İran’ın yeni taleplerinin ardında hangi hedefler var?

The Independent Arabia’ya konuşan uzmanlar, Tahran’ın uluslararası durumu kullanmaya ve işleri oldu-bittiye getirmeye çalıştığını söylediler

İran, geçtiğimiz yıl boyunca nükleer programını hızlandırmaya çalıştı (AFP)
İran, geçtiğimiz yıl boyunca nükleer programını hızlandırmaya çalıştı (AFP)
TT

İran’ın yeni taleplerinin ardında hangi hedefler var?

İran, geçtiğimiz yıl boyunca nükleer programını hızlandırmaya çalıştı (AFP)
İran, geçtiğimiz yıl boyunca nükleer programını hızlandırmaya çalıştı (AFP)

İnci Mecdi
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 5 daimî üyesi ve Almanya ile İran arasında 2015 yılında imzalanan ve resmi adı Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olan nükleer anlaşmanın canlandırılmasına yönelik Avusturya'nın başkenti Viyana'nın ev sahipliğinde yaklaşık 14 ay süren ve anlaşmayı imzalayan tarafların arabuluculuğunda İran ile ABD arasında dolaylı olarak yapılan müzakereler geçtiğimiz Mart ayında askıya alındı. Oysa bu yılın başlarından bu yana yakında yeni bir anlaşmaya varılabileceğine dair haberler basında yer alıyordu. Ancak İran, bu ayın başlarında, basına açıklamadığı yeni taleplerle müzakerelere katılan tarafları şaşkına uğrattı. Bu da İran’ın müzakereler sırasında benimsediği bir yaklaşım olarak müzakerelerin ertelenmeye devam edeceği anlamına geliyor.
İran'ın yeni talepleriyle ilgili bir bilinmezlik hüküm sürerken Fransa'nın BM Nezdindeki Daimî Temsilcisi Nicolas de Riviere, BMGK’nın bu ayın başlarında KOEP ile ilgili toplantısında yaptığı açıklamada, “İran'ın sadece masadaki teklifi kabul etmekle kalmadığını, aynı zamanda aşırı ve gerçekçi olmayan taleplerle KOEP’in dışında kalan başka konular ortaya koyduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Yeni taleplerin çevresini saran bilinmezlik
The Independent Arabia, ABD Dışişleri Bakanlığı Basın Ofisi’nden yorum talebinde bulunduysa da Bakanlık, İran'ın talepleriyle ilgili detaylara dair yorum yapmaktan kaçındı. Basın Ofisi, The Independent Arabia’nın talebine yanıt olarak ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nick Price'ın 5 Temmuz'da düzenlediği basın toplantısında yaptığı ve ‘İran'ın son haftalarda, nükleer anlaşmaya uyacağına dair siyasi bir taahhütte bulunmak yerine, sürekli olarak yalnızca İran’ın nükleer programıyla ilgili olan müzakerelerin kapsamı dışında kalan ve nükleer anlaşmanın sınırlarını aşan konularda taleplerde bulunduğunu’ söylediği açıklamanın bir metnini göndermekle yetindi. Price, aynı açıklamasında, “KOEP’in dar sınırlarının ötesinde herhangi bir şey teklif etmek, ciddiyet ve bağlılık eksikliği olduğunu gösterir” dedi.
Müzakerelere katılan taraflar, geçtiğimiz Mart ayında sonuca ulaşmak üzereyken İran'ın ABD’de Demokratların ve Cumhuriyetçilerin reddettiği bir talep olan Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ABD’nin terör örgütleri listesinden çıkarılmasındaki ısrarı nedeniyle müzakereler sekteye uğradı.
Geçtiğimiz yıl nükleer programını hızlandırmaya çalıştığı kimse için sır olmayan İran, geçtiğimiz yıl boyunca, nükleer çalışmalar alanında daha fazla bilgi edinmeyi ve 2015 tarihli nükleer anlaşmadaki taahhütlerinin büyük bir bölümünü ihlal eden başka adımlar atamayı başardı. Nükleer anlaşma ile yüzde 3,67 olarak sınırlandırılan uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60’a yükselttiğini duyurdu. Bu, atom bombası elde etmek için gerekli olan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın bir oran olsa da İran böyle bir niyeti olmadığını açıkladı. Bu yüzden İran’ın nükleer programıyla ilgili olmayan yeni talepleri müzakere masasına getirmesi, yalnızca bir oldu-bitti dayatmak için daha fazla zaman kazanmak istediği anlamına geliyor.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, İspanya’nın El Pais gazetesine verdiği ve 22 Temmuz Cuma günü yayınlanan röportajda, İran’ın nükleer programının hızla ilerlediğini ve UAEA’nın sınırlı bir izleme yapabildiğini söyledi.

Ayrılıkçılar ve bölgesel faaliyetler
Şarku’l Avsat’ın The Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre İran’ın niyetleri ortada olsa da taleplerini çevreleyen belirsizlik devam ediyor. Batı'nın ve hatta İran'ın bu yeni taleplerin niteliğine dair susmayı tercih etmeleri onları daha da belirsizleştiriyor.
The Independent Arabia, Tahran’ın müzakerelerin ertelenmeye devam etmesinden belirli koşullara bağlı bir anlaşma imzalamaktan daha fazla faydalandığını düşünen İran meselelerinde uzman gözlemcilerden bazılarının görüşlerine başvurdu. Kanada'daki Montreal Üniversitesi'nde İran işleri uzmanı araştırmacı Vahid Yücesoy, İran'ın yeni taleplerinin niteliğiyle ilgili spekülasyonların daha fazla olduğunu ve bu taleplerin nükleer anlaşmayla hiçbir ilgilerinin olmadığının söylendiğini belirtti. Bunun da İran'ın bölgesel maceraperestliğinden yurtdışında yaşayan muhaliflere yönelik eylemlerine kadar her şey değişebileceği için yeni bir anlaşmanın engellenmesine katkıda bulunduğunu kaydetti. Yücesoy’a göre eğer söz konusu talepler, İran’ın nükleer programıyla ilgiliyse bu, uranyum zenginleştirme oranının daha önce KOEP’teki öngörülenden daha fazlasının verilmesi talebi olabilir.

Petrol ticareti
Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü Yönetici Direktörü Robert Satloff, İran'ın bir anlaşma yapmak için acelesi olmadığının kesin olduğu değerlendirmesinde bulundu. Mevcut durumun İran’ın lehine göründüğünü söyleyen Satloff, “Bu da mevcut durumda bir anlaşma imzalayarak elde edeceği görünür çıkarlardan daha ağır basan gizli çıkarları olduğu anlamına gelir. Bu çıkarlardan biri, İranlıların elde ettiği ve üzerinde çalışmaya devam ettiği nükleer programda ilerleme kaydetmektir” ifadelerini kullandı.
İran’ın gizli petrol ticaretinden doğrudan ve mali olarak yararlanmasından dolayı DMO’nun mevcut durumdan özel bir çıkar sağladığına dikkati çeken Satloff, “İran'ın petrol satışları yasal hale gelirse ve yeni nükleer anlaşma uyarınca devlet kontrolü altına girerse DMO bu çıkarını kaybeder” yorumunda bulundu. Satloff, İran'ın yeni bir anlaşma istemediğini ya da en azından buna ihtiyacı olmadığını da sözlerine ekledi.
İranlı yetkililer, yaptırımların katkıda bulunduğu ve kötü ekonomik koşulların önemli bir parçası olduğu İran’daki mevcut kasvetli ekonomik görünüm nedeniyle rejim karşıtı protesto gösterileri yüzünden kesinlikle bu açmaza bir son vermek istiyorlar. ABD eski Başkanı Donald Trump'ın 2018 yılının Mayıs ayında nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmiş, İran’a ağır yaptırımlar uygulamış ve Tahran'a karşı azami baskı politikası uygulamıştı. İranlı yetkililer de bunu nükleer anlaşmadaki taahhütleri ihlal etmek için bahane olarak kullandılar. Bu yüzden İranlı yetkililer, ABD’nin anlaşmayı tek taraflı olarak terk etmeyeceğine dair garantiler de talep ediyorlar.
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, geçtiğimiz hafta yaptığı bir açıklamada, Tahran’ın nükleer anlaşmanın ikinci kez başarısızlığa uğramaması için ABD'den anlaşmanın canlandırılmasıyla ilgili ekonomik garantiler talep ettiğini söyledi.

Rusya-Batı çekişmesi
Ancak mesele Rusya-Batı çekişmesiyle yakından ilgili. Rusya ve İran, Batı'ya baskı yapmayı ve Batı’yı birçok konuda boğmayı ortak bir çıkar olarak görüyorlar. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçtiğimiz hafta, ekonomik, askeri ve ticari iş birliğini geliştirmek üzere Tahran'ı ziyaret etti. Ziyaret, Beyaz Saray'ın İran’ın Ukrayna'da kullanılmak üzere Moskova'ya askeri insansız hava araçları (İHA) satmaya hazırlandığını açıklamasından yaklaşık bir hafta sonra gerçekleşti.
 İran işleri uzmanı Vahid Yücesoy, İran’daki dinci siyasal hükümetin her zaman sadece ayakta kalmaya yatırım yapmaya çalıştığını ve bunun için yakaladığı tüm fırsatlardan yararlanmakta usta olduğunu söyledi. Tahran, İran'ın petrol rezervlerinin Venezuela'nınkilerle birlikte artık enerji fiyatlarını düşürmeye yardımcı olmak için vazgeçilmez olduğunu anladığından Rusya-Ukrayna savaşı bu fırsatlardan biri olduğunu söyleyen Yücesoy, “İran, bir taşla iki kuş vurmak, ABD ve Avrupa Birliği'ni (AB) anlaşmanın şartlarını kabul etmeye zorlamak ve nükleer anlaşma imzalandıktan sonra petrol gelirlerini önemli ölçüde artırmak istiyor” yorumunda bulundu.



Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
TT

Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin El-Tanf askeri üssünün kontrolünü ele geçirdiğini belirtti.

Bakanlık, “Suriye ve Amerika tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvenli hale getirdi ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı” ifadelerini kullandı. Bakanlık ayrıca şunları ekledi: “Bakanlığın sınır muhafız güçleri önümüzdeki günlerde görevlerini devralmaya ve bölgeye konuşlanmaya başlayacak.”

ABD'nin el-Tanf üssü, Suriye-Irak sınırı ile başkent Şam arasındaki yolu kesmek için Humus'un doğu kırsalında bulunan en önemli ABD üslerinden biridir.

Area 55 olarak bilinen Amerikan üssünün yakınında, Amerikan güçleri tarafından denetlenen ve finanse edilen Komandolar olarak bilinen Özgür Suriye Ordusu'na ait bir tesisin yanı sıra, Humus, Hama ve Şam kırsalından gelen mülteciler için Rukban kampı da bulunmaktadır.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre 8 Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin düşmesinden önce, üs birkaç kez insansız hava araçlarıyla saldırıya uğradı ve Irak'taki gruplar bu saldırıların sorumluluğunu üstlendi.


Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
TT

Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)

Filistin geçici anayasa taslağının ilk metni, Anayasa Hazırlık Komitesi tarafından yayımlanmasının ardından geniş çaplı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı. Bazı yorumcular taslağı olumlu karşılarken, bazıları çeşitli eleştiriler ve değişiklik önerileri dile getirdi.

Anayasa Hazırlık Komitesi, salı akşamı geçici taslağı çevrim içi bir platform üzerinden kamuoyunun erişimine açtı. Böylece vatandaşların metni incelemesi ve nihai şekli verilmeden önce görüş ve önerilerini sunması amaçlanıyor.

Komite, platformun devreye alınmasının, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın geçici anayasanın ilk taslağının yayımlanması ve 60 gün süreyle görüşlerin toplanması yönündeki kararı doğrultusunda gerçekleştiğini bildirdi.

Platformda, 13 bölüm ve 162 maddeden oluşan geçici anayasa taslağının tam metni yayımlandı. Taslak, maddelere giriş niteliğindeki bir önsözle başlıyor.

Mahmud Abbas, geçtiğimiz ağustos ayında ‘otoriteden devlete geçiş’ süreci için geçici bir anayasa hazırlanması amacıyla uzmanlar ve siyasetçilerden oluşan bir komite görevlendirmişti. Taslağın önsözünde, “Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve davasının adaletine dayanan, devredilemez ve sabit haklarından hareketle, halen işgal altında bulunan bir devlet için bu geçici anayasayı kaleme alıyoruz” ifadesine yer verildi.

Devlet başkanı ve yardımcısıyla ilgili maddeye olan ilgi

Devlet başkanı ve yardımcısına ilişkin maddeler, Filistin kamuoyunda özel bir ilgi uyandırdı ve geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Özellikle mevcut Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in görevde bulunması ve herhangi bir anda devlet başkanlığı görevini üstlenmesinin muhtemel görülmesi, söz konusu maddelerin siyasi önemini artırdı.

xsdvfe
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh (Arşiv – Fetih Hareketi internet sitesi)

Taslağın 74’üncü maddesi, “Devlet Başkanı’nın beş takvim yılı için, genel, gizli ve doğrudan oyla ve geçerli oyların salt çoğunluğuyla seçileceğini” hükme bağlıyor. Bu düzenleme, devlet başkanlığı süresinin 4 yıldan 5 yıla çıkarılması anlamına geliyor.

Madde ayrıca, bir kişinin devlet başkanlığı görevini birbirini izleyen ya da ayrı dönemler halinde en fazla iki tam dönem üstlenebileceğini öngörüyor.

Taslağın 79’uncu maddesi ise Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama, uygun gördüğü görevleri tevdi etme, görevden alma ve istifasını kabul etme yetkisi tanıyor. Bu hüküm, geçen yıl Mahmud Abbas’ın Hüseyin eş-Şeyh’i başkan yardımcısı olarak atamasıyla fiilen uygulanmıştı.

Ancak maddenin ikinci fıkrası tartışmalara yol açtı: “Devlet Başkanlığı makamının ölüm veya istifa nedeniyle boşalması halinde, görevi Meclis Başkanı devralır. Devlet Başkanı’nın ehliyetini kaybetmesi veya anayasal görevlerini yerine getirememesi durumunda ise makamın boşaldığı, Meclis üyelerinin salt çoğunluğunun talebi üzerine Anayasa Mahkemesi kararıyla ilan edilir ve Meclis Başkanı geçici olarak Devlet Başkanı’nın yetkilerini kullanır.”

sadcfgth
Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, yabancı ve Arap büyükelçilerle bir araya geldi. (Hüseyin eş-Şeyh’in ofisi)

Maddenin üçüncü fıkrası, Yasama Meclisi’nin mevcut olmaması halinde, Meclis Başkanı’nın yerine Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın vekâlet edeceğini hükme bağlıyor.

Dördüncü fıkraya göre ise her durumda yeni devlet başkanının, makamın boşalmasından itibaren en geç 90 gün içinde seçilmesi gerekiyor. Bu durumda başkanlık süresi, seçim sonuçlarının ilan edildiği tarihten itibaren başlıyor.

Taslağın kabul edilmesi halinde, Mahmud Abbas’ın daha önce yayımladığı ve seçimler yapılıncaya kadar başkan yardımcısının geçici olarak devlet başkanlığı görevini üstlenmesini öngören kararnameyi yürürlükten kaldırıp kaldırmayacağı ise netlik kazanmış değil.

Eski büyükelçi Adli Sadık, yeni anayasa taslağının mevcut düzenlemeler çerçevesinde, makamın boşalması durumunda görevin Meclis Başkanı’na veya Anayasa Mahkemesi Başkanı’na geçeceği varsayımıyla, Hüseyin eş-Şeyh’in başkan yardımcılığı sıfatından yararlanmasına imkân tanımadığını savundu.

Ancak konuya yakın kaynaklar, 161’inci maddenin, Filistin Devlet Başkanlığı makamının boşalmasına ilişkin anayasal hükümlerin, ancak Yasama Meclisi seçimlerinin yapılmasının ardından yürürlüğe gireceğini şart koştuğunu belirtti.

Aynı kaynaklar, bunun genel yasama ve başkanlık seçimlerinin yapılmasını gerektirdiğini vurgulayarak, “Her hâlükârda bir sonraki başkan seçimle gelmek zorunda. Eğer şu an bir boşalma olursa, başkan yardımcısı seçimler yapılıncaya kadar devleti yönetir” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar ayrıca, Hüseyin eş-Şeyh’in de devlet başkanının yalnızca sandık yoluyla belirlenmesi gerektiğini savunduğunu ifade etti.

Öte yandan el-Ezher Üniversitesi öğretim üyesi Mervan el-Ağa, taslağın 11’inci maddesini eleştirdi. Söz konusu madde, “Filistin Devleti’nin kurulması, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi sıfatını ortadan kaldırmaz” hükmünü içeriyor. El-Ağa, anayasa, kurumlar ve hukuki egemenliğe sahip bir devletin kurulmasının, temsil konusundaki ikili yapıyı fiilen sona erdirmesi gerektiğini savundu.

El-Ağa, Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama yetkisi tanıyan 79’uncu maddeye ilişkin önerilen düzenlemeyi de reddetti. El-Ağa, “Seçilmemiş bir kişiye olası başkanlık yetkilerinin devredilmesi, yerleşik demokratik ilkelerle çelişir” değerlendirmesinde bulundu. El-Ağa, esas olanın devlet başkanı ile yardımcısının birlikte ve genel seçim yoluyla belirlenmesi olduğunu vurguladı.

Ek eleştiriler

Geçici anayasa taslağı, Filistin’i ‘Arap ve Müslüman bir devlet; çoğulculuk, ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik esaslarına dayanan cumhuriyetçi bir sistem’ olarak tanımlıyor.

Filistinli hukuk uzmanı Ahmed el-Eşkar ise taslağın ‘gerçekten mükemmel’ olduğunu belirtti. Ancak Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda, metinde ‘bazı basit biçimsel ve yapısal notlar ile anayasal düzenleme açısından eksiklikler’ bulunduğunu ifade etti.

vdfvfd
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Merkez Konseyi’nin 32. oturumundan, 23 Nisan 2025, Ramallah (EPA)

Filistin Ulusal Girişim Hareketi yöneticilerinden Gassan Cabir, taslağın 155’inci maddesini sert şekilde eleştirdi. Cabir, söz konusu maddenin ‘halkın iradesi açısından tehlike oluşturduğunu’ savunarak, Devlet Başkanı’na veya Meclis üyelerinin üçte birine anayasanın bir ya da daha fazla maddesinde değişiklik talep etme yetkisi tanıdığını belirtti.

Öte yandan avukatlar, hukukçular ve avukatlık ile yargı bağımsızlığı alanında faaliyet gösteren merkezler, geçici anayasa taslağının yargı erkini düzenleyen altıncı bölümüne (120-139. maddeler) ilişkin farklı düzeylerde olumlu ve eleştirel değerlendirmeler sundu.

Mahmud Abbas’ın iki ay içinde, iletilen görüş ve önerilerin değerlendirilmesine ilişkin ayrıntılı bir rapor alması bekleniyor. Bu rapor doğrultusunda anayasa taslağının nihai metni hazırlanacak ve ardından halkoyuna sunulacak.


BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
TT

BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, çarşamba günü yayımlanan ve DEAŞ militanlarının oluşturduğu tehditleri ele alan raporda, Suriye Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı’nın geçen yıl beş ayrı suikast girişiminde bulundu.

Şarku’l Avsat’ın BM Terörle Mücadele Ofisi’nin hazırladığı ve Genel Sekreter António Guterres’in imzasıyla yayımlanan raporundan aktardığı bilgilere göre Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Halep’in kuzeyi ile Dera’nın güneyinde, DEAŞ adına faaliyet yürüttüğü değerlendirilen bir paravan yapı tarafından hedef alındı.

Raporda, el-Şara’ya yönelik girişimlerin yanı sıra Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’ye yönelik suikast planlarının tarih ve ayrıntılarına yer verilmedi.

Suikast girişimlerinin, örgütün yeni Suriye yönetimini zayıflatma niyetinin ve ülkedeki güvenlik boşlukları ile belirsizlik ortamını aktif biçimde istismar ettiğinin göstergesi olduğu kaydedildi.

Raporda, el-Şara’nın DEAŞ tarafından birincil hedef olarak değerlendirildiği belirtilirken, söz konusu paravan yapının örgüte inkâr edilebilirlik imkânı sağladığı ve operasyonel kapasitesini artırdığı ifade edildi.

El-Şara, Aralık 2024’te muhalif güçlerin uzun süreli Devlet Başkanı Beşşar Esed’i devirmesinin ardından, 14 yıl süren iç savaşın sona ermesiyle birlikte Suriye’nin liderliğini üstlenmişti.

Kasım ayında hükümeti, bir dönem Suriye topraklarının geniş bir bölümünü kontrol eden DEAŞ’a karşı oluşturulan uluslararası koalisyona katıldı.

BM terörle mücadele uzmanları, örgütün ülke genelinde faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü, özellikle kuzey ve kuzeydoğuda güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenlediğini belirtti.

13 Aralık’ta Palmira yakınlarında ABD ve Suriye güçlerine yönelik bir pusu saldırısında iki ABD askeri ile bir Amerikan sivil hayatını kaybetti; üç Amerikalı ve üç Suriyeli güvenlik görevlisi yaralandı. ABD Başkanı Donald Trump, DEAŞ unsurlarını etkisiz hale getirmeyi amaçlayan askeri operasyonlar başlatarak saldırıya karşılık verdi.

BM terörle mücadele uzmanlarına göre DEAŞ’ın Irak ve Suriye genelinde çoğunluğu Suriye’de konuşlu olmak üzere yaklaşık 3 bin unusuru bulunuyor.

ABD ordusu, ocak ayı sonunda, kuzeydoğu Suriye’de tutulan DEAŞ mensuplarını güvenli tesislerde kalmalarını sağlamak amacıyla Irak’a nakletmeye başladı. Irak yönetimi, söz konusu militanları yargılayacağını açıkladı.

Suriye hükümet güçleri ise Kürt güçlerle varılan ateşkes kapsamında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından, binlerce DEAŞ tutuklusunun barındığı geniş bir kampın kontrolünü devraldı.

Çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda, ateşkes anlaşmasından önce, aralık ayı itibarıyla ülkenin kuzeydoğusundaki Hol ve Roj kamplarında 25 bin 740’tan fazla kişinin bulunduğu, bunların yüzde 60’ından fazlasını çocukların oluşturduğu; diğer gözaltı merkezlerinde ise binlerce kişinin daha tutulduğu belirtildi.