İstihbarat servislerinin yeni savaşı: Gizli bilgileri afişe etme

Ukrayna 2014'ten sonra, üst düzey yetkililerinin öldürülmesiyle başlayan şiddetli bir gizli çatışmanın merkez üssü haline geldi.

Bilgisayar korsanlarına göre siber savaşlar ve sanal casusluk faaliyetleri göz önüne alındığında klasik casusluk geçmişte kalmış durumda. (AFP)
Bilgisayar korsanlarına göre siber savaşlar ve sanal casusluk faaliyetleri göz önüne alındığında klasik casusluk geçmişte kalmış durumda. (AFP)
TT

İstihbarat servislerinin yeni savaşı: Gizli bilgileri afişe etme

Bilgisayar korsanlarına göre siber savaşlar ve sanal casusluk faaliyetleri göz önüne alındığında klasik casusluk geçmişte kalmış durumda. (AFP)
Bilgisayar korsanlarına göre siber savaşlar ve sanal casusluk faaliyetleri göz önüne alındığında klasik casusluk geçmişte kalmış durumda. (AFP)

Fidel Spiti
Son James Bond filmi ‘Ölmek İçin Zaman Yok (No Time To Die)’, İngiltere'de vizyona girdiği ilk gün 5 milyon sterlin hasılat elde etti. Film, James Bond külliyatının 25’inci filmi olarak karşımıza çıktı. 1962'de vizyona giren seri, izleyicilerin her yıl birçok nedenden dolayı yeni versiyonunun yayınlanması için hevesle beklediği en ünlü ajan filmleri serilerinden biri haline geldi. Bu nedenlerin başında, genelde yeryüzüne ölüm ve kaos getirmek isteyen bir grup kötü insana karşı dünyayı kurtarmak amacıyla dünyanın dört bir yanındaki operasyonlarında ‘Ajan 007’ye yardımcı olacak son model icatları, makineleri ve garip silahları ile beyaz perdenin hayal gücünün ulaşabileceği son noktayı görmek isteyen izleyicilerin merakı geliyor.

Klasik casuslar rol kaybetmedi
Bond filmlerinin hayal dünyasının Gizli İstihbarat Servisi (SIS) olarak bilinen İngiliz istihbarat servisi MI6'nın ajanlarının gerçek dünyasıyla hiçbir alakası yok. Zira Londra'daki meşhur gizli ajan kovalamaca sahnesinin gerçekleşmesi, şehrin yarısının yok olmasına ve yoldan geçenlerin yarısının kovalamacanın kurbanı olmasına yol açacaktır. İstihbaratçılara gelirsek; onlar artık eski dinleme aletlerini taşımıyorlar ya da cihazlarını ayakkabılarında veya kıyafetlerinde gizlemiyorlar. Bu tür casuslar artık sınırlı görevler yürütüyor. Çünkü elektronik dünyada artık casusluk, cep telefonundan iz sürmenin yanı sıra ne kadar saklanmaya çalışırsa çalışsın aranan herhangi bir kişiyi tespit eden ve göz ile yüz kodlarını okuyan dört bir köşedeki kameralar ya da uydular aracılığıyla herhangi bir yerde herhangi bir vatandaşı kontrol etme konusunda çok ileri aşamalara geçti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre  bilgisayar korsanları, tek bir düğmeye basarak bir ülkeye füzelerle yapılan uzun bir savaştan daha fazla zarar veren siber savaşlar ve geniş çaplı elektronik casusluk faaliyetleri göz önüne alındığında, klasik casusluk rolünün geçmişte kaldığı görüşündeler. Siber savaşlar artık gizli veya tehlikeli silah programlarına sızma girişimi üzerinden dönüyor. Uluslararası toplum artık, nükleer veya biyolojik silahların terörist çetelerin veya her türlü aşırılık yanlısı grubun eline geçme tehlikesinin farkında.
BBC'nin güvenlik muhabiri klasik casus rolünün kaybolduğuna ilişkin iddiaya şöyle yanıt veriyor:
“2015'teki son Bond filmi Spectre'dan bu yana gerçek istihbarat dünyasında pek çok olay yaşandı. DEAŞ, Suriye ve Irak'ta ortaya çıktı ve ardından kayboldu. İstihbarat görevlileri ve ajanlar bu noktada kilit oyunculardı. Arap Baharı ayaklanmaları sırasında yapılan casusluk operasyonları ve İsrail dış istihbarat servisi Mossad'ın İran içinde yürüttüğü ve uranyum zenginleştirme projesi üzerinde çalışan İranlı bilim insanlarını hedef alan istihbarat operasyonları var. Bu insanlara evlerinde ve arabalarında suikastlar düzenlendi. Bunun dışında İran’ın nükleer bomba üretimine dair bilgilerin bulunduğu arşivin tümü İran’dan İsrail’e getirme operasyonu yapıldı. Bir de El Kaide lideri Usame bin Ladin'in ve yerine geçen Eymen ez-Zevahiri'nin kısa süre önce öldürülmesi ile sonuçlanan iki casusluk operasyonu gerçekleşti. Saha ajanları ve elektronik casuslar, hedefleri yakından takip ederek yerlerini belirleyerek bu iki operasyona katkı sağladılar. Bir yandan Çin ile ABD arasındaki, diğer yandan özellikle Ukrayna topraklarındaki savaştan önce ve savaş sırasında Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ile Rusya arasındaki meşhur casusluk savaşı ne ilk ne de son. Daha önce de KGB ekibi, eski KGB ajanı Sergey Skripal'e suikast düzenlemek için 2018'de İngiltere'nin Salisbury kentine kolayca gitmişti.”

Düşmanın planlarını suya düşürmek için istihbarat sırlarını açığa çıkarmak
Ukrayna savaşı öncesi ve sonrası istihbarat bilgilerinin analiz edilmesi, istihbarat dünyasında ‘aile içi mesele’ olarak tanımlanan bir çalışma kapsamında ABD ve İngiltere arasında ortak yürütülen bir çalışmaydı. Bir İngiliz yetkili, savaştan önceki Rus askeri hareketleri hakkındaki istihbarata rağmen ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü William Burns’un Washington'un Rusya’nın niyetini bildiğine dair uyarıda bulunmak için Moskova'ya gittiği 2021 Kasım ayının başlarına kadar ‘savaşın çıkacağından emin oldukları bir an’ olmadığını söyledi. 21’inci yüzyılda Avrupa'da büyük bir kara savaşının çıkmasının pek olası olmamasından dolayı İngiliz istihbaratının bilgileri bazı çevrelerde çok itibar görmedi. Bu yüzden istihbarat çalışmalarının gelecek aşamasında yeni bir çalışma metodu izlenmesine karar verildi: Kamuoyuna bazı gizli istihbarat belgelerini sızdırma.
Bu doğrultuda İngiltere tarafından yayınlanan gizli bir raporda Rusya'nın Kiev'de kendisine bağlı bir hükümetin parçası olacak bazı kişileri görevlendirme planlarının ayrıntılarına yer verildi. Washington, Moskova'nın savaş için bahaneler sunma planlarını ya da bazı insanların Ukraynalılar tarafından öldürüldüğünü iddia ederek cesetlerinin görüntülerini paylaşmayı içeren ‘sahte bayrak’ operasyonlarını afişe etti.
Bilgilerin yayınlanmasının ardından Batı istihbarat departmanları, bunun Moskova'nın işgali kendi halkı ve diğer ülkeler karşısında ‘bir savunma adımı’ olarak haklı gösterme ihtimalinin önünü kestiğini açıkladı.
Eski İngiliz Dışişleri Bakanı William Hague, Times gazetesi için kaleme aldığı yazıda şu ifadelere yer verdi:
“Rusya'nın eylemleri ve niyetleri hakkındaki gerçeği ortaya çıkarmak, iyi istihbaratın Ukrayna savaşında güçlü bir silah olduğunu kanıtlıyor. İstihbarat, başka bir ülkeyi yaklaşan bir saldırı konusunda uyarmak için kullanıldığında, buna inanmayı reddetmeleri yaygın görülen bir şey. Bunun klasik örneği, Stalin'in Londra'dan gelen çok sayıda kanıta ve tekrarlanan uyarılara rağmen Hitler'in 1941'de Rusya'yı işgal etmeyi planladığını kabul etmeyi ısrarla reddetmesidir. Gizli bilgilerin yayınlanması, Ukrayna savaşında önceki savaşlardan daha önemli bir rol oynuyor. Örneğin, Putin'i kimyasal silah kullanmaktan vazgeçirmek için dünya bunu yapma olasılığı konusunda önceden uyarıldı. Ancak ilk bilgi, düşmanın hareketlerini ve adımlarını izleyen gizli bir kaynaktan gelir.”

İstihbaratlar zorbaları ehlileştirebilir
Batılı istihbarat teşkilatları, 2014'ten bu yana suç faaliyetlerine karışan Rus casuslarını, özellikle de Rusya'nın Askeri İstihbarat Servisi GRU bünyesinde faaliyet gösteren Birim-29155’i tespit etmeye çalışıyor. Sabotaj ve suikast eylemlerinden sorumlu olan bu birim, Ekim 2014'te Çekya ormanlarından birindeki bir mühimmat deposunu yok eden büyük bir patlamanın arkasındaydı. Üzerinden yedi yıl geçtikten sonra olayın aslında Rusya-Ukrayna'ya savaşının altyapısının hazırlamasının da bir parçası olduğu anlaşıldı.
Bu birim, 2018'de İngiltere'nin güneyindeki Salisbury'de de zehirleme operasyonları gerçekleştirdi. Aynı birim Bulgaristan'da bir silah satıcısını zehirlemeye çalıştı. Bu birimin üyeleri, 2014 yılında Ukrayna'dan Rus yanlısı liderlerin çıkarılmasına yardımcı oldu. Batı istihbaratı halen birimi yakından takip etmeye çalışıyor.
Bununla birlikte her bir casusu ayrı ayrı izlemek ve takip etmek çok külfetli bir iş. Ancak Rusya'daki Batılı casuslar uzun süredir 24 saat gözlemlenirken Batı başkentlerindeki Rus casuslar yakın bir şekilde takip edilmiyor. ABD’li bir istihbarat yetkilisinin şu ifadesi durumu özetliyor:
“Sayıları ne kadar çok olursa tam olarak ne yapmak istediklerini öğrenmek de o kadar zorlaşıyor.”
ABD’li casus avcıları da yaptıkları açıklamada “Ruslar, onların varlığına ses çıkarmadığımız için bizimle dalga geçiyor” açıklamasında bulundular. Bu eleştirilere rağmen bazı Avrupa ülkeleri, Kıta genelinde Rus istihbaratının gücünü kırmak için birtakım önlemler aldı. Berlin, Ukrayna'daki savaşın başlangıcından bu yana casusluk yapmakla suçlanan 40 Rus'u sınır dışı etti. Eskiden Almanya'nın operasyonlar için ‘uçak gemisi’ görevi gören yaklaşık 100 Rus istihbarat yetkilisini barındırdığı söyleniyor.
Diğer yandan İngiltere’de Salisbury'deki zehirlenme olayının ardından casuslar sınır dışı edildi. Sadece resmi iletişim için irtibatı sağlayan kimlikleri açık görevliler bırakıldı. ABD’de sınır dışı etme işlemleri, Federal Soruşturma Bürosu (FBI) tarafından toplanan istihbarat bilgilere, bireysel soruşturmalara dayanıyor. Rusya bu hamlelere aynı şekilde karşılık verdi. Aralarında 40 Alman diplomatın da bulunduğu Batılı diplomatları sınır dışı etti. Ancak bu sayı, başkentindeki diplomatik kadronun yaklaşık üçte birini oluşturuyor.
Ukrayna, 2014'ten sonra üst düzey yetkililerinin öldürülmesiyle başlayan şiddetli bir gizli çatışmanın merkez üssü haline geldi.

Cibuti'de istihbarat birimleri yan yana
Cibuti, Afrika'daki en büyük ABD askeri üssüne, Çin'in ilk dış askeri üssüne ve İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ilk Japon askeri üssüne ev sahipliği yapıyor.
İngiliz gazetesi The Telegraph muhabiri Will Brown, “Inside the new Berlin: China and America's awkward dance over cheese and wine in Djibouti's nest of spies” (Yeni Berlin'in içinde: Çin ve ABD’nin casuslar yuvası Cibuti’de peynir ve şarap üzerindeki garip dansı) başlıklı yazısında şu ifadeleri kullandı:
“20’inci yüzyılın başlarında Oslo, 40'larda Kazablanka ve 50'lerde Berlin'di. Bugün ise dünyanın casusluk başkentinin, az bilinen Afrika ülkesi Cibuti olduğunu söyleyebiliriz (...)Nüfusu 1 milyondan az olan bu ülke son 10 yılda, yeni dünya düzeninin küçük bir evreni haline geldi. Eski Batılı güçlerin Çin'in yükselen gücüne karşı nüfuz için yarıştığı bir pist ve casus yuvasına dönüştü.”
Brown yabancı bir diplomatın “Herkes ne yaptığınızı biliyor. Hiçbir şeyin özel olarak kalmamasına alışmak zorundasınız. Burada herkes komplo kuruyor. Bu ulusal bir eğlence” dediğini aktardı ve sözlerni şöyle sürdürdü:
“Batılı yetkililer, Çin'in çok gizli tesisinin patlamalara dayanıklı beton duvarlarının arkasında 10 bin Çinli asker olabileceğini tahmin ediyor. Ancak dışarıdan gelenler için dikenli tel ve gözetleme kulelerinden oluşan yapı gizemli bir şekilde ıssız görünüyor. İçeriden biri çıkacakmış gibi görünmüyor (...) 2018'de ABD uçakları tesise çok yaklaştığında, Çinliler ABD pilotlarının görüşünü engellemek için askeri sınıf lazerler kullanmışlardı.”



Fed Başkanı Warsh, Trump'ı öfkelendirmeden faizi nasıl artırdı?

Trump, Warsh'un Fed başkanlığı için "en doğru seçim" olduğunu savunmuştu (Reuters)
Trump, Warsh'un Fed başkanlığı için "en doğru seçim" olduğunu savunmuştu (Reuters)
TT

Fed Başkanı Warsh, Trump'ı öfkelendirmeden faizi nasıl artırdı?

Trump, Warsh'un Fed başkanlığı için "en doğru seçim" olduğunu savunmuştu (Reuters)
Trump, Warsh'un Fed başkanlığı için "en doğru seçim" olduğunu savunmuştu (Reuters)

ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Kevin Warsh'un faiz artırma kararının yankıları sürüyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Fed başkanlığına aday gösterdiği Warsh'un liderliğindeki banka, çarşamba günkü kararla Temmuz 2023'ten bu yana ilk kez faiz artırımına gitmişti.  

Politika faizinin 25 baz puan artışla yüzde 3,75-4 aralığına yükseltildiği karar 12 üyenin oy birliğiyle alınmıştı.

Warsh, "Gerçek şu ki enflasyon çok yüksek ve çok uzun süredir böyle" derken, Fed'in enflasyonla mücadeleyi etkin şekilde sürdüreceğine yönelik öngörüler de güçlendi.

Diğer yandan Fed'in kararı, Trump'ın uzun süredir faizin düşürülmesi için bankaya baskı yapmasının ardından geldi.

Wall Street Journal'ın analizinde, ABD Başkanı'nın sözkonusu faiz artışına beklendiği kadar sert tepki göstermediğine dikkat çekiliyor.

Cumhuriyetçi lider, ilk açıklamasında "ABD'de faiz oranları yüzde 1 olmalıdır" demiş, daha sonra da Warsh'a güvendiğini fakat Fed başkanının "zorluk çıkaran" bir Federal Açık Piyasa Komitesi'yle (FOMC) uğraştığını savunmuştu. Komite üyelerini de "bir avuç politikacı" diye nitelemişti.

Analizde, Cumhuriyetçi liderin ılımlı tepkisinin "Beyaz Saray'la Fed arasındaki ilişkinin Warsh döneminde değiştiğinin şimdiye kadarki en açık işareti olduğu" belirtiliyor.

Trump, faiz kararı öncesinde Warsh'la telefonda görüştüğünü de söylemişti. WSJ'nin aktardığına göre bu görüşme yönetimden bazı üst düzey yetkililerin haberi olmadan gerçekleştirilmiş.

Warsh ise basın toplantısında Trump'la yaptığı görüşmeler hakkında konuşmayı reddetti ve faiz artışının Fed'in kendi değerlendirmelerinin sonucu olduğunu söyledi.

Kararın "soğukkanlı, ciddi ve sorumlu" bir şekilde alındığını belirten Fed başkanı, mayısta göreve geldiğinden beri bu konu üzerinde çalıştıklarını ifade etti. Warsh daha önce kararlarını siyasi hedeflerle değil ekonomik koşullardan hareketle vereceğini belirtmişti.

Öte yandan Trump'la Warsh arasındaki yakın ilişkinin uzun sürmeyebileceğine işaret ediliyor.

Fed'in kasımda düzenlenecek ara seçim öncesinde ekimde yeniden faiz artırması halinde Cumhuriyetçi liderin, Fed başkanı üzerindeki baskıyı artırmaya başlayabileceği yazılıyor.

CNN'in analizindeyse Fed'in siyasi baskı altında olduğu algısının güçlenmesi durumunda piyasaların bankaya güveninin sarsılabileceğine, enflasyon beklentilerinin değişebileceğine dikkat çekiliyor.

Reuters ise kararın oybirliğiyle alındığını hatırlatarak, yatırımcıların bunu Fed'in enflasyonla mücadeleyi sürdürdüğünün ve bağımsız hareket ettiğinin işareti olarak gördüğü yorumu yapılıyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, CNN


Berlin'de solun yükselen yıldızı Elif Eralp: Politikalarımız kazanmalı

"Berlin'de güçlenirsek, politikalarımız da kazanır" diyen Elif Eralp'in seçimlerde SPD ve Yeşiller'in desteğine de ihtiyacı olacak (AFP)
"Berlin'de güçlenirsek, politikalarımız da kazanır" diyen Elif Eralp'in seçimlerde SPD ve Yeşiller'in desteğine de ihtiyacı olacak (AFP)
TT

Berlin'de solun yükselen yıldızı Elif Eralp: Politikalarımız kazanmalı

"Berlin'de güçlenirsek, politikalarımız da kazanır" diyen Elif Eralp'in seçimlerde SPD ve Yeşiller'in desteğine de ihtiyacı olacak (AFP)
"Berlin'de güçlenirsek, politikalarımız da kazanır" diyen Elif Eralp'in seçimlerde SPD ve Yeşiller'in desteğine de ihtiyacı olacak (AFP)

Almanya'nın başkenti Berlin'de 20 Eylül'de yapılacak Eyalet Meclisi seçimleri öncesinde Sol Parti'nin (Die Linke) Türk asıllı adayı Elif Eralp'in aldığı destek gündemde.

Kamu yayıncısı ZDF'nin 14-17 Eylül'de 1611 seçmenin katılımıyla Berlin Eyalet Meclisi seçimine ilişkin düzenlediği ankete göre Sol Parti yüzde 22, Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) yüzde 20, Almanya için Alternatif (AfD) Partisi yüzde 18, Yeşiller yüzde 15 ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) yüzde 12 oy oranına sahip.

Ankette Berlin eyalet başbakan adaylarının aldığı destek oranları da belirlendi. Sol Parti'den Elif Eralp yüzde 25, CDU'dan Stefan Evers yüzde 24, Yeşiller'den Werner Graf da yüzde 12 destek aldı.

Financial Times'ın analizinde Eralp, New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani'ye göndermeyle “Berlin'in Mamdani'si” diye niteleniyor.

ABD'nin en büyük sosyalist örgütü Amerika Demokratik Sosyalistleri'ne (DSA) üye Mamdani, geçen yılki belediye başkanlığı seçimlerini kazanarak New York'u yöneten ilk Müslüman ve ilk Hint asıllı Amerikalı olmuştu.  

Seçimleri kazanması halinde 45 yaşındaki Eralp de 3,9 milyon nüfuslu Berlin'in ilk Türk kökenli belediye başkanı olabilir. 1980 darbesinin ardından Türkiye'den kaçan sol görüşlü bir ailenin kızı olan Eralp, 2017'de radikal sağcı AfD'nin Federal Meclis'e ilk kez girmesiyle Sol Parti'ye katıldığını söylüyor.

Mamdani'yle benzer şekilde göçmen kökeni, genç seçmenlere hitap eden tarzı ve sosyalist politikalarıyla öne çıkan Eralp, New York Belediye Başkanı'nın kampanya stratejistinin ilkbaharda Berlin'de kendisi ve partisine danışmanlık yaptığını belirtiyor.

Berlin'de konut arzındaki yetersizlik ve kira maliyetlerindeki artış, seçim kampanyasının temel tartışma konuları arasında yer alıyor.

Sol Parti, konut politikası kapsamında kira sınırlamalarının güçlendirilmesi, sosyal konutların artırılması ve tatil amaçlı kiralamalara yönelik kısıtlamalar getirilmesi gibi politikaları savunuyor.

Parti, şirketlere ait 220 bin konutun kamulaştırılmasını ve kamuya ait yaklaşık 400 bin konutta kira tavanı uygulanmasını istiyor. Planın maliyetine ilişkin tahminler 7 milyar ila 36 milyar euro arasında değişiyor. Die Linke, maliyetin belediyenin elde edeceği kira gelirleriyle zaman içinde karşılanabileceğini savunuyor.

Sol Parti, Gazze savaşı nedeniyle İsrail'e yönelik sert eleştirileriyle de öne çıkıyor. Analize göre parti Ukrayna savaşı konusunda da Rusya'ya daha yakın olan eski çizgisinden uzaklaştı. Moskova'ya yönelik bazı yaptırımların desteklendiği ancak Kiev'e silah gönderilmesine karşı çıkıldığı ve NATO'nun dağıtılmasının istendiği aktarılıyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Euractiv


İran, İsrail'in vurduğu nükleer tesisi yeniden mi inşa ediyor?

ABD ve İsrail, İran'ın nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğini öne sürse de Tahran yönetimi iddiaları defalarca reddetmişti (Reuters)
ABD ve İsrail, İran'ın nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğini öne sürse de Tahran yönetimi iddiaları defalarca reddetmişti (Reuters)
TT

İran, İsrail'in vurduğu nükleer tesisi yeniden mi inşa ediyor?

ABD ve İsrail, İran'ın nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğini öne sürse de Tahran yönetimi iddiaları defalarca reddetmişti (Reuters)
ABD ve İsrail, İran'ın nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğini öne sürse de Tahran yönetimi iddiaları defalarca reddetmişti (Reuters)

ABD'li araştırma kuruluşunun incelemesine göre İran, İsrail'in bombaladığı nükleer tesisi yeniden inşa ediyor.

Washington merkezli Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü'nün perşembe yayımladığı araştırmada değerlendirilen uydu görüntülerine göre İran, Tahran'ın yaklaşık 30 kilometre güneydoğusundaki Parçin askeri kompleksinde bulunan Taleghan 2 tesisinde kapsamlı onarım çalışmaları yürütüyor.

Tesis, Ekim 2024'te İsrail ordusunun düzenlediği saldırıda hedef alınmıştı. ABD ve İsrail'in bu yıl 28 Şubat'ta başlattığı savaşta da tesis tekrar İsrail Hava Kuvvetleri tarafından martta bombalanmıştı.

13 Eylül tarihli uydu görüntülerinin incelendiği araştırmada şu ifadelere yer verildi:

İnşaat sahasının her yerinde yoğun faaliyetler gözlemleniyor. Damperli kamyonlar, buldozerler, beton pompası taşıyan kamyonlar, beton karıştırıcıları ve vinçler dahil olmak üzere inşaat araçları, tesisi yeniden inşa etmek için aktif olarak çalışıyor.

Araştırmada, tesisteki ilk onarım çalışmalarının Haziran 2026'da gerçekleştiği, İsrail'in Taleghan 2'ye yönelik saldırıda kullandığı sığınak delici bombaların neden olduğu hasarın giderilmeye çalışıldığı belirtiliyor. Muhtemel hava saldırılarına karşı ek korumaların inşa edildiği de aktarılıyor.

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), İran'ın bu tesisi 1990'ların sonlarından 2003'e kadar süren ve gizli nükleer silah programı olduğu savunulan AMAD Projesi kapsamında inşa ettiğini iddia ediyor. İsrail ordusu, tesiste "ileri seviye patlayıcılar geliştirildiğini ve hassas deneyler yürütüldüğünü" iddia ediyor. Diğer yandan Tahran yönetimi, nükleer silah geliştirdiğine dair iddiaları defalarca reddetmişti.

ABD ve İsrail, geçen yıl 13 Haziran'da İran'a saldırı başlatmıştı. ABD-İran nükleer müzakereleri sırasında düzenlenen ve 12 gün süren saldırılarda, İran'ın uranyum depoladığı düşünülen nükleer tesisler hedef alınmıştı.

Diğer yandan İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, bu hafta düzenlenen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın 70. Genel Konferansı'nda yaptığı konuşmada, İran'ın tehditler nedeniyle nükleer tesislerini korumak istediğini ancak bunun Batı medyası tarafından tesislerde gizli faaliyetler yürütülüyormuş gibi çarpıtılarak aktarıldığını belirtmişti.

İran'ın nükleer enerjiyi sağlık, tıp ve tarım gibi alanlarda kullandığını fakat silah geliştirmediğini vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Times of Israel, Iran International, Tesnim