Kissinger’ın son değerlendirmesi: İnternet büyük liderler üretemez 

Zelensky, modern savaşlarda medyanın gücünün tam olarak farkında  

Kissinger kendisini siyasi bir liderden ziyade entelektüel bir lider olarak görüyor. (Reuters) 
Kissinger kendisini siyasi bir liderden ziyade entelektüel bir lider olarak görüyor. (Reuters) 
TT

Kissinger’ın son değerlendirmesi: İnternet büyük liderler üretemez 

Kissinger kendisini siyasi bir liderden ziyade entelektüel bir lider olarak görüyor. (Reuters) 
Kissinger kendisini siyasi bir liderden ziyade entelektüel bir lider olarak görüyor. (Reuters) 

Fidel Sbeity 
Henry Kissinger, son değerlendirmelerinde, ‘Dünyanın Aydınlanma Çağı’ndan bu yana en şiddetli kargaşa döneminden geçtiğini ve hiç olmadığı kadar büyük liderlere ihtiyaç duyduğunu, internetin ise büyük liderler üretemeyeceğini’’ belirtti. 99 yaşındaki teorisyen Henry Kissinger bu okumalarını, son kitabı 'Liderlik'/'Leadership'de’ yaptı. Kissinger, Soğuk Savaş'tan bu yana küresel politikaları yönlendiren ve ‘dünya düzenine’ yön veren başlıca isimlerden biridir. Nobel Barış Ödülü'ne layık görülen, ABD Başkanları Nixon ve Ford yönetimleri sırasında dışişleri bakanı olarak görev yapan Kissinger, son kitabında sadece ilgili kişilerin hatırladığı liderin, ülkelerinin kaderini nasıl yeniden çizdiğini işliyor. Kissinger geniş kitleler tarafından etkili bir tarihçi ve klasik bir politikacı olarak tanınıyor.  
Time dergisinden Belinda Luscombe, geçtiğimiz ay Kissinger ile son kitabı ‘Leadership’ ile ilgili bir röportaj yaptı. Kissiger bu röportajda ‘büyük liderlerin oluşumunda, internetin olumsuz rolüne’ vurgu yaptı. İnternetin, ‘uzun vadeli düşünmenin’ önünde engel teşkil ettiğini ve ‘sorun çözme yollarını ve yeteneklerini’ sınırlandırdığını söyledi. İnternetin ‘derin okumalar ve derin yazma’ üzerinde de olumsuz etkileri olduğunu belirten Kissinger, bununla birlikte ‘iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin, ilham verici liderliği ya da küresel düzen hakkında derin düşünmeyi imkansız hale getirmediğini’ kaydetti, ancak ‘televizyon ve internetin egemen olduğu bir çağda, düşünen liderlerin, yaygın ‘düşünce akımlarına’ karşı mücadele etmeleri gerektiğini’ vurguladı.  
Kissinger'ın anlamadığı Zelensky'nin savaşı 
Luscombe'un Kissinger'a yönelttiği ilk soru; ‘Kendinizi bir lider olarak görüyor musunuz?’ şeklindeydi. Kissinger bu soruyu samimi bir şekilde, "Evet, ancak gerçek siyasi liderlik alanından çok entelektüel ve kavramsal alanda öyle görüyorum." diye yanıtladı. Röportajda Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski’nin de bahsi geçti. Bilindiği üzere Zelenskiy, karada yaşanan fiili savaşa paralel olarak, internet ve medya üzerinden bir ‘propaganda savaşı’ yürütüyor. Rusya’nın saldırılarının başlamasının ardından Zelenskiy, video konferans aracılığıyla dünya parlamentolarına katıldı, Cumhurbaşkanlığı Konutu'nda, Kiev bombalanırken çektiği video kayıtları ile internet üzerinden çok sayıda takipçi topladı. Bazıları Zelenskiy’nin ilk Rus tankı Kiev’e girdiğinde firar edeceğini öngörmekteydi. Ancak tam tersi oldu ve Zelenskiy cesaretini ve ‘klasik olmayan’ bazı silahlara sahip olduğunu kanıtladı. Bu da onu interneti en iyi kullanan yeni tip liderlerin arasından sıyırdı. En zor koşullarda, yani fiili bir savaş patlak vermişken bir internet fenomenine, sosyal medya yıldızına dönüştü. Zelenskiy, hem farkındalık uyandırmak hem de ülkesi için yardım toplamak amacıyla interneti çok başarılı bir şekilde kullanmaya devam ediyor. Geçmişte medya ve televizyon sektöründen gelmiş olması da işini kolaylaştırıyor. Luscombe Kissinger’a şöyle sordu; "Tarih nazarından Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy'nin liderliği hakkında ne düşünüyorsunuz? Kissinger şöyle yanıtladı; ‘’Zelenskiy kahramanca ve olağanüstü bir eylem yapıyor. Ukrayna'yı sert ve dramatik bir kriz sırasında ahlaki bir sorun olarak öne çıkardı.’’ Ancak Kissinger ekliyor; "Zelenskiy'nin yaptığı şey kurumsal bir liderlik anlayışına mı dayanıyor, yoksa özgün kişiliği mi bu trajik durumda gördüğümüz etkiyi yaratıyor? Savaş sonrası dönemle ilgili aklından geçenleri, savaşın gidişatına ilişkin görüşlerini serdettiği açıklıkta ifade etmediğini de fark ettim. Savaştan sonra dünyanın nasıl görüneceği konusunda aynı netlik ve inançla kendini ifade etmedi. Ancak onu harika bir figür olarak görüyorum.’’
 Kissinger ‘Liderlik’ kitabında, liderleri ikiye ayırıyor; devlet adamı olarak liderler ve öncü ‘peygamber’ liderler. Devlet adamları, koşulları analiz eder ve tarihin, anın tutkusundan daha uzun sürdüğünü akıllarında tutarak, vizyon ve riskler arasında olabilecek maksimum dengeyi sağlamaya çalışırlar. Peygamberlere gelince, bu ayrımı kabul etmezler, riskler ne olursa olsun geçmişten kopmaya hazırdırlar. Çünkü savundukları değerlerin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğine inanırlar ve siyasi rollerinin önemini belirleyenin ‘iyi ilkeler’ olduğuna inanırlar. Peygamber liderler büyük tarihsel dönüşümleri gerçekleştirmiştir. Kissinger'a göre ‘mükemmel lider’ her iki arketipin unsurlarını kendi içinde birleştirir.  
Luscombe, röportajın sonunda, Kissinger'ın internetin ürettiği liderler ve internetin liderler üzerindeki etkisi konusunda karamsar olduğu sonucuna varıyor. Kissinger, internetin tüm olumsuz etkilerine rağmen, birkaç sene öncesinde tasavvur edilemeyecek bir şekilde bilgiye ulaşılmasını kolaylaştırdığını kabul ediyor. Ancak bununla birlikte internet üzerinden yapılan manipülasyonun kısa vadede liderler üzerindeki etkileri nedeniyle ciddi bir endişe kaynağı olduğuna işaret ediyor. İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte kitlelerin olaylar üzerindeki etkisi artıyor ve liderleri uzun vadeli vizyonlardan uzaklaştırarak, kısa vadeli çözümlere zorluyor.  Kissinger, internetin ürettiği liderlerin zayıflığının, kısa vadeli sorunları çözmede teknolojinin yardımından kaynaklandığını ve bunun da uzun vadeli sorunlara çözüm bulmada bir tür tembelliğe yol açtığını düşünüyor. Tarihteki en büyük fikirlerin, mücadeleler, ıstıraplar ve gerçek deneyimler sonucunda ortaya çıktığını hatırlatan Kissinger, sorunlara kolay çözümler bulunsaydı büyük liderlerin var olmayacaklarını belirtiyor.  

Çevrimiçi savaş yürütmek  
Kissinger'ın liderler ve internet hakkındaki fikrinden uzaklaşıp, kitapta ele aldığı liderlere değinelim. Kissinger ‘Liderlik’ kitabında, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, altı liderin dünya üzerinde özellikle kendi ülkelerinin geleceğinde bıraktığı kalıcı etkilere odaklandı. Bu liderlerden ilki General Charles de Gaulle, Fransız ulusunun yeniden özgüvenini kazanmasını sağladı. ABD Başkanı Richard Nixon Çin’e açılarak jeopolitiği sarstı ve dünya düzeninde parametreleri değiştirdi. Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat, çok zor koşullara rağmen İsrail ile barış anlaşması imzalamayı başardı. Demir Lady Margaret Thatcher ise Britanya’nın on yıllardır süren düşüşünü tersine çevirdi ve ülkesini ekonomik durgunluktan çıkardı. Konrad Adenauer ikinci dünya savaşı sonrası Almanya’nın toparlanmasına önemli katkılar yaptı. Singapur lideri Lee Kuan ise çok az coğrafi avantajla neler başarılabileceğine dair önemli bir vizyon çizdi.   
Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelenskiy ve eşinin ‘savaş propagandasındaki’ rolüne gelirsek, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ve eşi Olena Zelenska'nın ünlü moda dergisi Vogue çekimleri uluslararası kamuoyunun gündeminde yer aldı. Kiev’de yüz yüze yapılan röportajda, Olena Zelenska'nın, Zelenskiy ile evliliğine ve Rusya'nın Ukrayna'ya saldırılarına ilişkin yorumlarına yer verildi. ABD’li fotoğrafçı Annie Leibovitz tarafından çekilen fotoğraflar ‘Cesaretin Portresi’ başlığıyla yayımlandı. Zelenski’nin bu röportajı bir kesimden destek alırken, büyük bir eleştiri de topladı. Bazıları Zelenskiy ailesini ülkelerinde devam eden savaşa ‘saygısızlık’ yapmakla suçladı. Savaş devam ederken bu tür fotoğrafların ‘sosyetenin lüks yaşamını konu alan bir moda dergisinde’ yer almasını şiddetle eleştirdiler.  
Financial Times dergisinin eski moda editörü ve Glasgow Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi olan Vanessa Friedman, 28 Temmuzda New York Times’da yayımlanan makalesinde, ünlü moda dergisi Vogue’ya poz veren Zelenskiy çiftini savundu ve bu yayının önemli bir propaganda ürünü olduğunu ve dünya kamuoyunu etkilediğini savundu. Vogue’da yer alan fotoğrafları yorumlayan Friedman, ‘’Annie Leibovitz'in Zelenska'sı, başkanlık sarayının mermer basamaklarında oturmuş, dalgın ve kaybolmuş biri gibi uzakları seyrediyor, bir başka fotoğrafta Başkan eşinin elinden tutuyor, bir diğer fotoğrafta askeri helikopter önünde kadın askerlerle poz veriyor, bu fotoğraflardaki şık kadın portresi siyasi olarak son derece etkili oldu. Fotoğraflar Ukrayna halkının savaşın şokunu nasıl karşıladığını gösteriyor, sıkıcı olabilecek yıkım, ölüm görüntüleri yerine, aileye ve güzelliklere karşı bir savaş açıldığı tasvir ediliyor.’’ değerlendirmesinde bulundu.  
 
Onlar aptal değil zekiler  
Pek çok okuyucu bu fotoğraflı röportajı dünyaya Ukrayna zarafetinin gösterilmesi için bir araç tercihi olarak değerlendirdi. Güzelliğin savaşın çirkinliğine üstün gelmesi olarak yorumladı, Friedman bu fotoğrafları, "saldırganlık karşısında müşterek insani tutuma naif bir jest’’ olarak tanımladı. Friedman, Rus-Ukrayna savaşının tüm cephelerde, karada ve havada olduğu kadar dijital alanda ve dünya kamuoyunda da yaşandığını düşünüyor. Ukrayna halkının acısının farklı sınıflara ulaştırılmasına olanak sağlayan tüm çıkış noktalarının, meşru ve doğru bir yaklaşımı gösterdiğine inanıyor. Vanessa Friedman’ın makalesinin New York Times'ta yayımlandığı gün, Washington Post'taki Sonny Bunch, ‘Zelenski'ler Vogue'da. Bu onları akıllı yapar, aptal değil.’ başlıklı bir makale kaleme aldı. The Bulwar’ın kültür editörü olan Bunch şunları ifade etti; Zelenski’nin ilk Rus tankı girdiğinde kaçacağı varsayılıyordu, Ben Stiller gibi bir aktörle başrol paylaşmışken bu adamı nasıl ciddiye alabiliriz, deniliyordu. Grammy Müzik Ödülleri törenine katılan biri nasıl halkına ve ülkesine liderlik edebilir? diye sorgulanıyordu. Ancak şu sorulmalı; "Enflasyon, buğday kıtlığı veya yüksek enerji fiyatları gibi acil endişeler varken dünya liderleri neden onunla fotoğraf çekiniyor? Bunch, istemeden ve tesadüfen Kissinger’a yanıt vererek, "Gerçekçi olalım. Zelenskiy, dünyadan birçok ünlü insanla geçmişte tanışmaktadır, ünlülerin yaşamları ve çalışmaları ile ilgili dergilerde yer alıyor, çünkü bu, ülkesindeki krizi Amerikan ve Batı kamuoyunda canlı ve ön planda tutmanın bir yolu. Bu denklemde ciddi olmayan tarafı seçmek zorundaysak, o biz olurduk, çünkü Zelenskiy, modern savaşlarda medyanın gücünün ne olduğunun tam olarak farkında.’’  
*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
TT

İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)

Washington Post gazetesinin Bakanlığın iç rakamlarına vakıf altı Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre; İran’a yönelik savaşın ortasında ABD ordusunun verdiği kayıplar, Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından açıklanan resmi istatistiklerin üzerinde.

Söz konusu yetkililerden beşi, ABD ordusunda en az 22 can kaybı olduğunu vurguladı. Bu sayı, Pentagon’un halka açık "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" (DCAS) olarak bilinen veri tabanındaki veriye dört kayıp daha ekliyor.

Rakamları değerlendirmek üzere isminin açıklanmaması şartıyla konuşan altıncı bir yetkili ise Trump yönetiminin İsrail ile koordineli olarak İran’a karşı savaşı başlattığı 28 Şubat’tan bu yana 23 askeri personelin hayatını kaybettiğini söyledi. Yetkili, açıklanmayan bütün ölümlerin doğrudan çatışmalarla bağlantılı olmadığını, ancak devam eden düşmanca eylemlerin ortasında Ortadoğu'da konuşlu bulunan Amerikalı personeli de kapsadığını belirtti.

Yetkili ayrıca, çatışma operasyonlarının başlamasından sonra bölgede konuşlanmış üç Amerikalı müteahhidin (yüklenicinin) de hayatını kaybettiğini belirtti.

Dün itibarıyla Pentagon’a bağlı "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" veri tabanı, İran ile çatışmaların başlangıcından bu yana çatışma kaynaklı ve çatışma dışı nedenler dahil olmak üzere Amerikan askeri personeli arasında 18 ölüm vakası kaydetti.

Açıklanmayan ölümler etrafındaki belirsizlik

Aralarında askeri personelin kimlikleri, ölüm zamanları, şekilleri ve yerleri de olmak üzere duyurulmayan ölümlere ilişkin ayrıntılar belirsizliğini koruyor. Yüksek zayiat sayısına vakıf olan yetkililer, ilave kayıpların Pentagon’un halka açık zayiat veri portalına yansıtılmamasından duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Pentagon ise zayiat sayılarındaki çelişkiye ilişkin sorulara cevap vermekten kaçındı.

Kamuoyu araştırmalarının Amerikalılar arasında hiç de popüler olmadığını gösterdiği İran savaşı, kasım ayında yapılması planlanan ara seçimler öncesinde ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti üzerinde siyasi bir yüke dönüştü.

Yönetimin zayiat sayımına ilişkin uygulamaları, bu yılın başlarında İran savaşı sonucu hayatını kaybeden 4 ABD askerinin isminin Pentagon’un resmi verilerinden geçici olarak çıkarılmasıyla da yoğun eleştirilere maruz kalmıştı.

ABD kuvvetlerinin kayıplarının doğru sayılmasının önemi

Askeri ölümlerin doğru şekilde sayılması yalnızca kamuoyuna karşı şeffaflıkla sınırlı değil. Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre bir ABD silahlı kuvvetler mensubu hayatını kaybettiğinde ordu, ölümün resmi görev sırasında gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemek için bir inceleme yürütüyor.

Bu incelemelerin sonuçları, Askeri personel ailelerinin hak kazanacağı tazminat ve hakları doğrudan etkiliyor.

Dün itibarıyla veri tabanı, 14 ölümü Trump yönetiminin İran ile savaşa verdiği ad olan "Destansı Öfke Operasyonu" (Operation Epic Fury) kapsamında gerçekleşmiş olarak kaydetmişti.

"Dış Operasyonlar" başlığı altındaki ayrı bir kategoride yer alan diğer 4 ölüm ise Washington ile Tahran arasında temmuz ayında imzalanan ve daha sonra çökerek saldırıların yeniden başlamasına yol açan ateşkese dayanıyor.

Ayrıca Pentagon, şubat ayından bu yana Ortadoğu’da İran savaşıyla ilgisi olmayan görevlere katılan 2 ABD askerinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Bu iki ölüm, İran kuvvetlerinin saldırısına uğrayan iki üste gerçekleşmesine rağmen, isimleriyle DCAS veri tabanına dahil edilmedi.

Savaşın başından bu yana 820’den fazla ABD askeri yaralandı

Washington Post’a göre, kamuya açık zayiat veri tabanı, İran ile çatışmanın başlamasından bu yana 820’den fazla ABD askerinin operasyonlarda yaralandığını gösteriyor.

Yaralananların birçoğu, İran’ın Ortadoğu genelindeki ABD üslerine düzenlediği misilleme darbeleri sonucunda travmatik beyin hasarı geçirdi.

Pentagon’un zayiat sayım yöntemine inceleme talebi

Savaştan kaynaklanan bütün ölümlerin ve yaralanmaların, ordunun katıldığı çatışmalarda ölen veya yaralanan personelin verilerini kaydettiği DCAS sistemi aracılığıyla kamuoyuna duyurulması gerekiyor.

Yaz aylarında, çatışmalarda ölen 4 ABD askerinin ismi zayiat veri tabanından geçici olarak çıkarıldığında, Trump yönetimi İran ile yeniden başlayan çatışmaları İran savaşıyla ilişkilendirmek yerine "Dış Operasyonlar" olarak yeniden sınıflandırmıştı.

Bu değişiklik, Amerikalı müzakerecilerin Tahran ile kalıcı bir barış anlaşmasına varmakta zorlandığı bir zamanda gerçekleşti. Aynı zamanda yönetim, İran’ın ABD kuvvetlerine ateş açmaya ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemileri hedef almaya devam etmesine rağmen, savaşı bir başarı olarak göstermeye çalışıyordu.

Senato’daki Demokrat üyeler, ara seçimlerin ardından çoğunluğu yeniden ele geçirmeleri halinde Pentagon’un askeri zayiat bildirimlerini ele alış biçimine ilişkin bir soruşturma açacaklarını taahhüt ettiler.


ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
TT

ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)

CNN’de dün yer alan bir habere göre ABD ordusu, bu yılın başlarında yapay zekâ yardımıyla hazırlanan hatalı bir istihbarat raporu doğrultusunda, Ortadoğu'daki bir Çin gemisine müdahale ederek gemiye çıkmanın eşiğinden döndü.

Konuya yakın bilgili dört kaynağa dayandırılan haberde, ABD istihbaratının söz konusu geminin nükleer silahlarla bağlantılı bileşenler taşıdığına işaret ettiği ve bunun üzerine ABD güçlerinin gemiyi durdurmak üzere harekete geçtiği belirtildi.

Ancak askeri yetkililerin, analistlerden birinin kullandığı yapay zekâ programının geminin kargosunu yanlış tanımladığı sonucuna varmasının ardından operasyon son anda iptal edildi.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre kaynaklardan biri, hazırlanan istihbarat raporunun "tamamen yanlış" olduğunu, ancak "neredeyse bir savaş başlatacağını" ifade etti. Kaynak, geminin gerçekte ne taşıdığını veya rotasının neresi olduğunu ise açıklamadı.

Söz konusu gelişme, bu ayın başlarında önde gelen yapay zekâ şirketlerinden Anthropic'te görevli bir araştırmacının, bu teknolojinin insan kontrolünden çıkabileceği endişesiyle istifa ettiğini kamuoyuna açıklamasının yarattığı yankıların ardından geldi.

Fransız haber ajansı AFP'nin aktardığına göre, son dönemde sektörün önde gelen isimleri, siyasetçiler ve uluslararası kuruluşlar dahil olmak üzere pek çok kesimden yapay zekânın gelişim hızının sınırlandırılması yönünde çağrılar yapılıyor.

Bütün bu uyarılara rağmen ABD Başkanı Donald Trump ve yakın müttefikleri, yapay zekânın geliştirilmesine radikal kısıtlamalar getirilmesine karşı olduklarını dile getiriyor.


Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
TT

Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)

Küresel deniz taşımacılığının en önemli geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğinin kırılganlığını bir kez daha ortaya koyan gelişmede, bir petrol tankeri boğazdan geçişi sırasında kimliği belirsiz bir cisimle saldırıya uğradı. Saldırının ardından gemide çıkan yangın söndürülürken, İran da başka bir tankerin hedef alındığını açıkladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Donanması ise boğazdan izinsiz geçen gemilerin ‘imha edileceği’ uyarısında bulunarak, gemilere yönelik tehditlerinin tonunu sertleştirdi. Bu açıklama, Tahran’ın stratejik su yolundaki deniz trafiğine kendi şartlarını dayatma konusundaki tutumunun sertleştiğini gösteriyor.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO) dün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nda bir tankerin ‘kimliği belirsiz bir cisimle’ vurulduğunu ve bunun ardından gemide yangın çıktığını, ancak yangının kontrol altına alındığını bildirdi. Kurum, mürettebatın güvende olduğunu belirtirken, çevreye yönelik herhangi bir zarar meydana geldiğine ilişkin bilgi vermedi.

UKMTO’nun bildirdiği saldırının, DMO’nun sorumluluğunu üstlendiği olayla aynı olup olmadığı ilk etapta netlik kazanmadı. Zira boğazda bundan birkaç saat önce başka bir güvenlik olayının meydana geldiğine ilişkin haberler de yayıldı.

Öte yandan DMO, Togo bayraklı Trend adlı petrol tankerini hedef aldığını açıkladı. İran tarafı, tankerin Hürmüz Boğazı’ndan ‘yasa dışı’ şekilde geçmeye çalıştığını öne sürdü. Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre, DMO Donanma Komutanı Ali Azmai, tankerin ‘ABD ordusunun kışkırtması ve yanıltması’ sonucu geçiş yapmaya çalıştığını söyledi. Azmai, tankerin vurulmasının ardından gemide yangın çıktığını ve seyrinin durduğunu belirtti.

UKMTO ise daha önce Umman’ın Hasab kentinin yaklaşık 16 deniz mili kuzeydoğusunda bir ‘güvenlik olayı’ meydana geldiğini bildirmiş, ancak o sırada ayrıntı vermemişti. Bu nedenle DMO’nun sözünü ettiği tankerin, İngiliz denizcilik makamlarının kimliği belirsiz bir cisimle vurulduğunu bildirdiği tankerle aynı olup olmadığı belirsizliğini korudu.

Deniz taşımacılığı düşük seviyelere geriliyor

Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)
Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)

Yeni gelişme, çarşamba günü başka bir tankerin de Hürmüz Boğazı’ndan ayrıldığı sırada UKMTO tarafından ‘kimliği belirsiz bir cisim’ olarak tanımlanan bir saldırıya maruz kalmasının ardından yaşandı. UKMTO, tankerin mürettebatının durumunun iyi olduğunu ve çevreye yönelik herhangi bir zarara ilişkin ilk etapta bir işaret bulunmadığını açıkladı. Olayın duyurulmasının neden geciktiği veya son dönemde bölgede yaşanan gelişmelerle bağlantılı olup olmadığı ise netlik kazanmadı.

Arka arkaya yaşanan bu olaylar, İran’ın geçiş trafiği üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştığı, ABD’nin ise Tahran’ın getirdiği kısıtlamalara karşı deniz ulaşım koridorlarını açık tutmaya çalıştığı bir dönemde, ticari gemilerin boğazda karşı karşıya olduğu risklerin arttığına işaret ediyor.

Güvenlik gerilimi, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi trafiğindeki sert düşüşün devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. Gemi hareketlerini takip eden Kpler şirketinin ön verilerine göre, perşembe günü boğazdan 4 yük gemisi geçti. Bu sayı bir gün önce 6 olurken, önceki 10 günün günlük ortalaması yaklaşık 16 gemi olarak kaydedilmişti. Perşembe günü boğazdan geçen 4 gemi arasında 2 Panamax tipi petrol tankeri, bir Supermax ve bir Kamsarmax tipi gemi bulunuyordu.

Söz konusu rakamlar değişebilir. Zira bazı gemiler, tespit edilme ihtimalini azaltmak amacıyla çatışma bölgelerinden geçerken kimlik ve takip sistemlerini kapatıyor. Savaşın başlamasından önce Hürmüz Boğazı, küresel petrol ve gaz sevkiyatının yaklaşık beşte birinin geçtiği güzergâh konumundaydı. Bu nedenle boğazdaki deniz trafiğinin uzun süreli olarak aksaması, küresel enerji piyasaları üzerinde doğrudan etkiler yaratma potansiyeli taşıyor.

LNG tankerlerinin sınırlı ölçüde geri dönüşü

Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)

Hürmüz Boğazı üzerinden enerji taşımacılığının yeniden başlatılmasına yönelik çabaların sürdüğüne işaret eden Kpler verilerine göre, önceki günlerde bölgede görünmeyen 3 sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankeri perşembe günü boğazın dışında yeniden tespit edildi.

Bu tankerler arasında Katar’daki Ras Laffan’dan yük alan Al Daayen ve Al Samriya ile Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Das Adası’ndan yükünü aldıktan sonra Hindistan’a doğru yola çıkan Marigold LNG yer aldı.

Fortexsa şirketi ayrıca Qatar Energy ile bağlantılı Al Rayyan adlı tankerin, Umman açıklarında takip sistemlerini çalıştırmadan gemiden gemiye yük transferi gerçekleştirdiğini bildirdi. Kpler verilerine göre söz konusu operasyon 13 Eylül’de gerçekleşti.

Savaşın etkileri Hürmüz Boğazı’yla sınırlı kalmazken, Kızıldeniz’in güney girişinde yer alan Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz trafiğinde de düşüş yaşanıyor. Perşembe günü Babu’l Mendeb’ten 23 yük gemisi geçti. Bunların 13’ü Kızıldeniz yönünde, 10’u ise Aden Körfezi yönünde ilerledi. Önceki 10 günlük ortalama ise günde yaklaşık 26 gemi seviyesindeydi.

Çatışmaların kapsamının genişlemesi, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığına yönelik kısıtlamaların devam etmesi halinde Kızıldeniz’in Körfez ülkelerinden yapılan enerji sevkiyatları açısından başlıca alternatif güzergâhlardan biri olması nedeniyle, petrol ihracat yollarına ilişkin endişeleri artırıyor.

Seul, savaşa katılmayı reddediyor

Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)
Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)

Asya’da ise Güney Kore, deniz taşımacılığı krizindeki rolünün sınırlarını net biçimde ortaya koydu. Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung dün yaptığı açıklamada, ülkesinin İran’la savaşa sürüklenmesine yol açabilecek şekilde Ortadoğu’ya asker veya askeri unsurlar göndermeyeceğini söyledi.

Lee, Seul’ün savaşa müdahil olmama ilkesine bağlılığını sürdürdüğünü vurgularken, ülkesinin bölgedeki ticari gemilerini, ham petrol sevkiyatlarını ve vatandaşlarını korumadaki rolünü güçlendirme seçeneklerini değerlendirdiğini belirtti. Güney Kore, korsanlıkla mücadele görevi kapsamında Somali açıklarında deniz gücü bulundururken hükümet, çatışma operasyonlarına dahil olmadan deniz ulaşımının güvenliğini korumaya yönelik faaliyetlerini genişletme ihtimalini değerlendiriyor.

Güney Kore’nin bu tutumu, ABD’nin Seul üzerinde ‘Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin korunmasına daha fazla katkı sunması’ yönündeki baskısının arttığı bir dönemde geldi. Bununla birlikte, savaşa doğrudan askeri müdahalede bulunulması Güney Kore’de geniş bir toplumsal destek görmüyor.

Savaşın tam ortasında yer alan stratejik bir boğaz

Gemilere yönelik saldırıların sürmesi ve geçiş trafiğinin gerilemesiyle Hürmüz Boğazı, savaşta giderek en önemli dolaylı çatışma alanlarından birine dönüşüyor. İran su yolundan geçen gemilere kendi şartlarını dayatma konusunda ısrar ederken, ABD ticaret ve enerji trafiğini açık tutmaya çalışıyor. Denizcilik şirketleri ise geçişin riskini üstlenmek, beklemek ve gecikmelerden kaynaklanan maliyetleri karşılamak arasında zor bir tercihle karşı karşıya kalıyor.

Gerilimin Hürmüz’den Babu’l Mendeb’e uzanmasıyla savaşın etkileri de çatışmanın iki tarafıyla sınırlı kalmıyor. Küresel enerji ve ticaret açısından en önemli iki deniz geçiş güzergâhının güvenliği, bölgedeki askeri çatışmanın seyrine doğrudan bağlı hale geliyor.