Rusya, Türkiye ile Suriye arasındaki Adana Mutabakatı’nı canlandırmayı başarabilir mi?

19 Haziran'da Şam yakınlarında mayın temizleme eğitimi gören Suriye askerleri. (AFP)
19 Haziran'da Şam yakınlarında mayın temizleme eğitimi gören Suriye askerleri. (AFP)
TT

Rusya, Türkiye ile Suriye arasındaki Adana Mutabakatı’nı canlandırmayı başarabilir mi?

19 Haziran'da Şam yakınlarında mayın temizleme eğitimi gören Suriye askerleri. (AFP)
19 Haziran'da Şam yakınlarında mayın temizleme eğitimi gören Suriye askerleri. (AFP)

Türkiye, Suriye'nin kuzeyinde ‘güvenli bölge’ kurmak için askeri operasyon başlatmakla tehdit ettiğinde, Rusya, ‘Adana Mutabakatı’nın’ canlandırılmasına hazırlık olarak Fırat'ın doğusuyla ilgili ‘Soçi Mutabakatının’ uygulanmasını müzakere masasına koyuyor. Türkiye ve Suriye arasında 1998'de imzalanan ve terörle mücadelede işbirliği öngören Adana Mutabakatı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, terör örgütü PKK’ya yönelik sınır ötesi operasyon yapmasına da olanak sağlamaktaydı.  
Rusya'nın Ukrayna’ya savaş açmasından bu yana, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Washington ve Moskova'nın kendisine olan ihtiyacı nedeniyle güçlenen ‘müzakere pozisyonundan’ faydalanarak, Suriye’nin kuzeyinde 35 kilometre derinlikte bir ‘güvenli bölge’ oluşturma yönündeki eski planları yeniden canlandırdı. ABD, açık bir şekilde Fırat’ın doğusuna yönelik herhangi bir askeri harekata karşı olduğunu duyurdu. Moskova ise Şam, Ankara ve Kürt yönetimi arasında bir arabuluculuk rolü üstlendi. Suriye rejimi ordusu, Tahran’daki üçlü zirveden önce, Türkiye’nin muhtemel operasyonunu engellemek amacıyla güçlerini ülkenin kuzeyindeki çeşitli bölgelere yerleştirdi.  
Ankara, 2016’da Halep'in kuzeyinde ‘Fırat Kalkanı’’, 2018'de Afrin'de ‘Zeytin Dalı’ operasyonu ve Fırat'ın doğusuna yönelik 2019’un sonlarında başlattığı Barış Pınarı operasyonlarıyla ele geçirdiği bölgeleri yeni bir askeri harekat ile birleştirmeyi hedefliyor. Moskova ise Adana Mutabakatı’nın etkinleştirilmesi ya da 2019’daki Soçi Mutabakatı’nın tam olarak uygulanmasını teklif ediyor.

Adana Mutabakatı neler içeriyor?
Türkiye 1998 yılının ortalarında PKK’yı desteklemekle suçladığı Suriye'yi Milli Güvenlik Toplantısı’nın ardından askeri müdahale etmekle tehdit etti. Mısır Lideri Hüsnü Mübarek tarafları uzlaşmaya ikna etti ve bunun sonucunda 20 Ekim 1998'de Ankara ile Şam arasında Adana Mutabakatı imzalandı. Adana Anlaşması şu hususları öngörmekteydi:  
Başta PKK olmak üzere her iki devlet de kendilerini tehdit eden terör örgütlerine karşı önlemler alacak ve onların kendi toprağındaki tüm faaliyetlerine engel olacaktı. Bu bağlamda, (1999’dan beri Türkiye’de tutuklu bulunan) PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Suriye’de ikamet etmesine ya da ülkeye giriş yapmasına izin verilmeyecekti.  
Suriye, PKK’nın topraklarında silah arzı, lojistik malzeme, finansal destek ve propaganda aktivitelerine müsaade etmeyecek, yurtdışındaki PKK unsurlarının Suriye'ye girişine de izin vermeyecekti. PKK’nın Suriye topraklarında faaliyet göstermesine ya da Suriye topraklarından faaliyet yürütmesine izin verilmeyecekti. Suriye, PKK’nın topraklarında kamplar ve eğitim ya da himaye amaçlı tesisler kurmasına, ticari faaliyetler yapmasına izin vermeyecekti.  Bu bağlamda, birçok PKK mensubu tutuklanarak yargıya sevk edildi ve isim listeleri Türk tarafına teslim edildi. Suriye anlaşma uyarınca, PKK’yı terör örgütü olarak tasnif ederek tüm faaliyetlerini yasakladı.  
Karşılıklı olarak hiçbir terör örgütünün, ikamet, lojistik, eğitim, ulaşım ve silah kapasitesine müsaade etmemek konusunda anlaşan iki ülke, ortak operasyonlar, tutukluların iadesi ile bilgi, belge ve istihbarat paylaşımı alanlarında işbirliği yapmaya karar vermişti. Bu bağlamda iki ülkenin yüksek güvenlik birimleri arasında bir telefon hattı oluşturuldu. Ankara ve Şam’da karşılıklı olarak büyükelçiliklerde ‘özel güvenlik yetkilileri’ atandı. Adana Mutabakatı’nın eklerinde ise, iki ülke arasındaki sınır anlaşmazlıkların taraflarca son bulduğunun ikrar edildiği kaydedilmekteydi. Bu bağlamda tarafların birbirlerinin topraklarında herhangi bir hak iddia etmesinin önünün kapatıldığı vurgulanmaktaydı. Mutabakatta, Suriye’nin anlaşmadaki yükümlülükleri ihmal etmesi ve gerekli önlemleri almaması durumunda, Türkiye’nin Suriye topraklarında 5 kilometre derinliğinde operasyon yapma hakkının doğduğu da belirtilmekteydi. 

Adana Mutabakatı’nın etkinleştirilmesi, siyasi ve güvenlik açısından ne anlama gelir?  
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terör örgütü PKK’ya yönelik Suriye’de 5 kilometre derinlikte operasyon hakkı elde etmesi. Şam yönetiminin, 1939'da Türkiye’ye dahil olan İskenderun (Hatay) üzerindeki hak iddialarından feragat etmesi anlamına gelir. Abdullah Öcalan liderliğindeki PKK’nın Suriye tarafından terör örgütü olarak kabul edilmesiyle sonuçlanır. Bu bağlamda Ankara, PKK’nın bir uzantısı olarak gördüğü Demokratik Birlik Partisi'nin de (PYD) Adana Mutabakatı’na göre ‘terör örgütü’ olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyor.  
İki ülkenin yüksek güvenlik birimleri arasında güvenlik hattının yeniden aktifleştirilmesi. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan'ın, Suriye Ulusal Güvenlik Büro Başkanı Ali Memlük ile birden fazla kez görüştüğü biliniyor. Adana Mutabakatının etkinleştirilmesi, Türkiye ve Suriye’nin karşılıklı olarak büyükelçiliklerini açması anlamına da gelir. Suriye’nin halihazırda İstanbul Başkonsolosluğu faaliyet göstermektedir. Mutabakata göre her iki büyükelçiliğe üst düzey güvenlik yetkilisinin de atanması öngörülmektedir.  
Adana Mutabakatı’nın uygulanması, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu tarafından ikrar edilen ‘dolaylı temasların kurulması’ çerçevesinde de değerlendirildiğinde, Ankara'nın Suriye hükümetinin meşruiyetini tanıması anlamına geliyor.  
Adana Mutabakatı, Suriye'nin kuzeydoğusunda 32 kilometre derinlikte bir ‘tampon bölge’ oluşturulması konusundaki Türk-Amerikan anlayışına bir alternatif sunuyor. Aynı zamanda Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında imzalanan Soçi Mutabakatı’nın uygulanmasının da önünü açıyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın güçlerini Fırat'ın doğusundaki bazı bölgelerden çekme kararı, o dönemde Türkiye’nin operasyon başlatmasının önünü açmıştı.  

2019 Soçi Mutabakatı neler içermektedir?  
Erdoğan ve Putin 2019’da Soçi’de 10 madde üzerinde mutabakat sağladılar:  
Her iki taraf Suriye'nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğünün muhafazasına ve Türkiye'nin milli güvenliğinin korunmasına olan bağlılıklarını teyit ederler. Terörizmin tüm şekil ve tezahürleriyle mücadele etme ve Suriye topraklarındaki ayrılıkçı gündemleri boşa çıkarma yönündeki kararlılıklarını vurgularlar. Bu çerçevede, Tel Abyad ve Resualyn’ı içine alan 32 km derinliğindeki mevcut Barış Pınarı Harekatı alanındaki yerleşik statüko muhafaza edilecektir. 
Her iki taraf Adana Anlaşması'nın önemini teyit eder. Rusya mevcut koşullarda Adana Anlaşması'nın uygulanmasını kolaylaştıracaktır. Barış Pınarı Harekat alanının dışında kalan Suriye tarafında, YPG unsurları ve silahlarının Türkiye-Suriye sınırından itibaren 30 km'nin dışına çıkarılması temin edilecektir. Mevcut Barış Pınarı Harekat alanı sınırlarının batısı ve doğusunda 10 km derinlikte Kamışlı şehri hariç Türk-Rus ortak devriyeleri başlayacaktır. Menbiç ve Tel Rıfat'tan bütün YPG unsurları silahlarıyla birlikte çıkarılacaktır. Her iki taraf terörist unsurların sızmalarının önlenmesinin temini için gerekli tedbirleri alacaktır. Mültecilerin güvenli ve gönüllü şekilde geri dönüşlerini kolaylaştırmak maksadıyla ortak çalışma yapılacaktır. Taraflar Astana Mekanizması çerçevesinde Suriye ihtilafına kalıcı bir siyasi çözüm bulunması amacıyla çalışmalarını sürdürecektir.  

Türkiye ve ABD arasında 2019’da varılan anlaşma neler içermekteydi?  
ABD ile Türkiye arasında 2019 Ekim ayında, Suriye'nin kuzeyinde yürütülen Barış Pınarı Harekatı'na beş gün ara verilmesine ilişkin 13 maddelik bir anlaşma yapılmıştı. Dönemin ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzaladığı anlaşmaya göre:  
NATO içinde müttefik olan ABD ile Türkiye, Suriye’nin siyasi birliği ile toprak bütünlüğünü taahhüt eder, her iki ülke de Suriye ihtilafını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararına uygun şekilde sonlandırmayı hedefleyen, BM öncülüğündeki siyasi sürece olan bağlılıklarını yineler. TSK’nın, Barış Pınarı Harekatı'na 120 saatliğine ara vermesiyle birlikte, YPG güçleri güvenli bölgeden çekilecektir.
Türkiye ve ABD, Suriye'nin kuzeydoğusunda DEAŞ ile mücadele faaliyetlerine devam edecek. ABD, Türkiye'ye yaptırımları durduracak ve yeni yaptırım uygulamayacak. Oluşturulacak Güvenli Bölge Türk askerinin kontrolünde olacak, TSK bölgedeki tüm meskun mahal sakinlerinin dirliği ve güvenliğini sağlayacak. YPG'den ağır silahlar toplanacak, YPG tahkimatları ile tüm muharip mevzileri kullanılmaz hale getirilecek. ABD ile Türkiye, güvenli bölgenin uygulanmasında eş güdümü artıracak.  

Suriye ordusu Fırat'ın doğusuna nasıl döndü? 
Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın Türkiye'nin kuzeydoğu Suriye'deki sınırlarından çekileceğini açıklamasının ardından yapılan bahsi geçen, Rus-Türk-Amerikan anlaşmalarına paralel olarak; Washington’ın müttefiki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam rejimi arasında bir mutabakat zaptı imzalandı. Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) ana omurgasını oluşturduğu SDG, Suriye rejimi ordusunun, SDG kontrolündeki Irak sınırında yer alan Ayn Divar’dan batıdaki Cerablus’a kadar olan bölgelere girişine izin verdi. Buna göre Suriye rejimi ordusu üç eksenden hareket etme imkanı buldu:  
Kuzeyde Tabka ekseni, Ayn İsa kırsalından Türkiye-Suriye sınırına uzanan bölge. Menbiç ekseni, Türkiye sınırındaki Ayn el-Arab'dan, batıda Tel Abyad’a kadar olan bölüm. Haseke ekseni, Tel Temir’den doğuya doğru Kamışlı ve Malikiye’ye uzanan bölüm. Arima ile ilgili varılan anlaşma doğrultusunda, Suriye rejimi birlikleri Menbiç ile Sacur Nehri boyunca konuşlanacak. Bahsi geçen mutabakat zaptına göre SDG, Suriye bayrağı altında, ülkenin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini koruyacağını ve Türkiye’nin muhtemel tehditlerine karşı Suriye ordusunun yanında yer alacağını deklare etmekteydi. Ancak Donald Trump’ın geri çekilme kararından vazgeçmesi ve Fırat’ın doğusunda ABD güçlerini tutmaya devam etmesi, söz konusu mutabakatın maddelerinin uygulanmasını erteledi. Türkiye’nin son operasyon sinyalinin ardından, Moskova, rejim ve SDG arasında 2019’da varılan mutabakatın yeniden canlandırılması için girişimlerde bulundu.  
Rusya, Suriye ile İsrail arasında Golan Tepeleri’nde hayata geçirdiği ‘çatışmasızlık kararının’ bir benzerini bölgede uygulamaya çalışıyor. Bu bağlamda Soçi Mutabakatı’nın uygulanmasının ardından, Adana Mutabakatı’nın etkinleştirilmesini hedefliyor. Böylelikle Suriye rejiminin meşruiyet kazanarak ülke genelinde kontrolü sağlamasına olanak sağlamayı amaçlıyor. Rusya daha önce de Adana Mutabakatı’na atıfta bulunmuştu, Tahran Zirvesi’nde de konuyu gündeme getirdi. Moskova’nın biraz Rus yorumuyla Adana Mutabakatı için zorlamaya devam edeceği öngörülüyor.  



Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
TT

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)

Cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında Şam yönetiminin, Lübnan’dan gelen uyuşturucuların Şam kırsalındaki Serghaya bölgesinde gerçekleştirilmeye çalışılan büyük çaplı kaçakçılık operasyonunu engellediğini duyurması dikkat çekti. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik uzmanı, operasyona müdahale eden gücün İç Güvenlik Kuvvetleri değil, Savunma Bakanlığı’na bağlı birlikler olduğunu belirtti. Başka bir askerî uzman ise Lübnan ve Irak sınırlarındaki gelişmeleri İran’ın Suriye’ye yönelik ‘rahatsızlığıyla’ ilişkilendirdi.

Savunma Bakanlığı’nın Medya ve İletişim Dairesi, ‘Sınır Muhafızları güçlerinin, Lübnan sınırındaki Serghaya bölgesinde, Lübnan’dan gerçekleştirilmeye çalışılan uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini’ bildirdi.

Açıklamada, ‘Kaçakçıların operasyon sırasında güvenlik güçlerine ateş açtığı, birliklerin de ateşin geldiği kaynağa karşılık verdiği ve bunun üzerine ateş açan kişilerin Lübnan topraklarına doğru kaçtığı’ belirtildi. İç Güvenlik Kuvvetleri’nin açıklamasına göre operasyonda 280 kilogram esrar ve 28 bin Captagon hapına el konuldu.

Lübnan ordusu da 4 Kasım tarihinde Arsal kasabasının dağlık kırsalında geniş çaplı baskınlar düzenlemiş, operasyonlarda kaçakçılar gözaltına alınmış ve yasa dışı araçların sınırdan geçiş girişimleri engellenmişti.

dscf dfv
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın yayınladığı fotoğrafta, Sınır Muhafızları mensuplarının uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediği görülüyor.

Bu gelişme, Suriye makamlarının birkaç gün önce Humus petrol rafinerisini hedef almayı planlayan bir hücreyi yakalamasının ardından yaşandı. Suriye makamları, söz konusu hücrenin Hizbullah ile bağlantılı olduğunu açıklarken Hizbullah ise bu iddiayı reddetti.

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın hassas bölgelerdeki terör saldırılarının seviyesini yükselterek Suriye’deki terör faaliyetlerini genişlettiğine dikkat çekti. Sınır bölgesinin son derece tehlikeli olduğu uyarısında bulunan Kaddur, “Her an gerilimde tırmanış yaşandığına tanık olabiliriz. Bu durum, Suriye güvenlik güçlerinin sürekli teyakkuzda olmasını gerektiriyor” dedi.

Şam yönetimi, yasa dışı sınır geçişlerini sona erdirmek ve sınır aşan kaçakçılık şebekelerinin faaliyetlerini sınırlandırmak amacıyla komşu ülkelerle güvenlik iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmeye çalışıyor. Güvenlik iş birliği ve koordinasyonu konusu, Irak Başbakanı’nın üst düzey bir bakanlık heyetinin başında 28 Ekim’de Şam’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesini oluşturdu. Sınır güvenliğinin sağlanması da Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan hükümet heyetinin bu ayın 2’sinde Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye hükümetiyle ele aldığı öncelikli konular arasında yer aldı.

Suriye, kurtuluş sürecinin başlangıcından bu yana sınır kapılarını denetim altına alıp karşılıklı ekonomik fayda sağlayacak şekilde açarak komşu ülkelere dostane mesajlar vermeye çalıştı. Askerî konular araştırmacısı Reşid Havrani, bu yaklaşımı ‘sınır kapıları diplomasisi’ olarak nitelendiriyor.

Havrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın sınırları kontrol altına alarak komşu ülkelerle sorunlarını sıfırlamaya ve sınırların hem kendisi hem de komşu ülkeler için güvenlik tehdidi oluşturmasını önlemeye çalıştığını belirtti. Ancak Suriye-Lübnan ve Suriye-Irak sınırlarında yaşananların, İran’ın Suriye hükümetinden rahatsızlık duyduğuna işaret ettiğini söyledi. Havrani’ye göre İran’ın rahatsızlığının ilk nedeni, Suriye hükümetinin sınırları denetim altına almayı başarması. İkinci neden ise son dönemde Suriye’nin Mekke Anlaşması’na katılımının gündeme gelmesi ve Yemen’de İran’ın kolu olarak nitelendirilen Husilere karşı mücadelede Suudi Arabistan’a askerî uzmanlık desteği sağlayacağını açıklaması.

 f vgf
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 28 Ekim Çarşamba günü Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi karşıladı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Havrani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle İran, Suriye tarafını rahatsız etmek istedi ve bölgedeki nüfuzu giderek azalan Hizbullah’a Suriye sınırında hareketlilik oluşturması talimatını verdi.”

Aynı durum, İran destekli milislerin Irak’taki askerî ve güvenlik kurumlarının karar alma mekanizmaları üzerinde önemli ölçüde etkili olması nedeniyle Irak için de geçerli.

Sınırların kontrol altına alınması, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaddur’a göre sınır üzerinden gelen tehdidin yakın vadede ‘orta ile yüksek’ düzeyde olduğu değerlendiriliyor. Ancak mevcut çabaların sürdürülmesi halinde bu tehdidin kontrol altına alınması mümkün. Kaddur, Lübnan sınırının engebeli arazi yapısı ve çok sayıdaki yasa dışı geçiş noktası nedeniyle daha hassas bir konumda bulunduğunu belirtti. Irak sınırında ise duvarlar ve hendekler aracılığıyla belirgin bir fiziki tahkimat yapıldığını, Ürdün sınırında da aktif operasyonel koordinasyon sayesinde büyük çaplı kaçakçılık sevkiyatlarının engellendiğini ifade etti.

Havrani ise Suriye ve Ürdün’ün, Mart 2025’ten bu yana Suriye, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün arasında oluşturulan DEAŞ karşıtı ittifak bünyesinde yer almasının, iki ülkenin Dera vilayetinde düzenlenen Ürdün askerî operasyonu sırasında yaşanan ve sivil can kayıplarına yol açan saha hatasının aşılmasını mümkün kılacağını belirtti.

Öte yandan son gelişmeler, Suriye-Lübnan sınırındaki tehdidin belirgin biçimde arttığına işaret ediyor. Peş peşe düzenlenen güvenlik operasyonları, iç durumu istikrarsızlaştırmaya yönelik organize girişimlerin varlığını ortaya koyuyor.

sdvr
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani’nin Şam’da, Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan heyetiyle yaptığı görüşmeden (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kaddur, bölgedeki en büyük tehdidin uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı olduğunu ve mevcut göstergelerin bu faaliyetlerin geçmişte eski rejim ve Hizbullah’a bağlı şebekelerle ilişkisini sürdürdüğüne işaret ettiğini düşünüyor. Ayrıca kaçakçılık kartellerinin silahlı direnişi olarak nitelendirilebilecek yeni bir olgunun ortaya çıktığına dikkat çeken Kaddur, son operasyonda kaçakçıların güvenlik güçlerine ateş açtıktan sonra Lübnan topraklarına kaçmasını buna örnek gösterdi.

Kaddur, mevcut durumun rutin koordinasyonun ötesine geçen köklü bir çözümü zorunlu kıldığını belirterek, “Yasa dışı sınır geçiş noktaları üzerindeki ortak devlet denetiminin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının artırılması ve sınır aşan şebekelerin sistematik biçimde takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca Lübnan sınırındaki bazı tehlikeli noktalarda acil saha önlemlerinin alınması da gerekebilir. Böylece bu güvenlik açıklarının iki taraf için de sürekli bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesi önlenebilir” dedi.


Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
TT

Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)

Lübnan Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Lübnan'ın Washington Büyükelçiliği'ne ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından resmî bildirimde bulunulduğunu doğruladı. Bildirimde, Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare'nin “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan edildiği ve en geç 48 saat içinde ABD topraklarını terk etmesinin istendiği belirtildi.

Söz konusu kararın, Şerare'nin siyasi açıklamaları nedeniyle alındığına ilişkin bilgiler gündeme gelmişti. Özellikle bir Amerikan medya kuruluşunun, Şerare'ye ait olduğu öne sürülen eski sosyal medya paylaşımlarını yayımlamasının kararının alınmasında etkili olduğu belirtilmişti.

Bu gelişme, Lübnan'ın ABD ve İsrail'deki seçim süreçlerinin olası sonuçlarını ve siyasi değişimlerin ülkeye yansımalarını yakından takip ettiği bir dönemde yaşandı. Beyrut yönetimi, gelişmelerin seyrine göre tutumunu şekillendirmeyi hedeflerken, ABD arabuluculuğunda İsrail ile yürütülecek müzakerelerde tek diplomatik seçenek olarak gördüğü “Çerçeve Anlaşması”na bağlılığını sürdürüyor.


Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
TT

Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)

Irak'ın başkenti Bağdat'ta dün yayımlanan bilgilere göre, Başbakan Ali Zeydi, ülkenin kuzeyindeki Musul Uluslararası Havalimanı'nda silahlı gruplarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle üç şirketin sözleşmesinin iptal edilmesi ve hizmetlerin uluslararası şirketlere devredilmesi talimatını verdi.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı'ndan (INA/WA) aktardığına göre Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki kontuarların kiralanmasına ilişkin Sky Plus şirketiyle yapılan sözleşmenin, “silahlı gruplarla bağlantılı olduğu” gerekçesiyle feshedilmesini istedi.

Kaynak, Başbakan'ın aynı gerekçeyle Musul Uluslararası Havalimanı'ndaki üstü açık otopark alanının kiralanmasına ilişkin Sama Al-Matar şirketiyle yapılan sözleşmenin de iptal edilmesi talimatını verdiğini aktardı.

Zeydi ayrıca, havalimanındaki taksi işletmeciliğine ilişkin Al-Faysal Al-Şamih şirketiyle yapılan kira sözleşmesini de “silahlı gruplarla bağlantısı” nedeniyle feshetti.

Öte yandan, hükümete yakın medya kuruluşları eş zamanlı olarak, “Ketaib'in yatırım ağı” olarak nitelendirdikleri yapılanmaya ilişkin bilgiler yayımladı. Söz konusu haberlerde, ağın tüccar ve iş insanlarının desteğiyle faaliyet gösterdiği ve Bağdat'taki gayrimenkulleri ele geçirmeyi hedeflediği öne sürüldü.