İstihbarat servislerinin yeni savaşı: Gizli bilgileri afişe etme

Ukrayna 2014'ten sonra, üst düzey yetkililerinin öldürülmesiyle başlayan şiddetli bir gizli çatışmanın merkez üssü haline geldi.

Bilgisayar korsanlarına göre siber savaşlar ve sanal casusluk faaliyetleri göz önüne alındığında klasik casusluk geçmişte kalmış durumda. (AFP)
Bilgisayar korsanlarına göre siber savaşlar ve sanal casusluk faaliyetleri göz önüne alındığında klasik casusluk geçmişte kalmış durumda. (AFP)
TT

İstihbarat servislerinin yeni savaşı: Gizli bilgileri afişe etme

Bilgisayar korsanlarına göre siber savaşlar ve sanal casusluk faaliyetleri göz önüne alındığında klasik casusluk geçmişte kalmış durumda. (AFP)
Bilgisayar korsanlarına göre siber savaşlar ve sanal casusluk faaliyetleri göz önüne alındığında klasik casusluk geçmişte kalmış durumda. (AFP)

Fidel Spiti
Son James Bond filmi ‘Ölmek İçin Zaman Yok (No Time To Die)’, İngiltere'de vizyona girdiği ilk gün 5 milyon sterlin hasılat elde etti. Film, James Bond külliyatının 25’inci filmi olarak karşımıza çıktı. 1962'de vizyona giren seri, izleyicilerin her yıl birçok nedenden dolayı yeni versiyonunun yayınlanması için hevesle beklediği en ünlü ajan filmleri serilerinden biri haline geldi. Bu nedenlerin başında, genelde yeryüzüne ölüm ve kaos getirmek isteyen bir grup kötü insana karşı dünyayı kurtarmak amacıyla dünyanın dört bir yanındaki operasyonlarında ‘Ajan 007’ye yardımcı olacak son model icatları, makineleri ve garip silahları ile beyaz perdenin hayal gücünün ulaşabileceği son noktayı görmek isteyen izleyicilerin merakı geliyor.

Klasik casuslar rol kaybetmedi
Bond filmlerinin hayal dünyasının Gizli İstihbarat Servisi (SIS) olarak bilinen İngiliz istihbarat servisi MI6'nın ajanlarının gerçek dünyasıyla hiçbir alakası yok. Zira Londra'daki meşhur gizli ajan kovalamaca sahnesinin gerçekleşmesi, şehrin yarısının yok olmasına ve yoldan geçenlerin yarısının kovalamacanın kurbanı olmasına yol açacaktır. İstihbaratçılara gelirsek; onlar artık eski dinleme aletlerini taşımıyorlar ya da cihazlarını ayakkabılarında veya kıyafetlerinde gizlemiyorlar. Bu tür casuslar artık sınırlı görevler yürütüyor. Çünkü elektronik dünyada artık casusluk, cep telefonundan iz sürmenin yanı sıra ne kadar saklanmaya çalışırsa çalışsın aranan herhangi bir kişiyi tespit eden ve göz ile yüz kodlarını okuyan dört bir köşedeki kameralar ya da uydular aracılığıyla herhangi bir yerde herhangi bir vatandaşı kontrol etme konusunda çok ileri aşamalara geçti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre  bilgisayar korsanları, tek bir düğmeye basarak bir ülkeye füzelerle yapılan uzun bir savaştan daha fazla zarar veren siber savaşlar ve geniş çaplı elektronik casusluk faaliyetleri göz önüne alındığında, klasik casusluk rolünün geçmişte kaldığı görüşündeler. Siber savaşlar artık gizli veya tehlikeli silah programlarına sızma girişimi üzerinden dönüyor. Uluslararası toplum artık, nükleer veya biyolojik silahların terörist çetelerin veya her türlü aşırılık yanlısı grubun eline geçme tehlikesinin farkında.
BBC'nin güvenlik muhabiri klasik casus rolünün kaybolduğuna ilişkin iddiaya şöyle yanıt veriyor:
“2015'teki son Bond filmi Spectre'dan bu yana gerçek istihbarat dünyasında pek çok olay yaşandı. DEAŞ, Suriye ve Irak'ta ortaya çıktı ve ardından kayboldu. İstihbarat görevlileri ve ajanlar bu noktada kilit oyunculardı. Arap Baharı ayaklanmaları sırasında yapılan casusluk operasyonları ve İsrail dış istihbarat servisi Mossad'ın İran içinde yürüttüğü ve uranyum zenginleştirme projesi üzerinde çalışan İranlı bilim insanlarını hedef alan istihbarat operasyonları var. Bu insanlara evlerinde ve arabalarında suikastlar düzenlendi. Bunun dışında İran’ın nükleer bomba üretimine dair bilgilerin bulunduğu arşivin tümü İran’dan İsrail’e getirme operasyonu yapıldı. Bir de El Kaide lideri Usame bin Ladin'in ve yerine geçen Eymen ez-Zevahiri'nin kısa süre önce öldürülmesi ile sonuçlanan iki casusluk operasyonu gerçekleşti. Saha ajanları ve elektronik casuslar, hedefleri yakından takip ederek yerlerini belirleyerek bu iki operasyona katkı sağladılar. Bir yandan Çin ile ABD arasındaki, diğer yandan özellikle Ukrayna topraklarındaki savaştan önce ve savaş sırasında Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ile Rusya arasındaki meşhur casusluk savaşı ne ilk ne de son. Daha önce de KGB ekibi, eski KGB ajanı Sergey Skripal'e suikast düzenlemek için 2018'de İngiltere'nin Salisbury kentine kolayca gitmişti.”

Düşmanın planlarını suya düşürmek için istihbarat sırlarını açığa çıkarmak
Ukrayna savaşı öncesi ve sonrası istihbarat bilgilerinin analiz edilmesi, istihbarat dünyasında ‘aile içi mesele’ olarak tanımlanan bir çalışma kapsamında ABD ve İngiltere arasında ortak yürütülen bir çalışmaydı. Bir İngiliz yetkili, savaştan önceki Rus askeri hareketleri hakkındaki istihbarata rağmen ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü William Burns’un Washington'un Rusya’nın niyetini bildiğine dair uyarıda bulunmak için Moskova'ya gittiği 2021 Kasım ayının başlarına kadar ‘savaşın çıkacağından emin oldukları bir an’ olmadığını söyledi. 21’inci yüzyılda Avrupa'da büyük bir kara savaşının çıkmasının pek olası olmamasından dolayı İngiliz istihbaratının bilgileri bazı çevrelerde çok itibar görmedi. Bu yüzden istihbarat çalışmalarının gelecek aşamasında yeni bir çalışma metodu izlenmesine karar verildi: Kamuoyuna bazı gizli istihbarat belgelerini sızdırma.
Bu doğrultuda İngiltere tarafından yayınlanan gizli bir raporda Rusya'nın Kiev'de kendisine bağlı bir hükümetin parçası olacak bazı kişileri görevlendirme planlarının ayrıntılarına yer verildi. Washington, Moskova'nın savaş için bahaneler sunma planlarını ya da bazı insanların Ukraynalılar tarafından öldürüldüğünü iddia ederek cesetlerinin görüntülerini paylaşmayı içeren ‘sahte bayrak’ operasyonlarını afişe etti.
Bilgilerin yayınlanmasının ardından Batı istihbarat departmanları, bunun Moskova'nın işgali kendi halkı ve diğer ülkeler karşısında ‘bir savunma adımı’ olarak haklı gösterme ihtimalinin önünü kestiğini açıkladı.
Eski İngiliz Dışişleri Bakanı William Hague, Times gazetesi için kaleme aldığı yazıda şu ifadelere yer verdi:
“Rusya'nın eylemleri ve niyetleri hakkındaki gerçeği ortaya çıkarmak, iyi istihbaratın Ukrayna savaşında güçlü bir silah olduğunu kanıtlıyor. İstihbarat, başka bir ülkeyi yaklaşan bir saldırı konusunda uyarmak için kullanıldığında, buna inanmayı reddetmeleri yaygın görülen bir şey. Bunun klasik örneği, Stalin'in Londra'dan gelen çok sayıda kanıta ve tekrarlanan uyarılara rağmen Hitler'in 1941'de Rusya'yı işgal etmeyi planladığını kabul etmeyi ısrarla reddetmesidir. Gizli bilgilerin yayınlanması, Ukrayna savaşında önceki savaşlardan daha önemli bir rol oynuyor. Örneğin, Putin'i kimyasal silah kullanmaktan vazgeçirmek için dünya bunu yapma olasılığı konusunda önceden uyarıldı. Ancak ilk bilgi, düşmanın hareketlerini ve adımlarını izleyen gizli bir kaynaktan gelir.”

İstihbaratlar zorbaları ehlileştirebilir
Batılı istihbarat teşkilatları, 2014'ten bu yana suç faaliyetlerine karışan Rus casuslarını, özellikle de Rusya'nın Askeri İstihbarat Servisi GRU bünyesinde faaliyet gösteren Birim-29155’i tespit etmeye çalışıyor. Sabotaj ve suikast eylemlerinden sorumlu olan bu birim, Ekim 2014'te Çekya ormanlarından birindeki bir mühimmat deposunu yok eden büyük bir patlamanın arkasındaydı. Üzerinden yedi yıl geçtikten sonra olayın aslında Rusya-Ukrayna'ya savaşının altyapısının hazırlamasının da bir parçası olduğu anlaşıldı.
Bu birim, 2018'de İngiltere'nin güneyindeki Salisbury'de de zehirleme operasyonları gerçekleştirdi. Aynı birim Bulgaristan'da bir silah satıcısını zehirlemeye çalıştı. Bu birimin üyeleri, 2014 yılında Ukrayna'dan Rus yanlısı liderlerin çıkarılmasına yardımcı oldu. Batı istihbaratı halen birimi yakından takip etmeye çalışıyor.
Bununla birlikte her bir casusu ayrı ayrı izlemek ve takip etmek çok külfetli bir iş. Ancak Rusya'daki Batılı casuslar uzun süredir 24 saat gözlemlenirken Batı başkentlerindeki Rus casuslar yakın bir şekilde takip edilmiyor. ABD’li bir istihbarat yetkilisinin şu ifadesi durumu özetliyor:
“Sayıları ne kadar çok olursa tam olarak ne yapmak istediklerini öğrenmek de o kadar zorlaşıyor.”
ABD’li casus avcıları da yaptıkları açıklamada “Ruslar, onların varlığına ses çıkarmadığımız için bizimle dalga geçiyor” açıklamasında bulundular. Bu eleştirilere rağmen bazı Avrupa ülkeleri, Kıta genelinde Rus istihbaratının gücünü kırmak için birtakım önlemler aldı. Berlin, Ukrayna'daki savaşın başlangıcından bu yana casusluk yapmakla suçlanan 40 Rus'u sınır dışı etti. Eskiden Almanya'nın operasyonlar için ‘uçak gemisi’ görevi gören yaklaşık 100 Rus istihbarat yetkilisini barındırdığı söyleniyor.
Diğer yandan İngiltere’de Salisbury'deki zehirlenme olayının ardından casuslar sınır dışı edildi. Sadece resmi iletişim için irtibatı sağlayan kimlikleri açık görevliler bırakıldı. ABD’de sınır dışı etme işlemleri, Federal Soruşturma Bürosu (FBI) tarafından toplanan istihbarat bilgilere, bireysel soruşturmalara dayanıyor. Rusya bu hamlelere aynı şekilde karşılık verdi. Aralarında 40 Alman diplomatın da bulunduğu Batılı diplomatları sınır dışı etti. Ancak bu sayı, başkentindeki diplomatik kadronun yaklaşık üçte birini oluşturuyor.
Ukrayna, 2014'ten sonra üst düzey yetkililerinin öldürülmesiyle başlayan şiddetli bir gizli çatışmanın merkez üssü haline geldi.

Cibuti'de istihbarat birimleri yan yana
Cibuti, Afrika'daki en büyük ABD askeri üssüne, Çin'in ilk dış askeri üssüne ve İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ilk Japon askeri üssüne ev sahipliği yapıyor.
İngiliz gazetesi The Telegraph muhabiri Will Brown, “Inside the new Berlin: China and America's awkward dance over cheese and wine in Djibouti's nest of spies” (Yeni Berlin'in içinde: Çin ve ABD’nin casuslar yuvası Cibuti’de peynir ve şarap üzerindeki garip dansı) başlıklı yazısında şu ifadeleri kullandı:
“20’inci yüzyılın başlarında Oslo, 40'larda Kazablanka ve 50'lerde Berlin'di. Bugün ise dünyanın casusluk başkentinin, az bilinen Afrika ülkesi Cibuti olduğunu söyleyebiliriz (...)Nüfusu 1 milyondan az olan bu ülke son 10 yılda, yeni dünya düzeninin küçük bir evreni haline geldi. Eski Batılı güçlerin Çin'in yükselen gücüne karşı nüfuz için yarıştığı bir pist ve casus yuvasına dönüştü.”
Brown yabancı bir diplomatın “Herkes ne yaptığınızı biliyor. Hiçbir şeyin özel olarak kalmamasına alışmak zorundasınız. Burada herkes komplo kuruyor. Bu ulusal bir eğlence” dediğini aktardı ve sözlerni şöyle sürdürdü:
“Batılı yetkililer, Çin'in çok gizli tesisinin patlamalara dayanıklı beton duvarlarının arkasında 10 bin Çinli asker olabileceğini tahmin ediyor. Ancak dışarıdan gelenler için dikenli tel ve gözetleme kulelerinden oluşan yapı gizemli bir şekilde ıssız görünüyor. İçeriden biri çıkacakmış gibi görünmüyor (...) 2018'de ABD uçakları tesise çok yaklaştığında, Çinliler ABD pilotlarının görüşünü engellemek için askeri sınıf lazerler kullanmışlardı.”



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.