Kadınlara özel diyabet tedavileri geliyor: Tedavi için telefon, saat, küpe, bilezikler dizayn edilecek

Fotoğraf: Pixabay
Fotoğraf: Pixabay
TT

Kadınlara özel diyabet tedavileri geliyor: Tedavi için telefon, saat, küpe, bilezikler dizayn edilecek

Fotoğraf: Pixabay
Fotoğraf: Pixabay

Diyabetli kadınlar erkeklere kıyasla daha yüksek oranda sağlık komplikasyonları yaşıyor.  
Kadınlara özel tedavileri geliştiren Kaliforniya Üniversitesi San Francisco Kampüsünden Prof. Dr. Eda Cengiz, tip 1 diyabetli kadınların erkeklere kıyasla daha yüksek glikoz değişkenliğine sahip olduğunu açıkladı.
Bu durum kadınlarda kalp ve beyin hastalıkları da dahil olmak üzere sağlık komplikasyonlarının artmasına neden olabiliyor.
Independent Türkçe'de yer alan habere göre Tip 1 diyabetli kadınlar erkeklere kıyasla daha yüksek DKA oranlarına ve yüzde 40 daha fazla erken ölüm riskine sahip.  
Cengiz, diyabetli kadın ve erkekler arasındaki sağlık eşitsizliklerine ilişkin araştırma eksikliğine dikkati çekti.

Tip1 diyabet, vücudun kendisine saldırıp bazı hücreleri öldürmesiyle oluyor.
Tip 2 diyabette ise, daha çok kilo alma sonucunda, yüksek şeker seviyelerini kaldıramadığı için görülüyor.
Tip 1 diyabet gibi vücut hücrelerinin kendine saldırdığı tipteki hastalıklara otoimmün hastalık deniyor. 

Kadınlar doktora gitme konusunda kendilerini ihmal ediyor
Bu hastalıkları kadınlarda daha fazla gördüklerini belirten Prof. Dr. Eda Cengiz, "Tip 1 diyabetin ilginç yanı hem kadınlarda hem erkeklerde genel olarak eşit görünüyor. Fakat bazı ülkelerde dünyanın değişik yerlerinde bu durum değişebiliyor. Tip 2 diyabette ise, daha çok kiloyla ilgili ve özellikle menopozun büyük etkisi var. Kadınlarda belli yaşlarda tip 2 diyabeti daha düşük görürken, özellikle belli yaşlardan sonra kilo alımıyla daha fazla görebiliyoruz" dedi.
"Biz kadınlar olarak kendi sağlığımızı ihmal ediyoruz" şeklinde konuşan Cengiz, "Kadınlar, aile ile ilgileniyoruz, çocuklarla ilgileniyoruz. Herkesle ilgilenirken kendimizi ihmal ettiğimizden zamanında doktora gitmediğimiz için, bazen tip 2 diyabeti de daha ileri dönemlerde ve önlenebilecekken, önlenmeden maalesef tip 2 diyabete geçecek şekilde kadınlarda daha çok görülebiliyor. Baştan önlenebilecekken maalesef geç gittiğimiz için doktora, daha fazla sayıda kadının tip 2 diyabetli olduğu, hatta tip 2 diyabet tanısı konduğunda diğer  kalp damar sorunlarının, tansiyon sorunlarının da eşlik ettiğini görebiliyoruz" ifadelerini kullandı. 

"Tedavilerin kadınlar ve erkekler için artık yavaş yavaş ayrılması gerekiyor"
Yıllar önce kadın ve erkeklerin metabolizmalarında farklar olduğu bilinmiyordu.
Teknoloji ilerledikçe ve yapılan araştırmalarla birlikte arada farklar olduğu anlaşıldı. 
"Bazen şeker hastalığı kadınlara çok daha fazla zarar verebiliyor" diyen Prof. Dr. Cengiz, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Özellikle kalp damar hastalıklarına bağlı ölümlerde en büyük nedenlerden ilk 5 içinde şeker hastalığı yer alıyor.  Artık ihmal etmeye gelmiyor. Yapacağımız tedavilerin de kadınlar ve erkekler için artık yavaş yavaş ayrılması, onlara uygun tedavi yapılması lazım ki esas gerçek iyi tedavi, yapabilelim ve insanlar daha mutlu, uzun yaşayabilsinler."

"Çok idrara çıkma, çok susama olduğu zaman dikkat edilip bakılması gerekli"
Kadınların biraz daha dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Cengiz, "Bu kısımda hepsi de önemli ama tip bir diyabetin özelliği bazen çocuk yaşlarda ortaya çıkıyor. Çocuklarda adolesan yaşlarda, biz kız erkek ayrımı yapmıyoruz. Çok idrara çıkma, çok susama olduğu zaman dikkat edilip bakılması gerekli. Kız erkek hani cinsiyet fark etmeden, tabii bundan sonrasında tip 1 diyabet için kız erkek tedavisinde önemli şeyler fark ediyor. Belli komplikasyonların kalp damar sorunlarının tedavisinde kadınların hormonal değişiklikleri oluyor" diye konuştu.
Erkeklerde bu durumun çok görülmediğini belirten Prof. Dr. Cengiz, "Kadınların çok değişik evreleri var. Ergenlik döneminde biliyorsunuz, belli farklı hormonlar var. Daha sonra hamilelik olabiliyor, onlarda tamamen hormon değişiyor. Daha sonra menopoza giriliyor. Bunlar da tip 1 için tedavileri nasıl ayarlayabiliriz? Tip 2 için ise, kilo almada tabii ki kadınların çok dikkat etmesi lazım. Diyabeti önlemek için, doktor kontrollerini, düzenli olarak gitmeleri ve buna bakılması lazım ki kadınlarda bunu önleyebilirim. Özellikle menopoz ve menopoz öncesi dönemlerde sağlıklı olmamızı sağlayan bazı hormonlar var. Onlar da belli değişiklikler veya düşüşler oluyor. O zaman birçok hastalık için riskimiz artıyor. Bu dönemlerde özellikle dikkat ederek tip 2'nin de önlenmesi lazım. Kadın erkek içinde tek bir kural var. Çok kilo almamak, yediğimize dikkat etmemiz ve aktif olmamız lazım ki tip 2 diyabet olmasın" şeklinde bilgi verdi.

"Diyabetik komayı özellikle ergenlikte olan kız çocuklarında daha fazla görüyoruz"
Amerika'da da diyabet tedavisinin nasıl yapılacağını öğrenirken kadın-erkek tedavi ayrımı görmedklerini söyleyen Cengiz, "Hamilelikte fark var ama genelde böyle bir tedavi değişiklikleri yoktu. Fakat ben klinikte de özellikle ergenlik çağında olan kız çocuklarımızı tedavi ederken farkları olduğunu gördüm. Ama bu tabii sadece bir gözlem değil. Bunlardan direkt bir şey çıkartamıyorsunuz. Onun için bununla ilgili bir araştırma yapalım, acaba fark var mı gerçekten? Özellikle insülin tedavisi verdiğimiz zaman kadınlar ve erkekler ya da kadınlar bile belli dönemlerde bu tedaviye farklı cevap veriyorlar mı? Bunun altında yatan benim gözlemim haricinde, diğer araştırmalara bakıyorsunuz. Çok önemli olan belli farklı bazı faktörler vardı, onlardan bir tanesi diyabetik komayı özellikle ergenlikte olan kız çocuklarında daha fazla görüyoruz" dedi.
Prof. Dr. Eda Cengiz, sözlerine şunları ekledi:
"Bir diğer faktör de kan şekerlerinin normal gidişine baktığınız zaman, bir ay içinde bile, bazı kız çocuklarında kan şekerlerinin bir şekilde aşırı yükselme aşırı inişler gösterdiğini görüyorduk. Bunun altta yatan nedenine indiğimizde çoğu bize işte adet gördükleri zamanlardan bahsediyorlardı. Daha sonra klinikte özel insülin tedavi metotları bulduk. Şu dönemde böyle tedavi, bu dönemde şu tedavi yapılır şeklinde ve iyi sonuçlar almaya başladık. Tabii bunların hepsi bütün bu faktörlerin sonucunda, işte bunların araştırmasını yapmaya karar verdim."

"İnsülin tedavisinde kan şekerini düşürme gücü, kadınlarda bir ay içinde adet günlerine göre yüzde 30-40 oranında değişebiliyor"
Kadınların tedaviye verdiği yanıtların farklılıklarını daha detaylı şekilde araştırmak için çalışmalarını başlatan Cengiz, süreci şu sözlerle anlattı:
"10-15-35 yaş arasındaki tip 1 diyabeti olan kadınlarda adet günlerine göre insülin tedavisi nasıl değişiyor? Böyle bir büyük bir proje fonu aldım. Bunun araştırmalarına başladık. Gerçekten sonuçlar tahminimden bile daha fazla büyük bir fark çıktı. Gördük ki insülinin tedavi kan şekerini düşürme gücü, bir ay içinde kadınlarda adet günlerine göre yüzde 30-40 oranında değişebiliyor. Yani bir gün aynı ilacı alıyorsunuz, kan şekeriniz mesela 200 iken, 100'e düşüyor, başka bir gün aynı şekilde aynı ayın içinde aynı insülini alıyorsunuz. İnsülin aynı doz insülin yapıyorsunuz. O 200'den 100'e bir türlü düşmüyor. Bu tabii birçok hastamızda hayal kırıklığına sebep oluyordu. Onlar anlamıyorlar, nerede ne hata yaptık acaba diye düşünüyorlardı. İnsülin cevabı fark edebiliyor. Ayrıca bazen daha geç kan şekerini düşürebiliyor. Bu gerçekten çok önemli bir buluş oldu. Hem bizim hastalarımız için oldu artık, onun sıkıntısını yaşamamaya başladılar. Artık biliyorlar ki, bu dönemlerde tedavi farklı olabilir."

"İnsülin tedavisinin kadınlar için özel formülünü geliştiriyoruz"
Diyabet teknolojileriyle birlikte, diyabet hastalarının hayatını kolaylaştıran yeni cihazlar tasarlanıyor.
Diyabet teknolojileriyle ilgili araştırmalar da yürüten Cengiz, "Otomatize insülin dediğimiz artık otomatik pilot gibi olan tedavileri kararlaştırırken, elektronik mühendisleri ile çalışıyoruz. Onların ana kullandığı bilgi, genel insülinin nasıl işlev gördüğü, nasıl kan şekerini düşürdüğü bilgisiydi. Yani o anahtar bilgi hatalı olursa, tabii ki bu otomatize tedaviler de çok işe yaramayacağı anlaşıldı.  Bu sistem geliştirilirken onların kullandığı insülin tedavi sistemi erkeklerden daha çok toplanmış bilgilerden oluşuyordu. Çünkü aslında eski yıllarda maalesef kadınları araştırmalara çok alıyorlarmış bile, işte hormonları var diye. Biz tabii bu farklılıkları görünce dedik ki, artık kadınlar için özel otomatize tedavi sistemi kurulması lazım. Çünkü erkekler için uyguladığınız tedavi, kadınlar için büyük ihtimalle işe yaramayacak. Bazen kan şekerini çok düşürecek, bazen kan şekerini yükseltecek. Normal şeker seviyesine getirmeyecek. İlk yaptığımız insülin farmakokinetik farmakodinamik araştırma, bize bunun temellerini öğretti" ifadelerini kullandı.
Bu akıllı insülin düzenleme sistemlerini, Virginia'da ve Amerika'nın diğer bazı bölgelerinde beraber çalıştıkları bilgisayar mühendisleri, elektronik mühendisleri ile beraber değiştirdiklerini söyleyen Prof. Dr. Cengiz, "Haziran ayında yayımlanan makalemizde o mühendislerden bir grupla ve grup da benim çok gurur duyduğum hepsi kadınlardan oluşuyor. Diyabet, insülin tedavisinin kadınlar için özel formülünü geliştiriyoruz. Bununla ilgili burada da bir grup var, onlarla da çalışıyorum. Baştan beri dedim ki bu bilgiyi ben dünyadaki herkesle paylaşacağım. Yani hani bunu bir patent olarak ya da kendime özel saklayacağım. Yeter ki kadınlarımız tip 1 diyabetli, özellikle insülin tedavisinde en iyi şekilde tedavi edilebilsin ve en iyi sonuçlar alınabilsin. Sonuçta buna başladık. İnsülin tedavisi dünya çapındaki tedavi protokollerine de yerleştireceğiz. Bu sene Uluslararası Pediatri Adolesan Dünya İnsülin Tedavisi Standartları Rehberini ben yazdım. O bölümü biraz ekledim. Gelecek senelerde daha da yaygınlaştırmayı düşünüyoruz. Amacımız kadınları daha iyi tedavi edebilmek, komplikasyonlarını önlemek ve gösteriyoruz ki bir tedavi herkese uygun değil. Kişiye özel tedavi yapabilirsek çok daha iyi sonuçlar alabiliyoruz. Kadınlara uygun diyabet tedavisi de bunların en başında geliyor" şeklinde konuştu. 

Kadınlara özel tedavi amaçlı küpeler, bilezikler geliyor
Kadınlar için özel telefon, saat, küpe, bilezik gibi dizayn edilmesi için çalışmalar yapılıyor.
Prof. Dr. Eda Cengiz, önümüzdeki günlerde tedavi amaçlı elektronik küpe, bilezik gibi medikal olan belli aletleri o şekilde kadınlara özel dizayn etmek için çalışmalara da başlayacağını belirtti. 
 
 
 
 



Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
TT

Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)

Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampusun, anıları yeniden düzenleyerek gelecekteki sonuçları öngördüğü bulundu.

Hipokampus, fiziksel alan ve geçmiş deneyimlerin haritalarını oluşturarak kişinin, etrafındaki dünyayı anlamasını sağlıyor. 

Beyin aktivitesi kalıplarının değişmesiyle bu haritaların da zaman içinde değiştiği biliniyor. Ancak sözkonusu değişimin rasgele gerçekleştiği düşünülüyordu.

McGill ve Harvard üniversitelerinden bilim insanları, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde bu sürecin rasgele değil, sistematik bir şekilde geliştiğini saptadı.

Araştırmacılar, nöronları yalnızca kısa süre izleyebilen yöntemler yerine, aktif nöronların parlamasını sağlayan yeni görüntüleme tekniklerine başvurdu. 

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmada, bir görevi öğrenen ve ödül alan farelerin nöron aktivitesi izlendi.

Bilim insanları farelerin nöron aktivitesinin önceleri ödül verildiği sırada zirveye ulaştığını gözlemledi. Ancak daha sonra bu zirve gittikçe erken bir zamana kaydı ve nihayetinde, fare henüz ödülü almadan görülmeye başladı.

Bulgular, hipokampusun anıları depolamakla kalmadığını, aynı zamanda sonuçları aktif olarak tahmin ettiğini gösteriyor.

Makalenin kıdemli yazarı Mark Brandon bu durumun "şaşırtıcı" olduğunu ifade ediyor.

Daha önce Ivan Pavlov'un deneylerinde, beynin ödülleri öğrenme becerisi olduğu ve hayvanların, zil gibi bir ipucunu yiyecekle ilişkilendirebildiği saptanmıştı. 

Ancak yeni çalışma, Pavlov'un deneylerindeki basit ipucu-ödül ilişkisinin ötesine geçiyor ve hipokampusun, hafıza ve bağlamı kullanarak sonuçları tahmin ettiğini ortaya koyuyor.

Brandon, "Hipokampus genellikle beynin dünyaya ilişkin içsel modeli olarak tanımlanır" diyerek ekliyor: 

Burada bu modelin statik olmadığını görüyoruz; beyin tahminlerdeki hatalarından ders çıkararak bu modeli her gün güncelliyor. Sonuçlar beklendiği gibi gelmeye başladığında, hipokampustaki nöronlar bundan sonra ne olacağını öğreniyor ve daha erken tepki vermeye başlıyor.

Bulgular, Alzheimer gibi hastalıklardan muzdarip kişilere de yardım etme potansiyeli taşıyor.

Alzheimer hastaları genellikle sadece geçmişi hatırlamakta değil, deneyimlerden ders çıkarma ve karar vermekte de zorluk çekiyor.

Hipokampusun anıları tahminlere dönüştürdüğünü gösteren bu çalışma, Alzheimer'ın erken evrelerinde öğrenme ve karar verme süreçlerinin neden etkilendiğini anlama yolunda yeni bir çerçeve sunuyor. 

Bilim insanları bu becerinin nasıl bozulduğunu anlamanın yeni tedavilere kapı aralayabileceğini düşünüyor.

Independent Türkçe, McGill Üniversitesi, Quantum Zeitgeist, Nature


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.


"Sessiz katil"e karşı yeni umut: Mekanizma bozulunca tümörler küçüldü

(Unsplash)
(Unsplash)
TT

"Sessiz katil"e karşı yeni umut: Mekanizma bozulunca tümörler küçüldü

(Unsplash)
(Unsplash)

Harriette Boucher 

Bilim insanları, "sessiz katil" diye adlandırılan pankreas kanserinin bağışıklık sisteminden nasıl gizlendiğini ve bu süreci bozmanın tümörlerin küçülmesine nasıl yardımcı olabileceğini keşfetmiş olabilir.

Yakın zamanda yapılan çalışmada, Almanya'daki Würzburg Üniversitesi'nden araştırmacılar, kanser hücrelerinin büyümesine katkıda bulunan kanser geni MYC'nin, normalde bağışıklık sistemini harekete geçiren ve tümöre saldıran alarm sinyallerini bastırarak tümörleri kamufle ettiğini buldu.

Ancak araştırmacılar, hayvanlarda bu mekanizmayı bloke ederek tümörlerde çarpıcı bir küçülme tespit etti ve kanserin vücudun kendi savunmasına maruz kalabileceği yeni bir yol önerdi.

Çalışma, Cancer Grand Challenges KOODAC araştırma ekibinden Martin Eilers tarafından yönetildi. Eilers şunları söyledi:

Normal MYC'ye sahip pankreas tümörlerinin boyutu 28 günde 24 kat artarken, kusurlu MYC proteinine sahip tümörler aynı dönemde çöktü ve yüzde 94 oranında küçüldü. Ama bu durum yalnızca hayvanların bağışıklık sistemleri sağlam olduğunda görüldü.

Eilers, bulguların kanser tedavisi için umut verici yeni yollar açtığını çünkü gelecekteki ilaçların sağlıklı hücrelere zarar vermeden tümörleri vücudun bağışıklık sistemine karşı görünür ve savunmasız hale getirmek için kullanılabileceğini sözlerine ekledi.

Pankreas kanseri, Birleşik Krallık'ta her yıl yaklaşık 10 bin ölüme yol açarak en çok can alan 5. kanser türü. Tüm yaygın kanserler arasında en düşük sağkalım oranına sahip ve 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 7'nin altında.

Hastaların semptomları genellikle ancak hastalık tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu bir aşamaya ilerledikten sonra ortaya çıktığı için "sessiz katil" diye adlandırılıyor.

MYC kanserde önemli bir rol oynuyor ve önceki araştırmalara göre insanlarda  kanserlerin yüzde 70'ine kadarında aktive oluyor.

Cancer Grand Challenges KOODAC ekibi, çocukluk çağı solid tümörleriyle mücadele etmek üzere 2024'te finansman desteği aldı.

Ekip, tümör büyümesini sağlayan proteinleri hedef almak için yenilikçi yöntemler geliştiriyor ve çalışmanın bulguları, ekip tarafından çocuklarda MYC kaynaklı kanserler için potansiyel yeni tedaviler tasarlamak üzere kullanılacak.

Ekibin Direktörü Dr. David Scott şunları söyledi:

Cancer Grand Challenges, KOODAC gibi kanser hakkında bildiklerimizin sınırlarını zorlayan uluslararası ekipleri desteklemek için var.

Bunun gibi araştırmalar, tümörlerin bağışıklık sisteminden saklanmak için kullandıkları mekanizmaların ortaya çıkarılmasının, sadece yetişkin kanserleri için değil, KOODAC ekibinin odak noktası olan çocukluk çağı kanserleri için de nasıl yeni olanaklar yaratabileceğini gösteriyor.

Bu, uluslararası işbirliğinin ve farklı uzmanlıkların kanser araştırmalarındaki en zorlu zorluklardan bazılarının üstesinden gelmeye nasıl yardımcı olabileceğinin cesaret verici bir örneği.

 Independent Türkçe, independent.co.uk/news/health