Irak Başbakanı Kazımi: Yolsuzluk siyasi sınıfı tüketiyor. Yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacımız var

Irak Başbakanı Kazımi, kısa süre önce ülkesinde ulusal bir diyalog turu başlattı (AFP)
Irak Başbakanı Kazımi, kısa süre önce ülkesinde ulusal bir diyalog turu başlattı (AFP)
TT

Irak Başbakanı Kazımi: Yolsuzluk siyasi sınıfı tüketiyor. Yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacımız var

Irak Başbakanı Kazımi, kısa süre önce ülkesinde ulusal bir diyalog turu başlattı (AFP)
Irak Başbakanı Kazımi, kısa süre önce ülkesinde ulusal bir diyalog turu başlattı (AFP)

Fransa'da yayımlanan Le Figaro gazetesinin dünkü sayısında Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi’nin uzun bir röportajı yer aldı. Röportajda Kazımi'nin sözlerine damgasını vuran olağandışı dürüstlüğüydü. Röportajı okuyanların akıllarında şu soru kendisini güçlü bir şekilde ortaya koydu: Kazımi’nin bu dürüstlüğü Batılı bir medya kuruluşuna konuşuyor olmasından mı kaynaklanıyor, yoksa iki yılını başbakan olarak geçiren Kazımi, bu röportajla içerideki ve dışarıdaki bazı taraflara bir takım mesajlar mı göndermek istedi? Peki Kazımi, röportajla aradığını buldu mu? Bu sorunun cevabı, Kazımi’nin İran ile ilişkiler ya da Irak siyasi sınıfının performansına ilişkin değerlendirmesi gibi hassas ve bazen utanç verici sorulara verdiği yanıtlarda yatıyor. Başbakan Kazımi parmağını kanayan yaranın üzerine basarken demokrasiye zarar verdiğini düşündüğü yolsuzluğa bulaşan ve Irak devletinin çarklarına çomak sokan kişilere eleştiri oklarını yöneltmekten çekinmedi.
Bu samimi açıklamalar çerçevesinde Kazımi, başkent Bağdat ve Irak’ın diğer şehirlerinin tanık olduğu, geçtiğimiz Ağustos ayının sonlarında Sadr Hareketi’nin silahlı kolu Saraya es-Selam (Barış Tugayları) ile Sadr Hareketi’ne muhalif silahlı gruplar arasında çıkan çatışmalara atıfla Irak’ın bir iç savaşın eşiğinde olduğunu kabul etmekten de çekinmedi. Kazımi, kararlı bir şekilde sergilediği tutumun bu savaşın patlak vermesini engellediğini, çünkü tutumundan taviz vermeyi ve şu ya da bu gruba göre tutum sergilemeyi reddettiğini ve güvenlik güçlerinden göstericilere karşı ‘hiçbir koşulda’ gerçek mermi kullanmamalarını istediğini vurguladı. Askerlerin de ellerinin Iraklıların kanına bulaştırmamakta kararlı olmaları sayesinde iç savaş tehdidini savuşturmayı başardıklarını söyledi. Göstericilerin Yeşil Bölge'ye nasıl ulaştığına ve resmi kurumların yer aldığı bölgenin kontrolünü nasıl ele geçirdiğine değinen Kazımi, ‘durumun kontrolden çıktığını’ ve güvenlik güçlerinin ‘resmi kurumlara ait binalara müdahaleyi engelleyemediğini’ söyleyerek kendilerini savundu. Bazılarının devlet işlerinin yönetiminde diktatörlük zihniyetini yeniden üretme çabalarında olduğunu belirterek bunu eleştiren Irak Başbakanı, bu kişilerden kurtulmak ve Irak'ın 1958 yılından bu yana yaşadığı şiddet tarihine demokrasi kurallarına bağlı kalarak son vermek istediğini dile getirdi. Göstericilerin o sıradaki hedefleri sorulduğunda ise Kazımi, amaçlarının askeri darbe yapmak yahut şu ya da bu politikacıyı tutuklamak olduğu iddialarını reddetti.
‘Başarısız’ olan tüm politikacıları da eleştirmekten geri durmayan Kazımi, bu başarısızlığın birinci nedeninin, ‘yasalara saygı duymamaları ve sadece güce ve kontrole inanmaları’ olduğunu söyledi. Kazımi’ye göre siyasi sınıf ‘yozsuzluklarla ve siyasi ya da bireysel adam kayırmacılıklarla’ yönetiliyor. Irak, Mukteda es-Sadr ve Nuri el-Maliki arasındaki anlaşmazlığa esir düşmüş gibi görünse de Kazımi, Sadr ve Maliki arasındaki siyasi anlaşmazlığın ‘kişisel bir savaşa dönüştüğünü, çünkü ikisinin de demokrasinin değerlerine inanmadığını’ düşünüyor. Kazımi’ye göre bu durumdan ancak diyalogla ve yeni, erken seçimlere gidilerek çıkış sağlanabilir.
Bu yüzden onları birlikte aynı masaya oturmaya ve yeni seçimlerin önünü açacak bir mekanizma üzerinde anlaşmaya çağıran Başbakan, Sadr'ın bugüne kadar ısrarla sürdürdüğü siyasi diyalog çağrısına yanıt vermemesine rağmen özellikle son iki diyalog oturumunda ‘bir nebze ilerleme kaydedildiğini’ düşündüğü için Sadr’ın fikrini değiştireceğine yönelik umudunu kaybetmezken ek sonuçlar elde etmeyi hedefliyor. Sadr'ın milletvekillerinin istifasını talep ederek bir hata yaptığını düşünen Kazımi, bu düşüncesini de “Sadr’ın rakipleri, Meclis’teki boşluğu dolduracak başlıca güç olma yolunda ilerliyor” diyerek savundu.
Irak'ın bitmek bilmeyen çabası göz önüne alındığında Kazımi, ülkesinin acilen yeni bir toplumsal sözleşmeye ve toplumun isteklerine cevap veren anayasa değişikliklerine ihtiyacı olduğunu söylerken önerileri arasında güçlü bir merkezi otorite edinmek, Silahlı Kuvvetleri ülkenin zenginliklerini sömüren mezhepçilik yerine ulusal kimlik temelinde yeniden inşa etmek, yargı, eğitim ve sağlık sisteminde reform yapmak ve ‘tüm taraflara zarar veren’ yolsuzlukla mücadele etmek yer alıyor. Ancak Kazımi, ‘bu reformları partizan çıkarlara bir darbe olarak gören muhalif güçler’ nedeniyle karamsarlığını da ifade ediyor. Buna rağmen, reformların sürdürülmesi gerektiğine inanan Kazımi “Aksi takdirde Irak nüfusunun her yıl bir milyon artması ve her yıl 300 bin öğrencinin işgücü piyasasına girmesi dahil olmak üzere bazı büyük zorluklar nedeniyle felaketten kaçınamayacağız” diye uyardı.
İran ile ilişkiler dosyasına ve İran'ın Irak'ın iç işleri üzerindeki hegemonyasına değinen Kazımi, ülkesinin İran ile her iki tarafın da iç işlerine karışmama ilkesine saygı çerçevesinde ‘sürekli ve sağlam ilişkiler’ arayışı içerisinde olduğunu vurguladı. Dünya değiştiği için ülkeler arasındaki ilişkilerde ‘yeni bir dile’ ihtiyaç olduğuna inanan Kazımi, Tahran ile ilişkiler konusunda ne demek istediğini açıklamaktan ise kaçındı.
Kendisinin zayıf görülen bir başbakan olduğu iddialarını reddeden Kazımi, arkasında duran bir siyasi parti ya da meclis grubu olmamasına rağmen iki buçuk yıl içinde Irak'ı İran ve ABD arasındaki çatışmanın dışında tutmanın yanı sıra ‘son 50 yılın en şeffaf’ seçimlerini düzenlemeyi de başardığını vurguladı. Daha da önemlisi, Bağdat ‘tüm taraflarla dengeli bir ilişkiye’ ulaştı. Kazımi, savaşmaya başladığını doğruladığı yaygın yolsuzlukla ilgili olarak da sonuçlara ulaşmadaki yavaşlığın nedenini, çabalarını engellemeye çalışan ‘bazıları politikacılar arasına nüfuz eden mafyaların’ oynadığı rolden kaynaklandığını söyledi. Irak Başbakanı Kazımi son olarak başarılarından birinin, başbakanlık görevini üstlendiğinden beri güvenlik güçlerinin hiçbir protestocuyu öldürmemesi olduğunun da altını çizdi.
Kazımi’nin diplomatik başarıları arasında, Bağdat'ın Suudi Arabistan ile İran arasında bir köprü olma rolü ve iki ülkenin yetkilileri arasında üst düzey bir toplantının yapılmasını sağlayan çabaları yer alıyor. Yetkililer arasında bugüne kadar 5 müzakere turu gerçekleştirildi ve ‘ortak unsurlara sahip olduklarını fark eden ve bu ortak unsurlar tarafından güçlendirilen ilişkilerini yeniden inşa etme çabalarını başlatan’ iki taraf arasında bazı güven faktörleri kuruldu. Başbakan Kazımi, iki taraf arasındaki diplomatik ilişkilerin ‘çok yakın bir gelecekte’ yeniden kurulmasını umduğunu da dile getirdi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.