İranlılar, protestolarda çok sayıda kurban verilmesine rağmen güvenlik güçlerine meydan okumaya devam ediyorlar

Hamaney, Mahsa Amini adlı genç kadının ölümünden bahsetmezken kadınlar protesto gösterilerinin ön saflarındalar

Dün Tahran’ın merkezindeki bir caddede protestocular tarafından yer yer ateş yakıldı
Dün Tahran’ın merkezindeki bir caddede protestocular tarafından yer yer ateş yakıldı
TT

İranlılar, protestolarda çok sayıda kurban verilmesine rağmen güvenlik güçlerine meydan okumaya devam ediyorlar

Dün Tahran’ın merkezindeki bir caddede protestocular tarafından yer yer ateş yakıldı
Dün Tahran’ın merkezindeki bir caddede protestocular tarafından yer yer ateş yakıldı

İran'da Mahsa Amini adlı genç bir kadının zorunlu başörtüsü yasalarını uygulayan ahlak polisi (İrşad Devriyeleri) tarafından gözaltına alınmasından ölmesinin ardından başlayan rejim karşıtı protestolar devam ediyor. İranlılar, sıkı güvenlik önlemlerine rağmen beş gündür sokaklarda rejimi protesto ediyorlar. İran’daki protesto gösterileri sırasında en az 9 kişi güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu hayatını kaybederken gözaltına alınanların sayısı konusunda çelişkili bilgiler geliyor.
Gelişigüzel başlayan protestolar ülke geneline yayılırken, polis güçleri protestocuların şehirlerin merkezine ilerlemesi karşısında şiddeti artırdı. Protestolar sırasında çekilen görüntüler, güvenlik güçleri ve sivil giyimli unsurların protestoculara karşı gerçek mermi kullandıklarını belgeledi. Çevik kuvvet polisi de göstericileri dağıtmak için cop, av tüfeği ve biber gazı kullandı.
Geçtiğimiz hafta Tahran’da ahlak polisi tarafından gözaltına alınan 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü, 'uygunsuz' olarak nitelendirilen kıyafetlerle ilgili endişelere yol açarken ülkedeki özgürlükler ve yaptırımların ağırlığı altında ezilen ekonomisi dahil olmak üzere çeşitli meseleler halk arasında bir öfke patlamasına neden oldu.
Protestolar Çarşamba günü İran’ın başkentindeki Tahran Üniversitesi ve Zehra Üniversitesi'nde başladı. Sosyal medya sitelerinde paylaşılan videolarda, üniversitelerin güvelik görevlilerinin öğrencilerin sokağa inmelerini engellemeye çalıştığı görüldü. Dün yayınlanan bir diğer videoda Tahran’da yüzlerce kişinin ‘Diktatöre ölüm’ sloganları atarak yeniden toplandığı görüldü. Protesto gösterileri, salı akşamı, Tahran Üniversitesi'nin fakülte binalarından birkaç metre uzaklıktaki Fatimi Caddesi'ndeki Tahran Valiliği önünde yoğunlaştı. Tahran'da gece yarısına doğru paylaşılan video kayıtlarında trafik akışının durduğu görüldü.  Tahran Valisi yaptığı açıklamada, yetkililerin ‘daha önce ayaklanmalara katılmış olan ve 700'ünün polis, emniyet ve yargı kurumlarında ciddi kayıtları bulunan’ bin 800 kişinin tespit ettiğini belirtti.


Dün Kasım Süleymani'nin memleketi Kirman'daki pankartını yırtan İranlılar (Twitter)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın Tesnim Haber Ajansı’na konuşan Tahran Valisi Muhsin Mansuri, yabancı büyükelçilikleri protestolara dahil olmakla suçladı. Vali Mansuri, “Bazı büyükelçiliklerin ve yabancı misyonların protestolara müdahalesini gözlemledik. Dün gece (salı gecesi) Tahran’daki protesto gösterileri sırasında 3 farklı ülkenin vatandaşlarını gözaltına aldık” dedi.
Bir polis memuru öldürüldü
Çeşitli kaynaklarca açıklanan rakamlara göre beş gündür devam eden protesto gösterileri sırasında ölü sayısı en az 9'a yükseldi. İran'ın resmi haber ajansı IRNA, salı akşamı protesto gösterileri düzenlenen Şiraz kentinde bir polis memurunun öldürüldüğünü ve 4 polis memuru yaralandığını bildirdi.
IRNA’nın haberine göre protestocular ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada bir polis memuru öldü, 4 polis memuru yaralandı. IRNA’nın aktardığı Şiraz Kaymakamı Lütfullah Şeybani’nin açıklamasına göre Şiraz'da 15 gösterici gözaltına alındı.
İran'ın DMO’ya yakın yarı resmi haber ajansı Fars, Kirmanşah kenti savcısı Şehram Kerami, salı günü düzenlenen protesto gösterileri sırasında iki kişinin öldüğünü açıkladı. Savcı Kerami, yaptığı açıklamada, “Kirmanşah'ta dün (Salı günü) çıkan olaylarda maalesef iki kişi öldü. Bunu devrim karşıtı unsurların yaptığından eminiz. Çünkü kurbanların güvenlik güçlerinin kullanmadığı silahlarla öldürüldüğü tespit edildi” ifadelerini kullandı.
Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) DMO'ya yakın Tesnim Haber Ajansından aktardığına göre Kürdistan Emniyet Müdürü Ali Azadi, protestolar sırasında bir kişinin daha hayatını kaybettiğini açıkladı. Salı günü, Kürdistan Valisi İsmail Zari Kuşa, ildeki protestolarda 3 kişinin öldürüldüğünü belirtirken ne zaman öldükleri ile ilgili herhangi bir detay vermekten kaçındı.
Salı akşamı, Kirman şehrinin merkezin bir genç kızın, Tahran'da bir protestocunun ve Kirmanşah şehrinde bir başka göstericinin öldürüldüğü görüntüler yayınlandı. Yetkililer Kürdistan ilinde 3 kişinin öldürüldüğünü söyleseler de yerel Hengaw İnsan Hakları Örgütü 5 kişinin öldüğünü belirtiyorlar. Savcılık ise protestolar sırasında göstericiler, güvenlik güçleri ve o sırada yoldan geçenlerin aralarında bulunduğu 25 kişinin yaralandığını açıkladı.


Dün Zehra Üniversitesi'nde sınıf arkadaşlarıyla başörtüsünü çıkarmış halde ayakta duran bir öğrenci

Hengaw İnsan Hakları Örgütü, İran güvenlik güçlerinin Kirmanşah, Sakkas, Divandare, Dehlan, Urmiye ve Piranşehr şehirlerinde açtığı ateş sonucu en az 7 kişinin öldüğünü belirtti. Protestolar, cumartesi günü İran'ın Kürdistan ilinde düzenlenen Amini'nin cenaze töreni sırasında başladı ve ülkenin birçok yerinde halen devam ediyor. Güvenlik güçlerinin protestolara sert müdahalesi çatışmaların patlak vermesine neden oldu.
Gilan eyaleti polisi, ‘isyan olaylarına’ karışan 68 kişiyi gözaltına aldığını açıkladı. Polis tarafından yapılan açıklamada, isyan olayları devam etmesi halinde mevcut yasal araçların kullanacağı belirtildi. Açıklamada, protestolar sırasında yaşanan olaylarda 43 polis ve Besic unsurunun yaralandığı aktarıldı.  Öte yandan dün Amul şehrinin merkezinde protestocular, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in resmini taşıyan dev bir pankartı indirmek için büyük bir reklam panosuna tırmandı.  Salı akşamı İran'ın kuzeyindeki Sari şehrinde bir kişinin belediye binasının cephesine tırmanıp 1979 devriminden sonra Velayet-i Fakih sistemini kuran İran’ın ilk Dini Lideri Humeyni’nin resminin olduğu afişi yırttığı görülen bir video paylaşıldı.
Protesto gösterilerinin ön saflarında kadınlar var
Kadınlar protestolara yoğun bir şekilde katılırken birçoğu başörtülerini çıkarıp, sallıyor, yakıyorlar ve halk içinde saçlarını kesiyorlar. Yaş ortalaması 15 ile 40 arasında değişen protestocuların İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in resimlerini yırttığını videolar, sosyal medyada paylaşılıyor.
Zehra Üniversitesi'ndeki protestolar, kadınlara özel bir üniversite ve sert muhafazakar kanadın nüfuzu altındaki bilim merkezlerinden biri olması nedeniyle ender bir olay olarak nitelendirildi. Protestolar başkentin merkezindeki başta Valiasr Meydanı, Tahran Pazarı, İnkilab Caddesi ve Keşaverz Kavşağı olmak üzere kalabalık bölgelerde yoğunlaşırken protesto çemberi salı akşamı, Karkar Caddesi, Heft-i Tir Meydanı, Kerim Han Zend Meydanı ve başkentin batısındaki en büyük yeraltı metro istasyonlarından biri olarak bilinen Sadıkiye’yi kapsayacak şekilde genişledi.
Meşhed’de güvenlik güçleri kadın çalışmaları profesörü ve yazar Mansura Musevi'yi gözaltına aldı. Basında yer alan haberlere göre güvenlik güçleri, Musevi’nin dizüstü bilgisayarına ve bazı taslaklarına el koydu.
Sosyal medya sitelerinde büyük tepkiye yol açan videolardan biri de Meşhed şehrinde güvelik güçlerinin protestocuları kovalarken bir polis memurunun kadınlara saldırdığı görüntüler oldu.
Tesnim Haber Ajansı’nın güvenlik kaynaklarından aktardığına göre birkaç soğuk silahın(barut ya da diğer patlayıcı maddelerin kullanılması sonucu yangın yahut patlamaya neden olmayan bir silah çeşidi) yanı sıra bazı eylemcilerin üzerinde asit ele geçirildi. Kaynaklar, gözaltına alınan eylemcilerin üzerlerinden çıkan asiti kadınların yüzlerine atmayı planladıklarını belirttiler. İran'da daha önce başörtüsü takmadıkları bahanesiyle birkaç kadın asit saldırısına uğramıştı. O dönem İranlı yetkililer, saldırılardan ‘gafiller’ olarak nitelendirdiği kişileri sorumlu tuttular.
Dini Lider Hamaney ve Cumhurbaşkanı Reisi olaylar karşısında sessiz
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, çarşamba günü 1980-1988 İran-Irak savaşının yıldönümü münasebetiyle yaptığı 55 dakikalık konuşmasında, geçtiğimiz yıl su kıtlığı nedeniyle sokaklarda yaşanan çatışmalardan bu yana İran'da yaşanan en büyük huzursuzluklardan biri olan protestolara değinmedi.
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi de 77. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul görüşmelerinde yaptığı 38 dakikalık konuşmasında Mahsa Amini'nin ölümü ve geçtiğimiz cumartesi gününden bu yana İran'ı kasıp kavuran protesto gösterilerinden bahsetmedi.
Öte yandan Şili Devlet Başkanı Gabriel Boric, İran'da kadınlara yönelik sistematik şiddete karşı protestosunu BM kürsüsünde açıklayan ilk lider olurken İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly AFP'ye yaptığı açıklamada, “İranlı liderler, halkın, gittikleri yoldan memnun olmadığını anlamalı ve başka bir yola yönelmeliler” dedi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da salı günü İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi ile yaptığı görüşmede konuyu gündeme getirdiğini söyledi. Macron, gazetecilerin yönelttiği bir soru üzerine İran Cumhurbaşkanı’na Fransa’nın insan haklarını, özellikle kadın haklarını desteklediğini ve Mahsa Amini’nin ölümünün İran'ın güvenilirliği hakkında şüphe uyandırdığını söylediğini belirtti.
İran reform cephesi ise üstü kapalı olarak Hamaney’den 2009 yılındaki protesto gösterilerinde olduğu gibi sokağa dökülen İranlılarla yüzleşmekten kaçınmasını istedi. Reform Cephesi Sözcüsü Ali Şakuri Rad, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Hamaney’in ‘toplum içindeki gergin atmosfer göz önüne alındığında önemli olan bir konuşma yaptığını’ belirterek “Toplumda neler olup bittiğini ne düzeyde bildiğini bilmiyorum” ifadelerini kullandı. Şakuri Rad, İran'da patlak veren ‘Yeşil Hareket’ protestoları karşısında Hamaney’in destekçilerinin sokaklara döküldüğü 30 Aralık 2009 yürüyüşüne atıfta bulunarak “Ancak yeni bir ‘9D’ yaratmayı düşünmemeliler. Şeffaflık ve güvenilirlik hayat kurtarır” yazdı.
Diğer taraftan İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi, Hamaney'e atfedilen ve Konsey Genel Sekreteri Ali Şemhani’ye protestoculara sert bir şekilde müdahale edilmesi emri verdiğine dair sızdırılan bir mektubun gerçekliğini reddetti. Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi’nden yapılan açıklamada, muhalif akımların ülkenin çeşitli şehirlerde düzenlenen protestoları ülkeyi kaosa sürüklemek için halkın duygularını istismar etmeye çalıştıkları söylendi.
Sert muhafazakar çizgideki Hamedan Milletvekili Ahmed Hüseyin Felahi, Yeşil Hareket protestolarının ilk günlerinde başından vurularak öldürülen Nida Ağa-Sultan adlı kadına atıfla Mahsa Amini'nin ölümünün yeni bir Nida Ağa-Sultan vakasına dönüşmesi için hazırlanmış bir senaryo olduğunu söyledi.



Somali’de “Cumhurbaşkanlığı Diyaloğu” girişiminin çıkmaza girmesiyle ortaya çıkan karmaşık senaryolar

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
TT

Somali’de “Cumhurbaşkanlığı Diyaloğu” girişiminin çıkmaza girmesiyle ortaya çıkan karmaşık senaryolar

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Somali'nin siyasi tablosu, Cumhurbaşkanlığı Diyaloğu çağrılarının sonuçsuz kalması ve muhalif hareketlerin Mogadişu'daki protesto gösterileriyle giderek daha karmaşık bir hal alıyor. Tüm bunlar, hükümetin ısrarla savunduğu, ancak muhalefetin kesinlikle reddettiği doğrudan seçim yöntemiyle bazı ilçelerde gerçekleştirilen yerel seçimlerle eş zamanlı yaşanıyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, muhalefet hareketlerine halka hitap ederek karşılık verdi. Şeyh Mahmud, ‘iktidar hevesindeki kesimleri’ ülkeyi kaosa sürüklemek yerine siyasi bir vizyon ortaya koymaya çağırdı. Somali ve Afrika uzmanları bu tabloyu, en iyi ihtimalle uzlaşı ve siyasi çözüme, en kötü ihtimalle ise çatışmaya ve güvenlik istikrarsızlığına kapı aralayan karmaşık senaryolara zemin hazırlayan bir süreç olarak değerlendiriyor.

Pazar günü 13 ilçenin sandığa giderek yerel yönetimleri, ilçe meclislerini ve eyalet temsilcilerini seçtiğini belirten Şeyh Mahmud, yaşlılar, engelliler ve gençler dahil olmak üzere tüm vatandaşların oy kullanmak için uzun kuyruklar oluşturduğuna da dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı, pazar günü yaptığı konuşmada ‘bazı siyasetçilerin gösteriler aracılığıyla vatandaşları kargaşaya sürüklemeye çalıştığını’ vurguladı. Şarku’l Avsat’ın Somali resmi haber ajansı SONNA'dan aktardığına göre Şeyh Mahmud, ‘ülkenin bazı bölgelerinde doğrudan seçimlerin yapıldığı ve federal hükümetin diyalog ile istişare için hazırlık toplantısına davet çıkardığı, bu kritik dönemde söz konusu gösterinin neden bu zamana denk getirildiğini’ sorguladı.

Şeyh Mahmud, 3 Mayıs'ta muhalefetteki ‘Müstakbel Konseyi’ni 10 Mayıs'ta resmi olarak düzenlenecek diyaloga davet ederek ‘ülkenin kaderini belirleyen meseleleri olumlu bir ruhla, şeffaflık ve sorumluluk anlayışıyla müzakereye’ çağırmıştı.

Mogadişu’daki yetkililer, söz konusu diyaloğun neden gerçekleşmediğini açıklamadı, ancak yerel basın muhalefetin katılmayı reddettiğini belirtti.

Protesto gösterilerinin ‘iyi niyetle düzenlenmediğini, aksine Somali'yi felce uğratmayı hedeflediğini’ söyleyen Somali Cumhurbaşkanı, ülkeyi yönetmek isteyen siyasetçileri, halkın kabul göreceği vizyonlar ortaya koymaya davet ederek ‘vatandaşlar arasında hassasiyetleri ve duyguları kaşımaktan’ kaçınmaları uyarısında bulundu.

“Beka sınavı”

Somali ve Afrika uzmanı Ali Mahmud Kilni, Somali'deki siyasi arenaya dair değerlendirmesinde, ‘federal hükümet ile muhalefet güçleri arasındaki anlaşmazlığın giderek derinleşmesi, siyasi diyalog turlarının geçiş döneminin geleceği, seçimlerin şekli ve tartışmalı anayasa değişiklikleri konularında somut bir mutabakata ulaşamaması nedeniyle ülkenin yıllardır en hassas dönemlerinden birini yaşadığı’ değerlendirmesinde bulundu.

Hükümet, değiştirilmiş anayasayı ve doğrudan seçimleri hayata geçirme yolunda kararlı bir tutum sergilerken, Kilni’ye göre muhalefet, ‘iktidarın, ülkeyi açık uçlu bir anayasal ve güvenlik krizine sürükleyebilecek siyasi bir oldu-bitti dayatmaya yöneldiği’ görüşünde.

Kilni, anlaşmazlıkların Somali devletini önümüzdeki yıllarda siyasi sistemin şeklini ve istikrarın geleceğini belirleyecek varoluşsal bir sınavla karşı karşıya bıraktığını vurguladı.

Kilni'ye göre mevcut krizin özü yalnızca seçimler üzerindeki anlaşmazlıkla sınırlı değil, siyasi sistemin niteliği, merkezi hükümetin yetki sınırları ve ülkedeki federalizmin geleceğiyle de doğrudan bağlantılı. ‘Geçiş yılı’ olarak bilinen düzenleme kapsamında cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği görev sürelerini beş yıla uzatan son anayasa değişikliklerinin muhalefet güçleri ve bazı bölgesel eyaletler arasında geniş çaplı itirazlara yol açtığına dikkati çeken Kilni, bu adımın ulusal uzlaşının çiğnenmesi ve iktidarın merkezi hükümette yeniden yoğunlaştırılmaya çalışılması olarak değerlendirildiğini belirtti.

Hükümet ise değişikliklerin kabile paylaşım sistemini sona erdirmeyi ve doğrudan seçimlere geçişi hedefleyen siyasi reform sürecinin bir parçası olduğunu savunuyor. Mevcut aşamanın yeni sistemin hayata geçirilmesi için geçiş düzenlemeleri gerektirdiğini öne sürüyor. Kilni, muhalefetin iktidarın ‘demokratik dönüşüm’ söylemini, uzlaşı olmaksızın siyasi süreci uzatmanın meşrulaştırılması için araçsallaştırdığına inandığını vurguladı.

rvervf
Somali Cumhurbaşkanı, Müstakbel Konseyi yetkilileriyle bir araya geldi (SONNA)

Gerilimin nedenine gelince Kilni’ye göre muhalefet, ‘hükümetin diyaloğu iç ve dış baskıları savmak için zaman kazanma aracı olarak kullandığına ikna olduğunu’ düşünüyor. Hükümet ise rakiplerini doğrudan seçimler projesini engellemeye ve geleneksel kabile paylaşım düzenini korumaya çalışmakla suçluyor.

Anayasa değişikliği

Yeni değiştirilmiş Somali anayasası, cumhurbaşkanlığı ve parlamento görev sürelerini bir yıl daha uzatan bir "geçiş yılı" öngörüyor. Muhalefet ise Şeyh Mahmud'un görev süresinin bu ayın ortasında sona ereceğine ilişkin önceki takvimin aşılmasına izin vermeyeceği tehdidini sürdürüyor.

Temsilciler Meclisi Başkanı Adem Muhammed Nur Madubi, tüm anayasal kurumların Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento görev sürelerini dört yıl yerine beş yıla çıkaran değiştirilmiş anayasaya göre çalışmaya devam edeceğini teyit etti. Söz konusu görev sürelerinin bu ayın ortasından önce sona ermesi öngörülmüştü.

Geçtiğimiz mart ayında anayasa değişikliğinin kabul edilmesinin ardından ‘Müstakbel Konseyi’ olarak bilinen muhalefet koalisyonu bir açıklama yayımladı. Açıklamada 2012 geçici anayasasına göre federal parlamentonun görev süresinin 14 Nisan 2026 yılında, cumhurbaşkanlığı görev süresinin ise 15 Mayıs 2026'da sona erdiği vurgulandı. Koalisyon, 2012 geçici anayasasında belirlenen tarihlerin ötesinde herhangi bir görev süresi uzatma girişimini açık ve kesin bir dille reddettiğini de belirtti.

Bu tehditlerin en sonuncusu, federal hükümetle anlaşmazlık içindeki Puntland Cumhurbaşkanı Said Abdullahi Deni'den geldi. Deni, geçtiğimiz nisan ayı sonlarında ‘cumhurbaşkanlığı görev süresi bitmeden kapsamlı bir çözüme ulaşılmazsa siyasi anlaşmazlıkların devletin varlığını tehdit edebileceği’ uyarısında bulundu.

Olası senaryolar

Kilni’ye göre mevcut tablo, birkaç olası senaryoya kapıyı araladı. Birinci senaryoda iç ve uluslararası arabuluculuk girişimleri, ‘gerginliği yatıştıracak ve patlama noktasını erteleyecek’ geçici bir siyasi uzlaşıyı dayatmayı başarıyor. İkinci senaryoda ise karşılıklı çıkmaz ve gerilim süreci devlet kurumlarını felç eden uzun soluklu bir anayasal krize dönüşüyor.

Kilni, en tehlikeli senaryoya göre siyasi anlaşmazlığın güvenlik çatışmalarına ya da hükümet ile bazı yerel ve bölgesel güçler arasında doğrudan yüzleşmeye dönüşmesinin ülkeyi yeniden kaos ve istikrarsızlık sarmalına sürükleyebileceğini belirtti.

Kilni, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Mevcut koşullar çerçevesinde Somali krizi, geçici bir seçim anlaşmazlığının çok ötesine geçerek, devletin şekli ve siyasi sistemin geleceği üzerinde bir iktidar mücadelesine dönüşmüş gibi görünüyor. Oysa ülke, şu an her zamankinden çok geniş tabanlı bir ulusal uzlaşıya ihtiyaç duyuyor.”

Kilni, sözlerini şöyle tamamladı:

“Herhangi bir çatışma senaryosunun önüne geçmek için başta Birleşmiş Milletler (BM), Afrika Birliği (AfB)ve Batılı ülkeler olmak üzere uluslararası ortaklar, ülkenin açık uçlu bir siyasi yüzleşmeye sürüklenmesini önleyecek kapsamlı bir diyaloğu hayata geçirme yönünde baskı uygulamaya çalışacaktır.”


Seçici öfke: Rusya ordusundaki Afrikalı askerler ve küresel insan imha sistemi

Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Wagner grubuna bağlı bir Rus paralı asker, 2022 sonbaharı (Telegram)
Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Wagner grubuna bağlı bir Rus paralı asker, 2022 sonbaharı (Telegram)
TT

Seçici öfke: Rusya ordusundaki Afrikalı askerler ve küresel insan imha sistemi

Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Wagner grubuna bağlı bir Rus paralı asker, 2022 sonbaharı (Telegram)
Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Wagner grubuna bağlı bir Rus paralı asker, 2022 sonbaharı (Telegram)

Sergey Eledinov

Ukrayna ordusunun esir aldığı Kuzey Afrika ve Sahra altı bölgelerden Afrikalı askerlerin fotoğrafları medyada sıkça yer bulur oldu. Ukraynalı yetkililer, açık kaynak araştırmacıları ve bağımsız soruşturmaların bulgularına göre 2023-2025 yılları arasında 35 ülkeden bin 400'den fazla Afrikalının Rus ordusu bünyesinde savaştığı tespit edildi. Bunlardan 300'ünün hayatını kaybettiği doğrulandı.

Bunun hızlı ve tutarlı açıklaması, arkasında kandırma, zorlama ve silah altına alma ağlarının olduğuydu. Onların savaş bölgesinde bulunduğu gerçeği tartışma konusu değilse de bu anlatının olguyu kavrayıp kavramadığı ve farklı boyutlarını kapsayıp kapsamadığı tartışmalı. Aldatmaca anlatısı elverişli görünüyor, rolleri belirliyor, can sıkıcı sorulardan kaçınmayı sağlıyor ve bir anlama yanılsaması yaratıyor. Tam da bu nedenle siyasi değil, metodolojik ve eleştirel bir incelemeye muhtaç.

Afrikalı savaşçılar, Çeçenistan'dan Afganistan'a, oradan Suriye'ye uzanan çatışmalara katıldı. Bu ne yeni bir olgu ne de Rusya'ya özgü. Yabancıların askeri yapılarda istihdam edilmesi tarihsel olarak köklü ve küresel bir uygulama.

Fransa ordusuna bağlı Fransız Yabancı Lejyonu, üyelerin hangi ülkeden olduğuna bakılmaksızın gönüllüleri kabul ediyor, geçmişlerine ya da belgelerine çok az önem veriyor. ABD ordusu da askerlik hizmeti karşılığında vatandaşlık verme imkânı sunuyor. İngiltere ordusu geçmişten bugüne tüm birliklerini Nepal'den devşirilen askerlerle donattı. İki asrı aşkın bir süredir var olan Gurkha Tugayı (Nepal'in Gurkha bölgesinden gelenlerden oluşan seçkin bir birlik) hesap sorulması gereken mesele olarak değil, kurumsal bir gurur kaynağı olarak görülüyor. Özel güvenlik şirketleri ise dünya genelinde açık ve kurumsal bir biçimde, fazla medya denetimine tabi kalmaksızın personel alımı yapıyor.

Dolayısıyla “Rusya vakası neden istisna olarak sunuluyor?” şeklindeki mantıklı bir soru kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Rusya ordusunda sonuçlanan bu süreçte Afrikalılar Rusya'ya öğrenci ve çalışma vizesiyle yasal olarak giriş yaptı. Paralı askerlik ilanları sosyal medyada ve mesajlaşma platformlarında ilgi çekici ifadelerle yayıldı. Rusya'ya yasal giriş resmi vize mekanizmaları aracılığıyla gerçekleşiyor. Bireyler, ülke içinde herhangi bir paralı askerlik sürecine dahil olmadan önce kendi iradeleriyle ülkeye geliyor. Paralı asker olma süreci nadiren dürüstçe yapılsa da çoğunluğu kandırma, baskı, zor koşulların ve insani zayıflıkların istismarına dayanıyor.

Paralı askerlik sürecindeki aldatmacanın boyutu, ayrı ve ciddi bir mesele olmayı sürdürüyor. Ancak aldatmaca, katılım mekanizmalarını açıklıyor. Bu mekanizmaları mümkün kılan yapısal koşulları değil, birbirinden farklı analiz düzeyleridir ve aralarındaki ayrımı göz ardı etmek her ikisini de kavrayamamak anlamına gelir.

vfrgfb
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Mali Askeri Konseyi Başkanı Assimi Goïta ile bir araya geldi, 23 Haziran 2025 (AFP)

Burada asıl önemli olan başka diğer nokta, bu kişilerin Rusya vatandaşlarına uygulananlarla aynı resmi prosedürler çerçevesinde sözleşme imzalıyor ve onlarla aynı birliklerde omuz omuza görev yapıyor olmaları. Yerli halk ile yabancı ikamet izni sahiplerinin aynı resmi prosedürlere tabi tutulması, iki taraf arasındaki kırılganlık düzeyindeki eşitsizliği ya da yabancı uyruklu kişinin karşılaştığı güçlükleri hiçbir şekilde ortadan kaldırmıyor. Bununla birlikte bu uygulama, ayrı bir ‘sarf edilebilir’ kesimi hedef almıyor. Bu da tüm resmi riskleri ve haklarıyla birlikte ortak bir askeri yapıya entegrasyon anlamına geliyor.

Yasal olarak istikrarlıe bir ikamet statüsüne sahip olmayan yabancı uyruklulara sınır dışı edilme ile askerlik hizmeti arasında seçenek sunan Rusya mevzuatı, askerlik hizmetini göçün kontrolünde bir araç olarak kullanan daha geniş bir küresel örüntüyle örtüşüyor. Pek çoğu için eğitime ya da çalışmaya devam etmek veya herhangi bir cezai yaptırımla karşılaşmaksızın ülkelerine dönmek gibi başka seçenekler de mevcuttu. Dolayısıyla askerlik hizmetini seçmek, kaçınılamayan bir durum değil, başlı başına bir karardı. Bu kararın mantığını anlamak için yapısal bağlamı göz önünde bulundurmak gerekiyor. Çünkü yapısal bağlam, unsurların o ortamda nasıl işlediğini belirleyen ‘görünmez bir iskelet’ oluşturuyor.

Toplumsal hareketliliğe erişimin kısıtlı olması pek çok Afrika toplumunda yaşanan somut bir gerçek. Yükselme yollarının dar olduğu bir ülkeden gelen biri için askeri sözleşme demek; gelir, statü ve başka bir ülkenin vatandaşlığına açılan bir kapı demektir. Bu, düzensiz göçü harekete geçiren mantığın aynısı. Zira insanlar yapısal kısıtlamaları aşmak için riski göze alıyor. Fark biçimde, mekanizmada değil.

Başka bir deyişle burada gördüğümüz, birbirinden yalıtılmış askere alma planlarından ziyade ekonomik kırılganlık, hukuki belirsizlik ve toplumsal statü vaadinin kesiştiği alternatif hareketlilik mekanizmalarının ve alanlarının belirginleşmesidir.

Askerlik hizmeti, düzensiz sınır geçişi ve gayri resmi güvenlik sözleşmeleri; hepsi aynı temel hesaba dayanıyor. Bu mantığı Rusya icat etmedi, sadece ona genel bir çerçeve sağladı.

İnsanların silahlı çatışmalarda kullanılması evrensel bir uygulama ve uluslararası güvenlik sistemine o denli kök salmıştır ki artık kimseyi şaşırtmıyor.

Bununla birlikte yalnızca maddi boyutlara odaklanırsak tablo eksik kalır. Sömürgeci ve neo-sömürgeci pratiklerin tarihi belleğine dayanan Batı'ya duyulan kırgınlık, ilave bir motivasyon kaynağı oluşturabilir. Rusya, bazı Afrika kültürlerinde mevcut uluslararası hiyerarşinin dışında hareket edebilen bir aktör olarak görülüyor. Bu bağlamda ‘Afrika Kolordusu’, Rusya'nın yalnızca söylemde kalmadığının Afrika'da fiilen var olduğunun somut kanıtı olan canlı bir gövde gösterisi olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bu yapı bir alternatifin simgesi olmayı sürdürüyor; bir işe alım mekanizması değil.

Bu bireylerin tümüne ‘paralı asker’ damgası vurmak bu karmaşıklığı kavramaktan uzak. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre paralı asker nitelendirmesi yasal ikamet statüsünün yokluğunu varsayar ve meseleyi yalnızca maddi güdüye indirger. Oysa bir ülkede yasal olarak ikamet eden ve resmi hukuki prosedürler çerçevesinde sözleşme imzalayan biri bu kategoriye girmiyor.

dfvfdvfd
Niamey'deki General Seyni Kountché Stadyumu'nda toplanan Nijer Ulusal Konseyi destekçilerinden biri Mali, Burkina Faso, Cezayir, Nijer ve Rusya bayraklarını taşırken, 26 Ağustos 2023 (AFP)

Rusya, kendisinin yaratmadığı önceden var olan kırılganlıkları istismar ederek yabancı ikamet sahiplerini çeken ve onları işe alan etkili bir mekanizma inşa etti. Rusya'yı özgün yapan bu, onu benzersiz kılan değil. Daha kapsamlı bir soru olarak ‘İster yabancı bir devletin ordusuna katılmak, ister düzensiz göç, isterse toplumsal durağanlığın yapısal çıkmazından çıkış sunan her türlü yapı aracılığıyla olsun vatandaşları neden yurt dışında, binlerce kilometre ötede alternatif hareketlilik mekanizmaları arıyor?’ sorusu da bu kişilerin geldiği ülkelere yöneltilmeli. Daha geniş bir boyut da söz konusu. Öyle ki, insanların silahlı çatışmalarda kullanılması evrensel bir uygulama ve uluslararası güvenlik sistemine o denli kök salmıştır ki artık kimseyi şaşırtmıyor. İnsanları savaşlarda tüketilebilir malzemeye dönüştürmek sıradanlaştı. Bu uygulamayı ironik yapan ise var olmasında değil, yalnızca jeopolitik açıdan elverişli hale geldiğinde görünür kılınmasında yatıyor. İnsanlıktan çıkarma, paralı asker yapmaktan çok önce başlıyor. Yapısal eşitsizlik bazı canları feda edilebilir nesnelere dönüştürdü ama görünür hale gelmesi, seçici öfkenin doruğa çıktığı ana kadar erteleniyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Trump: Ateşkes yoğun bakımda... İran: Herhangi bir saldırı olursa misilleme yapacağız

Trump: Ateşkes yoğun bakımda... İran: Herhangi bir saldırı olursa misilleme yapacağız
TT

Trump: Ateşkes yoğun bakımda... İran: Herhangi bir saldırı olursa misilleme yapacağız

Trump: Ateşkes yoğun bakımda... İran: Herhangi bir saldırı olursa misilleme yapacağız

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yapılan ateşkes anlaşmasının “yoğun bakım odasında” olduğunu söylerken, Tahran yönetimi ise herhangi bir saldırıya karşılık vereceğini ve “ders niteliğinde” bir yanıt hazırlığında olduğunu açıkladı. İran, Trump’ın savaşı sona erdirmeye yönelik önerisine verdiği cevabın reddedilmesine rağmen tutumunu koruyor.

Trump, Beyaz Saray’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Ateşkes devasa bir yaşam destek cihazına bağlı durumda. Sanki doktorun odaya girip sevdiğiniz kişinin hayatta kalma şansının yüzde 1 olduğunu söylemesi gibi” ifadelerini kullandı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı savaşta “tam bir zafer” elde edeceklerini savunan Trump, İran’ın “Benim yorulacağımı, sıkılacağımı ya da baskı altında kalacağımı düşündüğünü” söyledi.

Trump’ın açıklamalarının ardından İran Meclis Başkanı Muhammad Bakır Kalibaf, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Silahlı kuvvetlerimiz herhangi bir saldırıya karşılık vermeye ve ders vermeye hazırdır” dedi.

Kalibaf ayrıca, “Kötü strateji ve kötü kararlar her zaman kötü sonuçlar doğurur. Bunu artık bütün dünya anladı” ifadelerini kullandı. İran’ın her türlü senaryoya hazır olduğunu belirten Kalibaf, “Her ihtimale karşı hazırlıklıyız. Şaşıracaklar” değerlendirmesinde bulundu.