali Dinar’ın, özgürlüğünü ve İslam ülkeleriyle olan ilişkilerini sürdürmesi için İngiliz hükümetiyle 500 sterlinlik haraç ödenmesini öngören bir anlaşma imzalamasına yardımcı oldu.”

Mahmil-i Şerif Alayı’nın güzergahı
Hatir, Mahmil-i Şerif Alayı’nın güzergahı ile ilgili olarak ise şöyle konuştu:
“Sultan Ali Dinar yönetiminin Mahmil-i Şerif Alayı ile ilgili çalışmaları, tüm Sudanlılar tarafından ulusal düzeyde takdir ediliyordu. Hacı kervanlarının geçtikleri ve başka hac yolcularının da katıldıkları bölgelerde Mahmil-i Şerif Alayı için törenler ve kutlamalar yapılıyordu. O dönemde sömürgeciler olmasaydı, etkisi çok daha büyük olurdu. Mahmil-i Şerif Alayı fikri, Müslüman bir yönetim olan Darfur Sultanlığı'nda ortaya çıkmıştır. Darfur Sultanlığı, Sennar Sultanlığı ve diğerleri gibi bölgedeki diğer sultanlıklardan daha güçlüydü.
Hac kervanının Zalinjay şehrinin kuzeybatısındaki, kısa bir süre öncesine kadar hacılarla ilişkilendirilen ve yerel dilde ‘hacılar geldi’ anlamına gelen Acakari adlı bir noktada Batı Afrika'dan gelen hacıların toplanmasından sonra (şuan Kuzey Darfur eyaletinin merkezi olan) Darfur Sultanlığı’nın başkenti el-Faşir şehrinde toplandığını söyleyen Hatir, “Mahmil-i Şerif Alayı buradan Sudan'ın Omdurman şehrine, oradan Berber'e, oradan da ülkenin doğusunda yer alan ve Sultan Dinar'ın ordularının kervanlar kutsal topraklara ulaşana kadar deniz seferlerinin güvenliğini sağladıkları Sevakin Adası'na ardından da kutsal topraklara ulaşır” şeklinde konuştu. Hatir’in aktardığına göre Mahmil-i Şerif Alayı’nı yönetenlerin en ünlüleri arasında Rifa'a şehrinden Şeyh eş-Şimavi'dir. Farklı yıllarda Rifa’alılardan Mahmil-i Şerif Alayı’nın başına başka isimler de geçmiştir.
Mahmil-i Şerif Alayı’nda yer alanlara da değinen Hatir, Mahmil-i Şerif Alayı’nın sembolü olan Kabe örtüsünün yanı sıra hediyeler, bağışlar ve hacdaki fakirlere gönderilen tarım ürünleri olduğunu belirtti. Hatir, Sultan Ali Dinar’ın, o dönem ekonomik ağırlığı ve Avrupa'ya açılan kapı olması nedeniyle İslam dünyasında bir ticaret merkezi olan Mısır'da satılacak olan deve, akasya sakızı, kekrede, yer fıstığı ve savan bölgesinin zengin yelpazesinden çok sayıda ürün gibi Darfur'un temel tarımsal ve hayvansal ürünlerinden gönderdiğini ve bunlardan elde edilen paranın, Mekke’de ve Körfez’deki fakirlere ve hacılara dağıtılmak üzere özel bir kutuda Mahmil-i Şerif Alayı bağlanan Haram-ı Şerif Bohçası’na konulduğunu anlattı.
Hatir’e göre Ali Dinar ölümüne kadar Mahmil-i Şerif Alayı’nı yönetmeye devam etti. Ardından Dinar'ın yeğeni Abdurrahman el-Mehdi ve Omdurman’ın önde gelen tüccarları 1930’lu yıllarda Mahmil-i Şerif Alayı faaliyetlerini yeniden başlattılar. Sultan ile olan ilişkisinden dolayı ismini değiştirmediler. Aradan yıllar geçmesine rağmen Mahmil-i Şerif Alayı, Sudanlıların ve Darfur halkının dini, psikolojik, ekonomik ve sosyal mirasının bir parçası olarak kaldı.

Mahmil-i Şerif Alayı’ndan geriye kalanlar
Mahmil-i Şerif Alayı artık yoksa da sosyal mirası, beraberindeki dini ritüelleri, özellikle de Hac mevsimlerinde tekrarlanan ve Mekke ve Medine adlarının anıldığı naatlar halen var olmaya devam ediyor. Halen hacca giden kişilerin evlerinin kapılarının yanlarındaki duvarlara bazı âyetler yazılıyor. Şeyh el-Buraey, Hac el-Mahi, Hac el-Akib, Vud Temim, Muhammed Ebu Kasavi, Ahmed ed-Dakuni el-Kebir, Ali Vud Halib ve diğerleri gibi Mahmil-i Şerif Alayı’nın ilahileri söyleyen tanınmış şeyhler var.
Yazar Muhammed el-Mehdi Beşeri, Şair Kureyşi Muhammed Hasan’ın, Sudan'da sopa, el ya da parmak uçlarını vurarak çalınan def gibi çalgılar ve alkışlarla eşlik edilen naatlardan oluşan Kureyş Koleksiyonu isimli bir kitap çalışması yaptığını aktardı. Def, şairin Hz. Peygamber'in faziletlerini ele aldığı, halkın Peygamber’e övgülerde bulunduğu naatlara eşlik eden en eski taarab çalgısıdır. Şair Kureyşi, kitabında ilahi söyleme, bedeni kullanma ve def ile dans etme gibi halk ezgilerini icra etmenin bazı özelliklerini sıralamıştır.
Mahmil-i Şerif Alayı’ndan, Sudanlılar için hac yolculuğunun önemini ve ritüellerine bağlılığı yansıtan bir iz günümüze kadar ulaşmıştır. Hac ibadeti için yola çıkanlar aileleri tarafından kutlamalarla uğurlanır. Kadınların zılgıtları arasında övgüler yağdırılır. Kutsal topraklardan dönüşlerinde de aynı coşku ile karşılanırlar.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.