Yemen hükümeti: İran’ın ateşkes istememesine şaşırmadık

Ateşkesin yenilenmesini engellemek için Husileri desteklediğini itiraf eden İran’a Mübarek’ten “Şaşırmadık” tepkisi

Alimi, darbecilerin barıştan uzak olduğunu vurguladı
Alimi, darbecilerin barıştan uzak olduğunu vurguladı
TT

Yemen hükümeti: İran’ın ateşkes istememesine şaşırmadık

Alimi, darbecilerin barıştan uzak olduğunu vurguladı
Alimi, darbecilerin barıştan uzak olduğunu vurguladı

Yemen Dışişleri Bakanı Ahmed Avad bin Mubarek, Husileri ateşkesi uzatma çabalarını engellemek ve Yemen halkının çıkarlarını arka plana atmakla suçladı. Bir İranlı yetkili, Husilerin ateşkesi uzatmayı reddetmesinin arkasında ülkesinin olduğunu kabul etti.
Mubarek, Al Hadath TV kanalına yaptığı açıklamada, Husilerin ateşkes sırasında 200 milyardan fazla Yemen riyali topladıktan sonra ateşkesi yenileme çabalarını engellediğini, yolları açmayı reddettiğini, sivil kayıplara neden olduğunu ve sadece kendi çıkarlarını elde etmeye çalıştığını söyledi.
Mubarek konuşmasında, BM'nin ateşkesi uzatma önerisini olumlu karşıladığını, ancak Yemen hükümetinin Husilerin uzlaşmazlığına rağmen birçok taviz verdikten sonra Husilerin ateşkesi uzatmayı reddetmesine şaşırmadığını ifade etti.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kanaani, İran'ın daha önce Yemen'deki ateşkesin sürdürülebilirliğinin "yaptırımların kaldırılması ve kuşatmanın sona erdirilmesine" bağlı olduğunu açıkladığını belirtti. Sözcünün açıklamalarına göre, “Ateşkes, kuşatmayı kaldırmak için sadece bir başlangıç ​​ve bir adımdı. Ama ateşkes, haksız yaptırımlar kaldırılmadan gerçekleşti”.
Kanaani dün düzenlediği haftalık basın toplantısında, Tahran'ın Yemen'de ateşkesin sonuçlanmasına yardım ettiğini ve yenilenmesini desteklediğini belirterek, “Dostları ve Yemenli partileri bu yola başvurmaya çağırıyoruz. Ama asıl karar verecek olanlar Yemenlilerdir" dedi.
Pazar günü, Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkan Yardımcısı Abdullah el-Alimi, Husilerin ateşkesi reddetmesini "siyasi bir savaş"ta olduklarını düşünmelerine yorumladı.
Alimi, Twitter hesabından, Husi grubunun barışa ortak olmaktan "çok uzak" olduğunu vurguladı. Alimi, silahlı grubun ateşkesi, "siyasi bir savaş" oyununa döndürdüğünü açıklayıp, grubun Yemen halkının acılarını tamamen göz ardı ederek,  ateşkese insan acısını hafifletmek için bir fırsat olarak bakmadığına dikkat çekti. Alimi, Husilerin İran'ın çıkarlarını Yemen halkının çıkarlarının üzerine koyan harici bir araç olduğunu iddia etti.
Liderlik Konseyi Başkan Yardımcısı, hükümetin "geniş tavizler" verdiğini ve BM'nin Yemen elçisi Hans Grundberg'in önerisini "hükümetin endişelerinin tüm cehaletine" rağmen kabul ettiğini hatırlattı. Alimi, bunun ateşkesin devamı konusundaki arzusundan ve barış için fırsatlar arayışından kaynaklandığını söyledi.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği, Yemen'de ateşkesin uzatılması konusunda anlaşma sağlanamamasından üzüntü duyduğunu belirterek, Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi'nin ve Suudi Arabistan Krallığı'nın Yemen krizinde sürdürülebilir bir siyasi çözüme ulaşma çabalarını takdir etti.
Teşkilat Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler ve Özel Elçisi'nin ateşkesi uzatma çabalarına desteğini teyit ettiğini ve bunun, kapsamlı bir siyasi çözüme ulaşmayı sağlayacağını umduğunu belirtti.
Geçen Pazar akşamı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, Yemen hükümetinin, önerisini olumlu bir şekilde ele alma konusundaki tutumunu övdü ve çözüm bulmak adına hem hükümet tarafı hem de Husi tarafıyla iletişim halinde kalacağını belirtti.
Grundberg, ateşkesin yenilenmesi için bir anlaşmaya varılamamasından dolayı duyduğu üzüntüyü ifade ederek, Yemenli tarafları "sakinliği korumaya ve şiddetin tırmanmasına yol açabilecek her türlü provokasyon veya eylemden kaçınmaya" çağırdı.
Grundberg ofisinden yaptığı açıklamada, "Bugün herhangi bir anlaşmaya varılmadığı için yaşadığım üzüntüyü belirtmek isterim. Hiç kuşkusuz, çerçevesi genişletilmiş ve uzatılmış ateşkes, Yemenliler için  önemli faydalar sağlayacaktır" dedi.
Geçen Pazar, Husi milisleri, Birleşmiş Milletler'in Yemen'deki ateşkesi uzatma ve genişletme önerisini reddettikten sonra, petrol sahalarında faaliyet gösteren şirketlerden, çalışmalarını durdurmalarını isteyerek, onları petrol sahalarına saldırmakla tehdit etti.
Husi müzakere heyeti tarafından bir bildiri yayınlandı. Bildiri, ateşkes anlaşmalarının bir "çıkmaza" ulaştığını ilan ederek, Husi lideri Yahya Sari'nin iç savaşa geri döneceğine ve Suudi Arabistan ve BAE'deki yerli ve yabancı nakliye, denizcilik ve petrol şirketlerini hedef alan askeri operasyonları sürdüreceğine dair tehditlere yer verdi.
Bu tehditlerden sonra, kendilerine "Vaadu’l Hak Tugayları" adını veren  Şii milisler, Arap koalisyonu ülkelerini ve onların petrol şirketlerini "hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına" dair sözleriyle tehdit etti.
Geçen Pazar günü, Husi grubu, BM'nin ateşkesi uzatma önerisini, uzatmanın "bir barış süreci tesis etmediğini" iddia ederek reddetti.
Husi milislerinin sözde “Yüksek Siyasi Konseyi" tarafından yapılan açıklamada, "Konsey, BM’nin isteksizliğini ve Yemen halkının taleplerini karşılamayan öneriyi sunmasını esefle karşıladı. Öneri barışın sağlanmasında bir katkı sunamaz" dedi.
Öneri, ateşkesi 6 ay uzatmayı ve Yemen genelinde maaşların ödenmesinin yanı sıra çeşitli kentlerde yolların açılmasını ve Sanaa Havalimanı'na yeni varış noktalarının eklenmesini içeriyordu. Siyaset Bilimci Muhammed Talib, Husi milislerinin ateşkesi uzatmayı reddetme konusundaki uzlaşmazlığının, önceki dönemde uluslararası toplum tarafından sunulan hoşgörünün bir sonucu olduğunu savunuyor. Bu yüzden herkesin bildiği üzere, Husiler altı aylık uzatmanın uluslararası ve bölgesel toplumun bu ateşkese olan acil ihtiyacını yansıttığını  fark ettiler ve bu durumu kendi lehlerine çevirmek için fırsata çevirdiler.
Talib, Şarku'l Avsat'a Husi milislerinin baskı ve şantaj için bir dizi bölgesel ve uluslararası durumu istismar etme ve meşru hükümeti, Arap koalisyonunu ve bölgedeki bazı ülkeleri kendi kayıplarının bedelini ödemeye zorlama girişimi hakkında konuştu. Ona göre bu, ateşkes koşullarının milislerin sorumluluğunu öngörmesine rağmen, hükümetin çalışanların maaşlarını ödeme taahhüdünün gerekliliğini açıkça ortaya koyuyordu.
Talib, mevcut uluslararası hamlelerle siyasi bir çözüm olasılığının olmadığını, bu milislerin savaşı uluslararası koruma gibi algıladığını ve tek çözümün askeri yöntemlerle olacağını belirtti.
Nisan ayı başlarında ateşkesin başlamasından bu yana, milisler, Taiz kentinde yolların açılması, sivillerin serbest dolaşımına izin verilmesi ve kontrolü altındaki bölgelerde devlet çalışanlarının maaşlarının Hudeyde Limanı kaynaklarından ödenmesi gibi ülkedeki insani krizle ilgili ateşkesin en önemli hükümlerinin uygulanmasını reddetti.



Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi

Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi
TT

Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi

Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi

Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, Husilerin Yemen’den Suudi Arabistan’ın Doğu Bölgesi’ne doğru fırlattığı balistik füzenin bugün perşembe sabahının erken saatlerinde imha edildiğini duyurdu.

Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü de ülkenin güneybatısındaki Necran bölgesi ile Doğu Bölgesi’nde olası bir tehlikeye karşı iki ayrı uyarı yayımladı. Müdürlük, birkaç dakika sonra her iki bölgedeki tehlikenin ortadan kalktığını açıkladı.

Öte yandan, Husilerin tırmandırdığı saldırılar Yemen’deki insani krizi daha da derinleştirdi. Örgütün Lahic ve Taiz vilayetlerindeki köyleri ve yerleşim alanlarını hedef alan saldırılarını yoğunlaştırması yüzlerce ailenin yerinden edilmesine yol açtı. Uluslararası kuruluşlar, ülkede insani sıkıntıların yayılabileceği ve yardım ihtiyacının artabileceği uyarısında bulundu. Yemen’de 22,3 milyon kişinin insani yardıma ihtiyaç duyduğu belirtiliyor.

Hükümet kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husilerin sahada ilerleme sağlama girişimlerinin sonuçsuz kalmasının ardından yerleşim bölgelerini füze, insansız hava aracı ve havan topu saldırılarıyla daha yoğun biçimde hedef aldığını bildirdi. Kaynaklar, bu saldırılarla halk ve hükümet güçleri üzerinde baskı kurulmasının amaçlandığını ifade etti.

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu ise yerinden edilen kişilerin koşullarının kötüleştiği ve insani yardımlarla temel hizmetlere erişimin zorlaştığı uyarısında bulundu. Federasyon, son tırmanış dalgasından önce yaklaşık 5,2 milyon kişinin ülke içinde yerinden edildiğini, beş yaşın altındaki 2,2 milyon çocuğun ise akut yetersiz beslenme sorunu yaşadığını belirtti.


Husiler Turbe’yi kuşatıyor... Taiz ise ablukaya direniyor

Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)
Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)
TT

Husiler Turbe’yi kuşatıyor... Taiz ise ablukaya direniyor

Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)
Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)

Yemen’in güneybatısında, aralarında çatışma hatlarının bulunduğu iki kentte, savaşların geleneksel mantığına ters düşen bir çelişki yaşanıyor. Husilerin askeri kontrolü altındaki Turbe kenti, durgunluk ve ilan edilmemiş bir boykotun etkisi altında kalırken, kuşatma altındaki diğer kent Taiz’de ise tüm zorluklara rağmen hayat devam ediyor.

Husilerin her yönden kuşattığı Taiz ile yaklaşık bir ay önce milislerin kontrolüne giren Turbe arasındaki bu tezat, savaşın doğasını ve toplumsal direnişi özetleyen karmaşık bir tabloyu ortaya koyuyor. İki kentteki ekonomik ve toplumsal koşullar birbirine tamamen zıt bir görünüm sergiliyor.

Turbe kentinde ekonomik durgunluk ve toplumun sert tepkisi öne çıkıyor. Yerel halk, Husilerin yönetimini normalleştirmeyi reddediyor. Bu durum, piyasalarda daha önce görülmemiş bir durgunluğa, gündüz saatlerinde hareketliliğin büyük ölçüde azalmasına ve geceleri hayatın tamamen durarak yerini derin bir sessizliğe bırakmasına yol açan neredeyse tam kapsamlı bir boykotla sonuçlandı.

Taiz ile Turbe arasında her hafta gidip gelen kamu çalışanı Ahmed’in (gerçek adı değil) yaşadıkları, iki kent arasındaki bu keskin yaşam farklılığını özetliyor. Ahmed, Taiz’den ayrıldığı anda kişisel güvenliğine ilişkin korkularla yaşamaya başlarken, Husilerin yönetimi altındaki Turbe’de yaşayan ailesi için de sürekli endişe duyuyor.

fgthy
Husilerin şehri ele geçirmesinden yaklaşık bir ay sonra Turbe, adeta bir durgunluk dönemi yaşıyor. (Facebook)

Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu durumun kendisini, Husilerin kontrolünün uzun sürmesi halinde ailesini kuşatma altındaki Taiz’e taşıma seçeneğini ciddi biçimde düşünmeye ittiğini söylüyor. Ahmed, Turbe’de güvenlik baskısı ve toplumsal tecridin gölgesinde yaşamaktansa, geçim koşullarının ağırlaştığı kuşatma altındaki bir kentte yaşamayı tercih ediyor.

Yaşanan değişimin ayrıntılarını anlatan Ahmed, daha önce ailesi ve arkadaşlarıyla geçirdiği hafta sonu tatillerinin artık tamamen farklı bir hal aldığını belirtiyor. “Evde sürekli bir gerginlik hâkim. Üç çocuğum okula gitmekten mahrum kaldı ve eğitim açısından onları nasıl bir geleceğin beklediği belirsiz” diyor. Arkadaşlarıyla geceleri evlerde veya kafelerde geçirdiği zamanlar da gün batımıyla birlikte hayatın tamamen durması sonucu geride kalmış durumda.

Hayat devam ediyor

Bu gelişmelerin gölgesinde Taiz Eğitim Müdürlüğü, Husilerin kontrolüne giren ilçelerdeki okullarda eğitimin askıya alınmasına ilişkin önceki kararını yineledi. Müdürlük, talimatlara aykırı hareket edilmesinden eğitim müdürlüklerinin ve okul yöneticilerinin sorumlu tutulacağını bildirdi. Bu sırada kırsal ilçelerdeki Toplumsal Eğitim Komitesi de öğrenci güvenliğini korumak amacıyla velilere ve okul yönetimlerine karara uyma çağrısında bulundu.

dfgthy
Husi ablukasına ve yerleşim bölgelerine yönelik saldırılara rağmen Taiz kentinde yaşamın akışı kesintiye uğramadı. (AFP)

Komite, eğitim kurumlarının silah depoları ve Husilere bağlı unsurların toplanma ve konaklama alanları gibi askeri amaçlarla kullanılmasının yanı sıra öğrencilerin örgüte kazandırılması ve silah altına alınması riskine karşı uyarıda bulundu.

Buna karşılık, kuşatma altındaki Taiz kenti, boğucu kuşatmaya, temel ihtiyaç maddeleri ve hizmetlerde yaşanan krizlere, sivilleri hedef alan günlük topçu saldırıları ve keskin nişancı ateşine rağmen olağanüstü bir dayanıklılık sergiliyor ve günlük yaşamını sürdürmeye devam ediyor. Kent, güvenlik risklerine meydan okuyan, insanların ilgisini çeken bir merkeze dönüşmüş durumda.

Kırsal bölgelerde yaşayan çok sayıda kişi, kendilerini çevreleyen ciddi tehlikelere rağmen bazı geçiş noktalarında çatışmaların durmasından yararlanarak kente girmeye çalışıyor. Bu sırada Husiler, hareketliliği kısıtlamaya ve halkı kentten ayrılmaya zorlamaya çalışıyor.

Taiz Kuşatması İşleri Dairesi Müdürü Salah Ahmed Galib, hükümete bağlı bir kurum olan dairenin çalışmaları hakkında Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Turbe ve yakın zamanda Husilerin kontrolüne giren diğer bölgelerde yaşayanların ellerindeki imkânlarla sivil protesto gerçekleştirdiğini ve ilan edilmemiş bir sivil itaatsizlik eylemine başvurduğunu söyledi.

 xcvfghy
Husi ablukası ve yolların kapatılmasına rağmen Taiz şehri ile çevresindeki kırsal bölgeler arasındaki ulaşım durmadı. (AFP)

Galib, açıklamasında, bölge sakinlerinin büyük bölümünün Husiler tarafından yağmalanma ve haraç vermeye zorlanma korkusuyla dükkânlarını kapattığını veya ticari faaliyetlerini durdurduğunu belirtti. Buna karşılık, kuşatmanın yol açtığı mal arzındaki azalma ve fiyatlardaki artışa rağmen, halkın devlete duyduğu güven sayesinde Taiz kentindeki ticari faaliyetler ve piyasalardaki hareketlilik bundan etkilenmedi.

Hükümet önlemleri

Taiz kentinde kuşatmanın etkilerini hafifletmek amacıyla çeşitli toplumsal faaliyetler yürütülüyor. Bunların başında, aileler arasındaki gıda ve diğer ihtiyaç maddelerinin paylaşımını sağlayarak yaşanan eksiklikleri gidermeyi ve yiyeceğe erişemeyen ailelere yardım etmeyi amaçlayan girişimler geliyor.

Taiz Sanayi ve Ticaret Müdürlüğü Müdürü Abdurrahman el-Kulayya, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, savaş ve kuşatmanın gerçek bir insani felakete yol açtığını belirtti. Tedarik yollarının kapatılması nedeniyle mal ve yakıt akışında ciddi bir azalma yaşandığını ifade eden Kulayya, bunun çok sayıda tüccarı yatırımlarını azaltmaya ve yüksek riskler nedeniyle ithalat yapmak yerine tasarrufa yönelmeye ittiğini söyledi.

sdefrgtyu
Husilerin hizmet ve mal tedarikinden mahrum bıraktığı Taiz’deki bir mahallede doldurulan su bidonları (AFP)

Yetkili, bölge müdürlüğünün durumun ciddiyetini geçen mayıs ayında, bölgesel gerilimlerin ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının yaşandığı dönemde fark ettiğini açıkladı. Ticaret odası ve önde gelen tüccarlarla koordinasyon içinde, üç ay yetecek miktarda temel tüketim maddesi stoku oluşturmayı başardıklarını belirten yetkili, ancak halk arasında yayılan panik ve Husilerin kente açılan tek geçiş noktasını kapatması nedeniyle bu stokun yüzde 50’sinin yalnızca bir hafta içinde tüketildiğini söyledi.

Hükümet yetkilisinin aktardığına göre müdürlük, temel ihtiyaç maddelerinin resmî fiyatlar üzerinden ve kontrollü biçimde dağıtılmasını sağlamak amacıyla denetim komiteleri oluşturulmasını ve 24 saat faaliyet gösteren bir kriz yönetim merkezinin kurulmasını gerektiren olağanüstü tedbirleri devreye soktu. Ayrıca büyük ticari işletmelerin acenteleri aracılığıyla ek miktarda gıda ürünü piyasaya sürmesiyle kuşatma altındaki kentte tedarik koşulları kısmen istikrara kavuştu.

Ancak yetkili, Husilerin uyguladığı kuşatma kaldırılmadığı sürece tüm bu tedbirlerin geçici kalacağı ve kalıcı bir çözüm sunamayacağı uyarısında bulundu.

Kent sakinleri ise Husilerin Taiz’e yönelik baskıcı uygulamalarını artırmasından ve geçiş noktalarını bu güzergâhları kullanan kişilerin kaçırılması için kurulan tuzaklara dönüştürmesinden endişe ediyor.


Sana’daki 550 özel okul, Husilerin askere alma baskısı altında

Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)
Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)
TT

Sana’daki 550 özel okul, Husilerin askere alma baskısı altında

Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)
Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)

Husiler, Yemen’in başkenti Sana’da özel okullarda öğrenim gören öğrencileri saflarına katma ve askere alma kampanyalarını yoğunlaştırdı. Eğitim kurumlarını, sürekli artan insan kayıplarını telafi etmek ve cephelere yeni savaşçılar kazandırmak amacıyla kullanan Husiler, öğrencileri askeri kurslara katılmaya zorlarken okul yönetimlerini kapaatılma, para cezası ve çeşitli yaptırımlarla tehdit ediyor.

Sana’daki eğitim çevrelerinden kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husilere bağlı sözde Cihat Konseyi’nin, tanınmayan hükümetlerindeki Eğitim Bakanlığı ile koordinasyon içinde son günlerde Sana ve çevresindeki 550’den fazla özel okulu hedef alan bir kampanya başlattığını belirtti. Kaynaklar, bunun eğitim sektörünün Husilerin askeri ve ideolojik hedefleri doğrultusunda kullanılmasına yönelik yeni bir adım olduğunu ifade etti.

Kaynaklar, Husilere bağlı sorumluların birkaç gün önce Sana’daki 10 ilçede bulunan okullara saha ziyaretleri gerçekleştirdiğini ve okul yönetimlerinden her okuldan beş öğrenci seçerek askeri kurslara kaydettirmelerini istediğini aktardı. Talimatlara uymayı reddeden kurumların kapatılabileceği, yöneticilerine cezai yaptırımlar uygulanabileceği ve para cezası kesilebileceği yönünde tehditlerde bulunulduğu belirtildi.

thyj
Sana’da Husilerin yeni savaşçıları için düzenlenen tören sırasında silahını taşıyan bir çocuk (AFP)

Husilerin bu uygulaması, öğretmenler, öğrenciler ve veliler arasında öfke ve endişeye yol açtı. Söz konusu kesimler, bu adımın, eğitim sürecini özünden uzaklaştırmayı amaçlayan politikaların devamı olduğunu düşünüyor. Husilerin yıllardır müfredat ve okul faaliyetlerini ideolojik propaganda doğrultusunda şekillendirdiği ve eğitim kurumlarını askeri projelerine hizmet edecek şekilde kullandığı belirtiliyor.

Zorla düzenlenen kurslar

Şarku’l Avsat’a konuşan veliler, çocuklarının ailelerinin haberi olmadan sınıflarından alınarak bilinmeyen yerlere götürüldüğünü, burada ideolojik telkin ve askeri eğitim kurslarına tabi tutulduklarını söyledi. Bu durumun, söz konusu faaliyetlerin öğrencileri silah altına almanın ve cephelere sürmenin ön hazırlığı olabileceğine ilişkin endişelerini artırdığını belirtti.

Bu kaygılar nedeniyle bazı aileler, çocuklarını zorla saflara katılmaya maruz kalabilecekleri korkusuyla hedef alınan okullara göndermemeye başladı. Bazı özel okullarda öğrenci devamlılığının azaldığı gözlenirken, Husilerin baskı ve baskınlarının sürmesi ve eğitim kurumlarının öğrencileri bilimsel açıdan yetiştirmek yerine onları silah altına almak için kullanılan merkezlere dönüştürülmesi yönündeki endişeler de giderek artıyor.

gtyh
Husiler, aileleri, çocuklarıyla savaşçı olarak gurur duymaya teşvik ediyor. (Getty Images)

Sana’nın merkezindeki Muin bölgesinde yaşayan ve dört öğrencinin babası olan Abdullah, Husilerin askere alma girişimlerine maruz kalmalarından korktuğu için ortaokul ve lise çağındaki iki çocuğunu evde tutmak zorunda kaldığını söyledi. Okul yönetiminin çocuklarını Husilerin baskılarından koruyabileceğine dair güvenini kaybettiğini belirten Abdullah, çocuklarını eğitimden mahrum bırakmakla askeri saflara katılma riskine maruz bırakmak arasında zor bir seçimle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Abdullah, kendi ifadesiyle öğrencileri saflarına katmak ve askeri telkine tabi tutmak için kullanılan merkezlere dönüşen okullara çocuklarını göndermekten artık ailelerin büyük bölümünün korktuğunu dile getirdi.

Abdullah, “Çocuklarımızı eğitim almaları ve geleceklerini inşa etmeleri için okullara gönderdik; askeri kurslara ve savaş cephelerine sürüklenmeleri için değil” dedi. Husilerin uygulamalarının artık müfredat ve okul faaliyetlerine kendi görüşlerini dayatmakla sınırlı kalmadığını belirten Abdullah, okul yönetimlerine öğrenci seçmeleri ve bu öğrencileri askeri eğitim kurslarından sorumlu birimlere teslim etmeleri yönünde baskı yapıldığını kaydetti.

Okullar üzerindeki baskı

Sana’nın güneyindeki Sebin bölgesinde bulunan özel bir okulda görev yapan ve adının açıklanmasını istemeyen bir öğretmen, Sana ve çevresindeki özel okul yönetimlerinin, öğrencileri saflarına katmak ve eğitim başarılarının önüne geçecek şekilde askeri kurslara yönlendirmek amacıyla Husilere bağlı kültürel sorumluların giderek artan baskısıyla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Öğretmen, ideolojik telkin faaliyetlerinin eğitim sürecine giderek daha fazla müdahale ettiğini, Husilerin eğitim kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdığı ve okul yönetimlerini talimatlarına uymaya zorladığı bir ortamda, öğretmenlerin tehdit veya cezalarla karşılaşma korkusuyla bu uygulamalara itiraz etmekten çekindiğini belirtti.

dcfhyjg
Husiler, Sana’daki okullara mezhepçi programlar ve savaşa seferberlik zorunluluğu getirdi. (X)

Öğretmen, öğrenim görmek ve geleceklerini inşa etmek için güvenli bir ortam sunması gereken okulların giderek artan müdahalelerle karşı karşıya kaldığını vurguladı. Öğrencileri okul sıralarından uzaklaştırarak eğitimle hiçbir ilgisi bulunmayan faaliyetlere katılmaya zorlamayı amaçlayan baskıların da giderek yoğunlaştığını ifade etti.

Husilerin bu girişimleri, örgütün kontrolündeki bölgelerde eğitim sisteminin kötüleşmeye devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. On binlerce öğretmen ve eğitim çalışanı yıllardır maaşlarını alamazken, uygulanan politikalar yaşam koşullarını daha da ağırlaştırdı ve okulların eğitim ve öğretim görevlerini yerine getirme kapasitesini zayıflattı.