Herson savaşına dair  

Herson savaşı.  
Herson savaşı.  
TT

Herson savaşına dair  

Herson savaşı.  
Herson savaşı.  

ABD eski dışişleri bakanlarından Henry Kissinger son kitabı 'Liderlik/'Leadership'de, bazı özel liderlerin, seleflerinden miras aldıkları koşulları aşmayı başardığını ve toplumlarını mümkün olanın sınırlarına taşıdıklarını işliyor. Putin, ağır bir tarihsel yükü miras aldı, bu miras onu imparatorluğun kaçınılmaz emperyal başarısının sınırları içine hapsetti. Başarısız olması ve yenilmesi, bu imparatorluk hayallerinin yıkılması ve ‘Çarlık tarihinin lanetine’ maruz kalması anlamına geliyor. Zelenskiy de benzer ancak tarih ve coğrafya koşulları nedeniyle Rusya’ya karşı zayıf bir konumu işaret eden benzer bir ‘tarihsel yükü’ devraldı. Bu denkleme, Peloponez Savaşı tarihçisi YunanlıTukidides’in (Thucydides) şu sözü uygulanabilir: "Güçlüler yapabildiklerini yapar ve zayıflar kendilerine dayatılanlar nedeniyle acı çeker." 
Mutluluğun sırrı özgürlüktür, özgürlüğün sırrı ise cesarette saklıdır. Zelensky yönetimindeki Ukrayna’nın durumu böyledir. Özgürlük istiyorlar, ama özgürlük başkalarının iradesine bağlıdır. Dünyayı şaşırtan bir cesaretlilik arz ediyorlar, ancak cesaret tek başına bir strateji değildir. Mutlak strateji, belirli bir eylem ve olası hedefler ile mevcut araçlar arasında bağlantı kuran bir davranışlar bütünüdür. Bu durumda (stratejik gerçeklik nazarından), Zelenskiy, Putin ile eşit durumdadır. İkisinin de somut hedefleri, kendilerine sunulan araçlarla ilintili ve sınırlıdır. Öte yandan ikisinin de uzak hedefleri, araçlarının sunabileceğinden çok daha fazlasını içermektedir.  
Putin'in stratejisi (başarıda veya başarısızlıkta) ve Zelensky'nin stratejisi (başarıda ve başarısızlıkta) bir dereceye kadar başkalarının, yani Batı'nın ve özellikle Amerika'nın iradesiyle bağlantılıdır. Batı, Zelenski'ye ne kadar çok gelişmiş ekipman desteği sunarsa, Zelenskiy Putin'in stratejisini o kadar çok zayıflatabilecektir. Bunun aksi ise Putin’in lehine bir senaryonun gelişmesi demektir. Bu durumda paradoksal bir denklem oluşur. Putin kazanırsa Batı'yı, özellikle de NATO ülkelerini tehdit edebilecektir. Eğer kaybederse, ‘çarlık lanetine maruz kalmamak’ için alışılmadık bir silah kullanmaya başvurabilir. Buradan yola çıkarak Başkan Biden'ın (Stratejik Netlik) çerçevesinde kurduğu denklemi anlayabiliriz: NATO ya da ABD ordusu asla Ukrayna topraklarında doğrudan faaliyet göstermeyecek, Rusya’yı doğrudan tehdit edecek ve tüm denklemleri altüst edecek silahlar Ukrayna’ya sağlanmayacak. Böylece, Ukrayna sahnesindeki mevcut resim şu şekilde tasvir edilmiş oluyor:  
Savaşın başlamasının üzerinden beş ay geçmişken Başkan Putin tüm Ukrayna'yı işgal edebilecek mi? Bu sorunun yanıtı evet ten çok hayır olarak öne çıkıyor. Başkan Zelensky, Putin tarafından işgal edilen tüm Ukrayna topraklarını kurtarabilir mi? Bu sorunun yanıtı ise ‘evet’ yerine ‘hayır’ olarak öne çıkmaktadır.  
Burada ‘Herson'u kurtarma savaşı’ önem kazanıyor. Bu savaşın, askeri bir denge unsuru olma ihtimali var, böylece (savaşın sonucuna bağlı olarak) herkes müzakere masasına dönebilir. Taraflar yapabileceklerinin zirve noktasına, yani sınırlarına ulaştıklarını kavrayacaklardır. Bu duruma uygun düşen şöyle bir söz vardır; ‘’Düşman ancak yenildiğine ikna olduysa yenilmiştir.’’  

Neden Herson?  
Herson kenti, 1778 yılında Rus İmparatorluğu'nun Karadeniz kıyısındaki kazanımlarını korumak için inşa edilmiştir. 2022 yılında Rus ordusunun kayda değer bir çatışma olmaksızın işgal ettiği ilk büyük şehirdir. Bazıları Herson’un büyük bir ihanet sebebiyle düştüğünü iddia ediyor. Bu ihanetin, Kırım Yarımadası'nı Herson'a bağlayan köprülerin altındaki patlayıcıların kaldırarak yapıldığını söylüyorlar. Vladimir Zelenski’nin bahsi geçen ihanet sebebiyle yakın zamanda istihbarat başkanını görevden aldığı konuşuluyor.  
Rus ordusu, şu anda Ukrayna genelindeki cephelerde, özellikle de Donbas’ta tökezleme yaşamaktadır. Rusya’nın 85 eyaletinin her birinden 400 kadar asker cepheye sürülmek üzere hazırlanmaktadır. Bu askerler bir aylık eğitimin ardından destek güçleri olarak Ukrayna’daki çeşitli birliklere eklemlenecek.  
Ukrayna ordusunun yeni bir silaha (Yüksek Performanslı Topçu Roket Sistemleri HIMARS) sahip olması, komuta ve kontrol merkezlerine ve lojistik, özellikle topçu müdahalesine dayanan temel Rus ordu sistemini operasyonel ve taktiksel boyutta zayıflatmıştır. Bu silahın başarıları nedeniyle, savaş alanındaki operasyonel inisiyatif, geçici olarak Rus ordusundan Ukrayna ordusuna kaymış durumdadır.
  Herson'un coğrafyası ve topografyası ile coğrafi konumu, Ukrayna ordusunun şehre bir saldırı başlatmasına yardımcı olmaktadır, ama nasıl? Herson Dinyeper Nehri'nin batısında yer alıyor, şehre ulaşmak için zorunlu güzergâh ise Antonovsky Köprüsü’dür. Bu köprü Ukrayna ordusu tarafından yoğun bir bombardımana maruz kaldı, dolayısıyla buradaki Rus birliklerinin, nehrin doğu yakasındaki birliklerle doğrudan teması kesildi ve bir nevi tecrit edilmiş oldular. Lojistik sıkıntılarının yanı sıra mühimmat eksikliğinden de muzdarip durumdalar. Ukrayna Herson'u geri almayı başarırsa, Karadeniz’de Odessa’ya kadar uzanacak yeni bir deniz cephesi açılmış olacak. Ukrayna'nın Herson operasyonuna yardımcı olan temel unsur; şehrin kuzey ve batı yönlerinin, Ukrayna ordusunun ana lojistik rotasıyla, yani Polonya'ya doğrudan bağlı olan Ukrayna derinliğine açılıyor olmasıdır.
 
Peki Ukrayna bu operasyonu başarıyla yürütebilecek mi? Ne gibi zorluklarla karşılaşacaklar?  
Ukrayna ordusu, Herson çevresindeki yaklaşık 40 yerleşim birimini ele geçirdiğini öne sürüyor. Kırsaldaki çatışma ile şehir çatışması arasında farklılıklar var mı? Elbette ki kent çatışması çok daha çetin olacaktır. Ukrayna ordusu Herson’u ele geçirmek için yeterli lojistiğe sahip midir? Şehirdeki çatışmalardaki insan kaybına tahammül edebilecek midir? Herson çatışması için Ukrayna ordusunun çok sayıda obüse ve insan gücüne gereksinim duyacaktır. Ukrayna ordusunun Herson’da yeterli manevra ve hareket kabiliyeti var mıdır? Şehri ele geçirmek için sürekli bir ateş desteği sağlayabilecekler mi? Nitekim saldırı pozisyonunda iken, savunma pozisyonuna kıyasla çok daha yüksek ve ağır bir topçu desteğine ihtiyaç olacağı açıktır.

*Bu analiz, Şarku’l Avsat için bir askeri analist tarafından yapıldı



Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Paris'ten geldiği Berlin'de Avrupa turunun son durağını tamamladı. Ziyaret kapsamında taraflar arasında bir dizi ekonomik anlaşma imzalandı. Ekonominin merkezde olduğu ziyaret, bölgedeki siyasi gelişmelerin gölgesinde kaldı.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Zeydi ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, müzakerelerin ağırlıklı olarak “bölgedeki zor durum” ve İran'ın gerilimdeki rolü üzerinde yoğunlaştığını kaydetti.

Almanya Başbakanı Merz, İran'a Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, askeri programının durdurulması ve bölgedeki vekil güçlere verilen desteğin kesilmesi çağrısında bulundu. Merz ayrıca İran'ın “çatışmayı Irak'a taşımaması” gerektiğini söyledi.

Merz, Kızıldeniz'deki gelişmelerden duyduğu büyük endişeyi de dile getirdi. Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırıların petrol piyasalarındaki durumu daha da kötüleştirdiğini ve Almanya'yı etkilediğini belirten Merz, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ulaşımının Husilerin elinde “rehin” bırakılmaması gerektiğini söyledi.

Merz ayrıca Irak hükümetini “milisleri silahsızlandırma konusunda kararlı biçimde ilerlemeye” teşvik etti. Almanya'nın, Irak hükümetinin talep etmesi halinde askeri ve güvenlik alanlarında Bağdat'la işbirliğine hazır olduğunu vurguladı.

“Görev sona eriyor”

Almanya'nın DEAŞ'la mücadele amacıyla uluslararası bir misyon kapsamında Irak'taki askeri varlığına ilişkin soruyu yanıtlayan Merz, bu görevin “Irak hükümetinin talebi üzerine iki hafta içinde sona ereceğini” doğruladı. Bununla birlikte Berlin'in, Bağdat'ın talep etmesi halinde desteğini sürdürmeye hazır olduğunu belirtti.

Zeydi ise Almanya ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. İran ile ABD arasındaki krizin “tüm dünyayı, özellikle de Hürmüz'deki durumdan büyük ölçüde etkilenen Irak petrolünün satışlarını” gölgede bıraktığını belirten Zeydi, ülkesinin “bölgede herhangi bir saldırgan politikayı desteklemekten uzak olduğunu” vurguladı ve kendisinin “uzlaşıya inandığını” söyledi.

cdfgthy
Irak Enerji Bakanı Ali Vehab (solda) ile Siemens Üst Yöneticisi Christian Bruch, 15 Eylül 2026'da Berlin'de iş birliği anlaşması imzalarken (AFP)

Irak topraklarından Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik fırlatılan insansız hava araçlarına ilişkin soru üzerine Zeydi, ülkesinin yürüttüğü soruşturmanın ayrıntılarını açıklamayı reddetti. Zeydi, “İran'la ortak bir soruşturma komisyonunun yaşananların ayrıntılarını ortaya çıkarmak için çalıştığını” belirterek, “soruşturmanın sonuçlarının analiz tamamlanmadan açıklanmayacağını” söyledi.

Zeydi, bölgesel krizden etkilenen diğer ülkeler gibi Irak'ın da petrol ürünlerini ihraç edemediğini belirtirken Berlin'le Irak petrolünün Almanya'ya satılması karşılığında Irak'taki Alman teknoloji sözleşmelerini içeren anlaşmalar yapıldığını açıkladı. Zeydi ayrıca “petrol tedarik kaynaklarını ve ihracat güzergahlarını çeşitlendirme yönünde Irak'ın çalışmalar yürüttüğünü” söyledi.

Zeydi, Türkiye üzerinden geçen Ceyhan petrol boru hattının genişletilmesi için çalışmalar yürütüldüğünü, ayrıca petrolün Suriye üzerinden Avrupa'ya gönderilmesinin planlandığını belirtti. Irak'ın petrol üretimini günlük yaklaşık 10 milyon varile çıkarmaya yönelik çabaların da sürdüğünü ifade eden Zeydi, bunun önemli bir bölümünün veya yarısının Avrupa'ya ihraç edileceğini söyledi.

Avrupa ülkeleri, özellikle de Almanya, Hürmüz Boğazı krizinin etkisiyle aylardır akaryakıt fiyatlarındaki ciddi artışla karşı karşıya. Almanya ayrıca doğal gaz depolarını yalnızca yüzde 50 oranında doldurabildi. Bu oran, gaz talebinin arttığı kış mevsimi öncesinde oldukça düşük bir seviyeye işaret ediyor.

Alman hükümeti enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye de çalışıyor. Berlin, Ukrayna'daki savaş ve Moskova'ya yönelik yaptırımlar nedeniyle Rus gazı ithalatının durdurulmasının ardından oluşan açığı kapatmak amacıyla son yıllarda farklı kaynaklardan doğal gaz ve petrol satın almaya başlamıştı.


Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
TT

Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)

Fransa’nın başkenti Paris, Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı’na ev sahipliği yapıyor. Etkinlik, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Fransa’da gerçekleştirdiği resmi ziyaretle eş zamanlı olarak düzenleniyor.

İki ülke, Veliaht Prens’in ziyaretinin Vizyon 2030 ile Fransa 2030 Planı kapsamındaki fırsatlardan yararlanılmasına katkı sağlamasını hedefliyor. Bu doğrultuda ortak yatırım, sanayi, enerji, kültür, miras, turizm, eğitim, teknoloji, uzay, savunma ve güvenlik gibi birçok alanda ekonomik ortaklığın geliştirilmesi amaçlanıyor.

Taraflar ayrıca yenilenebilir enerji, elektrik, enerji verimliliği, inovasyon ve karbonsuzlaştırma teknolojilerinin yanı sıra güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri, iletim, dağıtım, depolama, şebeke otomasyonu, karbon yakalama, hidrojen ve düşük emisyonlu elektrik alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Petrol tedariki, petrokimya ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı da iş birliği kapsamındaki diğer başlıklar arasında yer alıyor.

Her iki ülkeden çok sayıda üst düzey hükümet yetkilisi, iş dünyası lideri ve CEO’nun katıldığı toplantı, Suudi Arabistan-Fransa ortaklığını anlaşma çerçevelerinin ötesine taşıyarak somut ve uygulanabilir yatırım fırsatlarına dönüştürmeyi amaçlıyor.

Toplantı temelde, Fransız şirketlerini Krallık içindeki belirli yatırım fırsatları ve projelerle buluşturmayı, yerel pazara giriş ve genişleme süreçlerine destek sağlamayı; stratejik ortaklıkları, teknoloji transferini ve doğrudan üretimin yerlileştirilmesini teşvik etmeyi hedefliyor. Bu hamleler, Fransa’nın Suudi Arabistan’daki güçlü yatırım tabanına dayanıyor. Nitekim Fransa, 2024 sonu itibarıyla toplam 63,9 milyar riyali (17 milyar dolar) aşan doğrudan yabancı yatırım stokuyla ülkede dördüncü sırada yer alıyor.

Fransa’nın ülkedeki varlığı, 18 ekonomik sektöre yayılmış 651 yatırım ruhsatı ile kendini gösteriyor. Bu genişleme süreci, 2024 yılında verilen 90 ve 2025 yılında verilen 127 yeni ruhsat ile dikkat çekici bir ivme kazandı. Bu rakamlar doğrudan iş gücü piyasasına da yansıyor; Fransız yatırımları Suudi Arabistan’da 13 bin 346’sı Suudi vatandaşlarına ayrılmış olmak üzere toplam 29 bin 765 kişiye istihdam sağlıyor.

Nitelikli projeler bazında Fransız şirketleri, stratejik sektörlerde güçlü bir varlık sergiliyor. Bu sektörlerin başında, TotalEnergies ve Saudi Aramco ortaklığıyla SATORP projesi, Amiral kompleksi ve bunlara bağlı değer zincirlerinde değeri 90 milyar riyali (24 milyar dolar) aşan yatırımların yer aldığı enerji sektörü geliyor. Bunun yanı sıra TotalEnergies ve EDF liderliğindeki konsorsiyumlar tarafından 1,7 gigavat kapasiteli güneş enerjisi projeleri hayata geçirildi.

Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın küresel petrol piyasalarının dengesini ve istikrarını korumadaki rolünün yanı sıra ana ham petrol ihracatçısı olarak tedarik güvenilirliğini artırma çabalarını takdirle karşılıyor. Fransa ayrıca, Krallık’ın alternatif ihracat güzergahları -başta Doğu-Batı Boru Hattı- kullanarak tedarik zincirlerinin sürekliliğini ve esnekliğini sağlama yönündeki girişimlerini vurguluyor. Bu adımlar piyasa dalgalanmalarını sınırlandırırken küresel enerji güvenliğini de pekiştiriyor.

Ulaştırma ve altyapı sektöründe Alstom ve RATP Dev gibi şirketlerin Riyad Metrosu’nun işletimindeki rolü öne çıkarken, Veolia şirketinin ülkedeki 35 yılı aşan köklü geçmişi dikkat çekiyor.

Turizm ve kültürel kalkınma alanında ise Fransız şirketleri, el-Ula Kalkınma Fransız Ajansı (AFALULA) aracılığıyla el-Ula vilayetini geliştirmeye yönelik 170’ten fazla sözleşmeyi hayata geçirdi.

Düzenlenen yuvarlak masa toplantısı, elde edilen bu başarıları pekiştirmeyi ve Suudi Arabistan’ın ekonomik büyümesini ve dönüşümünü şekillendiren dört öncelikli sektöre odaklanarak daha fazla nitelikli ortaklığa zemin hazırlamayı hedefliyor: Turizm, destinasyonlar ve mega projeler; sanayi ve üretim; ulaştırma ve lojistik hizmetleri; yapay zekâ ve dijital altyapı.

Aralık 2024’te Vizyon 2030 ve Fransa 2030 Planı temasıyla gerçekleştirilen Suudi Arabistan-Fransa Yatırım Forumu kapsamındaki yuvarlak masa toplantılarında yaşam kalitesi, altyapı, eğlence, ekonomik dönüşüm ve teknoloji konuları ele alınmış; forum sırasında her iki ülkenin kamu ve özel sektör kurumları arasında birden fazla anlaşma ve mutabakat zaptı imzalanmıştı.

İş birliğini güçlendirmek ve beş yıl süreyle 10 milyar dolara kadar finansman desteği sağlamak amacıyla Aralık 2024’te Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile Fransa Ulusal Yatırım Bankası (Bpifrance) arasında da bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Ayrıca Suudi Hava Bağlantısı Programı (ACP), Air France-KLM Grubu ile 2025 yazından itibaren Paris Charles de Gaulle Havalimanı ile Riyad arasında doğrudan uçuşların başlatılmasına yönelik bir iş birliği anlaşmasına imza atmıştı.

Tüm bunlara ek olarak iki ülke, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması ilkelerine; iklim anlaşmalarının kaynaklara değil emisyonlara odaklanılarak geliştirilmesi ve uygulanması gerektiğine bağlılıklarını sürdürüyor. Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın iklim eylemindeki öncü rolünü, ulusal düzeydeki ‘Yeşil Suudi Arabistan’ ve bölgesel ile küresel düzeydeki ‘Yeşil Ortadoğu’ girişimlerini takdirle karşılıyor.


Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.