Arap dünyasının durumu (1): Arzular ve özlemler

Başarılı bir lider, hem iyi huylu hem de bir lider için gerekli olan; vizyon, cesaret ve bilgelik özelliklerine sahip olmalı

Lider, kararlarını alırken yol gösterici bir pusula olarak geçmişteki deneyimlerden yararlanmalı (AFP)
Lider, kararlarını alırken yol gösterici bir pusula olarak geçmişteki deneyimlerden yararlanmalı (AFP)
TT

Arap dünyasının durumu (1): Arzular ve özlemler

Lider, kararlarını alırken yol gösterici bir pusula olarak geçmişteki deneyimlerden yararlanmalı (AFP)
Lider, kararlarını alırken yol gösterici bir pusula olarak geçmişteki deneyimlerden yararlanmalı (AFP)

Nebil Fehmi
Önümüzdeki 1-2 Kasım tarihlerinde yapılması planlanan Arap Birliği Zirvesi’nin yaklaşmasıyla birlikte Arap ülkeleri arasında Arap dünyasının durumuna ve geleceğine yönelik ilgi ve konuşmalar arttı. Biz de özellikle kısa bir süre önce bazılarında uzmanların bir araya geldiği, bazılarında ise sivil toplumun ve halkın görüşlerinin yer aldığı forumlara katıldığımız için bugün ve önümüzdeki haftalarda Arap dünyasının durumunu farklı açılardan ele alacağız.
Çeşitli çevrelerin, ev sahibi ülkelerin ve kurumların katılımıyla yapılan bu forumlardaki ana mesele Arapların şimdiki ve gelecekteki durumuydu. Tartışmanın çoğu, tatmin edici olmayan koşulların gerekçelerine ve gelecekte bu gerekçeleri aşmak için zayıf kalan fırsatlara yönelikti.
Katılımcılar, Arap dünyasında durumun iyiye gitmediği konusunda hemfikirlerdi. Bu konuda özellikle gayri resmi olmalarından ötürü sivil toplum temsilcileri tarafından sert ve kategorik ifadeler kullanıldı.
Bu forumlarda, birincisi, Arap liderleri sorumlulukları ve nitelikleri, ikincisi ise milli Arap kimliğinin nasıl korunacağı ve güçlendirileceği olmak üzere başlıca iki konuda çeşitli gözlemler sunuldu. Kişisel, ulusal ve bölgesel yansımalara yer bırakmak için bu gözlemlere kısa kısa değineceğim.
Konuşmacıların çoğu, başardıklarımızın sorumluluğunu büyük ölçüde şu an Arap ülkelerini yöneten liderlerinin omuzlarına yüklerken Arap aidiyetinin zayıflamasının toplumlarımızda yeni bir gelişme olduğu düşüncesindeler ve bunun, yeni nesiller arasında daha yaygın olduğu sonucuna varmışlar.  Bizim durumumuzun, olumlu ve olumsuz yönleriyle, nereden olursa olsun, onlarca yıllık birikimin bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bana göre sorumluluk sadece bugünün liderlerine ait değil. Ayrıca, bununla olumlu ve başarılı bir şekilde başa çıkmak, gerek liderlerin performansını gerekse Arap aidiyetini artırmak açısından olsun kısa zamanda değişikliklerin ve metodolojik ve kurumsal dönüşümlerin olmasını gerektiriyor.
Başarılı bir lider hem iyi huylu hem de bir lider için gerekli olan; vizyon, cesaret ve bilgelik özelliklerine sahip olmalı. Liderin çalışma alanı ve doğası ne olursa olsun, her zaman bu üç özelliğe sahip olması gerekir. Şartlar rahat olsa bile, mevcut koşulların ötesinde ulaşılmak istenen ulusal, kamusal ve kurumsal hedefe ilişkin bir vizyonu olmalı. Çünkü değişim, yaşam çarkındaki sabitelerden biridir. Gemiyi başkaları tarafından görülemeyecek hedeflere götürmek ya da zorluklar veya tehlikeler karşısında doğru yönlendirmek zorundadır. Liderlik ile doğru yönetim arasındaki temel fark da budur.
Lider, ister ulusal güvenlik ve ülkenin egemenliği alanında isterse ekonomik ve sosyal alanda, ne kadar zor ve maliyetli olursa olsun, doğru kararı verme cesaretini gösterebilmeli. Belirsiz yahut geleneksel olmayan fırsatlardan yararlanmak ve öngörülebilir gelecekte ağır bir bedeli olabilecek uzun vadeli durumları ve zorlukları göz önünde bulunduran cesur kararlar almalı.
Bilge lider, kararlarını alırken, yol gösterici bir pusula olarak geçmişteki deneyimlerden yararlanmalı. Başarısının fırsatlarını ve başarısızlığının bedelini öngörmeli. Getirilerini ve yansımalarını tahmin etmeden önce her fırsatı değerlendirmeye koşmamalı ya da hemen reddetmemeli. Bir karar vermeden önce doğru hesap yapmalı ve destekçileri ile rakiplerinin ilgi ve yetenekleri arasında bir denge kurmak için karar verirken çok da gecikmeden biraz beklemesi akıllıca olacaktır.
Tanıdığım birçok kişinin Ortadoğu'daki milli ve Arap kimliğine aidiyetin zayıfladığına dair endişelerini paylaşıyorum. Yeni neslin vatanseverliğini sorgulamadan, kurumlarımıza, ülkelerimize ve bir bütün olarak Arap dünyasına aidiyeti güçlendirmek için yoğun çaba gösterilmesi gerektiğini vurgulayanlara ve bunu talep edenlere katılıyorum. Ayrıca bunu başarmak için Fasih Arapça ve modern tarih öğretimi, Arap kültürünün yayılması ve farkındalık oluşturulması gibi çeşitli mekanizmalar olduğunu da kabul ediyorum.
Tüm bunlar doğru ve aidiyet büyük ölçüde kendi ülkelerimiz ile Arap ülkeleri ve halkları arasındaki tarih, kültür ve geleneklerden kaynaklanıyor. Ancak bu denklem ve öneriler yeterli değil. Aidiyeti tesis etmenin ve güçlendirmenin en önemli unsurunun deneyim, uygulama ve geçmiş, şimdi ve gelecekle bağlantı olduğunu düşünüyorum. Yurtdışında yaşayan Arapların çoğu dillerini, kültürlerini ve hatıralarını koruyor. Anavatanlarıyla duygusal bağları var.  Fakat zamanın getirdikleri, deneyimleri ve çıkarları ve bunların günlük bağlantıları, kaçınılmaz olarak bu bağı geçmiş ve şimdi olarak bir birinden ayırıyor.
Küreselleşme, telekomünikasyon ve sosyal ağlar çağında, iletişim ve uyum her birimiz için tek bir ülkede yaşamaya devam ettiğimiz halde genişledi. Aidiyetimiz dijital olarak aktif hale geldi. Ancak bunun tersi de mümkün. Çünkü bu mekanizmalar aile, toplumsal, milli ve bölgesel etkileşim ve iletişim pahasına izole ve bireysel kalabiliyorlar.
Tüm bunlar için, halklarımızın Arap kimliğini güçlendirmenin en iyi ve en etkili yolunun, halklarımıza, Arap dünyasının, anavatanlarının ve toplumlarının bir hedefe ve daha iyi geleceğe doğru ilerlemeleri için gerekli araçları sağladığını hissettirmek olduğuna inanıyorum. Ülkelerimizin, geleceğe dair özlemlerini gerçekleştirmeleri için yaşam ve refah araçlarını sağlamada bireysel ve toplu olarak başarılı olmaları gerekiyor. Yani aidiyeti artırmanın yollarının, ekonomik kalkınmanın büyümesi ve halklarımızın büyük çoğunluğunun beklentilerini karşılayan fırsatlar ve haklar açısından adil bir sosyal denge üzerinde toplumsal anlaşma ile elde edilebileceğini düşünüyorum.
Bu aynı zamanda uzun zamandır ertelenen Arap Birliği Zirvesi arifesinde, toplumlarımızın ve liderlerin arzuları ve özlemleri arasında yer alıyor. Zirvenin, Arap dünyasının tüm avantajları ve riskleriyle birlikte zorluklara göğüs gereceği bir dönemin başlangıcı olmasını temenni ediyoruz.
* Bu analiz Şarku’l Avsat okurları için Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir



Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
TT

Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin El-Tanf askeri üssünün kontrolünü ele geçirdiğini belirtti.

Bakanlık, “Suriye ve Amerika tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvenli hale getirdi ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı” ifadelerini kullandı. Bakanlık ayrıca şunları ekledi: “Bakanlığın sınır muhafız güçleri önümüzdeki günlerde görevlerini devralmaya ve bölgeye konuşlanmaya başlayacak.”

ABD'nin el-Tanf üssü, Suriye-Irak sınırı ile başkent Şam arasındaki yolu kesmek için Humus'un doğu kırsalında bulunan en önemli ABD üslerinden biridir.

Area 55 olarak bilinen Amerikan üssünün yakınında, Amerikan güçleri tarafından denetlenen ve finanse edilen Komandolar olarak bilinen Özgür Suriye Ordusu'na ait bir tesisin yanı sıra, Humus, Hama ve Şam kırsalından gelen mülteciler için Rukban kampı da bulunmaktadır.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre 8 Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin düşmesinden önce, üs birkaç kez insansız hava araçlarıyla saldırıya uğradı ve Irak'taki gruplar bu saldırıların sorumluluğunu üstlendi.


Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
TT

Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)

Filistin geçici anayasa taslağının ilk metni, Anayasa Hazırlık Komitesi tarafından yayımlanmasının ardından geniş çaplı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı. Bazı yorumcular taslağı olumlu karşılarken, bazıları çeşitli eleştiriler ve değişiklik önerileri dile getirdi.

Anayasa Hazırlık Komitesi, salı akşamı geçici taslağı çevrim içi bir platform üzerinden kamuoyunun erişimine açtı. Böylece vatandaşların metni incelemesi ve nihai şekli verilmeden önce görüş ve önerilerini sunması amaçlanıyor.

Komite, platformun devreye alınmasının, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın geçici anayasanın ilk taslağının yayımlanması ve 60 gün süreyle görüşlerin toplanması yönündeki kararı doğrultusunda gerçekleştiğini bildirdi.

Platformda, 13 bölüm ve 162 maddeden oluşan geçici anayasa taslağının tam metni yayımlandı. Taslak, maddelere giriş niteliğindeki bir önsözle başlıyor.

Mahmud Abbas, geçtiğimiz ağustos ayında ‘otoriteden devlete geçiş’ süreci için geçici bir anayasa hazırlanması amacıyla uzmanlar ve siyasetçilerden oluşan bir komite görevlendirmişti. Taslağın önsözünde, “Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve davasının adaletine dayanan, devredilemez ve sabit haklarından hareketle, halen işgal altında bulunan bir devlet için bu geçici anayasayı kaleme alıyoruz” ifadesine yer verildi.

Devlet başkanı ve yardımcısıyla ilgili maddeye olan ilgi

Devlet başkanı ve yardımcısına ilişkin maddeler, Filistin kamuoyunda özel bir ilgi uyandırdı ve geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Özellikle mevcut Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in görevde bulunması ve herhangi bir anda devlet başkanlığı görevini üstlenmesinin muhtemel görülmesi, söz konusu maddelerin siyasi önemini artırdı.

xsdvfe
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh (Arşiv – Fetih Hareketi internet sitesi)

Taslağın 74’üncü maddesi, “Devlet Başkanı’nın beş takvim yılı için, genel, gizli ve doğrudan oyla ve geçerli oyların salt çoğunluğuyla seçileceğini” hükme bağlıyor. Bu düzenleme, devlet başkanlığı süresinin 4 yıldan 5 yıla çıkarılması anlamına geliyor.

Madde ayrıca, bir kişinin devlet başkanlığı görevini birbirini izleyen ya da ayrı dönemler halinde en fazla iki tam dönem üstlenebileceğini öngörüyor.

Taslağın 79’uncu maddesi ise Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama, uygun gördüğü görevleri tevdi etme, görevden alma ve istifasını kabul etme yetkisi tanıyor. Bu hüküm, geçen yıl Mahmud Abbas’ın Hüseyin eş-Şeyh’i başkan yardımcısı olarak atamasıyla fiilen uygulanmıştı.

Ancak maddenin ikinci fıkrası tartışmalara yol açtı: “Devlet Başkanlığı makamının ölüm veya istifa nedeniyle boşalması halinde, görevi Meclis Başkanı devralır. Devlet Başkanı’nın ehliyetini kaybetmesi veya anayasal görevlerini yerine getirememesi durumunda ise makamın boşaldığı, Meclis üyelerinin salt çoğunluğunun talebi üzerine Anayasa Mahkemesi kararıyla ilan edilir ve Meclis Başkanı geçici olarak Devlet Başkanı’nın yetkilerini kullanır.”

sadcfgth
Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, yabancı ve Arap büyükelçilerle bir araya geldi. (Hüseyin eş-Şeyh’in ofisi)

Maddenin üçüncü fıkrası, Yasama Meclisi’nin mevcut olmaması halinde, Meclis Başkanı’nın yerine Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın vekâlet edeceğini hükme bağlıyor.

Dördüncü fıkraya göre ise her durumda yeni devlet başkanının, makamın boşalmasından itibaren en geç 90 gün içinde seçilmesi gerekiyor. Bu durumda başkanlık süresi, seçim sonuçlarının ilan edildiği tarihten itibaren başlıyor.

Taslağın kabul edilmesi halinde, Mahmud Abbas’ın daha önce yayımladığı ve seçimler yapılıncaya kadar başkan yardımcısının geçici olarak devlet başkanlığı görevini üstlenmesini öngören kararnameyi yürürlükten kaldırıp kaldırmayacağı ise netlik kazanmış değil.

Eski büyükelçi Adli Sadık, yeni anayasa taslağının mevcut düzenlemeler çerçevesinde, makamın boşalması durumunda görevin Meclis Başkanı’na veya Anayasa Mahkemesi Başkanı’na geçeceği varsayımıyla, Hüseyin eş-Şeyh’in başkan yardımcılığı sıfatından yararlanmasına imkân tanımadığını savundu.

Ancak konuya yakın kaynaklar, 161’inci maddenin, Filistin Devlet Başkanlığı makamının boşalmasına ilişkin anayasal hükümlerin, ancak Yasama Meclisi seçimlerinin yapılmasının ardından yürürlüğe gireceğini şart koştuğunu belirtti.

Aynı kaynaklar, bunun genel yasama ve başkanlık seçimlerinin yapılmasını gerektirdiğini vurgulayarak, “Her hâlükârda bir sonraki başkan seçimle gelmek zorunda. Eğer şu an bir boşalma olursa, başkan yardımcısı seçimler yapılıncaya kadar devleti yönetir” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar ayrıca, Hüseyin eş-Şeyh’in de devlet başkanının yalnızca sandık yoluyla belirlenmesi gerektiğini savunduğunu ifade etti.

Öte yandan el-Ezher Üniversitesi öğretim üyesi Mervan el-Ağa, taslağın 11’inci maddesini eleştirdi. Söz konusu madde, “Filistin Devleti’nin kurulması, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi sıfatını ortadan kaldırmaz” hükmünü içeriyor. El-Ağa, anayasa, kurumlar ve hukuki egemenliğe sahip bir devletin kurulmasının, temsil konusundaki ikili yapıyı fiilen sona erdirmesi gerektiğini savundu.

El-Ağa, Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama yetkisi tanıyan 79’uncu maddeye ilişkin önerilen düzenlemeyi de reddetti. El-Ağa, “Seçilmemiş bir kişiye olası başkanlık yetkilerinin devredilmesi, yerleşik demokratik ilkelerle çelişir” değerlendirmesinde bulundu. El-Ağa, esas olanın devlet başkanı ile yardımcısının birlikte ve genel seçim yoluyla belirlenmesi olduğunu vurguladı.

Ek eleştiriler

Geçici anayasa taslağı, Filistin’i ‘Arap ve Müslüman bir devlet; çoğulculuk, ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik esaslarına dayanan cumhuriyetçi bir sistem’ olarak tanımlıyor.

Filistinli hukuk uzmanı Ahmed el-Eşkar ise taslağın ‘gerçekten mükemmel’ olduğunu belirtti. Ancak Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda, metinde ‘bazı basit biçimsel ve yapısal notlar ile anayasal düzenleme açısından eksiklikler’ bulunduğunu ifade etti.

vdfvfd
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Merkez Konseyi’nin 32. oturumundan, 23 Nisan 2025, Ramallah (EPA)

Filistin Ulusal Girişim Hareketi yöneticilerinden Gassan Cabir, taslağın 155’inci maddesini sert şekilde eleştirdi. Cabir, söz konusu maddenin ‘halkın iradesi açısından tehlike oluşturduğunu’ savunarak, Devlet Başkanı’na veya Meclis üyelerinin üçte birine anayasanın bir ya da daha fazla maddesinde değişiklik talep etme yetkisi tanıdığını belirtti.

Öte yandan avukatlar, hukukçular ve avukatlık ile yargı bağımsızlığı alanında faaliyet gösteren merkezler, geçici anayasa taslağının yargı erkini düzenleyen altıncı bölümüne (120-139. maddeler) ilişkin farklı düzeylerde olumlu ve eleştirel değerlendirmeler sundu.

Mahmud Abbas’ın iki ay içinde, iletilen görüş ve önerilerin değerlendirilmesine ilişkin ayrıntılı bir rapor alması bekleniyor. Bu rapor doğrultusunda anayasa taslağının nihai metni hazırlanacak ve ardından halkoyuna sunulacak.


BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
TT

BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, çarşamba günü yayımlanan ve DEAŞ militanlarının oluşturduğu tehditleri ele alan raporda, Suriye Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı’nın geçen yıl beş ayrı suikast girişiminde bulundu.

Şarku’l Avsat’ın BM Terörle Mücadele Ofisi’nin hazırladığı ve Genel Sekreter António Guterres’in imzasıyla yayımlanan raporundan aktardığı bilgilere göre Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Halep’in kuzeyi ile Dera’nın güneyinde, DEAŞ adına faaliyet yürüttüğü değerlendirilen bir paravan yapı tarafından hedef alındı.

Raporda, el-Şara’ya yönelik girişimlerin yanı sıra Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’ye yönelik suikast planlarının tarih ve ayrıntılarına yer verilmedi.

Suikast girişimlerinin, örgütün yeni Suriye yönetimini zayıflatma niyetinin ve ülkedeki güvenlik boşlukları ile belirsizlik ortamını aktif biçimde istismar ettiğinin göstergesi olduğu kaydedildi.

Raporda, el-Şara’nın DEAŞ tarafından birincil hedef olarak değerlendirildiği belirtilirken, söz konusu paravan yapının örgüte inkâr edilebilirlik imkânı sağladığı ve operasyonel kapasitesini artırdığı ifade edildi.

El-Şara, Aralık 2024’te muhalif güçlerin uzun süreli Devlet Başkanı Beşşar Esed’i devirmesinin ardından, 14 yıl süren iç savaşın sona ermesiyle birlikte Suriye’nin liderliğini üstlenmişti.

Kasım ayında hükümeti, bir dönem Suriye topraklarının geniş bir bölümünü kontrol eden DEAŞ’a karşı oluşturulan uluslararası koalisyona katıldı.

BM terörle mücadele uzmanları, örgütün ülke genelinde faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü, özellikle kuzey ve kuzeydoğuda güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenlediğini belirtti.

13 Aralık’ta Palmira yakınlarında ABD ve Suriye güçlerine yönelik bir pusu saldırısında iki ABD askeri ile bir Amerikan sivil hayatını kaybetti; üç Amerikalı ve üç Suriyeli güvenlik görevlisi yaralandı. ABD Başkanı Donald Trump, DEAŞ unsurlarını etkisiz hale getirmeyi amaçlayan askeri operasyonlar başlatarak saldırıya karşılık verdi.

BM terörle mücadele uzmanlarına göre DEAŞ’ın Irak ve Suriye genelinde çoğunluğu Suriye’de konuşlu olmak üzere yaklaşık 3 bin unusuru bulunuyor.

ABD ordusu, ocak ayı sonunda, kuzeydoğu Suriye’de tutulan DEAŞ mensuplarını güvenli tesislerde kalmalarını sağlamak amacıyla Irak’a nakletmeye başladı. Irak yönetimi, söz konusu militanları yargılayacağını açıkladı.

Suriye hükümet güçleri ise Kürt güçlerle varılan ateşkes kapsamında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından, binlerce DEAŞ tutuklusunun barındığı geniş bir kampın kontrolünü devraldı.

Çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda, ateşkes anlaşmasından önce, aralık ayı itibarıyla ülkenin kuzeydoğusundaki Hol ve Roj kamplarında 25 bin 740’tan fazla kişinin bulunduğu, bunların yüzde 60’ından fazlasını çocukların oluşturduğu; diğer gözaltı merkezlerinde ise binlerce kişinin daha tutulduğu belirtildi.