İki buçuk durak

Araplar, ABD ile biçim ve içerik olarak tutumlarında sadık kalabileceklerini anladılar

ABD Başkanı Biden’ın Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi ülkeleri, Mısır, Ürdün ve Irak liderleri arasında yer aldığı bir fotoğraf (AFP)
ABD Başkanı Biden’ın Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi ülkeleri, Mısır, Ürdün ve Irak liderleri arasında yer aldığı bir fotoğraf (AFP)
TT

İki buçuk durak

ABD Başkanı Biden’ın Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi ülkeleri, Mısır, Ürdün ve Irak liderleri arasında yer aldığı bir fotoğraf (AFP)
ABD Başkanı Biden’ın Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi ülkeleri, Mısır, Ürdün ve Irak liderleri arasında yer aldığı bir fotoğraf (AFP)

Nebil Fehmi
ABD Başkanı Joe Biden, geçtiğimiz hafta İsrail, Beytullahim ve Suudi Arabistan’ı kapsayan ‘iki buçuk durak’tan oluşan Ortadoğu turunu gerçekleştirdi. ‘İki buçuk durak’ ifadesinin tuhaflığına ve basit görünmesine rağmen Biden’ın İsrail ve Suudi Arabistan’da çeşitli temaslarda bulunduğu ve bir iş gününün bir bölümünü Filistinli yetkililerle geçirdiği Ortadoğu ziyareti için yapılan düzenlemeleri doğru bir şekilde yansıttığını düşünüyorum. Daha da önemlisi, ABD’nin ziyaretteki önceliklerinin yanı sıra ev sahibi taraflar ve katılımcılar için çok önemli olan sonuçlarını da yansıtıyor.
Biden ve İsrail’in ABD'nin Ortadoğu’ya olan ilgisinin boyutunu ve İsrail'in güvenliğine ve bölgesel çıkarlarına olan bağlılığını müzakere etmeleri gerekiyordu. Ayrıca bu, farklı vizyonlara sahip oldukları İran'la yapılan nükleer anlaşmayı canlandırmak ya da canlandırmamak ile ilgili tepkilerinin koordine edilmesini, İsrail’in Arap ülkeleri ya da Çin ve ABD gibi diğer ülkelerle fikri mülkiyet ve güvenlik haklarına bağlılığı konusunda birçok teknolojik ve bilimsel konuda koordinasyonu ve İsrail'in dış ilişkilerine yaptığı yatırımı kapsayan bir ziyaretti.
Biden’ın İsrail ziyareti sırasında, ne uluslararası tarafların ne de Arap ülkelerinin hassasiyetlerini dikkate alan ‘Kudüs Bildirisi'  yayınlandı. Bu, başlığından da anlaşılacağı üzere üstü kapalı olarak İsrail'in, özellikle Kudüs üzerindeki egemenliğini kabul eden bir bildiri. Bildiri, ABD’nin bu konuda çekincesi olduğuna dair hiçbir işaret barındırmıyor. Bildiride İsrail'in iki devletli çözüme ve bu çözümün temellerine yönelik herhangi bir taahhüdünden hatta ABD’nin İsrail'den Batı Şeria'da ve Kudüs çevresinde devam eden yerleşim birimleri inşası gibi barışı engelleyen adımlarını durdurmasına ilişkin talebinden de bahsedilmiyor.
Bildiride, ABD’nin İsrail'in güvenlik ihtiyaçlarına ve İran'ın nükleer politikalarının ciddiyetine verdiği yanıt yinelenirken Tel Aviv'den herhangi bir tek taraflı adım atması öncesinde Washington’a danışması talep edilmedi. İsrail Genelkurmay Başkanı, Biden’ın ziyaretinin hemen ardından gerektiği takdirde İran’a karşı kapsamlı bir askeri harekât başlatabilmek için hazırlandıklarını açıkladı. Bu açıklamanın halen İran'la nükleer anlaşmaya varmak isteyen ABD’yi rahatsız ettiğine eminim.
Kudüs Bildirisi'nin formu ve içeriği konusunda bir takım çekincelerim olsa da, şu an ABD ile İsrail arasında var olan garip dengeyi yansıttığını kabul etmeliyim. Biden, artık Filistin meselesine gereken ilgiyi göstermiyor. Bildiride İsrail'in iki devletli çözüme uyma taahhüdüne atıfta bulunulmadı. Hatta ABD ve İsrail’in Filistin'in tutumlarına ve taleplerine gereken önemi vermesi gerektiği bile belirtilmedi. Bildirideki sadece ABD’den İsrail'e verilen taahhütler yer aldı.
Biden’ın Filistinli yetkililerle geçirdiği yarım gününün en belirgin olumlu yanı, Biden’ın özellikle Doğu Kudüs'teki ABD Konsolosluğunun kapatılması gibi ABD eski Başkanı Donald Trump’ın aldığı bazı kararları düzeltmekten geri adım attıktan ve Filistin’e yapılan ABD yardımlarını yeniden başlamakla yetindikten sonra Filistin meselesini (az da olsa) ABD’nin geleneksel tutumları çerçevesinde kendi partisi içindeki solcuların taleplerine yanıt olarak iki devletli çözümü ele almaya karar vermesiydi.
ABD Başkanı, yakın bir gelecekte sağlanamayacak olsa da iki devletli çözüme destek verdiğini belirterek Filistinlileri ekonomik ve insani olarak desteklediğini vurguladı. Filistin halkının çektiği sıkıntılara işaret eden Biden’ın tüm bunları Beytullahim'de insani bir mesaj olarak değil, bölgeye ve dünyaya siyasi bir mesaj olarak İsrail'de açıkça ifade etmesi daha uygun ve siyasi olarak daha doğru olurdu. Filistin Yönetimi’ni kurumlarını desteklemeye ve yolsuzlukla mücadele etmeye çağırırken İsrail'den Filistinlilere karşı her gün uyguladığı yasadışı uygulamaları durdurmasını istedi.  Yani, ara durakta verdiği sınavın olumlu yönleri taşıdığı sembolik anlamında ve insani yönlerinde, olumsuz yönleri ise pervasız siyasi yönlerindeydi.
Biden’ın Ortadoğu turunun ikinci ayağı ise Suudi Arabistan'dı. Arap ülkeleri için ziyaretin sonuçlarının hassas ve güçlü olduğunu düşünüyorum. Yani bu ziyaretin, kapsamlı diplomatik temaslarla ilerleme kaydedilebilecek belirli konularda alınacak kararların ötesinde derin ve stratejik bir mesaj olduğunu kastediyorum. ABD ile başta Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır olmak üzere Arap ülkeleri arasındaki ilişkiler, Biden'ın başkan seçilmesinden hemen önce ve hemen sonra sergilediği tutumlarla oldukça çalkantılıydı. Ortadoğu turu kapsamında Suudi Arabistan’a gelen Biden, burada hem Suudi Arabistan’ın hem de diğer bazı Arap ülkelerinin liderleriyle bir araya geldi. Biden’ın Arap dünyasıyla ilişkileri umursayan, girişimci bir konuk olduğunu gösteren bazı sinyaller vardı. Ev sahibi Suudi Arabistan ile yapılan anlaşmaların çoğunu kabul etti. Her ne kadar İsrail'in İran'a karşı bir Arap-İsrail ittifakı kurulmasını desteklemesinin ardından İsrail'e yönelik geleneksel, ancak sınırlı adımlar atılmasının yanı sıra Kasım ayında ABD’de yapılacak ara seçimlerde yönetiminin ve Demokrat Parti'nin şansı üzerinde olumsuz etkisi olsa da ziyaretin başlıca güdüsü, küresel enerji fiyatlarındaki artışı ve bunun ekonomik yansımalarını kontrol etme girişimiydi. Biden, Rusya ve Çin ile arasında yaşanan rekabet çerçevesinde ABD-Suudi Arabistan ilişkilerini geliştirmek, Mısır ile stratejik diyalogu güçlendirmek, BAE ile temasları yoğunlaştırmak ve ABD'nin Arap dünyasındaki çıkarlarını korumak için uyumlu bir profil çizdi.
Bazı Arap ülkelerinden liderlerin katıldığı zirvenin öneminin, medyanın ilgi gösterdiği yumrukların tokuşturularak yapıldığı selamlamadan, barış yönteminin modernliğinden ve bazı özel anlaşmalara varılmasından dolayı değil, ABD’nin bölgeye ihtiyacı olduğunun ve Arap ülkelerinin hassasiyetlerini ve tutumlarını daha ciddiye alması gerektiğinin bir göstergesi olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Zirve, aynı zamanda Arapların, ABD’yle dahi olsa, biçim ve içerik olarak tutumlarına sadık kalabileceklerini anladıklarını yansıtıyordu. Bunun yanında ABD desteğinin gerçek boyutunu ve gelecekte bölgede oynayacağı rolü gözden geçirmek için bir fırsattı. Ziyaretin Arap ülkeleri ile olan bölümünün en önemli başarısı, Arap ülkeleri böyle devam ederlerse birçok olumlu yankı uyandıracak olmasıdır.  Ev sahibi ülke olan Suudi Arabistan, bu konuda önemli ve seçkin bir role sahip. Biden’ın Suudi Arabistan ziyareti iki gün sürdü. Ziyaretin biri günü, ev sahibi Suudi Arabistan'a ayrılmıştı. İkinci gününde ise Suudi Arabistan ve ABD’nin ortak başkanlığında bazı Arap ülkelerinin katılımıyla bir zirve düzenlendi. Ortak başkanlık sayesinde zirvenin öncelikli olarak Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ile ilişkili olarak görülmesi önlendi.
Özetleyecek olursak, ziyaretin Arap dünyasında, özellikle İlişkileri doğal bağlamlarına döndürmenin önünü açmasından ötürü Suudi Arabistan, Mısır ve BAE için faydalı olduğunu düşünüyorum. Biden’ın Ortadoğu turu, Araplara ABD’nin imkanlarını ve niyetlerini objektif olarak değerlendirmeleri için doğrudan bir fırsat sağladı. Öte yandan İsrail'in de Filistinlilere karşı uzlaşmazlığına yönelik eleştirilerin artmasıyla, ABD’nin kendisine verdiği desteğini teyit etme fırsatı yakaladığına inanıyorum. ABD ve Filistin görüşmeleri ise üçüncü sırada geliyor. Biden’ın Ortadoğu turu, Filistin sorununu ve Filistinlilerin çektikleri acıları hızlı da olsa gözler önüne serdiğinden ABD’ye Filistin’i destekleyen en büyük ülke olarak yeniden gerçekçi politikalar benimsemesi için bir fırsat sundu. Fakat bu fırsat siyasi olarak, büyük bir ülkenin tarihini ve ihtişamını yeniden geri kazanma arayışı ile yasadışı ve üzerinde düşünülmemiş askeri işgaller sonucunda yapılan ciddi ve maliyetli hatalar sonrasında ortaya çıkan tecritçi bir akım yüzünden sorumluluk almaktan korkma ve isteksizlik arasında kayboldu. Ancak Biden’ın Ortadoğu turunun ABD kamuoyundaki yansımaları devam ediyor. Bu da Biden'ın, ülkesi askeri bir çatışmaya karışmadan bölgeyi ziyaret eden ilk ABD başkanı olduğunun altını çizmesine neden oldu.

* Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



İran'da reformist harekete yönelik tutuklamalar sürüyor

Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)
Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)
TT

İran'da reformist harekete yönelik tutuklamalar sürüyor

Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)
Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)

İran’da reform yanlısı medya kuruluşları dün akşam, ülke çapında haftalardır süren yaygın protesto gösterilerinin ardından, reformist hareketin önde gelen isimlerini hedef alan tutuklama kampanyası kapsamında Reform Cephesi Başkanı ve İran Birlik Partisi Genel Sekreteri Azer Mansuri'nin tutuklandığını bildirdi.

Reform Cephesi’ne yakınlığıyla bilinen ‘İmtidad’ adlı haber sitesi, Mansuri'nin Tahran'ın yaklaşık 20 kilometre güneydoğusundaki Karçak ve Ramin semtindeki evine yapılan baskın sırasında Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) istihbarat servisi üyeleri tarafından adli emirle tutuklandığını aktardı.

Bu haberin ardından DMO'ya yakınlığıyla bilinen haber ajansı Fars, güvenlik ve adli kaynaklara dayandırdığı haberinde Mansuri'nin, eski milletvekili, önde gelen reformist figür ve Reform Cephesi Siyasi Komite Başkanı İbrahim Asgerzade ve asli üye eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi hükümetinde Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Muhsin Eminzade ile birlikte tutuklandığını doğruladı.

drvgf
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, 2025 yılının ağustos ayında İsrail ile savaşın sona ermesinden birkaç gün sonra cumhurbaşkanlığı görevine geldikten sonra Reform Cephesi üyeleriyle üçüncü kez bir araya geldiğinde (İran Cumhurbaşkanlığı)

Aynı kaynaklara göre tutuklulara yöneltilen suçlamalar arasında ‘ulusal uyumu bozmak, anayasaya aykırı tutumlar sergilemek, düşman propagandasıyla iş birliği yapmak, teslimiyet politikasını teşvik etmek, grupların siyasi yollarını saptırmak ve yıkıcı nitelikte gizli mekanizmalar kurmak’ yer alıyordu.

Konuya hakim bir yetkili, yetkililerin ‘önceki eleştirel tutumlarını hoş görmesine rağmen, güvenlik karşıtı faaliyetlerini sürdürmeleri nedeniyle bu gruba yasaya uygun şekilde müdahale ettiğini’ söyledi.

İran'daki reformist partiler için en geniş koordinasyon çerçevesini oluşturan Reform Cephesi, son seçimlerde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın en önde gelen destekçilerinden biri oldu.

Yine DMO'ya yakınlığıyla bilinen bir diğer haber ajansı Tesnim, kısa ve belirsiz bir açıklamayla yayınladığı haberde Tahran Savcılığı'nın bazı önde gelen siyasi isimleri ‘Siyonist İsrail rejimini ve ABD'yi desteklemekle’ suçladığını bildirdi. Ocak ayındaki olaylarla ilgili soruşturmalar çerçevesinde ilgili kişilerin isimleri, parti bağlantıları veya tutuklanma koşullarına dair herhangi bir bilgi ise verilmedi.

Tesnim’in haberine göre bu ‘terör olayları’, şiddet eylemlerini meşrulaştırmak ve iç güvenliği etkilemek için perde arkasında ve siber uzayda çalışan bir organizasyon ve medya ağı aracılığıyla ‘İsrail’ ve ‘kibirli’ taraflarla pratik ve operasyonel bir bağlantı olduğunu gösterdi.

Ajans, ABD ve İsrail’in tehditlerinin doruk noktasına ulaştığı bir dönemde reformist hareketin önde gelen politikacılarının davranışlarını izlemenin, savcının onları ‘siyasi ve sosyal durumu bozmak ve saha terörizmi olarak nitelendirdiği eylemleri meşrulaştırmak için faaliyetler düzenlemek ve yönetmekle’ suçladıktan sonra dosyalarını açmasına neden olduğunu da ekledi.

Tesnim, prosedürlerin tamamlanmasının ardından, bir siyasi partiye bağlı dört kişiye suçlamada bulunulduğunu, bunlardan bazılarının İsrail ve ABD için çalıştıkları gerekçesiyle tutuklandığını, diğerlerinin ise ulusal uyumu bozmak ve kışkırtmakla suçlandıkları bir davada soruşturma için çağrıldıklarını bildirdi.

dfghyju
Aktivist Azer Mansuri ve Eminzade solda, Asgerzade sağda (Jamaran News)

İran Yargı Erki’nin haber ajansı Mizan, kimliklerini açıklamadığı bazı siyasi isimlerin tutuklandığını ve haklarında dava açıldığını doğruladı.

Mansuri (60), daha önce reformist çizgiden eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin danışmanlığını yapmıştı. Aralık ayı sonlarında İran'da protestolar patlak verdikten sonra, Instagram hesabında “Sesinizi duyurmanın tüm yolları kapandığında, protesto sokaklara taşınır” diye yazmıştı.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye göre Mansuri, ‘baskının, protestocularla başa çıkmanın en kötü yolu’ olduğunu belirtirken, protestolar sırasında binlerce kişinin hayatını kaybetmesine atıfla, “Medyaya ulaşamıyoruz, ancak yaslı ailelere ‘Yalnız değilsiniz’ diyoruz” mesajına “Hiçbir güç, hiçbir gerekçe, hiçbir zaman bu büyük felaketi telafi edemez” diye ekledi.

Mansuri, 2009 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası düzenlenen protestoların ardından tutuklanmış ve ‘kamu düzenini bozmak ve devlete karşı propaganda yapmak’ gibi suçlamalarla üç yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Aynı şekilde 2022'de ‘başkalarına zarar vermek ve çevrimiçi kamuoyunu kışkırtmak amacıyla yalan yaymak’ suçlamasıyla yargılanan Mansuri, bir yıl iki ay hapis cezasına çarptırıldı. Mansuri, 2023 yılının haziran ayından bu yana, daha fazla sosyal özgürlük ve sivil toplumun daha güçlü bir rol oynamasını talep eden reformist partiler ve grupların çatı koalisyonu olan Reform Cephesi'nin başkanlığını yapıyor.

Yargı uyarıları

Bu tutuklamalar, 28 Aralık'ta İran genelinde yaşam koşulları nedeniyle başlayan ve kısa sürede yaygın bir hükümet karşıtı protesto hareketine dönüşen ve 8-9 Ocak'ta zirveye ulaşan protestoların ardından gerçekleşti.

Protestoların barışçıl bir şekilde başladığını, ancak daha sonra cinayet ve vandalizmin de dahil olduğu ‘ayaklanmalara’ dönüştüğünü belirten İranlı yetkililer, ABD ve İsrail'i ‘terör eylemi’ olarak nitelendirdikleri olayların arkasında olmakla suçladı. Ardından gelen baskılar, 1979'dan bu yana rejime yönelik en büyük siyasi meydan okuma olarak kabul edilen protestoları sona erdirdi.

Tutuklamalardan önce, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, protestolar sırasında reformlar ve gerçekleri araştırma komitelerinin kurulması çağrısında bulunan yerli şahsiyetleri sert bir şekilde eleştirdi. Ejei, Velayet-i Fakih’in yanında yer almayanların, ‘savaş sırasında Saddam Hüseyin'e sığınan ve bugün suçlu Siyonistlere sığınanlarla’ aynı kaderi paylaşacakları uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir zamanlar devrimde yer alan ve şimdi açıklamalar yapanlar, zavallı ve sefil insanlardır.”

ABD merkezli insan hakları örgütü HRANA’ya göre protestolar sırasında 6 bin 971 kişinin öldürüldüğü belgelendi, bunların çoğu göstericiydi, ayrıca 51 binden fazla kişi gözaltına alındı.

Reformistlere yönelik parlamento tehdidi

Tutuklama kampanyası, Reform Cephesi'nin eski başkanı ve eski Milletvekili Ali Şakuri-rad'ın, güvenlik güçlerini protestolar sırasında ‘kendi saflarında cinayetler uydurmak’ ve ‘camileri yakmakla’ suçladığı açıklamalarıyla tırmanan tartışmalarla eş zamanlı gerçekleşti.

Şakuri-rad ne demişti?

Geçtiğimiz hafta Şakuri-rad’ın bir ses kaydı sızdırıldı. Bu kayıtta, 8-9 Ocak olaylarını ayrıntılı olarak anlatan Şakuri-rad, üyelerinin gerçekleştirdiği cinayetlerin ayaklanmayı bastırmak için yapılan bir proje olduğunu söyledi. Cami, türbe ve Kuran'ların yakılması ile Besic üyeleri ve güvenlik güçlerinin öldürülmesinin baskı için bahane olarak kullanıldığını da ekleyen Şakuri-rad, Mossad ve dış operasyon ekiplerini bu olayların arkasında olmakla suçlayan resmi açıklamayı reddettiğini ifade etti. Diğer açıklamalarında Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın protestocuları ‘sorun çıkaranlar’ olarak nitelendirmesini eleştiren Şakuri-rad, bunun ‘merkezci bir güç olarak rolünü yaktığını’ ve merkezci gücün ‘krizlerde temel sosyal sermayeyi temsil ettiğini’ söyledi.

rgthy
İran'ın Meşhed kentinde hükümet karşıtı protestocular toplanırken duman yükseliyor, 10 Ocak 2026'da (Reuters)

Aynı bağlamda Şakuri-rad, Birlik Partisi'nin kısa bir süre önce düzenlenen konferansına atıfla, konferansın oturumlarından birinde İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in mevcut durumu ele almak için bazı yetkilerini Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’a devretmesi önerisinin gündeme getirildiğini ve bu önerinin parti içinde tartışıldığını, ancak kamuoyuna açıklanmadığını söyledi.

“Geçiş konseyi”

Iran International adlı televizyon kanalı, 20 Ocak'ta Reform Cephesi Merkez Konseyi'nin, Hamaney'in istifasını ve bir ‘geçiş konseyi’ kurulmasını talep eden bir taslak bildiriyi görüşmek üzere acil ve gizli bir toplantı düzenlediğini bildirdi.

Ancak kanalın aktardığına göre güvenlik güçleri müdahale ederek Reform Cephesi liderlerini tehdit etti ve bu da bildirinin yayınlanmasının askıya alınmasına ve herhangi bir kamuoyu çağrısının geri çekilmesine yol açtı.

Habere göre görüşmelerde ‘toplu istifalar’ ve ‘ülkenin dört bir yanında protesto gösterileri düzenlenmesi çağrısı’ önerileri de gündeme geldi, ancak yaygın tutuklamalarla ilgili uyarılar da dahil olmak üzere güvenlik güçlerinin baskısı, bu adımların atılmasını engelledi.

Kanalın aktardığı reformist harekete yakın kaynaklara göre, güvenlik güçlerinin tepkisi, yetkililerin en üst düzeylerdeki siyasi bölünme belirtilerine karşı duyarlılığını ve İran siyasi sahnesinde herhangi bir fikir birliği hali veya kamuoyu eyleminin oluşmasını önleme çabalarını yansıttı.


ABD Başkanı Trump, Japonya Başbakanı Takaiçi’yi seçim zaferinden dolayı tebrik etti

Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae, zaferinin ardından basın toplantısı düzenledi (AFP)
Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae, zaferinin ardından basın toplantısı düzenledi (AFP)
TT

ABD Başkanı Trump, Japonya Başbakanı Takaiçi’yi seçim zaferinden dolayı tebrik etti

Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae, zaferinin ardından basın toplantısı düzenledi (AFP)
Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae, zaferinin ardından basın toplantısı düzenledi (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü sosyal medyada yaptığı bir paylaşımda, Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae'yi koalisyonunun seçim zaferinden dolayı tebrik etti ve ‘iktidar yoluyla barışa dayalı muhafazakar programını uygulamada büyük başarılar’ diledi.

Japonya'nın ilk kadın başbakanı olan Takaiçi, pazar günü yapılan seçimlerde ezici bir zafer elde ederek, finansal piyasaları tedirgin eden vergi indirimleri ve Çin'e karşı askeri harcamaları artırma vaatlerini yerine getirmesinin önünü açtı.

Gönderisinde “Sizi desteklemekten onur duyuyorum” diye yazan Trump, cuma günü Takaiçi’ye desteğini açıklamıştı.

ABD Başkanı, söz konusu paylaşımda şunları da yazdı:

“O (Takaiçi) çok saygın ve popüler bir lider ve seçim çağrısı yapma konusundaki cesur ve akıllıca kararı büyük bir başarıya ulaştı.”


Trump: Çin Devlet Başkanı "yılın sonunda" Amerika Birleşik Devletleri'ni ziyaret edecek

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl Güney Kore'nin Busan kentinde Çinli mevkidaşı Şi Cinping ile görüşmeleri öncesinde tokalaşıyor (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl Güney Kore'nin Busan kentinde Çinli mevkidaşı Şi Cinping ile görüşmeleri öncesinde tokalaşıyor (DPA)
TT

Trump: Çin Devlet Başkanı "yılın sonunda" Amerika Birleşik Devletleri'ni ziyaret edecek

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl Güney Kore'nin Busan kentinde Çinli mevkidaşı Şi Cinping ile görüşmeleri öncesinde tokalaşıyor (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl Güney Kore'nin Busan kentinde Çinli mevkidaşı Şi Cinping ile görüşmeleri öncesinde tokalaşıyor (DPA)

ABD Başkanı Donald Trump, dün yayınlanan bir röportajda, yıl sonuna doğru Çinli mevkidaşı Şi Cinping'i Beyaz Saray'da ağırlayacağını ve başta ticaret olmak üzere çeşitli konuları görüşeceğini söyledi.

NBC ile yaptığı ve dün yayımlanan röportajda Trump, "(Şi) yıl sonuna doğru Beyaz Saray'a gelecek (...) Bu iki ülke (Amerika Birleşik Devletleri ve Çin) dünyanın en güçlüleri ve çok iyi bir ilişkimiz var" diyerek nisan ayında Çin'i ziyaret edeceğini doğruladı.