Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan’ın açıklamasının tuzakları ve komünistlerin gündemi

Açıklamadaki belirsizlik, Sudan’ın çelişkilerle dolu siyaset sahnesinde bir patlamaya yol açabilir

Burhan'ın devlet televizyonu aracılığıyla Sudan halkına yaptığı televizyon konuşması (Sudan TV - The Independent Arabia)
Burhan'ın devlet televizyonu aracılığıyla Sudan halkına yaptığı televizyon konuşması (Sudan TV - The Independent Arabia)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan’ın açıklamasının tuzakları ve komünistlerin gündemi

Burhan'ın devlet televizyonu aracılığıyla Sudan halkına yaptığı televizyon konuşması (Sudan TV - The Independent Arabia)
Burhan'ın devlet televizyonu aracılığıyla Sudan halkına yaptığı televizyon konuşması (Sudan TV - The Independent Arabia)

Muhammed Cemil Ahmed
Sudan'daki darbe yönetiminin lideri Abdulfettah el-Burhan'ın 4 Temmuz Pazartesi günü yaptığı açıklamanın belki de en doğru tarifi, Sudanlı birçok siyasi analistin de ifade ettiği gibi siyasi tuzaklar ve kurnaz planlarla dolu olduğudur. Açıklamayı hazırlayanların Burhan’ın son bir çözüm reçetesi olarak Sudanlılara okumasını istedikleri muğlak açıklamanın aslında çelişkilerle dolu Sudan siyaset sahnesinde bir patlatmaya yol açabilecek zehirli reçete olduğu açıktır.
Darbeci yönetimin lideri, orduyu diyalogu düzenleyen üçlü mekanizmadan çekmeye ve görevlerini güvenlik ve savunma ile sınırlamaya karar verdiğini duyurdu. Ardından bunun, sivil bir hükümetin kurulması için olduğunu beyan etti. Peki ama bu sözlerden ne anlayabiliriz?
Orduyu üçlü mekanizmadan çekme kararı, devrimcilerin ‘asker kışlaya’ sloganına bir yanıt olduğu anlaşılabilir. Fakat Burhan’ın sivil bir hükümetin biçimini belirleyen kişi olmasını nasıl anlamalıyız?
Burhan, hükümetin kurulmasından sonra Egemenlik Konseyinin feshedileceğini, ordudan ve Hızlı Destek Kuvvetleri'nden Silahlı Kuvvetler Yüksek Kurulu'nun oluşturulacağını ve ardından hükümetle mutabık kalınarak (Tabii, Silahlı Kuvvetler Yüksek Kurulu’nun, Egemenlik Konseyi’nin alternatifi olduğu düşünüldüğünde, yeni bir Egemenlik Konseyi’nden söz edilmeksizin) Yüksek Kurulun diğer görevlerinin tamamlanacağını söyledi. Peki bu görevler nedir? Daha sonra, (25 Ekim'deki darbe açıklamasında yaptığı gibi Ömer el-Beşir'in partisi Ulusal Kongre Partisi'ni dışlamadan) halkın çeşitli kesimlerini diyaloga girmeye çağıran Burhan, bunun ardından herkesin düşüncesini açıklama hakkına sahip olduğunu belirtti. Bu açıklamadan darbecilerin ve verdikleri, ancak 25 Ekim'deki darbe açıklamasından bu yana uygulamadıkları sözlerin yükünden kurtulmak için kurulmuş siyasi bir tuzak olması dışında ne anlayabiliriz? Burhan, 25 Ekim’deki açıklamasında, iki haftadan daha kısa bir süre içinde bir hükümet kurulacağını ve parlamentonun oluşturulacağını söyledi. Ancak 2 Ocak'ta istifa eden Hamduk hükümeti dışında, darbesinin üzerinden 8 ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen ne bir hükümet kuruldu ne de parlamento oluşturuldu!
Bu her an patlamaya hazır bir bombayı andıran açıklamaya baktığımızda, Burhan’ın 8 ay önceki darbesinin getirdiği sorunlardan ve belalardan kaçma niyeti olduğunu ve çözmeyi başaramadığı yeni bir hükümetin kurulması ve parlamentonun oluşturulması sorununu pimi çekilmiş bomba gibi sivil devrim güçleri ve siyasi partilerin sahasına atarak kurtulmak istediğini açıkça görüyoruz. Bununla kendisini bir yandan darbe suçundan ve darbenin güvenlik, siyasi ve ekonomik yönlerden Sudanlıların hayatlarını etkileyen tehlikeli yansımalarından kurtaracağını diğer yandan siyasi güçlerin bir ay içinde hükümet kuramayacaklarını kanıtlamak amacıyla bir hükümetin kurulması için verdiği sürenin dolmasından sonra orduyu yeniden meşruiyetin koruyucusu olarak göstererek bir ay geçtikten sonra yeni bir darbeye zemin hazırlayabileceğini sanıyor. Ancak belki de bu darbenin bir parçası bile olmayacak.
Burhan'ın açıklamasındaki çelişkileri ortaya çıkaran en büyük göstergelerden biri de devrimci güçler tarafından 30 Haziran'dan sonra darbe yönetiminin düşmesi talebiyle Hartum'da başlatılan oturma eyleminin Burhan'ın açıklamasından saatler sonra yeniden dağıtma girişimleridir!
Ancak çok geçmeden Burhan’ın açıklamasını reddeden devrimci güçlerden yanıt geldi. Özellikle Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) tarafından düzenlenen basın toplantısında, ÖDBG liderleri, ‘siyaset sahnesini patlatmayı hedefleyen saatli bir bomba ve bubi tuzağı’ olarak niteledikleri açıklamanın satırları arasında gizlenen tüm hileleri ve bozuk argümanları çürüttüler. ÖDBG’nin tepkisi, Burhan’ın açıklamasına verilen en güçlü tepkilerden biri oldu.
Burhan’ın açıklaması, darbesinin kaçınılmaz sonunu ortaya da çıkardığından açıklaması, her zaman olduğu gibi uzatmalarda oynayabilmek için atılan bir adım olduğu açıktı. Açıklamanın, Burhan’ın her seferinde, ordunun 3 Haziran 2019 tarihinde Hartum'daki Genel Kurmay Başkanlığı önünde düzenlenen oturma eyleminin katliamla dağıtılmasına karıştığı yönündeki suçlamalarla çevrili eski sorunlardan kaçtığı gibi yeni bir kaçış hamlesi olduğu ortada.
Tüm göstergeler, açıklamanın, 25 Ekim darbesinin bugün geldiği kriz durumunu ve bir önceki yazımızda o gün için olası bazı senaryolara değindiğimiz 30 Haziran'ın yansımalarının hızlı sonuçlarından biri olduğunu gösteriyor. Söz konusu yazımızda direniş komitelerinin darbeci yönetimi devirmek için yeni stratejiler bulabileceklerine işaret etmiştik. Aslında bu, direniş komitelerinin darbeci yönetimi devirme planlarında kalıcı bir strateji olarak Hartum'da dört büyük oturma eylemi düzenlemesiyle oldu. Bu aynı zamanda devrimin güçlerinin birliği ve bu birliğe ulaşılmasının yolları hakkında birçok tartışmanın yapılmasına izin veren özgür bir oluşturuyor. Devrimci güçler birlik olmaya ne kadar yaklaşırlarsa, darbeci yönetimin düşüşü de o kadar yakındır.
Bu yüzden Burhan'ın açıklaması, 30 Haziran'ın etkilerinden ve yansımalarından biri olarak, devrim güçlerine birliğin ve sallanmaya başlayan darbe yönetimini yıkmak için ortak bir program aracılığıyla tüm devrim güçlerini kendine çeken bir cumhuriyet cephesi olarak tek bir başlık için amansız bir arayışın gerektiği konusunda güçlü bir mesajdı. Burhan’ın açıklamasında açıkça işaret ettiği plan, bir şekilde siyasi arenada kartların yeniden karılmasını ve sivil güçleri bunda önemli bir çıkarı olan Müslüman Kardeşler’in (İhvan-u Müslimin) yanı sıra darbeyi destekleyen güçlerle karşı karşıya bırakıp bir tezat oluşturarak orduya yöneltilen darbe suçlamasını reddetmeyi amaçlıyor.
Tüm bunlarla birlikte ÖDBG, geçtiğimiz Salı günü Burhan'ın açıklamasına yanıt vermek amacıyla düzenlediği basın toplantısında, Burhan’ın iş birliği yapma çağrılarına yanıt verilmediğini açıkça belirtirken ÖDBG’nin bazı liderleri, devrim güçleri lehine olumlu sonuçların yakında ortaya çıkacağını müjdelediler. Bu, devrimci güçler arasında ortak bir devrimci eylem için merkezi bir birlik ihtiyacı ve devrimci güçlerin darbeci yönetimi devirmeye yönelik birleşik programının içeriği hakkında yapılan tartışmanın bir sonucu olabilir.

Sudan Devrimi’nde Komünist Parti sorunu
Sudan devrimi meselesiyle ilgili belki de en önemli sorunlardan biri, Komünist Parti'nin, devrimci bir söylemle özdeşleştirmeye çalıştığı, kendi reçetesine ve devrimci eylem programına özgü bir politik doğruculuk önerme ısrarıdır. Ancak bu öneri, doğası gereği oldukça değişken olan siyasi bir gerçekliğin olası sonuçlarına dair neredeyse kati olan algılarla arındırıcı bir vizyona dayanıyor. Bu vizyon, komünistlerin 30 Haziran’da hem Ümmet Partisi'ni hem de Ulusal Kongre Partisi’ni darbe yanlısı olmakla suçlayan açıklamaları gibi kritik zamanlarda bile bazı büyük devrimci taraflara karşı açıklamalarda bulunarak kendi vizyonuna ters düşen diğer devrimci güçlere ihanettir. Komünist Parti, eski kati ve partizan gündemine göre uluslararası veya bölgesel güçlerin katkıda bulunduğu herhangi bir çözümün gerçek bir çözüm olarak görmediği ve asıl çözümün Sudanlıların ulaşacağı bir çözüm olduğunu sanıyor. Peki Sudan toplumu ve devrimci güçler bunu herhangi bir dış müdahale olmadan başarabilir mi? Tabii ki bu boş bir iddiadır. Zira bugün Sudanlı tüm güçler, otuz yıl boyunca iktidarda olan Müslüman Kardeşler rejiminin Sudan toplumunun bileşenlerini zehirleyerek, siyasi arena ve devlet yapısını yok ederek verdiği zararın farkındalar.
Şimdi burada arkasında karşılıklı çıkarların yattığı yabancı taraflarla iş birliği olmaksızın kendi kendine birlik için, Komünist Parti'nin gündemi, bilgi ve iletişim devrimi zamanlarının algı sistemleri, medya ve sosyal ağları ile değişen dünyanın ifadelerinde neden olduğu büyük farklılıkları dikkate almadan halen klasik devrimlerdeki gibi herhangi bir yabancı müdahaleyi sürekli bir komplo olarak görüyor. Oysa artık devrimlerin başarıya ulaşmasının kriterleri, klasik devrimlerdeki düşünce tarzının dışında düşünmeyi gerektiren son derece karmaşık ilişkiler ağıdır. Öyle sanıyorum ki Komünist Parti'nin geldiği durum, özellikle direniş komitelerinden bazılarının Komünist Parti'nin şiirler, şarkılar, sanatsal çizimler ve duvarlara yazılan sloganlar gibi eylemlerde bulunulması söyleminden etkilenmeleri nedeniyle onun devrimci söyleminde ifade ettiklerinin uygulanabilirliğinin tüm devrimci güçlerle tartışılması gerektiriyor.  Ancak bu harekete geçirici söylem, siyasi gerçekliğin üretimini içten ve dıştan kontrol eden değer, içerik, dönüşüm ve kader kavramları ve bunlarla ilgili yasalar hakkında akıcı bir düşünceye ve farkındalığa sahip sağlam bir siyasi planlamayı içermiyor.
Komünist Parti'nin söyleminin mevcut siyasi eylem bankasında boş bir çek olduğunu söylemeye gerek olmadığını tahmin ediyorum. Neyse ki, Komünist Parti’nin siyasi aktörlere karşı uyguladığı aşırı özgür eleştiriyi kınayan Sudanlı düşünür Hişam Ömer en-Nur’ın yazdığı ciddi makale ve Bekri el-Cak’ın bazı eleştiriler önerilerin olduğu bazı makaleleri gibi derinlemesine yazılar kaleme alındı. Bu makalelerin, direniş komitelerindeki birçok kişinin, Komünist Parti’nin aşkın bir partizan benlik ve siyasi taktikler aracılığıyla yürüttüğü yönteme dikkatlerini çekeceğini ve daha sonra partinin bencil sloganlarına ilgi duymayı bırakacaklarını düşünüyorum. Çünkü partinin karmakarışık sloganlarının ve taktiklerinin yol açabileceği sonuçlar hakkında derin bir düşünce ile eski fikirlerin neden olabileceği tehlikeyi anlayacaklardır. Bu yüzden ÖDBG’nin, sivil güçlerin ve birçok Sudanlı araştırmacının ve düşünürün direniş komiteleriyle darbe yönetimini yıkmaya yönelik eylemin içeriğine dair birleşik bir program konusunda verilecek garantilerle açık ve uzun diyaloglar gerçekleştirmelerinin önemli olduğuna inanıyorum. Bununda ancak direniş komiteleri ve devrimci güçlerle Komünist Parti'nin siyasi gündeminin uygulanabilirliğini eleştirmek ve basit yapısını ve içi boş sloganlarını ortadan kaldırmak için açık tartışmalar ve diyaloglarla yapılabileceğini düşüyorum.  Bu tartışmalara ve diyaloglara büyük bir katılımın olması Devrimci Cephe’nin darbeci yönetimi devirmeye yönelik programını sağlamlaştırmaya ve güçlendirmeye hizmet edecektir.
Belki de bugün Sudanlı komünistler, Vietnamlı büyük komünist lider Ho Chi Minh'in devrimci mücadeledeki araçlarınızla ilgili özeleştiri yapmanız gerektiği yönünde söylediği, “Kendinizi düşmanla kesiştiğiniz bir noktada bulursanız aynada yüzünüze bakar mısınız?” sözleri üzerine derin derin düşünmeliler. Sudan Komünist Partisi belki de bugün Sudan devrimindeki siyasi eylem gündeminin Müslüman Kardeşler’in değirmenine su taşıdığının henüz farkına varamamış olabilir?

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Indpendet Arabia’dan çevrilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.