Sosyal medya insanlığı geriletiyor mu?

Yapay zeka hayata, topluma ve doğaya bakışımızı değiştirdi, sosyal ilişkilerimizi kökten dönüştürdü

Teknolojiyle ilgili korkular, insanlığın gidişatına dair kasvetli beklentilerin ortasında insan ırkının geleceğini tehdit ediyor (AFP)
Teknolojiyle ilgili korkular, insanlığın gidişatına dair kasvetli beklentilerin ortasında insan ırkının geleceğini tehdit ediyor (AFP)
TT

Sosyal medya insanlığı geriletiyor mu?

Teknolojiyle ilgili korkular, insanlığın gidişatına dair kasvetli beklentilerin ortasında insan ırkının geleceğini tehdit ediyor (AFP)
Teknolojiyle ilgili korkular, insanlığın gidişatına dair kasvetli beklentilerin ortasında insan ırkının geleceğini tehdit ediyor (AFP)

Fidel Spiti
Masa ya da dizüstü bilgisayar başında, arabanın direksiyonunda ve hayal gücüyle sınırlanabilecek diğer ulaşım araçlarında çalışmak gibi teknolojik gelişmelerle birlikte insan vücudundaki biyolojik değişikliklere dair bir takım beklentiler söz konusu.  Bu beklentiler bir yandan mantıklı görünürken tarih boyunca insanın evrimsel gelişimine göre analiz ediliyor. İnsan anatomisi ve biyolojisiyle ilgilenen bilim dallarından uzmanlar, sanayi devriminden bu yana ellerimizi yoğun bir şekilde kullandığımız için insanların ellerinin zamanla uzayacağını, bacaklarının da kısalacağını düşünüyor. Bu beklentiler, çalışırken ve işe giderken bacaklarımızı daha az kullanmamıza karşın bilgisayar ve telefon aracılığıyla yüzlerce iş türünün süresini kısaltan internet çağının gelmesiyle birlikte arttı. Tüm bu işler bunlar parmaklar ve eller ile yapılırken, bacaklar ise daha az hareket ediyor. Bu da ellerin uzaması ve bacakların körelmesi açısından insan formunun şempanze benzeri bir biçime dönüşeceği anlamına geliyor. Tıpkı şempanzelerin tırmanmak ve hareket etmek için ellerini kullanması gibi, biz de çalışmak için ellerimizi yoğun bir şekilde kullanıyoruz.

‘Dönüşüm’ beklentileri
En çarpıcı tahminlerden bazıları, insanoğlunun on binlerce yıl sonra biçimleri değişmiş farklı makinelerden örülmüş bir ağ üzerine kurulu beyne dönüşebileceğine işaret ediyor. Elon Musk, geçtiğimiz günlerde bir kişinin hafızasının, beyinde meydana gelen görüntülerin ve olayların toplayıcısı olduğu sürece onu sonsuza kadar canlı tutan bir ‘hafıza kartına’ dönüştürülebileceği tezini öne sürdü. Musk’a göre bu hafıza kartı, bir grup farklı algoritmayı birbirine bağlayarak ne olacağını tahmin edebilir.
İnsanoğlunun, eski fiziksel gelişimi fikrinin bir sonucu olarak, makineler ağı üzerine kurulu bir beyne dönüşmesi, biyolojik bedene olan ihtiyaç, düşünce süreci lehine zaman geçtikçe azalacağı, hatta bu beden ya da beyin için şu anki yiyeceklerden farklı olarak tekrar tekrar tuvalete gitmesine ya da yemek için ara vermesine gerek kalmayacak yiyecek türleri bulunabileceği anlamına geliyor. Öncelikle gezegenler ve galaksiler arasında ışık hızına yakın hızlarda seyahat edecek olan astronotlar için bu tür yiyeceklerle ilgili araştırma halen devam ediyor.
Bu tür bilimsel iddiaları doğrulayan Facebook’un sahibi olan Meta şirketinin başlattığı ve Google’ın da doğruladığı ‘Metaverse’ dünyası, kullanıcının gerçek bir kimliğinin olduğu gerçek dünyaya paralel olan ve özel bir kimliğe sahip olacağı bir dünya. Ancak eğer kullanıcı Metaverse dünyasında daha fazla zaman harcarsa, gerçek dünyadaki kimliğinin ikinci sıraya düşeceği ve Metaverse’deki kimliğinin birinci sıraya yükseleceği de bir gerçek.
Psikoloji, medya, kitle psikolojisi, telekomünikasyon ve iletişim bilimlerinin dallarını üreten yeni bir bilim alanı olan sosyal medya uzmanları, internet dünyasının artık neredeyse kimliğimizi ve çevremizdeki hayatı tanımlamanın önemli bir parçası olduğunu söylüyorlar. Artık herkes, birçok sosyal medya platformu, uygulaması ve internet sitesi aracılığıyla gerek biçim gerekse içerik olarak gerçek karakterinden farklı olarak başkalarına göstermek istediği bir karakter oluşturabiliyor. Biçim açısından yüzün şeklini değiştiren yeni filtreler sayesinde, artık yüzün özelliklerini kökten değiştirmek mümkün. İçerik açısından ise insanlar kendi sayfalarında yayınladıkları resimlerde ya da videolarda kendini mutlu ve keyif içinde gösterebilirken, gerçekte sefil ya da farklı bir hayat yaşıyor olabilir. Bunun tam tersi de mümkün.

Hem olumlu hem de olumsuz
Önce gezegeni küçük bir köy haline getirdiğimizde sosyal medyayı kendi yararımıza kullandık. On binlerce kilometre uzaktaki birini görüntülü arayabiliyor ve sanki odada bizimleymiş gibi konuşabiliyoruz. Artık fikirlerimizi, kafaları karıştırıcı, yanlış, intihal, kışkırtıcı ve uydurma olsalar bile binlerce kullanıcı arasında yayabiliyoruz. İnternette tüm hızıyla devam eden bu durum, hükümetleri ve uluslararası gözlemcileri, insanlara ulaşan bilgileri ve Rusya'nın Donald Trump'ı başkanlığa taşıyan ABD seçimlerine müdahale ettiği iddiaları gibi İnternette kasıtlı olarak yayılan ve internet kullanıcıları üzerinde önemli bir etkisi olan yanıltıcı bilgileri yayma yeteneklerini kontrol edebilmek için sosyal medya şirketlerine zorlu koşullar dayatmaya itiyor. Rusya’nın ABD’deki başkanlık seçimlerine müdahale ettiği iddiaları ve Trump'ın mağlup olduğu, çevresindeki birkaç grubu harekete geçirebildiği son ABD başkanlık seçimlerine hile karıştığı iddiaları ile ilgili soruşturmalar sürüyor. Son seçimlere hile karıştığı iddiaları ‘Trumpist’ propagandadan etkilenen grupların eşi benzeri görülmemiş bir şekilde ABD’nin başkenti Washington’daki Kongre binasına baskın gerçekleştirmeleriyle sonuçlandı. Olayla ilgili soruşturma da halen devam ediyor.
Ancak iletişim araçlarının üzerimizde yarattığı en büyük etki, günlük yaşam, yani çevremizdeki doğa ve sosyal çevre ile olan ilişkimiz ve çekirdek aileden başlayıp daha sonra geniş aileye ve akrabalara, oradan çalıştığımız ya da aralarında yaşadığımız topluluğa kadar nüfuz etmiş olması.
Örneğin Google Earth uygulaması, kullanıcıyı balkonunda otururken bir astronota dönüştürebiliyor. Uzaydan tüm dünyayı görebiliyoruz. Bu uygulama sayesinde dünyanın herhangi bir yerini seçip çok yakından ziyaret edebiliyoruz. Böylece maliyetsiz ve fiziksel olarak bir yerden başka bir yere gitmeden artık dünyanın diğer ülkelerindeki şehirlerin sokaklarında turistik bir gezi yapıyormuş gibi hissedebiliyoruz. Fakat bu uygulama da tıpkı diğerleri gibi, iki yanı keskin bir bıçak. Olumlu yanı, bu uygulama aracılığıyla dünyanın dört bir yanındaki çevreler, kültürler ve coğrafi alanlar arasında öğrenme, keşfetme ve gezinme imkanı sunması. Ziyaret ettiğimiz bölgeleri, diğer bölgeleri ziyaret eden diğer kişilerle paylaşılabiliyoruz.  Böylece her gün bu uygulamanın karşısında geçirdiğimiz birkaç saat içinde gezegeni keşfetmeye ilgi duyan arkadaşların sayısını artırıyor. Olumsuz yanı sıra hareketliliğimizin ve fiziksel seyahatimizin kesintiye uğraması. Tıpkı sosyal ağlarda bulunma oranlarının önemli ölçüde arttığı bir dönem olan Kovid-19 salgını nedeniyle iki yıl süren kapanmalar ve seyahat yasaklarında sırasında olduğu gibi. Bu dönemde çalışma tarzı da değişti. Artık birçok kişi evde olduğundan sosyal ağlarda dolaşmak daha kolay ve pratik hale geldi. Bu durumda mesele uzun bir süre, belki de sonsuza kadar böyle devam edecek, yani ofis yerine evden çalışılacak gibi görünüyor.

Doğa ve aile ile ilişkilerin bozulması
Arkadaşların ya da aile üyelerinin hayatlarını sosyal ağlar aracılığıyla ifşa etmek, onların hayatlarının gözlerimizin önüne, bizim hayatlarımızın da onların gözleri önüne serilmesi onlarla olan gerçek ilişkilerimizi de etkiler. Hatta bu durum, aile bağlarının ya da fertleri arasındaki güçlü ilişkilerin zayıflamasına katkıda bulunuyor.  Bu aynı zamanda sık sık karşılıklı olarak yapılan ziyaretlere yahut yılda en az bir kez olsun aile büyüklerinin ziyaret edildiği seyahatlere de yansıdı. Ancak iletişim kolaylığı ile bu ziyaretler önemli ölçüde azaldı.  Ziyaretin yerini, bunu eksiksiz ve önemli bir harcamaya gerek kalmadan yapan görüntülü görüşme aldı.
Çevredeki doğanın kendisiyle, yani şehirdeki mahallelerin, küçük kasabalar ya da yerleşim bölgeleriyle olan ilişkisiyle başlayan, komşu köylerin ve ormanların yakınlarından geçen nehir ile devam eden bir ilişkisi var. Sanayi devriminden hoşnut olmayan romantik dönem ile doğaya dönüş talepleri geldi. Romantik dönemin ünlü teorisyenleri, filozofları, şairleri, müzisyenleri ve ressamları, 19. yüzyılın başlarından sonuna kadar bir asırdan biraz daha az bir süre boyunca, makinelerden, kalabalıktan, kömür fabrikalarının dumanından ve işçilerin sefil hayatından uzaklaşarak doğaya dönmeyi başardılar. Ancak bu da hayatın evriminin seyrine tersti. Romantik dönemin hızla sona ermesi, sanayi çağının 19. yüzyılın sonlarından ve 20. yüzyılın başlarından günümüze kadar istikrarlı ve geniş bir şekilde gelişmesine izin verdi.
Ama romantik dönemle bir kıyaslama yapacak olursak, o dönemin insanları doğadaki karınca gibi, bizi ise kayaya yapışmış deniz kabukları gibi görebiliriz. Çevreciler, Kovid-19 salgınının başlarındaki kapanmanın ilk aylarında, gezegenin, gerek hava kirliliğinden gerekse ağaçların kesilmesi nedeniyle ormanların bozulmasından olsun, kendini temizleyebildiğini keşfettiler. İnsan yaşamının kalitesine ilişkin kaygının doğaya yönelik kaygıyla başladığını düşündüklerinden insanlardan çok, doğa anaya ilgi duyan çevrecilerin görüşü bu yönde olsa da sosyologlara göre insanın toplumsal ilişkilerinin modelini ve doğayla olan ilişkisini kökten değiştirdiği için bu görüş kusurlu ve yanlış. Bu durum, ebeveynlerin ve çocuklarının çevredeki doğaya bakış açısındaki geniş ayrılıkta da ortaya çıkıyor. Hayatlarının büyük bir kısmı bir bilgisayar veya telefon ekranı başında ve çeşitli oyunlar karşısında geçen çocukların görüşleri ve aileleri ile bakış açılarındaki farklılıklar her yeni nesilde daha da artıyor. Sosyologlar, bu tür farklılıkların kaçınılmaz olduğunu söylüyorlar. Bununla birlikte sosyal ve insani yönden etkisi, özellikle farklı toplumlarda bir sonraki aktif nesil olacak olan küçük çocuklar için internet kullanımının azaltılmasıyla ve yönlendirilmesiyle azaltılabilir. Örneğin Adam Smith'in 29 Temmuz Cuma günü The Independent Arabia’da yayınlanan makalesinde, Google’ın eski Başkanı ve CEO'su Eric Schmidt’in “Yaptığımız şeyin etkisi konusunda saftım. Bugün yapay zekanın etkisinin nükleer silahlar kadar tehlikeli olduğunu düşünüyorum” şeklindeki sözlerine dikkati çekti.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Coldplay skandalındaki kadın, dudak uçuklatan ücretle tavsiye veriyor

Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
TT

Coldplay skandalındaki kadın, dudak uçuklatan ücretle tavsiye veriyor

Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)
Kristin Cabot ve patronu Andy Byron, Coldplay konserinde sarmaş dolaş halde yakalanmıştı (@calebu2/TMX)

Owen Scott ABD Muhabiri 

Coldplay konseri sırasında öpücük kamerasına yakalanarak kötü bir ün kazanan insan kaynakları yöneticisi, "hikayesini geri kazanma" konuşmasının biletleri için 875 dolar talep ediyor.

53 yaşındaki Kristin Cabot, evli patronu Andy Byron'la sarmaş dolaş görüntülerinin stadyum ekranlarında canlı yayımlanması üzerine aniden eğildikten sonra Nisan 2025'te internet mimine dönüşmüştü.

Artık viral olan videoda Coldplay'in solisti Chris Martin stadyum hoparlörlerinden "Ya gizli ilişki yaşıyorlar ya da çok utangaçlar" demişti.

Olayın ardından Cabot ve Byron dünya çapında manşetlere taşınmış, birçok kişi ilişkileri hakkında spekülasyonlar yürütmüştü.

Artık Cabot, "hikayesini" nasıl geri kazandığını anlatan konuşmalar yapıyor ancak onun söylediklerini dinlemek isteyen katılımcıların 875 dolar gibi dudak uçuklatan bir ücret ödemesi gerekiyor.

Etkinliğin açıklamasında, "Medyanın olumsuz merceği altındaki kadınların uzun süredir maruz kaldığı toplumsal ayıplamanın şiddetini Cabot ilk elden deneyimledi; aynı durumdaki erkekler genellikle bundan paçayı sıyırıyor gibi görünüyor" ifadeleri yer alıyor.

Cabot, Byron'la birlikte Jumbotron'da yakalandığında eşinden ayrılmıştı ancak patronu evliydi.

İki çocuk annesi Cabot skandalın ardından verdiği bir dizi röportajda, bu mim yüzünden "iş bulamadığını" söylemişti.

New York Times'a verdiği röportajda skandaldan "birkaç High Noons"u (alkollü içki markası -çn.) sorumlu tutan Cabot, daha sonra Britanya gazetesi The Times'a kendisini "kızıl harfle" (Scarlet Letter; zina yaptığı için boynuna kızıl bir "A" harfi asılarak toplumdan uzaklaştırılan bir kadını konu alan Nathaniel Hawthorne romanı -çn.) damgalanmış gibi hissettiğini açıklamıştı.

PRWeek'in 2026 Kriz İletişimi Konferansı’nda yapacağı konuşmasının ana konusu, bu mecazi "kızıl harfi" nasıl üstünden attığını açıklamak olacak gibi görünüyor.

Cabot'ın internette yükselen eleştirilere karşı koymak için hizmetlerinden yararlandığı halkla ilişkiler uzmanı Dini von Mueffling, kendisine sahnede eşlik edecek.
 

Görsel kaldırıldı.Öpücük kamerası videosunun ardından işe aldığı halkla ilişkiler uzmanı Dini von Mueffling, Cabot'a sahnede eşlik edecek (PRWeek)


Etkinliğin açıklaması şöyle devam ediyor:

Bu oturumda Astronomer'ın eski insan kaynakları direktörü Cabot ve onun halkla ilişkiler temsilcisi, sektörün efsane ismi Dini von Mueffling, Cabot'ın kendi hikayesini kontrol altına alıp yeniden yazmasını sağlayan (hem kısa hem de uzun vadeli) stratejileri paylaşacak.

16 Nisan'da Washington D.C.'de düzenlenecek konferansta başka şirketler ve hayır kurumları da etkinlikte konuşma yapma hazırlıklarını sürdürüyor.

Bu oluşumlardan biri, LGBTQ+ bireylerin intiharını önlemeye odaklanan, kâr amacı gütmeyen Trevor Project.

ABD'nin başkentinin göz alıcı halkla ilişkiler etkinliğine katılan bir diğer şirket Blackbird.AI ise yapay zekanın krizleri büyütme tehlikesi üzerine bir konuşma yapacak.

Independent Türkçe, independent.co.uk/arts-entertainment


Okyanus tabanının altında tatlı su kaynağı olduğu doğrulandı

Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
TT

Okyanus tabanının altında tatlı su kaynağı olduğu doğrulandı

Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)
Çökelti örneklerinin alındığı yerler (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Uluslararası bir keşif gezisi, okyanus tabanının altındaki gizli tatlı su rezervlerini ilk kez kapsamlı bir şekilde belgeleyerek, çok az anlaşılan bir sisteme dair yeni bilgiler sundu.

Su, gezegenimizin yüzeyinin yaklaşık yüzde 70'ini oluştursa da aynı zamanda yeraltı su kaynaklarında da depolanıyor.

Birçok kıyı topluluğu, tatlı su ihtiyaçları için bu su kaynaklarına bağımlı.

Yeraltındaki su kaynaklarının, deniz tabanının altında tatlı, hafif tuzlu su bölgelerine doğru açık denize gittiği biliniyordu ancak bunlar şimdiye kadar neredeyse hiç keşfedilmemişti.

Uluslararası Okyanus Keşif Programı 501 Seferi, deniz tabanının yaklaşık 200 metre altındaki bir bölgede tatlılaşmış suyu belgeledi ve örnekledi. New England kıyılarının açıklarında okyanus tabanının altından alınan çökelti örnekleri, ilk kez açık deniz tatlı su sistemlerinin varlığını doğruladı.

Araştırmacılar, bulguların dünyanın dört bir yanındaki benzer gizli su kaynaklarına daha fazla ışık tutabileceğini söyledi.

Devam eden çalışmalarda, bilim insanları, su kaynaklarını yerinde tutan ve su geçirmez tabakalar diye bilinen kumlu katmanlar da dahil olmak üzere, tortularda depolanan suyu örneklemeyi umuyorlar.

grthy
Uluslararası Okyanus Keşif Programı 501 Seferi, New England kıyılarının açıklarında okyanus tabanının altından tortu örnekleri aldı (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Colorado Maden Okulu'ndan jeolog Brandon Dugan, "Tatlılaşmış suyun hem denizel hem karasal tortularda, birden fazla tortu türünde bulunduğunu görmek bizi heyecanlandırdı" dedi.

Bu kadar farklı malzemelerdeki tatlı su, suyun hangi koşullarda buraya yerleştiğini anlamamıza yardımcı olacak.

Araştırmacılar, birçok kıyı bölgesinin tatlı su kaynakları için yeraltı suyuna bağımlı olması nedeniyle, bulguların toplum için büyük önem taşıdığını söylüyor.

ABD'nin kuzeydoğu kıyıları, açık deniz tatlı su rezervlerine sahip olduğu düşünülen en çok incelenen alanlardan biri. Tahminler, New Jersey ve Maine arasındaki Atlantik kıta kenarı boyunca yaklaşık 1300 kilometreküp depolanmış tatlı su olabileceğini gösteriyor.

ds67ı
Bilim insanları, tortu örneklerini renk ve yapı bakımından tanımlamak için Toprak Renk Şeması'nı kullanıyor (Avrupa Okyanus Sondaj Araştırmaları Konsorsiyumu)

Bunu daha iyi anlamak için, araştırmacılar New York'un her yıl 1,5 kilometreküp tatlı su, yani yaklaşık 1,5 trilyon litre kullandığını söylüyor.

Leicester Üniversitesi'nden sedimentolog Sarah Davies, "501 Seferi, başından beri yenilikçi oldu; okyanus sondaj topluluğu genelinde yeni araçlar, yeni yöntemler ve yeni işbirlikleri getirdi" dedi.

13 ülkeden yaklaşık 40 araştırmacının devam eden çalışmaları, besin maddelerinin dünyanın kıta sahanlığı tortularında nasıl döngüye girdiğini ve bu süreçlerin okyanus ekosistemlerini nasıl şekillendirdiğini ortaya çıkarabilir.

Dr. Davies, "Karadaki çalışmalar bu ivmeyi sürdürüyor ve örnekler şimdiden heyecan verici bir hikaye ortaya koyuyor" dedi.

Independent Türkçe


NASA, Jüpiter'in gerçek boyutunu ortaya çıkardı: "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek"

Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
TT

NASA, Jüpiter'in gerçek boyutunu ortaya çıkardı: "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek"

Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)
Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki diğer tüm gezegenleri içine alabilecek kadar büyük (ESA)

NASA'nın Juno uzay aracı, Güneş Sistemi'nin en büyük gezegeni Jüpiter'in sanılandan biraz daha küçük ve basık olduğunu tespit etti.

Bir gaz devi olan Jüpiter büyük ölçüde hidrojen ve helyumdan oluşuyor. 

Daha önce NASA'nın Pioneer ve Voyager görevlerinden elde edilen veriler, devasa gezegenin ekvatordaki çapının 142 bin 984 kilometre, bir kutbundan ötekine olan uzunluğunun da 133 bin 708 kilometre olduğunu gösteriyordu.

Ancak İsrail'deki Weizmann Bilim Enstitüsü'nden araştırmacılar bu ölçümlerin tam isabetli olmadığını belirledi.

NASA'nın aracı Juno, 2016'dan beri Jüpiter'in yörüngesinde. Görev süresi 2021'de uzatılınca rotası değiştirilen Juno, Dünya'dan bakıldığında Jüpiter'in arkasından geçişler yapmaya başladı.

Bu sayede gezegenin büyüklüğünü daha net bir şekilde hesaplamak mümkün oldu. Aracın, Jüpiter'in arkasından Dünya'ya gönderdiği radyo sinyallerinin Jüpiter'in arkasından geçerken bükülmesi ya da zayıflaması, gezegenin boyutunu ölçmeye yarıyor.

Juno'nun ham verilerini işlemek için gereken teknikleri geliştiren Maria Smirnova "Radyo sinyallerinin, Jüpiter'in atmosferinden geçerken nasıl büküldüğünü izledik. Böylece bu bilgileri Jüpiter'in sıcaklık ve yoğunluğuna ilişkin ayrıntılı haritalara dönüştürdük ve dev gezegenin şekli ve boyutuna ilişkin şimdiye kadarki en net resmi elde ettik" diye açıklıyor.

Bulguları hakemli dergi Nature Astronomy'de 2 Şubat Pazartesi yayımlanan çalışmaya göre Jüpiter'in ekvatordaki çapı sanılandan 8 kilometre, kutupları arasındaki uzunluk da 24 kilometre daha küçük.

Çalışmanın yazarlarından Yohai Kaspi "Ders kitaplarının güncellenmesi gerekecek" diyor. 

Jüpiter'in boyutu elbette değişmedi; değişen, onu ölçme yöntemimiz.

Devasa bir gezegen için birkaç kilometrelik bir farkın önem taşımayacağı düşünülebilir ancak bilim insanları durumun böyle olmadığını söylüyor.

Araştırmayı yöneten Eli Galanti, "Bu birkaç kilometre çok önemli" diyor. 

Yarıçaptaki küçük değişimle, Jüpiter'in iç yapısını gösteren modellerimiz hem kütleçekim verileriyle hem de atmosferik ölçümlerle çok daha iyi uyum sağladı.

Jüpiter, gaz devi gezegenleri anlamada bir standart sunduğu için bu veriler Güneş Sistemi'nin ötesindeki gaz devleri hakkında daha iyi bir fikir sahibi olmaya katkı sağlıyor.

Independent Türkçe, Reuters, Space.com, NatureAstronomy