Mısır-Türkiye ilişkilerinde yeni olan ne?

Kahire ve Ankara arasındaki ikili dosyalarda uzlaşı noktalarına odaklanılması önemlidir. Türkiye’nin bölgedeki müdahaleleriyle ilgili ise geniş kapsamlı müzakereler gerekir

Mısır ile Türkiye arasında Mayıs 2021’de Kahire'de düzenlenen istikşafi görüşmelerden bir kare. (AFP)
Mısır ile Türkiye arasında Mayıs 2021’de Kahire'de düzenlenen istikşafi görüşmelerden bir kare. (AFP)
TT

Mısır-Türkiye ilişkilerinde yeni olan ne?

Mısır ile Türkiye arasında Mayıs 2021’de Kahire'de düzenlenen istikşafi görüşmelerden bir kare. (AFP)
Mısır ile Türkiye arasında Mayıs 2021’de Kahire'de düzenlenen istikşafi görüşmelerden bir kare. (AFP)

Tarık Fehmi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ‘Mısır ile diyalogun üst seviyelere çıkarılmasının gerektiği ve Mısır halkının Türk halkıyla kardeş olduğuna, dolayısıyla birbirlerini rencide etmeyecek şekilde bir iletişim sürecinin devam ettirilmesi gerektiğine’ yönelik açıklamaları, Mısır-Türkiye ilişkilerinin yukarı doğru bir ivme kazanacağı yönünde bir mesaj olarak değerlendirildi. Bu ve benzeri açıklamalar, iki ülke arasındaki ilişki seviyesinin arttırılması ihtiyacına odaklanan yeni bir yaklaşımın yürürlüğe girebileceğini gösteriyor. Mısır-Türkiye arasında mevcut diyalog, güvenlik, strateji ve istihbarat kanalları aracılığıyla ve istikşafi görüşmeler düzeyinde gerçekleştiriliyor. Bu diyalogun, mevcut bölgesel ve uluslararası gelişmeler çerçevesinde daha üst bir siyasi düzeye çıkarılması değerlendiriliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgede ve civar bölgelerde çok boyutlu yeni denklemler oluştuğunu görüyor. Bu denklemlerde, İran, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve İsrail gibi ülkeler önemli roller üstleniyor. Erdoğan’ın Mısır’la ilgili sözlerinin, bölgedeki bu değişikliklerden bağımsız yorumlanamayacağını düşünüyorum.

Adrese teslim açıklamalar
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu açıklamasının zamanlaması oldukça önemlidir, nitekim Türkiye’nin, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile olan ilişkileri iyileşme yolundadır.  
Erdoğan yakın zamanda Riyad ve Abu Dabi’ye ziyarette bulunarak, en üst düzeyde ‘ortak iş birliğinin’ güçlendirilmesi yönünde hamleler yaptı. Böylelikle yorgun Türk ekonomisinin toparlanması için de imkanlar oluşturma ihtimali güçlendi. Erdoğan’ın aynı senaryoya Mısır’ı da dahil etmek istediği anlaşılıyor. Yani geçmişte yaşanan sorunların aşılarak Mısır’ın ziyaret edilmesi ve ertelenmiş birçok dosyanın sonuçlandırılması ihtimal dahilindedir.
Katar-Mısır ilişkilerinin resmi olarak yeniden başlaması ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani'nin Kahire’yi ziyaret etmesinin ardından, Mısır’ın bölgesel ilişkilerinin değişme yolunda olduğu açıktır. Katar’la sağlanan ‘uzlaşı senaryosunun’ Türkiye ile hatta İran’la tekrar edilmesi söz konusu olabilir. Nitekim Mısır’ın Türkiye’deki diplomatik temsilciliği aktif bir şekilde çalışmaya devam etmektedir ve Türkiye'nin Kahire Maslahatgüzarı Büyükelçi Salih Mutlu Şen görevinin başındadır. Mısır basınında Türkiye karşıtı yaklaşımlar ve haberlerde ciddi bir düşüş olduğu gibi, siyasi söylemlerde de bir değişim gözlemlenmektedir. Özellikle Müslüman Kardeşler dosyasıyla ilgili çıkan haberlerde Türkiye’nin suçlandığına daha az rastlanılır olmuştur. Buna mukabil Türk basınında da Mısırla ilgili medyatik kışkırtmalar büyük ölçüde son bulmuştur. Müslüman Kardeşlerin bazı medya kuruluşları Türkiye’den ayrılmıştır ve Türkiye Mısır’da arananların iadesiyle ilgili tartışmaya hazır olduğunu göstermiştir. Bu da Türkiye’nin nispeten Mısır’ın taleplerini dikkate aldığını gösterir.

Uzlaşı noktalarına odaklanmak
Kahire, Türkiye’nin bölgesel ilişkilerinin gerek İran’la gerekse İsrail ile olsun, uzlaşı ve ihtilaf alanlarına rağmen geliştiğinin farkında.  Türk vizyonuna göre öncelikli olan, hemfikir olunan konularda uzlaşma sağlanmasıdır ve farklı konularda görüş ayrılıklarının olduğunun kabul edilmesidir. Bu bağlamda Türkiye, Mısır ile birkaç yönde ilişkilerin geliştirilmesine çalışıyor olabilir.
Birincisi: Diplomatik iletişimin karşılıklılık ilkesi çerçevesinde sürdürülmesi ve müzakerelerin ‘istikşafi amaçlı olmaktan’ çıkarak, mevcut farklılıkların ortadan kaldırılması yönünde çoklu konuların müzakere edilmesi, böylelikle ikili veya bölgesel olarak iki taraf arasında üzerine inşa edilecek gerçek bir denge noktasına ulaşmanın hedeflenmesi.
İkincisi: Mısır'ın siyasi pozisyonlarının dikkate alınması, bu bağlamda planlandığı üzere dışişleri bakanlarının bir araya gelmesi ya da cumhurbaşkanı düzeyinde doğrudan bir görüşmenin Ankara yerine Kahire’de gerçekleştirilmesi.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) önümüzdeki dönemde ‘sıfır sorun politikasına’ dönerek, yaklaşan seçimlere hazırlık yapıyor olması ihtimal dahilindedir. Böylelikle Mısır ve İsrail ile ilişkileri yok yere bozmakla itham eden muhalefeti susturmuş olacaklardır. Erdoğan, sadece Mısır ve İsrail ile değil diğer bölgesel ülkelerle de ilişkileri düzeltmek için girişimde bulunmaktadır. Bu açılımın, siyasi ve stratejik boyutları bulunmaktadır, Türkiye sorunların üzerinden atlayarak, ekonomi ve uluslararası iş birliği dosyalarında kazanımlar elde etmeyi hedeflemektedir. Mısır-Türkiye ortaklığı, tıpkı Tel Aviv ve Ankara arasındaki askeri ve stratejik düzeylerde olduğu gibi, örnek teşkil edecektir. Türkiye’nin hareket ve eylemlerinin çizgisini büyük çıkarlar belirlemektedir. Ankara ve Cumhurbaşkanı Erdoğan reel politik nedenlerle bazı fikirlerinden vazgeçmeyi, içine kapalı bir ‘Anadoluculuktan’ sıyrılıp, siyasi gerçekçiliğe uygun hareket etmeyi kararlaştırmış gibi görünmektedir. Türkiye’nin, Rusya-Ukrayna krizinde bir rol üstlenerek, Ukrayna limanlarından tahıl ve hububat taşımacılığında merkezi bir konum elde etme girişimi de bu bağlamda değerlendirilebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘tahıl dosyasını’ siyasi ve ekonomik kazanımlar elde etmek için kullanması da ihtimal dahilindedir.

Önemli bir aşama
Mısır ile ilişkileri çerçevesinde başka bir aşamaya geçmek isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır-İsrail ilişkilerinin ortak çıkarlar temelinde kayda değer bir şekilde geliştiğini görmektedir. Mısır-İsrail ve Avrupa Birliği (AB), Akdeniz’de bir gaz ortaklığına adım atmaktadır, İsrail’in gazı Mısır’da sıvılaştırıldıktan sonra Avrupa’ya ihraç edilecektir. Mısır ve Türkiye arasındaki muhtemel yakınlaşma, Türkiye’nin de İsrail-Mısır-Yunanistan denklemine dahil olması için bir temel oluşturabilir. Türkiye bölgeye girmesinin anahtarının Mısır olduğunun farkındadır. Mısır da Doğu Akdeniz’in güvenliğini tehdit etmeyecek Türk önerilerini kabul etmeye yatkındır. Bilindiği üzere Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile deniz sınırlarını belirlemiştir ve bu konuda İsrail ile görüşmeleri sürdürmektedir. Ankara, Kahire’nin Suudi Arabistan ve BAE ile birlikte bölgede güçlü ve merkezi bir oyuncu haline geldiğinin idrakindedir. Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini düzeltmesinin, Mısır ile olan ilişkilerde de olumlu bir etki yaratacağı açıktır.
Türkiye’nin bölge ülkeleri ile ilişkilerini güçlendirmesi ve sorunların üstesinden gelmesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gerçek bir istikrar sağlayacak, AK Parti’nin şansını arttıracak ve Türkiye’nin ABD ile nüfuz alanlarındaki rekabetine güç katacaktır. Nitekim Erdoğan, S-400 sistemlerinin alınmasının ardından yaşanan sorunların farkındadır. Gerçekçi bir dış politika, Mısır ile güçlü ilişkiler inşa edilmesini gerektirir. Bu bağlamda iki ülkenin de karşılıklı bazı tavizler vermenin kendi çıkarlarına olacağına inanması gerekir. Türkiye’nin bazı bölgesel dosyalarda, örneğin Suriye, Irak ve Kürt dosyasında taviz vermeye yanaşmaması ise ayrı bir şekilde değerlendirilebilir. Bu dosyalar son derece karmaşıktır ve birçok ülkeye uzamaktadır. Bu dosyalarda çözüm için uğraşılması da uzun bir müzakere süreci, derin ve kapsamlı anlayışlar gerektirecektir.
Sonuç olarak; Kahire Türkiye’nin sözlerinden çok eylemlerini ciddi şekilde yakın bir ilgiyle takip etmektedir. Kahire, Ankara ile en kötü zamanlarda dahi başka bir ülkenin aracı olmasını kabul etmemiş ve mesajlarını doğrudan iletmeyi tercih etmişti. Türkiye ve Mısır, ‘doğrudan iletişim’ aşamasından geçerek, peyder pey yakınlaşma aşamasına geçmeye hazırlanmaktadır. Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Türkiye tarafından gelen açıklamalarla ilgili temkinli ifadelere başvuruyor olabilir. Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’ın katılımıyla düzenlenecek Arap-Türk zirvesinde de bazı anlaşmazlık noktaları tamamıyla çözülmeyebilir, ancak yakınlaşma sürecektir. Mısır-İsrail-Türkiye arasında bir zirve düzenlenmesi ise bölgesel politikalarda dikkat çekici bir değişime yol açabilir ve bölgedeki yıllara dayalı sabiteler üzerinde ciddi etkiler bırakabilir.



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.