Irak Başbakanı Kazımi: Yolsuzluk siyasi sınıfı tüketiyor. Yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacımız var

Irak Başbakanı Kazımi, kısa süre önce ülkesinde ulusal bir diyalog turu başlattı (AFP)
Irak Başbakanı Kazımi, kısa süre önce ülkesinde ulusal bir diyalog turu başlattı (AFP)
TT

Irak Başbakanı Kazımi: Yolsuzluk siyasi sınıfı tüketiyor. Yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacımız var

Irak Başbakanı Kazımi, kısa süre önce ülkesinde ulusal bir diyalog turu başlattı (AFP)
Irak Başbakanı Kazımi, kısa süre önce ülkesinde ulusal bir diyalog turu başlattı (AFP)

Fransa'da yayımlanan Le Figaro gazetesinin dünkü sayısında Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi’nin uzun bir röportajı yer aldı. Röportajda Kazımi'nin sözlerine damgasını vuran olağandışı dürüstlüğüydü. Röportajı okuyanların akıllarında şu soru kendisini güçlü bir şekilde ortaya koydu: Kazımi’nin bu dürüstlüğü Batılı bir medya kuruluşuna konuşuyor olmasından mı kaynaklanıyor, yoksa iki yılını başbakan olarak geçiren Kazımi, bu röportajla içerideki ve dışarıdaki bazı taraflara bir takım mesajlar mı göndermek istedi? Peki Kazımi, röportajla aradığını buldu mu? Bu sorunun cevabı, Kazımi’nin İran ile ilişkiler ya da Irak siyasi sınıfının performansına ilişkin değerlendirmesi gibi hassas ve bazen utanç verici sorulara verdiği yanıtlarda yatıyor. Başbakan Kazımi parmağını kanayan yaranın üzerine basarken demokrasiye zarar verdiğini düşündüğü yolsuzluğa bulaşan ve Irak devletinin çarklarına çomak sokan kişilere eleştiri oklarını yöneltmekten çekinmedi.
Bu samimi açıklamalar çerçevesinde Kazımi, başkent Bağdat ve Irak’ın diğer şehirlerinin tanık olduğu, geçtiğimiz Ağustos ayının sonlarında Sadr Hareketi’nin silahlı kolu Saraya es-Selam (Barış Tugayları) ile Sadr Hareketi’ne muhalif silahlı gruplar arasında çıkan çatışmalara atıfla Irak’ın bir iç savaşın eşiğinde olduğunu kabul etmekten de çekinmedi. Kazımi, kararlı bir şekilde sergilediği tutumun bu savaşın patlak vermesini engellediğini, çünkü tutumundan taviz vermeyi ve şu ya da bu gruba göre tutum sergilemeyi reddettiğini ve güvenlik güçlerinden göstericilere karşı ‘hiçbir koşulda’ gerçek mermi kullanmamalarını istediğini vurguladı. Askerlerin de ellerinin Iraklıların kanına bulaştırmamakta kararlı olmaları sayesinde iç savaş tehdidini savuşturmayı başardıklarını söyledi. Göstericilerin Yeşil Bölge'ye nasıl ulaştığına ve resmi kurumların yer aldığı bölgenin kontrolünü nasıl ele geçirdiğine değinen Kazımi, ‘durumun kontrolden çıktığını’ ve güvenlik güçlerinin ‘resmi kurumlara ait binalara müdahaleyi engelleyemediğini’ söyleyerek kendilerini savundu. Bazılarının devlet işlerinin yönetiminde diktatörlük zihniyetini yeniden üretme çabalarında olduğunu belirterek bunu eleştiren Irak Başbakanı, bu kişilerden kurtulmak ve Irak'ın 1958 yılından bu yana yaşadığı şiddet tarihine demokrasi kurallarına bağlı kalarak son vermek istediğini dile getirdi. Göstericilerin o sıradaki hedefleri sorulduğunda ise Kazımi, amaçlarının askeri darbe yapmak yahut şu ya da bu politikacıyı tutuklamak olduğu iddialarını reddetti.
‘Başarısız’ olan tüm politikacıları da eleştirmekten geri durmayan Kazımi, bu başarısızlığın birinci nedeninin, ‘yasalara saygı duymamaları ve sadece güce ve kontrole inanmaları’ olduğunu söyledi. Kazımi’ye göre siyasi sınıf ‘yozsuzluklarla ve siyasi ya da bireysel adam kayırmacılıklarla’ yönetiliyor. Irak, Mukteda es-Sadr ve Nuri el-Maliki arasındaki anlaşmazlığa esir düşmüş gibi görünse de Kazımi, Sadr ve Maliki arasındaki siyasi anlaşmazlığın ‘kişisel bir savaşa dönüştüğünü, çünkü ikisinin de demokrasinin değerlerine inanmadığını’ düşünüyor. Kazımi’ye göre bu durumdan ancak diyalogla ve yeni, erken seçimlere gidilerek çıkış sağlanabilir.
Bu yüzden onları birlikte aynı masaya oturmaya ve yeni seçimlerin önünü açacak bir mekanizma üzerinde anlaşmaya çağıran Başbakan, Sadr'ın bugüne kadar ısrarla sürdürdüğü siyasi diyalog çağrısına yanıt vermemesine rağmen özellikle son iki diyalog oturumunda ‘bir nebze ilerleme kaydedildiğini’ düşündüğü için Sadr’ın fikrini değiştireceğine yönelik umudunu kaybetmezken ek sonuçlar elde etmeyi hedefliyor. Sadr'ın milletvekillerinin istifasını talep ederek bir hata yaptığını düşünen Kazımi, bu düşüncesini de “Sadr’ın rakipleri, Meclis’teki boşluğu dolduracak başlıca güç olma yolunda ilerliyor” diyerek savundu.
Irak'ın bitmek bilmeyen çabası göz önüne alındığında Kazımi, ülkesinin acilen yeni bir toplumsal sözleşmeye ve toplumun isteklerine cevap veren anayasa değişikliklerine ihtiyacı olduğunu söylerken önerileri arasında güçlü bir merkezi otorite edinmek, Silahlı Kuvvetleri ülkenin zenginliklerini sömüren mezhepçilik yerine ulusal kimlik temelinde yeniden inşa etmek, yargı, eğitim ve sağlık sisteminde reform yapmak ve ‘tüm taraflara zarar veren’ yolsuzlukla mücadele etmek yer alıyor. Ancak Kazımi, ‘bu reformları partizan çıkarlara bir darbe olarak gören muhalif güçler’ nedeniyle karamsarlığını da ifade ediyor. Buna rağmen, reformların sürdürülmesi gerektiğine inanan Kazımi “Aksi takdirde Irak nüfusunun her yıl bir milyon artması ve her yıl 300 bin öğrencinin işgücü piyasasına girmesi dahil olmak üzere bazı büyük zorluklar nedeniyle felaketten kaçınamayacağız” diye uyardı.
İran ile ilişkiler dosyasına ve İran'ın Irak'ın iç işleri üzerindeki hegemonyasına değinen Kazımi, ülkesinin İran ile her iki tarafın da iç işlerine karışmama ilkesine saygı çerçevesinde ‘sürekli ve sağlam ilişkiler’ arayışı içerisinde olduğunu vurguladı. Dünya değiştiği için ülkeler arasındaki ilişkilerde ‘yeni bir dile’ ihtiyaç olduğuna inanan Kazımi, Tahran ile ilişkiler konusunda ne demek istediğini açıklamaktan ise kaçındı.
Kendisinin zayıf görülen bir başbakan olduğu iddialarını reddeden Kazımi, arkasında duran bir siyasi parti ya da meclis grubu olmamasına rağmen iki buçuk yıl içinde Irak'ı İran ve ABD arasındaki çatışmanın dışında tutmanın yanı sıra ‘son 50 yılın en şeffaf’ seçimlerini düzenlemeyi de başardığını vurguladı. Daha da önemlisi, Bağdat ‘tüm taraflarla dengeli bir ilişkiye’ ulaştı. Kazımi, savaşmaya başladığını doğruladığı yaygın yolsuzlukla ilgili olarak da sonuçlara ulaşmadaki yavaşlığın nedenini, çabalarını engellemeye çalışan ‘bazıları politikacılar arasına nüfuz eden mafyaların’ oynadığı rolden kaynaklandığını söyledi. Irak Başbakanı Kazımi son olarak başarılarından birinin, başbakanlık görevini üstlendiğinden beri güvenlik güçlerinin hiçbir protestocuyu öldürmemesi olduğunun da altını çizdi.
Kazımi’nin diplomatik başarıları arasında, Bağdat'ın Suudi Arabistan ile İran arasında bir köprü olma rolü ve iki ülkenin yetkilileri arasında üst düzey bir toplantının yapılmasını sağlayan çabaları yer alıyor. Yetkililer arasında bugüne kadar 5 müzakere turu gerçekleştirildi ve ‘ortak unsurlara sahip olduklarını fark eden ve bu ortak unsurlar tarafından güçlendirilen ilişkilerini yeniden inşa etme çabalarını başlatan’ iki taraf arasında bazı güven faktörleri kuruldu. Başbakan Kazımi, iki taraf arasındaki diplomatik ilişkilerin ‘çok yakın bir gelecekte’ yeniden kurulmasını umduğunu da dile getirdi.



Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
TT

Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin El-Tanf askeri üssünün kontrolünü ele geçirdiğini belirtti.

Bakanlık, “Suriye ve Amerika tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvenli hale getirdi ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı” ifadelerini kullandı. Bakanlık ayrıca şunları ekledi: “Bakanlığın sınır muhafız güçleri önümüzdeki günlerde görevlerini devralmaya ve bölgeye konuşlanmaya başlayacak.”

ABD'nin el-Tanf üssü, Suriye-Irak sınırı ile başkent Şam arasındaki yolu kesmek için Humus'un doğu kırsalında bulunan en önemli ABD üslerinden biridir.

Area 55 olarak bilinen Amerikan üssünün yakınında, Amerikan güçleri tarafından denetlenen ve finanse edilen Komandolar olarak bilinen Özgür Suriye Ordusu'na ait bir tesisin yanı sıra, Humus, Hama ve Şam kırsalından gelen mülteciler için Rukban kampı da bulunmaktadır.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre 8 Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin düşmesinden önce, üs birkaç kez insansız hava araçlarıyla saldırıya uğradı ve Irak'taki gruplar bu saldırıların sorumluluğunu üstlendi.


Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
TT

Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)

Filistin geçici anayasa taslağının ilk metni, Anayasa Hazırlık Komitesi tarafından yayımlanmasının ardından geniş çaplı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı. Bazı yorumcular taslağı olumlu karşılarken, bazıları çeşitli eleştiriler ve değişiklik önerileri dile getirdi.

Anayasa Hazırlık Komitesi, salı akşamı geçici taslağı çevrim içi bir platform üzerinden kamuoyunun erişimine açtı. Böylece vatandaşların metni incelemesi ve nihai şekli verilmeden önce görüş ve önerilerini sunması amaçlanıyor.

Komite, platformun devreye alınmasının, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın geçici anayasanın ilk taslağının yayımlanması ve 60 gün süreyle görüşlerin toplanması yönündeki kararı doğrultusunda gerçekleştiğini bildirdi.

Platformda, 13 bölüm ve 162 maddeden oluşan geçici anayasa taslağının tam metni yayımlandı. Taslak, maddelere giriş niteliğindeki bir önsözle başlıyor.

Mahmud Abbas, geçtiğimiz ağustos ayında ‘otoriteden devlete geçiş’ süreci için geçici bir anayasa hazırlanması amacıyla uzmanlar ve siyasetçilerden oluşan bir komite görevlendirmişti. Taslağın önsözünde, “Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve davasının adaletine dayanan, devredilemez ve sabit haklarından hareketle, halen işgal altında bulunan bir devlet için bu geçici anayasayı kaleme alıyoruz” ifadesine yer verildi.

Devlet başkanı ve yardımcısıyla ilgili maddeye olan ilgi

Devlet başkanı ve yardımcısına ilişkin maddeler, Filistin kamuoyunda özel bir ilgi uyandırdı ve geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Özellikle mevcut Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in görevde bulunması ve herhangi bir anda devlet başkanlığı görevini üstlenmesinin muhtemel görülmesi, söz konusu maddelerin siyasi önemini artırdı.

xsdvfe
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh (Arşiv – Fetih Hareketi internet sitesi)

Taslağın 74’üncü maddesi, “Devlet Başkanı’nın beş takvim yılı için, genel, gizli ve doğrudan oyla ve geçerli oyların salt çoğunluğuyla seçileceğini” hükme bağlıyor. Bu düzenleme, devlet başkanlığı süresinin 4 yıldan 5 yıla çıkarılması anlamına geliyor.

Madde ayrıca, bir kişinin devlet başkanlığı görevini birbirini izleyen ya da ayrı dönemler halinde en fazla iki tam dönem üstlenebileceğini öngörüyor.

Taslağın 79’uncu maddesi ise Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama, uygun gördüğü görevleri tevdi etme, görevden alma ve istifasını kabul etme yetkisi tanıyor. Bu hüküm, geçen yıl Mahmud Abbas’ın Hüseyin eş-Şeyh’i başkan yardımcısı olarak atamasıyla fiilen uygulanmıştı.

Ancak maddenin ikinci fıkrası tartışmalara yol açtı: “Devlet Başkanlığı makamının ölüm veya istifa nedeniyle boşalması halinde, görevi Meclis Başkanı devralır. Devlet Başkanı’nın ehliyetini kaybetmesi veya anayasal görevlerini yerine getirememesi durumunda ise makamın boşaldığı, Meclis üyelerinin salt çoğunluğunun talebi üzerine Anayasa Mahkemesi kararıyla ilan edilir ve Meclis Başkanı geçici olarak Devlet Başkanı’nın yetkilerini kullanır.”

sadcfgth
Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, yabancı ve Arap büyükelçilerle bir araya geldi. (Hüseyin eş-Şeyh’in ofisi)

Maddenin üçüncü fıkrası, Yasama Meclisi’nin mevcut olmaması halinde, Meclis Başkanı’nın yerine Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın vekâlet edeceğini hükme bağlıyor.

Dördüncü fıkraya göre ise her durumda yeni devlet başkanının, makamın boşalmasından itibaren en geç 90 gün içinde seçilmesi gerekiyor. Bu durumda başkanlık süresi, seçim sonuçlarının ilan edildiği tarihten itibaren başlıyor.

Taslağın kabul edilmesi halinde, Mahmud Abbas’ın daha önce yayımladığı ve seçimler yapılıncaya kadar başkan yardımcısının geçici olarak devlet başkanlığı görevini üstlenmesini öngören kararnameyi yürürlükten kaldırıp kaldırmayacağı ise netlik kazanmış değil.

Eski büyükelçi Adli Sadık, yeni anayasa taslağının mevcut düzenlemeler çerçevesinde, makamın boşalması durumunda görevin Meclis Başkanı’na veya Anayasa Mahkemesi Başkanı’na geçeceği varsayımıyla, Hüseyin eş-Şeyh’in başkan yardımcılığı sıfatından yararlanmasına imkân tanımadığını savundu.

Ancak konuya yakın kaynaklar, 161’inci maddenin, Filistin Devlet Başkanlığı makamının boşalmasına ilişkin anayasal hükümlerin, ancak Yasama Meclisi seçimlerinin yapılmasının ardından yürürlüğe gireceğini şart koştuğunu belirtti.

Aynı kaynaklar, bunun genel yasama ve başkanlık seçimlerinin yapılmasını gerektirdiğini vurgulayarak, “Her hâlükârda bir sonraki başkan seçimle gelmek zorunda. Eğer şu an bir boşalma olursa, başkan yardımcısı seçimler yapılıncaya kadar devleti yönetir” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar ayrıca, Hüseyin eş-Şeyh’in de devlet başkanının yalnızca sandık yoluyla belirlenmesi gerektiğini savunduğunu ifade etti.

Öte yandan el-Ezher Üniversitesi öğretim üyesi Mervan el-Ağa, taslağın 11’inci maddesini eleştirdi. Söz konusu madde, “Filistin Devleti’nin kurulması, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi sıfatını ortadan kaldırmaz” hükmünü içeriyor. El-Ağa, anayasa, kurumlar ve hukuki egemenliğe sahip bir devletin kurulmasının, temsil konusundaki ikili yapıyı fiilen sona erdirmesi gerektiğini savundu.

El-Ağa, Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama yetkisi tanıyan 79’uncu maddeye ilişkin önerilen düzenlemeyi de reddetti. El-Ağa, “Seçilmemiş bir kişiye olası başkanlık yetkilerinin devredilmesi, yerleşik demokratik ilkelerle çelişir” değerlendirmesinde bulundu. El-Ağa, esas olanın devlet başkanı ile yardımcısının birlikte ve genel seçim yoluyla belirlenmesi olduğunu vurguladı.

Ek eleştiriler

Geçici anayasa taslağı, Filistin’i ‘Arap ve Müslüman bir devlet; çoğulculuk, ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik esaslarına dayanan cumhuriyetçi bir sistem’ olarak tanımlıyor.

Filistinli hukuk uzmanı Ahmed el-Eşkar ise taslağın ‘gerçekten mükemmel’ olduğunu belirtti. Ancak Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda, metinde ‘bazı basit biçimsel ve yapısal notlar ile anayasal düzenleme açısından eksiklikler’ bulunduğunu ifade etti.

vdfvfd
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Merkez Konseyi’nin 32. oturumundan, 23 Nisan 2025, Ramallah (EPA)

Filistin Ulusal Girişim Hareketi yöneticilerinden Gassan Cabir, taslağın 155’inci maddesini sert şekilde eleştirdi. Cabir, söz konusu maddenin ‘halkın iradesi açısından tehlike oluşturduğunu’ savunarak, Devlet Başkanı’na veya Meclis üyelerinin üçte birine anayasanın bir ya da daha fazla maddesinde değişiklik talep etme yetkisi tanıdığını belirtti.

Öte yandan avukatlar, hukukçular ve avukatlık ile yargı bağımsızlığı alanında faaliyet gösteren merkezler, geçici anayasa taslağının yargı erkini düzenleyen altıncı bölümüne (120-139. maddeler) ilişkin farklı düzeylerde olumlu ve eleştirel değerlendirmeler sundu.

Mahmud Abbas’ın iki ay içinde, iletilen görüş ve önerilerin değerlendirilmesine ilişkin ayrıntılı bir rapor alması bekleniyor. Bu rapor doğrultusunda anayasa taslağının nihai metni hazırlanacak ve ardından halkoyuna sunulacak.


BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
TT

BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, çarşamba günü yayımlanan ve DEAŞ militanlarının oluşturduğu tehditleri ele alan raporda, Suriye Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı’nın geçen yıl beş ayrı suikast girişiminde bulundu.

Şarku’l Avsat’ın BM Terörle Mücadele Ofisi’nin hazırladığı ve Genel Sekreter António Guterres’in imzasıyla yayımlanan raporundan aktardığı bilgilere göre Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Halep’in kuzeyi ile Dera’nın güneyinde, DEAŞ adına faaliyet yürüttüğü değerlendirilen bir paravan yapı tarafından hedef alındı.

Raporda, el-Şara’ya yönelik girişimlerin yanı sıra Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’ye yönelik suikast planlarının tarih ve ayrıntılarına yer verilmedi.

Suikast girişimlerinin, örgütün yeni Suriye yönetimini zayıflatma niyetinin ve ülkedeki güvenlik boşlukları ile belirsizlik ortamını aktif biçimde istismar ettiğinin göstergesi olduğu kaydedildi.

Raporda, el-Şara’nın DEAŞ tarafından birincil hedef olarak değerlendirildiği belirtilirken, söz konusu paravan yapının örgüte inkâr edilebilirlik imkânı sağladığı ve operasyonel kapasitesini artırdığı ifade edildi.

El-Şara, Aralık 2024’te muhalif güçlerin uzun süreli Devlet Başkanı Beşşar Esed’i devirmesinin ardından, 14 yıl süren iç savaşın sona ermesiyle birlikte Suriye’nin liderliğini üstlenmişti.

Kasım ayında hükümeti, bir dönem Suriye topraklarının geniş bir bölümünü kontrol eden DEAŞ’a karşı oluşturulan uluslararası koalisyona katıldı.

BM terörle mücadele uzmanları, örgütün ülke genelinde faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü, özellikle kuzey ve kuzeydoğuda güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenlediğini belirtti.

13 Aralık’ta Palmira yakınlarında ABD ve Suriye güçlerine yönelik bir pusu saldırısında iki ABD askeri ile bir Amerikan sivil hayatını kaybetti; üç Amerikalı ve üç Suriyeli güvenlik görevlisi yaralandı. ABD Başkanı Donald Trump, DEAŞ unsurlarını etkisiz hale getirmeyi amaçlayan askeri operasyonlar başlatarak saldırıya karşılık verdi.

BM terörle mücadele uzmanlarına göre DEAŞ’ın Irak ve Suriye genelinde çoğunluğu Suriye’de konuşlu olmak üzere yaklaşık 3 bin unusuru bulunuyor.

ABD ordusu, ocak ayı sonunda, kuzeydoğu Suriye’de tutulan DEAŞ mensuplarını güvenli tesislerde kalmalarını sağlamak amacıyla Irak’a nakletmeye başladı. Irak yönetimi, söz konusu militanları yargılayacağını açıkladı.

Suriye hükümet güçleri ise Kürt güçlerle varılan ateşkes kapsamında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından, binlerce DEAŞ tutuklusunun barındığı geniş bir kampın kontrolünü devraldı.

Çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda, ateşkes anlaşmasından önce, aralık ayı itibarıyla ülkenin kuzeydoğusundaki Hol ve Roj kamplarında 25 bin 740’tan fazla kişinin bulunduğu, bunların yüzde 60’ından fazlasını çocukların oluşturduğu; diğer gözaltı merkezlerinde ise binlerce kişinin daha tutulduğu belirtildi.