Türkiye, Rusya ve İran, Cenevre sürecini geride bırakıyor

Üç ülke arasındaki ihtilaflar Tahran Zirvesi sonuç bildirisine yansıtılmadı.

Salı günü gerçekleşen Tahran Zirvesi sırasında üç lider bir arada görüntü verdi. (İran Cumhurbaşkanlığı)
Salı günü gerçekleşen Tahran Zirvesi sırasında üç lider bir arada görüntü verdi. (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye, Rusya ve İran, Cenevre sürecini geride bırakıyor

Salı günü gerçekleşen Tahran Zirvesi sırasında üç lider bir arada görüntü verdi. (İran Cumhurbaşkanlığı)
Salı günü gerçekleşen Tahran Zirvesi sırasında üç lider bir arada görüntü verdi. (İran Cumhurbaşkanlığı)

Tahran Zirvesi’ni takip edenlerin, Suriye’deki ateşkesin garantörü ülkelerin liderleri arasında düzenlenen son zirveyi geçmişteki benzer görüşmelerden ayıran bazı küçük farklılıkları bulmak için sonuç bildirisini birkaç kez dikkatlice okuması gerekebilir.
Çoğu gözlemci, Suriye’yi, bölgeyi ve dünyayı çevreleyen bölgesel ve uluslararası koşullar nedeniyle zirvenin önemli olduğu hususunda mutabık. Fakat Astana Süreci liderlerinin zirvesi olması nedeniyle Suriye başlığını taşıyan görüşme, son iki yıldır biriken gelişmelerin ve gündemlerin çoğunu içermedi. Bu durum, Kremlin’in zirve öncesinde yayınladığı açıklamaya göre ‘saatleri ayarlamak’ ve ‘belli ortak adımlara hazırlık’ için liderler arasında doğrudan görüşme yapılmasını gerektirdi.
16 maddeden oluşan sonuç bildirisi, önceki bildirilerin neredeyse aynısı. Hatta öyle ki Kazakistan’ın başkenti Nur Sultan’da diplomatlar düzeyinde yapılan rutin görüşmelerden sonra gelen açıklamalara ek olarak bildirinin özüne hiçbir ekleme yapılmadığı söylenebilir.
Bildirinin ilk maddesi, Suriye topraklarındaki gerginliği azaltmada başarılı olması ve Anayasa Konseyi görüşmeleriyle vücut bulan siyasi süreci başlatması dolayısıyla ‘güvenilir etkin tek mekanizma olan’ Astana Süreci’nin rolüne övgüde bulunmasının yanı sıra ‘Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünde’ ısrar edilen ve terörle mücadeleye devam etme kararlılığının vurgulandığı protokol ifadelerini tekrarlıyor.
Bunun dışında, tüm tarafların çıkarlarını koruma arzusunu ve onları rahatsız eden gündemleri yansıtan maddeler de mevcut. Bu noktada Rusya, İran ve Türkiye’nin ortak bir gündemi var: ABD’nin Suriye topraklarında ‘yasa dışı’ bir şekilde varlık göstermesi, Suriye’nin ‘kaynaklarını gasp etmesi’ ve ‘ayrılıkçı eğilimleri teşvik etmesi.’ Bunun ardından İran’ı memnun eden bir madde geliyor: İsrail’in Suriye topraklarına yönelik devam eden hava saldırılarının kınanması. Türkiye’yi memnun eden madde ise şu: İdlib ve Suriye’nin kuzey bölgeleriyle ilgili geçmişte yapılan anlaşmaların önemi. Son olarak da Astana’nın önceki bildirilerinde de yer alan hayat koşullarının iyileştirilmesi, mahkûm takasının teşvik edilmesi ve mültecilerin dönmesi için koşulların hazırlanması gibi maddeler tekrarlanıyor.
Suriye sahasının ana aktörleri olan liderler düzeyinde hazırlanmış bir bildiri, ortak hamlelere daha fazla ivme kazandırabilirdi ve bunun için ciddi işaretler içerebilirdi. Fakat üç ülkedeki karar vericilerin ortak açıklamalarına yansıtılmasını istemedikleri farklılıklar, bu farklılıkları duyurmaya ve buna hazırlanmaya büyük bir önem verilmesini imkânsız hale getirdi.
Üç liderin ortak basın toplantısı sırasında yaptıkları hızlı referanslar, tarafların söz konusu farklılıkların yansımalarının abartılmasına izin vermedikleri izlenimi oluşturdu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye’nin kuzeyine yönelik askeri operasyon için beklediği yeşil ışık yakılmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvedeki iki mevkidaşını Türkiye’nin ‘güvenlik çıkarlarını’ teyit eden güzel sözleri eyleme dönüştürmeye çağırdı. Rus lider Putin ‘iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmeyi engellemeyen bazı anlaşmazlıkların’ olduğunu kabul etti. Ancak Kremlin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortak basın toplantısındaki sözlerini atlayarak, İran lideri İbrahim Reisi ve Putin’in konuşmalarının tamamını yayınlaması dikkat çekti. İran ise Suriye’de özellikle de güneydeki yayılmacılığıyla ilgili bölgesel ve uluslararası endişelerin görüşme belgelerinde ve kapanış açıklamalarında gündeme gelmemesi sebebiyle rahat görünüyordu. Zirvenin önemli özelliklerinden biri de Türkiye’nin operasyonuyla ilgiliydi. Zira Rus analistler, Erdoğan’ın mevcut operasyonu başlatma konusundaki aksaklığın, İran’a Suriye’nin kuzeyindeki bölgelere doğru yayılma fırsatı vereceği görüşünde.
Bu zirvenin sonuçlarıyla ilgili cevabı merak edilen başka bir soru da şu: Bir taraftan Türk operasyonuyla ilgili tartışmalar devam ederken Erdoğan, ortaklarının operasyonla ilgili tavsiyelerine kulak verip vermemek konusunda nasıl bir pozisyon alacak? Bu sorunun cevabı, Rusya’nın, Anayasa Komitesi görüşmelerinin başkenti olması sebebiyle Cenevre’ye açtığı son savaşın ardından en önemli konu olabilir. Rusya’dan yapılan resmî açıklamalar, Suriye anayasasıyla ilgili reform başlatılması noktasında, Astana ekseninin tercih edilmesine odaklanıyor. Nitekim Rusya Soçi toplantısı üzerinden bu konuda en önemli rolü oynadı.
Fakat aynı zamanda ne zirvenin sonuç bildirisinde ne de Putin’in zirve sonrası yaptığı açıklamalarda ‘Cenevre sürecinin’ adı geçmedi. Putin bunun yerine üçlü grubun ‘Suriyeli taraflar arasındaki müzakere sürecini ilerletebileceğini’ söyledi. Ancak bunun ne zaman ve nerede olacağını açıklamadı.
Aynı şekilde, Anayasa Komitesi’yle ilgili maddede ‘dış müdahale ve dışarıdan dayatılan zaman çizelgelerine’ ve ‘bürokratik ve lojistik engellere’ izin verilmeyeceği vurgusu dikkat çekiciydi.
Bu ifadeler ve Astana grubunun alternatifler bulabileceğinin sinyalini veren satır araları, Moskova’nın bu zirvede Cenevre sürecini ‘geride bıraktığının’ açık bir işareti olarak görünüyor.
Kremlin açısından asıl kazanım, Astana ekseninin konumu ve rolünün vurgulanmasıydı. Putin, Erdoğan’ı operasyon fikrinden tamamen vazgeçirecek enstrümanlara sahip olmamasına rağmen İran’ın baskısıyla birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işini daha da zorlaştırmayı başardı. Bundan daha da önemlisi Putin, Ukrayna savaşına girme hamlesinin arkasında olduğuna, üzerindeki artan baskılardan rahatsız olmadığına işaret eden net ve güçlü bir mesaj verdi. Putin ayrıca Rusya ile Batı’nın karşı karşıya gelmesi sebebiyle yeni bir özel önem kazanan Suriye kozundan da vazgeçmeyeceğine dikkat çekti. Bu noktada, Rus askeri kurumlarından birbiri ardına yapılan, Suriye’deki hava ve deniz üslerinin, Moskova’nın Akdeniz ve Kuzey Afrika havzasındaki ileri platformuna dönüştüğü ifade edilen açıklamaların önemi gözden kaçmamalı. Bu nedenle Moskova’nın Ukrayna ile meşgul olduğu için Suriye’den çekilmesini umanlar hayal görüyor olabilir.
Rusya’nın Batı’ya ve bölge ülkelerine verdiği mesajlarda, İran ile ilişkilerinin önemini vurgulaması ve önümüzdeki aylarda Tahran ile stratejik anlaşma imzalama sürecini hızlandırdığını duyurmakla birlikte artık yeni bir faktör ortaya çıktı: Rusya’nın Ukrayna’ya askeri destek sunması sebebiyle İsrail’e karşı duyduğu rahatsızlığın artması.
Nitekim bu rahatsızlık, Rusya’nın İsrail’in Suriye’de devam eden hava saldırılarıyla ilgili yayınladığı kınama açıklamalarındaki sert üsluba da yansıyor. Ancak daha da önemlisi bu durumun Moskova’nın, Suriye’de devam eden İran’ın yayılmacı faaliyetleriyle ilgili tutumuna nasıl yansıyacağı. Rusya’dan son yapılan resmi açıklamalarda bu hususa yer verilmedi.
Kremlin, Türkiye ile olan ilişkileriyle ilgili olarak, Rusya ve Türkiye’nin Suriye’de süren koordinasyonunun ve Türkiye’nin Ukrayna meselesindeki arabulucu rolünün artık daha fazla önem kazandığını gizlemiyor. Dolayısıyla Kremlin, Türkiye’nin Suriye’de gelecek dönemde uygulamak istediği politikalar Moskova’nın arzusuna muhalif olsa bile Ankara ile arasındaki uçurumun fazla açılmasını istemiyor.
Tahran Zirvesi sonuçlarının, genel itibariyle Putin ve Reisi için büyük oranda tatmin edici, Erdoğan için ise nispeten daha az oranda memnuniyet verici olduğu söylenebilir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.